Site rengi

Tasarım

Laik ve Bilimsel Eğitimi katledip Laik Cumhuriyet’i yıkanlar

14.01.2024
277
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

 

17 Aralık 2023, TBMM Genel Kurulu, bütçe görüşmelerinde kürsüde AKP’giller’in Eğitim Bakanı Yusuf Tekin. Laik Cumhuriyet’ten eser bırakmadıklarını şöyle höykürmekteydi:

“Sizin tarikatcemaat dediğiniz, bizim STK dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Ve ben bu protokollerle bize hizmet eden, destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla da protokol yapmaya devam edeceğiz.” , “Sayın Vekil, o sizin yaşadığınız Türkiye eski Türkiye. Ora bitti. Vedalaşın. Uyanın, uyanın. Türkiye artık bambaşka bir ülke. Siz totaliter tavırlarınızla insanların dinine, inancına, eğitimine, yaşantısına müdahale ettiğiniz Türkiye yok artık. Bunu görün, uyanın.”

Konuşmanın basına yansımasının ardından gelen tepkiler ve suç duyuruları üzerine, AKP’giller’in 21 yıldır el ele, kol kola vererek Laik Cumhuriyet talanlarını birlikte sürdürdükleri yüzlerce cemaat ve tarikat örgütlenmesini çatısı altında toplayan “Milli İrade Platformu”, benzer hain söylemlerle Yusuf Tekin’e destek açıklaması yaptı. (https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/menzil-kadem-ensar-nur-ismailaga-milli-egitim-bakani-yusuf-tekin-2154445)

Bu söylemlerin ardındaki 21 yılın özeti, geldiğimiz nokta neydi?

Bir ABD-AB-İsrail yapımı proje partisi olan ve ülkemiz için Yeni Sevr demek olan BOP çerçevesinde 21 yıl önce iktidar koltuğuna oturtulan AKP’giller; Genel Başkan’ımız Sayın Nurullah Efe Ankut’un yıllardır yılmadan, bıkmadan, usanmadan her yazısında, her konuşmasında açıkladığı gibi Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın zaferi üzerine inşa edilen Mustafa Kemal’lerin, İnönü’lerin Laik Cumhuriyet’ini yerle yeksan etti. O Cumhuriyet’in hiçbir kurumundan, hiçbir ilkesinden eser bırakmadı bu Ortaçağcı gerici, kriminalize suç örgütü. Her biri birer Din Derebeyliği olan tarikat ve cemaatlerle el ele vererek ülkemizi 1400 yıl öncesinin köleci Arap Toplumunun kör karanlıklarına sürüklüyorlar. Sınıf karakterleri, sınıf çıkarları böyle emrediyor onlara. Düşman belleyip yıktıkları Laik Cumhuriyet’in yerine Ortaçağcı Faşist Din Devleti’ni inşa ediyorlar tüm hızlarıyla.

Bu halk düşmanı, vatan satıcı, vurguncu, talancı iktidar, Laik Cumhuriyet’i yıkmak, özlemini çektiği Ortaçağcı Faşist Din Devleti’nin önündeki engelleri kaldırmak için ilk günden itibaren çok planlı olarak harekete geçti.

Hain planlarının işleyebilmesinin en önemli ayağını, çocuklarımızın, gençlerimizin, insanlarımızın düşünemez, sorgulayamaz, akıl yürütemez, beyinleri dumura uğratılmış müritler haline getirilmesi oluşturmaktaydı.

