Gelecek o günler! Göreceğiz o günleri!

14.06.2019
A+
A-
Gelecek o günler! Göreceğiz o günleri!

M. Gürdal Çıngı

İşte içine düştüğümüz/düşürüldüğümüz yürekler acısı durumlar, Tayyipgiller tarafından. Hangi yönden, hangi açıdan, hangi sınırdan baksanız durum aynı:

İçine düşülmüş kocaman bir yalnızlık, her yönden sıkıştırılmış bir devlet, Batılı büyük devletler arasında bir o yana bir bu yana sallanan bir yönetim…

Ama AKP’giller’in umurlarında mı?

Ne atom bombası

Ne Londra Konferansı

Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna;

Umurunda mı dünya?

Yani tam şairimizin, Orhan Veli’nin ünlü “Cımbızlı Şiir”inde söylediği durumdalar.

Tayyipgiller’in umurlarında olan iki şey;

Varsa yoksa iktidar, iktidarın getirdiği nimetler; mal mülk, makam koltuk, nam şan, vurgun ve talan…

Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Kuvayimilliye düşmanlığı, Cumhuriyet’e duyulan büyük kin, Laiklik düşmanlığı, Vatan satıcılığı, Özelleştirmeler, vurgunlar ve talanlar…

Yani hangi konuya el atsanız, hangi konuyu araştırmaya kalksanız Vatan ve Halk düşmanlığı sonucu ortaya çıkan aynı utanç verici durumlarla karşılaşıyorsunuz…

Bunlar siyasi plandaki, görünürdeki olaylar. Bu olayların bir de ekonomik yanı var, her gün hepimizi canevinden vuran, yakıp kavuran…

Yani diyalektik olarak her şey birbiriyle bağlı. Hem de kopmaz bir biçimde bağlı.

 

S-400 Sorunu ve son gelişmeler…

ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 Savunma Sistemini almasından rahatsız. Hem de çok rahatsız. Öyle ki her platformda, her düzeyde yetkilisi aracılığıyla açıklamalar yapıyor, Meclisinde ve Senatosunda karar üstüne karar alıyor. Hatta işi öyle bir noktaya götürüyor ki açıktan, yekten tehdit ediyor, sözde “NATO Ortağıyız”, “stratejik müttefikiz”, “derin dostuz” vb. söylemlerine rağmen…

Ne diyor S-400’ün alımı için?

“Çivisi girerse yaptırımları hayata geçiririz”!

Yetmiyor, basında da adlandırıldığı üzere, ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a “İkinci Johnson Mektubu” gönderiyor. Hem de ne küstahça ifadelerle…

Ya bizimkiler ne yapıyor?

“Birlikte çalışma yapmak istiyorlarmış da, bir teknik komite kurulabilirmiş de… Başkan Trump olur demiş de telefonda, Pentagon, Başkanı sabote ediyormuş da…”

Tayyipgiller’in “Teknik Komite kuralım” önerisine de dönüp bakmıyor bile ABD. Hiçbir şekilde ciddiye almıyor bu öneriyi. Bakın bunu da kim itiraf ediyor:

Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 füze savunma sistemi nedeniyle Ankara ile Washington arasında yaşanan gerginlik sürüyor. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir, S-400’ler konusunda Türkiye’nin ortak bir çalışma grubu oluşturulması önerisi konusunda ABD’nin “hiçbir adım atmadığını” söyledi. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü 5’inci Sanayi Odaklı Bitirme Projeleri Fuarı kapsamında düzenlenen bir etkinliğin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

“Türkiye’nin S-400 konusunda tavrının net” olduğunu vurgulayan Demir, “Biz bu meseleyi bitirdik’ diye defalarca söylendi” dedi. Demir, ABD tarafında S-400’lerin Türkiye’de bulunmasından dolayı teknik bir endişe bulunuyorsa, “Bunu tartışmaya, konuşmaya hazır olduğumuzu defalarca yineledik. Bu konuda bir teknik ekip oluşturup tartışmakla ilgili karşı taraf henüz hiçbir adım atmadı” şeklinde konuştu.” (https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiye-ile-abd-aras%C4%B1ndaki-s-400-gerginli%C4%9Fi-s%C3%BCr%C3%BCyor/a-49130238)

ABD’nin tehditlerinden birisi de ne, en son “Mektup”ta da söylediği?

