Site rengi

Tasarım

Filistin maskeli hilafet kalkışması

14.01.2024
245
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Yılın ilk günü, İstanbul’da, Galata Köprüsü’nde, Cumhuriyet ve Laiklik düşmanı bir gösteri yaşandı. Anayasanın başta Laiklikle ilgili düzenlemeleri ve 174’üncü maddesi ile güvence altında bulunan “Devrim Kanunları”na meydan okuma amacı taşıyan bu eylemde, Ortaçağcı güruh “Filistin maskesi” kullandı.

Sözde “Filistin’e destek” adı altında camilerde toplanıp Hilafet çağrıları yapıldı. Bazıları da bu fırsatı değerlendirerek sosyal medya hesaplarında bu kalkışmayı yaygınlaştırmaya çalıştı. Hatta Anıtkabir’e kadar giden bir meczup; “Lanet olsun Cumhuriyet’e, şeriat gelecek!” diye slogan attı. Bu arada belirtelim ki; yıllardır Mustafa Kemal’in kalpaklı resmine ve “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” sözüne yasak koyan Anıtkabir yetkililerinin, bu gibi irticacılara yol vermekle kime hizmet ettiklerini bir kez daha görmüş olduk.

Ortaçağcı irticacılar gemi iyice azıya aldılar.

Değişik platformlarda; “Geliyor gelmekte olan, hiçbir güç, hiçbir kuvvet bu gelişi durduramayacaktır”, “Hilafet geliyor kaldır sancağı Kelime-i Tevhid”  sloganlarını ve  “Yürüyor hilafete Hizb-ut Tahrir” sözlerinin geçtiği şarkılı yürüyüşten görüntüler paylaştılar.

Bütün bu eylemlerde Laik Cumhuriyet’e meydan okuma ve toplumun nabzını yoklama hesabı vardır. Aynı zamanda bu hareketler, meczuplaşmış yandaşlarını Laik insanlarımıza karşı kin ve düşmanlığa teşvik etme amaçlıdır.

Tayyip’in oğlu Bilal’ın TÜGVA’sı ve çeşitli dernekler tarafından organize edildiği söylenen bu hilafet kalkışmasına Tayyip’in damatları ve kızları ile AKP’li milletvekilleri, bakanlar, belediye başkanları ve bürokratlar katılmıştır.

Yani bu gerici kalkışma devletin bütün olanakları kullanılarak organize edilmiştir.

Öyle ki, İstanbul’da şimdiye kadar miting alanları olarak gösterilen Yenikapı, Maltepe vb. alanların değil de Galata Köprüsü’nün seçilmesi bile rastlantı değildir. Bu köprüde miting demek; İstanbul’da Sirkeci, Eminönü, Unkapanı, Perşembe Pazarı, Beşiktaş ve Karaköy’den köprüye çıkan bütün yolların kapatılması anlamına gelir.

Oysa 1977’den bu yana şehitler verilerek İşçi Sınıfının 1 Mayıs Alanı yapılan (ve Galata Köprüsü kadar güvenliksiz olmayan) Taksim’i; birçok yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen 2012 yılından beri İşçi Sınıfına ve Devrimcilere yasaklamaktalar.

Sözde Filistin davasına sahip çıkar görünerek her yeri kendilerinin miting alanı olarak görmekteler. Böylesi bir organizasyon için 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası kapsamında İstanbul Valiliğine bir başvurunun yapıldığını dahi sanmıyoruz.

Kaldı ki AKP’sinden tutun da bütün Ortaçağcı örgütlerin sözde Filistin’i destekler görünmeleri sahtedir, ikiyüzlüdür. Devletin İsrail’le bütün ticari ilişkilerinin kesintisiz sürdürüldüğü, ABD’nin İsrail’i korumaya yönelik bir füze kalkanı olarak kurduğu Kürecik’in ve diğer üslerin faaliyetlerinin devam ettiği, Ceyhan Boru Hattı’ndan İsrail’e akaryakıt sevkiyatının kesintisiz yapıldığı bir dönemde, bunların aylar sonraki sahte gösterilerle “boykota devam etmeliyiz” türünden çağrılar yapmaları büyük bir yalandır.

İsrail’in Gazze katliamının üzerinden üç aya yakın bir süre geçmiştir. Bu kadar zaman sonra böyle bir kalkışmaya niçin ihtiyaç duyuldu dersiniz?

En başta emekçi halkımızı can evinden vuran İşsizlik ve Pahalılık cehenneminden kaynaklanan acıları, ıstırapları unutturmak için dikkatleri başka yerlere, mistik alanlara çekmek istiyorlar.