Eğitim alanında önlerindeki en büyük engel, Mustafa Kemalci ve Laik Cumhuriyet savunucusu, vatansever asker ve siviller tarafından alınan 28 Şubat 1997 MGK Kararları içinde yer alan ve 1997-98 öğretim yılında uygulamaya koyulan “8 Yıllık Kesintisiz Zorunlu İlköğretim” idi. Çünkü 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim, halk çocuklarının erken yaşlarda, 1950’lerden itibaren yeniden pıtrak gibi çoğalan İmam Hatip Okullarına mahkûm olmasının, tarikat ve cemaatlerin pençesine düşmesinin önünü kesen; Öğretim Birliği Yasasının ve Laik eğitimin gereğini yerine getirmeye hizmet eden bir uygulamaydı. İşte bu nedenle diş biliyorlardı 8 yıllık kesintisiz eğitime Tefeci-Bezirgân Sermayenin iktidardaki siyasi temsilcisi, Muaviye-Yezid, CIA-Pentagon-Washington İslamcısı AKP’giller.

Dolayısıyla, iktidara geldikleri 2002 yılından başlayarak, Laik, Bilimsel, Demokratik Eğitim bakımından olumlu sonuçları açık biçimde ortaya çıkan 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi ortadan kaldırma planlarını hazırladılar. İlk büyük darbeleri Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından olan Laik ve Bilimsel eğitime, onun temelini oluşturan Öğretim Birliği Yasasına vurmakla işe başladılar.

Bu şeytani planın ön hazırlığı olarak, yine 28 Şubat Kararlarının sonucu olarak, 1999 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunda yapılan değişikliği ortadan kaldırdılar. 1999 yılında yapılan kanun değişikliği ile “ilköğretimin 5’inci sınıfını bitirenler için tatillerde yaz Kur’an kursları açılır” ifadesi ile Kur’an Kurslarında yaş sınırlaması getirilerek 12 yaş altındaki çocuklarımızın en erken yaşta Ortaçağcı gerici dogmaların tutsağı haline getirilmelerinin önü kesilmişti. AKP’giller, bu yaş sınırlamasının da 28 Şubat sürecinin “demokrasi ile bağdaşmayan bir sonucu” olduğu propagandasını yapıyordu. Türkiye Camii ve Kur’an Kursları Dernekleri Federasyonu, Web sayfasında Diyanetten Sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, Bakanlığa gelir gelmez verdiği ilk talimatın Kur’an Kurslarıyla ilgili olduğu, Kur’an öğrenimindeki ilköğretim 5. Sınıf şartının kaldırılacağı haberini onun şu sözlerini aktararak veriyordu:

“İnsan hakları ve hukuk devletiyle bağdaşmayacak bir şekilde ihdas edilmiş bulunan Kur’an-ı Kerim öğrenimi önündeki engelleri ortadan kaldıracağız. Siz kanunla insanların meşru bir eğitimi almasını yasaklayamazsınız.” (https://www.camiderneklerifederasyonu.org.tr/icerikdetay.php?id=122)

Sonuç olarak, 2011 yılında yapılan değişiklik ile Kur’an Kurslarında kış dönemi için 15, yaz dönemi için 12 olan yaş sınırı ortadan kaldırılmış oldu. Böylelikle, yaz Kur’an Kurslarına bütün ilköğretim öğrencilerinin katılabilmesinin önü açılmış oldu.

Bu değişikliğin ardından 2012-2013 öğretim yılında, 4+4+4 Kesintili Eğitim uygulaması yürürlüğe konularak, 28 Şubat Kararlarının kazanımı olan 8 yıllık Zorunlu Kesintisiz Eğitime son verildi.