Türkiye’nin de üretimine katkıda bulunduğu (kimi küçük parçaların üretimini yaptığı) ve satın almak için parasını da peşin ödediği yeni nesil F-35 savaş uçaklarının üretiminden Türkiye’yi çıkaracağı ve satışından vazgeçeceği.

Yine; Bu uçakları kullanacak pilotların ve teknik ekibin (4’ü pilot 42 kişi) ABD’de süren eğitimlerini sonlandıracağı ve bu ekibi 31 Temmuz’dan sonra ABD’den göndereceği idi.

Ancak ABD Yönetimi, 31 Temmuz’u bile beklemedi ve bugün (11 Haziran’da) yaptığı açıklamayla bu eğitimlere son verdiğini duyurdu:

“Pentagon: Türk F-35 pilotları artık Luke Hava Üssü’nde uçmuyor

“ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, Türkiye’den gelen pilotlara yönelik F-35 uçuş eğitimlerinin sonlandırıldığını açıkladı.” (https://www.dw.com/tr/pentagon-t%C3%BCrk-f-35-pilotlar%C4%B1-art%C4%B1k-luke-hava-%C3%BCss%C3%BCnde-u%C3%A7muyor/a-49132247)

Yani gördüğümüz gibi ABD kararlılığını gösteriyor net bir biçimde.

Bir de kafa buluyor ABD’liler:

“Pentagon sözcüsü Mike Andrews, “Bakanlığımız Luke Hava Üssü’ndeki Türk pilotların artık uçmadığının farkında. Türkiye’nin politikasında değişiklik olmadığı sürece, F-35 programına katılımının kademeli olarak sonlandırılması için Türk müttefiklerimizle yakın çalışmaya devam edeceğiz” dedi.” (agy)

Hem eğitimleri sonlandırıyor, ülkemden gidin, diyor, hem de “F-35 programına katılımının kademeli olarak sonlandırılması için Türk müttefiklerimizle yakın çalışmaya devam edeceğiz”, diyor…

ABD’lilerin “yakın çalışma”sı böyle oluyor yani…

Tabiî ABD bir de, eğer Türkiye kararından vazgeçmezse, “ABD’nin Düşmanlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA)”yı hayata geçireceği tehdidinde bulunuyor.

Bunun sonucu ise Türkiye ekonomisi için kriz üstüne kriz demektir, ekonominin felç olması demektir.

ABD’nin bu tehditlerine, Yeni Emperyalist Rusya da anında tepkiler veriyor. Şöyle açıklama yapıyor 7 Haziran tarihinde:

“Rus devlet savunma sanayi şirketi Rostec’in CEO’su Sergey Çemezov, Türkiye’ye S-400 hava savunma sistemi tesliminin 2 ay sonra başlayacağını belirtti.

“Sputnik’in aktardığına göre SPIEF 2019’da Rus NTV televizyonuna konuşan Çemezov, “Her şey yolunda. İki ay sonra teslimata başlayacağımızı düşünüyorum. Ön ödeme yapıldı, kredi verildi. Kredi paralar harcandı, teçhizat üretildi. Ayrıca eğitimi de tamamladık” diye açıkladı.” (https://odatv.com/turkiyeye-ne-zaman-gelecegi-aciklandi-07061912.html)

Rus lider Putin de şöyle övüyor Tayyip’i 7 Haziran’da:

“Avrupa’da bazı ülkelerin kendi başlarına karar veremediklerine dikkati çeken Putin, “Bazı ülkelerin bağımsızlıkları kısıtlanıyor. Şimdi ise TürkAkım projesiyle Avrupa’ya doğal gaz sevkiyat yolları çeşitlenecek.” ifadesini kullandı.

