Gel de yazma…

02.03.2015
A+
A-

 

Allah insanı bir kez şaşırtmasın denir ya, Abbas Güçlü de o kapsama giren bir durumda şu günlerde. Şaşırmış ve şaşkınlıkla ne yazdığının farkında bile olmuyor. Bir gün önce söylediğini bir gün sonraki yazısında yalanlıyor.

Tayyip’e düzdüğü ve gerçeği asla yansıtmayan övgülerinin mürekkebi kurumadan, yeni bir saçmalamada bulundu. Şöyle yazdı:

“Akademik literatürümüze yeni kavramlar ekleniyor. Dershanelerin kapatılmasıyla oluşturulan yeni liselerden kimilerine Temel Liseler kimilerine de Hazırlık Liseleri adı verilecekmiş. Hani lise çeşitliliği azaltılıyordu?

“Klasik liseler niye kapatıldı?

“Daha da önemlisi hem dershane hem lise olur mu?..

“Lise eğitimin temel amacının YGS, LYS olmadığını artık kabullenmeli ve sınav odaklı eğitimden vazgeçmeliyiz.

“Hem artık üniversiteye girmek sorun değil ki!

“Son birkaç yıldır, üniversitelerde, hemen her yıl en az 150 bin kontenjan boş kalıyor.

“Yani üniversiteye girmek eskisi kadar zor değil.

“Bu yüzden, öğrencileri, 4 yıl boyunca yarış atı gibi sınava hazırlamak ne kadar doğru?” (Milliyet, 18 Şubat 2015)

  1. Güçlü’nün bu satırları “Nereden baksan tutarsızlık, Nereden baksan ahmakça” oluyor.
  2. Güçlü gerçekten inanıyor mu bu yazdıklarına?

Sanmıyoruz.

O zaman niye yazıyor?..

Yani “artık üniversiteye girmek sorun değil”, “eskisi kadar zor değil.” mi? Gerçekten de “Son birkaç yıldır, üniversitelerde, hemen her yıl en az 150 bin kontenjan boş kalıyor.” mu? Kalıyorsa niye kalıyor? Şu anki Tayyipgiller’in uyguladığı eğitim politikasıyla “(…) sınav odaklı eğitimden” vazgeçilebilir mi? Öğrencilerin herhangi bir üniversiteye, meslek yüksekokuluna ya da açık öğretime girmiş olması bu öğrencilerin mezun olduktan sonra iş bulmalarını sağlar mı? Ya da adı duyulmuş birkaç üniversiteden (Koç, Sabancı, Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ, Hacettepe, İTÜ vb.) mezun olmadıktan sonra iş bulmak kolay oluyor mu? Taşrada hiçbir altyapısı olmayan, eğitim kadrosu yetersiz (bilindiği gibi kimi üniversiteler rektör olarak atanan tek bir kifayetsiz tarafından kurulmuş sayılıyor) üniversitelerden ya da herhangi bir meslek yüksekokulundan mezun olmak üniversite eğitimi almak mı oluyor? 2 milyonu aşkın gencimizin ancak ilk 10 bine girebilenlerinin iyi bir üniversitede okuma olanağı varken, gençler nasıl yarış atı gibi sınava hazırlanmasın? Vb. vb…

Bu yazdıklarının tam tersini, sorduğumuz soruların yanıtlarını ve gerçeği, hem de çıplak, somut gerçeği, 20 Şubat tarihli Milliyet Akademi Eki’ndeki yazısında veriyor bu kez A. Güçlü. Ve bu konuda şunları yazıyor:

İşsizlik, işsizlik, işsizlik

“Gidin kime sorarsanız sorun, Türkiye’nin bir numaralı sorunu işsizlik.

“İşsiz bir yakını olmayan yok gibi.

“Ama bu durum ne siyasetin gündeminde ne de medyanın.

“Peki kabahatlisi kim?

“Maalesef siz, biz, hepimiz.

“Sabah akşam dizi, yarışma ve incir çekirdeğini doldurmayan tartışmalara vakit ayırıyoruz ama işsizliğe zerre kadar kafa yormuyoruz. Böyle olunca da, ülkenin en önemli sorunu kimsenin ilgisini çekmiyor…

“Ateş düştüğü yeri yakar misali, işsiz öğretmenlerle, mühendislerle, iktisadi ve idari bilimler mezunlarıyla ve diğer üniversite mezunlarıyla konuştuğumuzda alev alev yanıyorlar.

“Yıllardır atama bekleyenler var ama nafile…

“Ara insan gücü diyorlar ama meslek yüksekokulu mezunları da işsiz, meslek lisesi mezunları da…

“Kimse kimseyi kandırmasın ve işsizliği ötelemesin, bu konuda çözüm üretsin. Yoksa bu alev hepimizi yakar!..”

Gördünüz mü A. Güçlü’nün iki gün sonra yazdıklarını?

Peki soralım biz de Bay A. Güçlü’ye:

Niye bu kadar işsiz var ülkemizde?

Ve “siz, biz, hepimiz” niye bu işin kabahatlisi, sorumlusu oluyoruz? Ülkeyi yöneten bizler miyiz ki suçlu biz oluyoruz? Bu ülkeyi son 12 yıldır kim yönetiyor? Eğitim sistemini yazboz tahtasına biz mi çevirdik? Çocuklarımızı 4+4+4 Kademeli Eğitim sistemi adı altında İmam Hatiplere biz mi mecbur bıraktık? Kızlarımızı okumaktan biz mi alıkoyduk çıkardığımız yasalarla?

Daha soralım mı Bay A. Güçlü’ye?..

Tayyipgiller’i savunacağım diye tüm bu gerçekleri gizlemek doğru mudur? Namuslu bir aydına yakışır mı?

Eğer bile bile yazıyorsa (ki tüm bu gerçekleri en iyi bilenlerden birisidir A. Güçlü) ona ne denir? Vb. vb…

Ya 4 Kasım 2014 tarihli şu değerlendirmesine ne demeli Bay A. Güçlü’nün?

“Bu arada, bundan böyle, üniversiteye girmek de mezun olmak da eskiye göre çok daha zor olacak.
YÖK Başkanı Yekta Saraç, bu yıldan itibaren üniversiteye giriş sisteminde çok önemli değişiklikler yapılacağını söyledi ve bunları tüm detaylarıyla anlattı.

Bundan böyle, kontenjanı dolmadı diye, en düşük puanlı öğrenciler de üniversiteye giremeyecek.”

  1. Güçlü’nün biri diğerini çürüten görüşlerinden hangisi doğru ve kendisi hangisine inanıyor acaba?

Sözü uzatmayalım. Bay A. Güçlü, Tayyipgiller iktidarını överek, gazetedeki köşesini, bol rakamlı maaşını, ünü, namı kaybetmeyeyim derken bütün kontrolünü kaybediyor ve birbiriyle yüz seksen derece zıt görüşleri birkaç gün içinde savunabiliyor. Tutarsız, çelişik, ahmakça görüşleri görüş diye yazıyor. Yazık…