İmam Hatiplerin, Ortaçağcı gerici eğitimin önünü açmak, Laik ve Bilimsel eğitime kılıç darbeleri vurarak tamamen ortadan kaldırmak amacını güden hain bir plan olduğu çok açıktı, 4+4+4 kesintili eğitim uygulamasının. Yürürlüğe konacak modelin AKP’giller’in Eğitim Bakanlığı tarafından açıklandığı dönemde sayıları 80’in üzerinde olan Eğitim Fakültelerinden bir tepki gelmedi, gelemezdi. 12 Eylül Faşist Cuntasının ürünü olan YÖK ile birlikte Özerk, Bilimsel, Demokratik kurumlar olma özelliklerinin ortadan kaldırıldığı, kast sisteminin ve biat kültürünün yerleştiği üniversitelerin Eğitim Fakültelerinden, bakkal dükkânı açar gibi açılan ve mürit-yandaş öğretim elemanlarının doldurulduğu Eğitim Fakültelerinden böyle bir karşı duruşun gelmesi mümkün olamazdı. Sisteme karşı hiç değilse kurumsal düzeyde açıklama yapabilen fakültelerin sayısı bir elin parmaklarının sayısı ile sınırlı kaldı: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi, ODTÜ Eğitim Fakültesi. Benim görev yaptığım Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesinde de ne yazık ki kurumsal düzeyde açıklama yapılmadı. Laik, bilimsel ve demokratik eğitime sahip çıkan bir grup öğretim elemanı olarak, konuya ilişkin görüşlerimizi Eğitim Fakültesi binasının önünde basın açıklaması yoluyla kamuoyuyla paylaştık.  (http://www.haberanamur.net/tag/meu-egitim-fakultesi/)

4+4+4 kesintili eğitim uygulaması sürecinde, Laik ve Bilimsel Eğitime yönelik saldırıların önemli bir kısmı “Değerler Eğitimi” maskesi altında yapılmaya başlandı. Örgün eğitim kurumlarımızı tez elden Ortaçağcı gericiliğin kıskacına almayı kolaylaştıracak bu uygulamanın başlangıcı, 2011-2012 eğitim-öğretim yılında okullara gönderilen bir genelge ile yapıldı. Genelgede “Değerler erezyonuna bir çözüm arayışının ürünü” olarak okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretim okullarında ders içi ve ders dışında yapılacak faaliyetleri içermesi beklenen bir proje olarak açıklandı “Değerler Eğitimi”. MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı, Valilikler ve Müftülükler arasında imzalanan protokollerle, HİZMET VAKFI, ENSAR, TÜGVA, İLİM YAYMA CEMİYETİ vb. cemaat-tarikat örgütlenmeleri okulöncesinden başlayarak tüm eğitim kurumlarımıza hücum ettiler. Örnekler çok. Birkaçını verelim: Üyeleri arasında İsmailağa cemaatinden çok sayıda ismin yer aldığı Namaz Gönüllüleri Platformu, Türkiye’nin birçok yerinde okullarda öğrencilere yönelik etkinlikler düzenlediler.  Okulöncesi eğitimde “Dinimi seviyorum, öğreniyorum” gibi projelerle müftülüklerce görevlendirilen kişiler eliyle 4-6 yaş grubu küçücük çocuklarımız onmaz biçimde zihinsel, ruhsal, fiziksel tahribata uğratıldı.

Ortaçağcı gericilik, fırsatını bulunca dur durak bilir miydi? Faşist Din Devleti’nin inşası için Laik Eğitime vurulan bu darbeler yeter miydi?

Elbette, Hayır!

2018-2019 öğretim yılında programların güncellenmesi yaftasıyla dersler kadükleştirilirken, “Değerler Eğitimi”, okulöncesinden başlayarak tüm sınıflarda ders programlarının içine doğrudan dahil edildi. “Kök değerler” şemsiyesi altında tüm derslerde içerikler, Ortaçağcı gericiliği pompaladıkça pompalayacak biçimde yeniden düzenlendi.

AKP’giller’in YÖK’ünün üniversitelerinde, öğretmen adaylarına, AKP’giller’in MEB’inin hazırladığı bu programları nasıl uygulayacaklarının eğitimi verildi.

Kimler tarafından?

Sayıları çok azalmış, namuslu biliminsanı olma niteliğini taşıyan öğretim elemanlarını bir tarafa bırakacak olursak; eğitim fakültelerinin çoğunluk kadrolarını oluşturan; bir bölümü Ortaçağcı gerici, hatta tarikat-cemaat mensubu olan, bir bölümü de ün, makam, poz peşinde koşan sözümona öğretim elemanları tarafından.