“TürkAkım projesinde Türkiye ile Rusya arasındaki başarılı işbirliğine vurgu yapan Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kuzey Akım projesiyle kaç yıldır uğraşıyoruz? Güney Akım zaten iptal edilmek zorunda kaldı. Türkiye ile TürkAkım’ın inşası konusunda anlaştık ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi iradesi ve ‘delikanlı gibi’ ülkesinin bağımsızlığını gözetmesi sayesinde proje çok hızlı bir şekilde bitme aşamasına geldi. Önümüzdeki aylarda proje faaliyete geçecek. Avrupalı dostlarımız isterlerse şimdi doğal gazı başka bir rotadan alacaklar.”

“ABD’nin, Çinli Huawei şirketini Batılı ülkelerde engellemeye ve Rusya’nın Kuzey Akım 2 projesini durdurmaya çalışmasını ise “ekonomik yağma” olarak nitelendiren Putin, “Bu sonsuz çatışmalara giden bir yol. ABD’nin siyaseti artık bir parodiye dönüştü.” diye konuştu.” (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/putinden-erdogana-ovgu-delikanli-gibi-ulkesinin-bagimsizligini-gozetti-41237677)

Gördüğümüz gibi, Putin damardan(!) giriyor. “Delikanlı” diyerek Tayyip’i en hassas olduğu noktadan yakalıyor, “ülkesinin bağımsızlığını gözet”iyor diyerek, Tayyipgiller’in “antiemperyalist”(!) söylemlerini destekliyor görünüyor. Yani veriyor gazı, veriyor mehteri…

Kısacası ABD ve Rusya Emperyalistleri aralarındaki çıkar savaşlarını, “ekonomik yağma” savaşlarını sürdürüyorlar. Kim daha büyük pay alacak silah satışlarından? Kim ekonomik olarak daha güçlü olacak? Kim kârını katlayacak bu sayede. Kim, hangi ülke üzerinde etkili olacak, hâkimiyet kuracak. Yani yağma savaşını kim kazanacak, bunun peşindeler.

Yoksa Türkiye’ymiş, Suriye’ymiş, Kıbrıs’mış, Sudan’mış, Kırım’mış fark etmiyor onlar için…

 

Türkiye’nin en az 3’e bölünmesinin yolları döşeniyor ABD tarafından…

ABD için tabiî konu çok önemli. Türkiye gibi bir yarısömürgenin, kendi etki alanından çıkıyor, çıkmaya çalışıyor gibi görünmesini bile çok önemsiyor. Çizildiğini hissediyor. Örnek oluşturabileceğini düşünüyor. Bu yüzden konunun üstüne üstüne gidiyor. Türkiye gibi büyük bir silah alıcısını kaybediyor. Pazarını kaybediyor.

Tabiîi bir de bölgedeki gelişmeler açısından önemi çok büyük konunun. “Büyük Ortadoğu projesi (BOP)”, ABD için hayati önemde bir konu. Yüzyıllık sınırları değiştiriyor ABD bu projeyle ve Ortadoğu’daki hâkimiyetini pekiştiriyor. Var olan 22 devletin sınırlarının değişeceğini ve yeni yeni devletler kurulacağını söylüyor, Ortadoğu’ya tümüyle hâkim oluyor böylece. “1000 devletli bir Dünya” amacını adım adım örüyor yani ABD.

İşte bu doğrultuda, bu amaç uğruna bölgeyi kana ve ateşe boğdu, boğuyor:

Irak, Libya ve Suriye…

Bir yandan da yeni savaş alanları açmaya hazırlanıyor: İran örneğinde olduğu gibi.

Ve akabinde, ve bu süreçte sıra Türkiye’ye geliyor…

ABD, Irak ve Suriye’de bunun yollarını döşedi. Hazırlıklarını yaptı. Başarılar elde etti.

Irak’ta, Amerikancı Kürt Devletini kurdurdu. Barzanistan, tümüyle ABD çıkarlarını savunmak için kurdurulan bir ileri karakol oldu.

Suriye’de de bu yönde büyük adımlar attı ABD. Burada da yine Amerikancı Kürt hareketi PKK-PYD-YPG eliyle kısmi de olsa başarılar elde etti.

ABD, AB ve bölgesel işbirlikçileri eliyle kana ve ateşe boğdu Suriye’yi. Böylece oluşan ortamdan yararlanan Amerikancı Kürt Hareketi, Suriye’nin bir kısmında Kantonlar kurdu; Rojava, Afrin, Kobani, Cezire vb. gibi.