Devamında ise Suudi Arabistan’da oynatılmak istenilen Türkiye Kupası olayında taraftarların gösterdiği direnç sayesinde toplumda bir anda oluşan Laik, Cumhuriyetçi ve Mustafa Kemalci duyarlılık karşısında gündemi değiştirmeyi amaçlıyorlar.

Bunu yaparken dahi işleri güçleri takiyye, yalan dolan.

Hep yaptıkları gibi, karınlarında sakladıkları düşünceyi açıkça söylemek yerine, maskelendirerek ifade etmekteler… Yoklama çekmekteler… Nabız ölçmekteler…

Tabiî bir de ellerine geçirdikleri devlet olanaklarını fütursuzca kullanıp bütün insani-ahlaki değerleri ayaklar altına almaktalar. Yürürlükte olan yasaları hiçe saymaktalar.

Filistin bahanesiyle Galata Köprüsü’nde Hilafet gösterisi yapanlar, yaptıranlar, göz yumanlar; Anayasayı ve Devrim Kanunlarını İhlal, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama, Kanunlara Uymamaya Tahrik suçlarını işlemişlerdir.

Bu kalkışmayı organize edenler devlet olanaklarıyla halka zulmettikleri yetmiyormuş gibi hilafet çağrılarıyla da Laik Cumhuriyet’e meydan okuyorlar.

İstanbul’daki Ortaçağcı kalkışmaya karşı Meclisteki “Üretilmiş Muhalefet” yine sessiz kalmıştır; suç duyurusu yapmak yine bize kaldı ve dosyalarını açtık.

Filistin’in kurtuluşunu hilafete ısmarlayanlar da çok iyi biliyor ki; Hamas da kendileri gibi aynı Ortaçağcı özlem içinde olan bir örgüttür. Dahası Hamas’ın İŞİD’le, El Nusra ile Taliban ve benzerleriyle hiçbir farkı yoktur. Bizdeki kendilerini “cemaat” ya da “tarikat” diye adlandıran her türden tekke ve zaviye de öyledir.

Bunların bütün amaçları, HKP Genel Başkanı Sayın Nurullah Efe Ankut’un dediği gibi; “Halkımızı 1400 yıldan bu yana üzerine bir kâbus gibi çöken Ortaçağın karanlığının dogmaları ve Arap Yarımadası’nın Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının çürümüş ahlâkı ile ‘Allah’la aldatmak’tır.”

Diğer yandan AKP dahil her biri bir Ortaçağcı Din Derebeyi olan bu ticaniler birbirleriyle de sürekli mücadele içindeler. Bunların hepsi birbirini “dinden çıkmış zındık” diye niteler.

Aralarındaki iktidar mücadelesinde birbirlerini yok etmekten çekinmezler…

Demokrasiyi ise “küfür rejimi” olarak görürler.

Varsayalım ki, istedikleri Hilafet hortlatıldı; ortaya onlarca halife adayı çıkar.

AKP’lilerin sandığı ya da Tayyip’in hayal ettiği gibi, herkes Tayyip’in halifeliğinde hizaya geçmeyecektir. Tam tersine kimse halifeliği Tayyip’e bırakmak istemeyecektir. Her tarikat lideri zaten bir halifedir, kendilerine göre. Hatta Cemalettin Kaplan’ın 1984 yılında Almanya’da ilan ettiği ve şimdi İstanbul’da yaşayan oğlu Metin Kaplan’ın liderliğini (ya da halifeliğini) devraldığı bir “Hilafet Devleti” bile var hâlihazırda.

Tayyip’in halifeliğini kabul edecek kaç örgüt ve devlet olabilir ki?

Zaten bunlardan bazıları Tayyip’e “tağut”(*), hükümetine ise “tağutî rejim” diyorlar.

Ama bu toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan Halkımız; onca baskı ve zulme karşın hâlâ ülkenin kurucu lideri Mustafa Kemal ve Laikliğe bağlı, Cumhuriyet’in değerlerini savunmaktadır.

Öyle yoklama falan çekmesinler.

Meydan boş değil…

Bu topraklarda 100 yıl önce Batılı Emperyalistleri ve onların yerli işbirlikçisi Hilafet ve Saltanatı yenmiş ve tüm mazlum milletlere umut kaynağı olmuş Kuvayimilliye geleneği yok edilememiştir, edilemeyecektir.

Tıpkı Birinci Kuvayimilliye’de olduğu gibi İkinci Kuvayimilliye Savaşı’mız ile Emperyalistler, yerli işbirlikçileri ve dahi tüm Ortaçağcı Ticaniler bir daha dönmemek üzere Tarihin çöplüğüne gönderilecekler.

03 Ocak 2024

 

(*) Tağut:

1- İnsanları Allah’ın emir ve yasaklarından uzaklaştıran.

2- İleri derece sapkınlık durumu olarak haddin aşılması, dinin emirleri dışına çıkarak küfre girme.