Tabiî bu arada “değerler eğitimi” alanında yazılan yüzlerce Yüksek Lisans ve Doktora tezi ile yayınlanan binlerce makaleyi de atlamamak gerek. Merak eden okurlarımız, YÖK’ün herkese açık tez tarama sayfasına girebilir, Google Akademik arama motorundan “değerler eğitimi” anahtar sözcükleriyle arama yapabilir.

Değerler eğitiminde ortam iyice kıvama gelmişti. Gayri okullarda MEB’in öğretmenlerinin yerini manevi danışmanlık adı altında AKP’giller’in imamları alabilir, öğretmenlik mesleğinin altı daha da oyulabilirdi. Bu şeytani projeye afili bir de ad koyuluverdi: ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi)!

Bu proje çatısı altında ardı ardına, her gün bir yenisi eklendi okullarımızı Peşaver Medresleri’ne dönüştüren, şeriat eğitimi veren uygulamaların! Yakın zamanda gündem olan birkaçını sıralayalım: Okulöncesi eğitim kurumlarına mescit açma zorunluluğu getiren genelgeler gönderdiler. Öğrencilerimizi mezarlıklara götürüp mezarları temizlettiler. İmamlar eşliğinde camiye götürülen anaokulu öğrencilerine, camideki cemaate lokum dağıttırdılar.

Ortaçağcı gerici proje bitmez bu “Halkı Allah ile Kandırma” ustası düzenbazlarda.  Depreme ve diğer doğal afetlere karşı bilimin öngördüğü en ufak bir önlemi almayan halk düşmanı, vurguncu iktidarlarının işlediği suçları örtbas etmek için “Din Öğretiminde Dayanıklı Sınıflar Hareketi Projesi” adı altında çocuklarımıza bu tür afetlerin kader ve imtihan olduğu şeklindeki akıl dışı, bilim dışı Ortaçağcı dogmaları dayattılar. “Türk Sosyal Hayatında Aile” adlı ders programı yoluyla, Şer’i Hukukta aile kurmanın şartlarını ayet ve hadislerle öğretmeyi, kızlarımızı kadını yok sayan, onu toplumdan silen kadın düşmanı ideolojilerini gönüllüce kabullenen köleler haline getirmeyi planladılar. Karma eğitime var güçleriyle saldırdılar. Daha neler neler…

2023 Temmuz itibarı ile, AKP’giller’in Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, yaz Kur’an Kurslarının açılışının ikinci haftasında öğrenci sayısının 2 milyona yaklaştığını, sezon sonuna kadar yaz Kur’an Kurslarına katılması beklenen öğrenci sayısının 4 milyon civarında olacağını açıkladı. (https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/35637/yaz-kuran-kurslarimizda-sezon-sonuna-kadar-ogrenci-sayimiz-4-milyon-civarinda-olacak).

Tabiî bu rakamlara bir de Diyanet dışındaki dernekler, vakıflar, şahıslar vb. tarafından açılan tarikat-cemaatlere ait Kur’an Kurslarını eklersek, rakam çok daha büyük olacaktır.

2023 yılı itibarıyla toplam Kur’an Kursu sayısı, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına oranla yüzde 350 artarak 16 bin 672 olarak gerçekleşti. Türkiye’deki toplam Kur’an Kursu sayısı, 2022-2023 eğitim öğretim yılında sayısı 15 bin 918 ile ifade edilen özel ve resmi okul öncesi kurumun toplam sayısını dahi geride bıraktı. https://www.birgun.net/haber/kuran-kurslarinin-sayisinda-akpli-yillarda-tam-4-5-kat-artis-447074.

Çocuklarımızın ve gençlerimizin sağlıklı koşullarda Laik-Bilimsel-Demokratik-Parasız-Eşit eğitim alması için kullanılması gereken para kaynakları Diyanet eliyle oluk oluk Ortaçağcı gericiliğe akıtıldı. “Değerler eğitimi” diye diye, içinde yaşadığımız sınıflı toplumun egemenlerinin çürümüş ahlâkıyla inmelendirildi çocuklarımız, gençlerimiz. Ahlâk diyerek ahlâksızlık, vicdan diyerek vicdansızlık, merhamet diyerek merhametsizlik, sevgi diyerek sevgisizlik toplumu inşa ettiler.