PKK-PYD bu “başarıları”, ABD’nin açıktan, yekten, her türlü desteğini arkasına alarak elde etti. Amerikan bayrağı altında, ABD Ordusu’nun yönlendirmesinde, korumasında, kollamasında ve desteğinde, her türlü savaş araç gereçleriyle donatılmış binlerce TIR’la gönderilen mühimmat sayesinde elde etti.

Hem de ABD ve AB Emperyalistlerine, bölgesel işbirlikçilerine karşı antiemperyalist bir mücadele veren, bir savunma savaşı veren Suriye Yönetimi ve Halkına karşı savaşarak elde etti bu “başarıları”(!)

Yazık ki ne yazık!

Bu, başta Kürt Halkı olmak üzere, Türk Halkına, Arap Halkına ve diğer halklara ihanet demektir.

Ama ne yazık ki PKK-PYD bu konuda kaderlerini tümüyle ABD’yle birleştirmiş durumdalar. Gözleri başka bir şey görmüyor şu anda.

Sonuç olarak, ABD bu bölgede ikinci bir Amerikancı Kürdistan Devleti kurma yolunda önemli mesafeler katetmiş durumda.

Şimdi de Türkiye’ye, Türkiye sınırlarında “Güvenli Bölge” kurdurmaya çalışıyor.

Bu “Güvenli Bölge”, kesinlikle Amerikancı Kürt Hareketini korumaya ve garantiye alma girişimidir.

Suriye sınırları içinde oluşturulacak 20-30 kilometrelik bir derinlikteki “Güvenli Bölge”, bunun ötesinde kalacak Amerikancı Kürt Hareketinin devletleştirilmesinin yolunun kat edilmesini çok daha çabuklaştıracaktır.

Bunu önleyecek bircik yol, Suriye Yönetiminin topraklarını yerli yabancı işgalcilerden kurtarması, sınırlarını yeniden korumaya almasıyla mümkün olacaktır.

Suriye Yönetimi, Kürt Halkıyla kardeşçe yaşayacakları bir çözüm üretir (ki bu yöndeki önerisi çok nettir ve samimidir) ve Amerikancı Kürt Hareketi de buna yanaşırsa, Amerikancılıktan vazgeçerse, kaderini Bölge Halklarıyla birleştirirse, halkların yararına gerçek bir çözüm üretilmiş olur.

 

İdlib’de ve Suriye’de son durumlar…

Bildiğimiz gibi, Türkiye, Rusya ve İran, Suriye konusunda ortak girişimlerde bulundular ve “Astana Mutabakatı” diye adlandırılan, Suriye Yönetiminin de onayladığı, bir belge üzerinde anlaştılar.

Burada Rusya ve İran’ın yapmaya çalıştığı, Türkiye’yi, ABD güdümünden çıkarmaktı. Ve bölge halklarının yararına çözümler üretmeye teşvik etmekti. (Tabiî Rusya’nın yukarıda söylediğimiz gibi Yeni Emperyalist oluşunu unutmadan…) Bu doğrultuda da “Gerginliği Azaltma Bölgeleri” kurmaya karar verdiler. Bunlardan birisi de İdlib’di.

Suriye Ordusu’nun, Rus Ordusu’nun ve İran Hizbullah’ının ortak harekâtları sonucu, ABD ve bölgesel işbirlikçileri eliyle yaratılmış IŞİD canavarı yok edildi, yok edilme noktasına geldi.

Bu yok etme işinde, istemeye istemeye de olsa ABD ve işbirlikçisi PYD de rol aldı. Görev aldı. Çünkü dünya halkları nezdinde savunulacak hiçbir yanları kalmamıştı.

Sonuç olarak IŞİD’in elinde Suriye toprağı kalmadı. Ve kaybettikleri topraklardan çekilen IŞİD militanlarının bir kısmı çöle, bir kısmı da İdlib gibi bölgelere geldiler.