Bu Muaviye-Yezid, CIA-Pentagon İslamcısı halk düşmanı hainlerden derleşik iktidarın tüm yaptıkları ettikleri, sınıf karakterlerinin kaçınılmaz gereğiydi. Başka türlüsü olamazdı.

Peki tüm bunlar olup biterken, sosyal demokrat, sol, sosyalist görünümlü hain Amerikancı muhalefet rolünü nasıl icra etti, nasıl payandalık yaptı? Laik Cumhuriyet’in BOP çerçevesinde AKP’giller tarafından yıkılarak hızla Ortaçağcı Faşist Din Devleti’ne doğru götürülüşüne nasıl hizmet etti?

CHP’nin tepesine çökertilen, Mustafa Kemal’lerin, İnönü’lerin CHP’sini yıkan Tesevci-Sorosçu Kemal; “Laiklik tehlikededir diyemem, altını doldurmak lazım; Din alanında özgürlükleri daha da genişletmek gerektiği görülüyor; Siyasallaşmayan, siyaset yapmayan tarikatlara saygılıyız.”, demeçlerini verip durdu.

Tıpkı Ortaçağcı gericiliğin yaptığı gibi 28 Şubat Kararlarına da, o kararları alan MGK üyelerine de; “28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz. İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz; 28 Şubat olayı demokrasi tarihi açısından sorgulanmalı. Hedefi nedir ortaya konulmalı. Kimsenin sağlıklı bir yargılama sürecine itirazı yok. Bütün darbecilere hesap sorulsun. Sadece apoletlilere değil, sivil darbecilere de hesap sorulsun. Bu süreçlerde hukuk ve adalet varsa, yargı işini siyasetin kuşatması olmadan yapabiliyorsa biz bunun her zaman yanında ve destekçisi oluruz.”, diyerek haince saldırdı.

Kadının özgürlüğünün değil, esaretinin simgesi olan Türban’ı olumlayarak; “Türban sorununu biz çözeceğiz”, dedi. İşi yasa teklifine kadar getirdi Kaçak Saray’ın Reisi Tayyip; onun bıraktığı yerden aldı yürüdü.

Ya Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi ve ona yedeklenen bilumum Sevrci Soytarı Sahte Sol’lar güruhu?

Onlar da aynı; “Askeri vesayetten kurtulmak, inançlara özgürlük, demokrasi, vb.”, hain teranelerini okuyup durdular. Şeyh Said, Said-i Nursi anmaları yaptılar; Diyarbakır’da bir caddeye Şeyh Said’in adının verilmesine ortaklık ettiler; soluduğumuz hava, içtiğimiz su, yediğimiz ekmek kadar elzem olan Laikliğin çanına elbirliği ile ot tıkadılar.

Kısacası değerli okurlarımız; en sağından en soluna kadar, iktidarı ile muhalefeti ile Amerikancılık ortak paydasında birleşen, Emperyalizm Cephesini oluşturan hainler, elbirliği ile katlettiler Laik ve Bilimsel Eğitimi. Elbirliği ile kararttılar yaşamlarını, geleceklerini çocuklarımızın. Elbirliği ile yıktılar Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın zaferi üzerine inşa edilen Laik Cumhuriyet’i.

Bizler, İkinci Kurtuluş Savaşçısı Gerçek Devrimciler; bu toz duman ortamında mücadelemize tüm kararlılığımızla, tüm inancımızla devam ediyoruz. Çünkü bizler, Avusturya İşçi Marşı’nın dizelerinde yer aldığı gibi;

Bu Karanlık Yolun Sonunda Doğacak Güneşi Görüyoruz.