Ancak İdlib’de esas olarak Ortaçağcı cihatçı gruplar var; Heyet Tahrir Şam (HTŞ), Ahrar-us Şam, El Nusra, İzzettin Tugayları, Nureddin Zengi grupları, Türkiye’nin aktif olarak desteklediği ÖSO ya da şimdiki adıyla Ulusal Kurtuluş Cephesi (UKC), Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) vb…

Varılan anlaşma uyarınca, ateşkes sağlandı. Türkiye ve Rusya bu bölgede “Gözlem Noktaları” kuracaklardı. Ki kurdular. Türkiye’nin 12 “Gözlem Noktası” var İdlib ve çevresinde.

Muhalif grupları, Türkiye kontrol edecek ve Rus Ordusu’na saldırıları önleyecekti. Ancak AKP İktidarı bunu başaramadı. Başarmak da istemedi tam anlamıyla. Çünkü ruhiyat olarak onlarla aynılar AKP’giller. Aynı Ortaçağcı anlayıştalar…

Sonuç olarak bu yılın başında Heyet Tahrir Şam, Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni yenilgiye uğrattı. Ve neredeyse İdlib’in tamamına hâkim oldu. Ve Rus ve Suriye Ordularına saldırdı sürekli olarak.

Bunun üzerine Rusya ve Suriye Orduları ortak operasyonlara başladılar.

“İdlib’deki son gelişmelerle ilgili konuşan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Hmeymim ve İdlib dahil olmak üzere Rus askerlerinin bulunduğu yerlere saldırıların durdurulması gerekiyor” dedi.

“KREMLİN Sözcüsü Dmitriy Peskov, (…) “İdlib mutabakatı bilindiği üzere bölgede ateşkesin Türkiye tarafından sağlanmasını öngörüyor. Rusya bu bağlamda Türkiye ile koordineli çalışma hususuna büyük önem veriyor” diye konuştu.” (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/rus-askerlerine-saldirilar-durmali-41232545)

Bu saldırılar son günlerde iyice yoğunlaşmış durumda. Suriye Ordusu, vatan topraklarını işgalden kurtarmak, vatanın birliğini sağlamak için kahramanca savaşıyor. Aynen bizim Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi.

Bunun üzerine ABD Emperyalistleri, AB Emperyalistleri ve AKP’giller feryadı basıyorlar ki; “İdlib’de insani felaket var”, diye. Güya masum siviller ölüyormuş saldırılarda. ABD’nin manyak Başkanı Trump, “Dünya bu katliamı izliyor. DURUN”, diye tweet atıyor. AB ülkeleri açıklama yapıyor. Birleşmiş Milletler sözcüleri açıklama yapıyor. Vb. vb…

Siz Suriye’yi işgal ettiğiniz zaman, kana ve ateşe boğduğunuz zaman, milyonlarca insanı mülteci duruma düşürdüğünüz zaman, binlerce, on binlerce insanın hayatına son verirken ne oluyordu? O zaman katliam yok muydu?

Suriye topraklarını, akıllı bombalarınızla, füzelerinizle vururken, yakarken, Tarihini çalıp götürürken iyiydi değil mi?

Şimdi, Suriye Halkı ve Ordusu zafer kazanınca basıyorsunuz feryadı…

Kısacası, İdlib’de sona yaklaşılıyor. İdlib’den bütün Ortaçağcı cihatçı güçler, sapıklar, kan içiciler çıkartılacak. Kurtarılacak Suriye toprakları. Ve sadece İdlib’den değil, tüm ülkenin tek bir santim toprağı kalmayacak kurtarılmamış olarak. Başaracak bunu Suriye Halkı. Hangi bedeli ödemek zorunda kalırsa kalsın. Çünkü haklı onlar. Ve Tarih onları, Vatanlarını kurtaranlar olarak selamlayacak…

Ya “bizim” Tayyipgiller? Ya AKP’giller? Onlar ne olacak?

Onların; Şam’daki “Emevi Camii’nde namaz kılma” hevesleri kursaklarında kalacak. ABD Emperyalistlerinin yağma ve talanları için yok yere hayatlarını yitiren Masum Mehmetçiklerin ahıyla yanıp kavrulacaklar…

ABD ve AB Emperyalistlerine taşeronluklarının cezasını, Bölge Halklarıyla Halkımız arasında yarattıkları kan davalarının cezasını çekecekler bir gün mutlaka…

 

Akdeniz ve Ege Adaları sorunu…

Yazımızın başında da söylediğimiz gibi, AKP’giller’in umurlarında olan Vatan değil. Halkımız değil Ulusal çıkarlarımız değil. Aksine, onlar Vatan satıcılar. Bir zamanlar Tayyip; “Ben adeta vatanı pazarlamakla mükellefim”, demişti, hatırlarız.

Şimdi Kıbrıs’ta da aynı şeyi yapıyorlar. Kıbrıs Halkını ve topraklarını ABD ve AB Emperyalistlerine pazarlıyorlar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin AB’ye girmesi için çaba sarfediyorlar.

Bildiğimiz gibi, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, ada açıklarında bulunan doğalgaz yataklarını işlemeye başladı, ABD’li, İsrailli şirketler aracılığıyla. Çıkan gazı da Mısır aracılığıyla pazarlayacak.

“Doğu Akdeniz’de 9 milyar dolarlık oldubitti… Rumlar’dan ilk satış anlaşması

“(…)

“Doğu Akdeniz’i Türkiye ve KKTC’nin tüm itirazlarına rağmen tek yanlı parselleyerek uluslararası şirketlere kiralayan Kıbrıs Rum yönetimi, ilk doğalgaz gelir paylaşımı anlaşmasını, 2011 yılında Afrodit bölgesinde gaz yatağına ulaşan Amerikan Noble Enerji ile yaptı. Rumlar, bu yatakta üretimin süreceği 18 yılda 9 milyar doların üzerinde gelir elde edecek.

“Rum Enerji Bakanı Yorgos Lakkotripis, Noble Enerji ve İsrailli ortaklarıyla uzun süredir devam eden gelir paylaşımı anlaşmasını tamamladıklarını belirterek, Afrodit yatağından çıkartılacak doğalgazın Mısır’ın İskenderiye kentindeki Idku sıvılaştırma tesisine boru hatlarıyla taşınacağını açıkladı.

“ORTA BÜYÜKLÜKTE YATAK

“Amerikan Noble Enerji, Rumlar’dan parsel kiralayan ilk şirket. Kıbrıs adasının 400 kilometre güneyinde Afrodit adı verilen 12 numaralı parseli kiralayan şirket, 2011 yılında orta büyüklükte kabul edilen (350 milyar metreküp) doğalgaz yatağına ulaştı. Şirket, İsrail’in Delek ve Hollanda merkezli Shell şirketleriyle ortaklık yaptı. Rumlarla yapılan ilk anlaşma elde edilecek gelirin yüzde 62’sinin Rumlara bırakılması yönündeydi. Uzun yıllar süren pazarlıklar sonucunda Rumlar gelirlerinden indirim yaptı ve yüzde 52’ye razı oldu.

“Varılan anlaşmaya göre, Noble Enerji ve ortakları Akdeniz’in ortasındaki yataktan Mısır’a 1.1 milyar dolara mal olacak boru hattı inşa edecek. İlk gaz 2022-2024 yılları arasında Mısır’a ulaşacak. Gaz sıvılaştırıldıktan sonra uluslararası piyasalara satılacak. Petrol varil fiyatlarında gerileme olmazsa, Rumlar her yıl ortalama 500 milyon dolar pay alacak. Yatağın 18 yıl işletim ömrü olduğu tahmin ediliyor.” (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/dogu-akdenizde-9-milyar-dolarlik-oldubitti-rumlardan-ilk-satis-anlasmasi-41237041)

Yani, Kıbrıs’taki hükümranlık haklarımız güme gidiyor.

Zaten yine bildiğimiz gibi, AKP’giller, Yunanistan tarafından işgal ve ilhak edilen 18 Adamızı ve 1 kayalığımızı da hiç sorun etmiyorlar. Onlar için yok hükmünde kalıyor bu adaların işgal ve ilhak edilmesi. Onlar bu konuda sıkıştıklarında da bu adaların Lozan’da Mustafa Kemal ve İsmet İnönü tarafından verildiğini iddia ediyorlar. Hatta Tayyip belge açıklayacaktı bu konuda. Ama, “Kabataş Gelini” yalanında olduğu gibi, bu konuda da hâlâ bir belge açıklayabilmiş değil. Açıklayamaz da zaten…

Ama, sonuç olarak 18 Adamız elden gitmiş durumda.

Sadece adaların gitmesi mesele değil. Adalar demek, Kıbrıs demek; Kara Suları demek, Kıta Sahanlığı demek. Bu da bizim Ege ve Akdeniz’de gemi dolandıramamamız, bayrak gösteremememiz demektir. Bu Adalarda ve denizlerde pasaportla dolaşmamız, demektir.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi o kadar cesaretli ki arkasına aldığı güçlerden ötürü, ada çevresinde doğalgaz arama faaliyeti yapan TPAO’ya ait Fatih sondaj gemisi mürettebatı ve TPAO ile işbirliği yapan şirketlerin 25 çalışanı hakkında tutuklama kararı çıkarabiliyor, 6 Haziran tarihli haberlere göre…

Yani hem suçlu, hem güçlü…

Niye olmasın?

18 Adamızın işgal ve ilhakının hesabını kim veriyor?

Var mı bu Adalar konusunda Halkın Kurtuluş Partisi’nin dışında çaba sarfeden, Ümit Yalım ve birkaç aydını saymazsak?

Yok! Ne yazık ki yok! Ne acıdır ki yok…

Sevrci Soytarı Sahte Sol için, zaten bu emperyalist bir anlayış. Giderse gitsin. Ne olacak ki?..

Onlarda vatanseverliğin, yurtseverliğin, halkseverliğin zerresi kalmamış durumda çünkü. Onlar, PKK’ye angaje olduktan sonra, onun ibrikçiliğini yapmaya başladıktan sonra, kaderlerini onun ellerin teslim ettiler. Onlar da kendi kaderlerini ABD’ye!..

Ne hazin bir durum!

ABD Yönetimi, bir yandan doğalgaz çıkartma işine soyunurken, bir yandan da Rumlara silah satmanın yollarını açmaya başladı. Görüşmeler yapıyorlar. Yani ABD, bildiğimiz ABD!

Bir yandan ülkelerin yeraltı servetlerine sahip çık, yağmala, komşularıyla aralarını aç, düşmanlaştır, sonra da oradan elde ettikleri kırıntı kabilindeki gelirlerine silah satarak el koy!

Yani; hep kazan, hep kazan…

Haydut Devletlik böyle bir şey işte!

 

İşte siyasi plandaki durumlar bunlar… AKP’giller tarafından getirildiğimiz/düşürüldüğümüz durumlar bunlar… Dört bir taraftan kıstırılmış sıkıştırılmış, bunaltılmış haldeyiz ABD Emperyalistleri tarafından. Buna bir de AKP’giller’in Ortaçağcılığını ekleyince Halkımız iyice bunalmış durumda.

Peki bu böyle devam eder mi ilânihaye?

Asla!

1 Mayıs Marşı’mız bunun böyle gitmeyeceğini kanıtıdır:

 

Günlerin bugün getirdiği, baskı zulüm ve kandır.

Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez,

Yepyeni bir hayat gelir, bizde ve her yerde.

 

1 Mayıs, 1 Mayıs işçinin, emekçinin bayramı

Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı.

 

Yepyeni bir güneş doğar, dağların doruklarından,

Mutlu bir hayat filizlenir, kavganın ufuklarından.

Yurdumun mutlu günleri, mutlak gelen gündedir.

 

1 Mayıs, 1 Mayıs işçinin, emekçinin bayramı,

Devrimin şanlı yolunda, ilerleyen halkların bayramı.

 

Ulusların gürleyen sesi, yeri göğü sarsıyor,

Halkların nasırlı yumruğu, balyoz gibi patlıyor.

Devrimin şanlı dalgası, dünyamızı kaplıyor.

 

Gün gelir, gün gelir zorbalar kalmaz gider,

Devrimin şanlı yolunda, kül gibi savrulur gider.

 

Gelecek o günler! Göreceğiz o günleri!