Gıda Zehirlenmeleriyle Çocuklarımızın ve Halkımızın Canına Kastedenlerin Yaptığı Şeyin Taammüden Cinayete Teşebbüsten Bir Farkı Var mı?
Sema Kıvılcım
İstanbul Fatih’te konakladıkları otelde fenalaşarak hastaneye kaldırılan anne, baba ve iki çocuktan oluşan Böcek ailesinin ihmaller zinciri sonucu hayatlarını kaybetmesi kamuoyunda büyük bir tepkiyle karşılandı. Ailenin yemek yedikten sonra otelde fenalaşması üzerine ilk olarak gıda zehirlenmesinden şüphelenildi. Her ne kadar sonrasında yapılan otopsi ve laboratuvar işlemleriyle ailenin otelde haşere ilaçlama için kullanılan ilaç yüzünden hayatını kaybettiği tespit edilse de; ilk şüpheler gıda zehirlenmesi üzerine olunca, gıda zehirlenmeleri yeniden gündem oldu. Kamuoyunda gıda zehirlenmelerine karşı önemli bir duyarlılık ve tepki oluştu.
Gıda zehirlenmeleri; gıdanın uygun olmayan şartlarda depolanması, iyi pişirilmemesi, piştikten sonra uygun olmayan koşullarda, hijyenik olmayan ortamlarda, hijyenik olmayan ekipmanlarla işlenmesi ya da personelin hijyen kurallarına uymaması yüzünden gıdanın mikroorganizmalarla kirletilmesi sonucu ortaya çıkıyor.
Tabiî son aylarda basına yansıyan farklı olaylar da var. Örneğin yine İstanbul Beyoğlu’nda gittiği kafede kahveye su yerine kostik madde katılması sonucu sodyum hidroksit (kostik) zehirlenmesi yaşayarak yoğun bakımda tedavi altına alınan 26 yaşındaki genç kadın gibi…
Gıda ve içecek üretim yerleri, servis ve satış yerlerinde çalışanlara gerekli eğitimlerin verilmemesi, kontrollerin yapılmaması sonucu çalışanların yetkin ve bilinçli olmaması, eğitimsiz ve bilinçsiz personelin su şişesine kimyasal-kostik doldurması ve bir insanın ağır şekilde yaralanmasına sebep oluyor.
Düşük ücretler nedeniyle gıda sektöründe çoğunlukla kalifiye olmayan, eğitim düzeyi daha düşük kişiler çalışıyor. Üstelik işverenler maliyetleri bahane ederek bu kişileri yetkinleştirme, eğitme zahmetine dahi katlanmıyor.
Gıda zehirlenmeleri ve gıda kaynaklı hastalıklar insanda akut ve kronik sağlık sorunlarına sebep oluyor. Bu sorunlar bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklar, yaşlılar veya kronik hastalığı olan kişilerde daha ağır seyredebiliyor ve hatta ölümle sonuçlanabiliyor.
Gıda Mühendisleri Odası da geçtiğimiz günlerde Genel Merkez, Şube ve Temsilcilikler olarak eş zamanlı basın açıklamaları yaptı. Açıklamaya göre, sadece Kasım ayının ilk 3 haftasında 750’den fazla insanımız gıda zehirlenmesi ile karşı karşıya kalmıştır. Basına yansıyan haberlere göre, Kocaeli Gölcük’te bir lisede yedikleri tavuklu pilavdan 30 öğrenci, Gebze’de özel bir lisede kantinden aldıkları tavuk ürününü yiyen 14 öğrenci, Samsun’da bir okul yemekhanesinde hamburger yiyen 5 öğrenci, Karabük’te yardım kermesinde yemek yiyen 28 öğrenci, Kayseri’de bir okulda sucuk festivalinde 80 kişi, Rize’de mevlide gidip yemek yiyen 104 kişi, Bursa’da tavuk pilav yiyen 11 işçi, Trabzon’da düğün yemeği yiyen 100 kişi, Şişli’de bir restoranda yemek yiyen 25 kişi, Gümüşhane’de bir imam hatip ortaokulunda öğle yemeğinde pide ayran tüketen 29 öğrenci, Adıyaman’ın Besni ilçesindeki KYK yurtlarında akşam yemeğinin ardından 70 öğrenci, Sakarya Ferizli ilçesinde açık ceza infaz kurumunda 131 mahkûm, Gaziantep İl Göç İdaresi’ne bağlı Geri Gönderme Merkezinde verilen akşam yemeğinde 56 mülteci gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırıldı.
Açıklamanın devamında, özellikle toplu tüketim yerlerinde artan maliyetler karşısında düşük kaliteli ürün kullanımı, hijyen gerekliliklerinin yerine getirilmemesi, soğuk/sıcak zincirin kırılması, maliyetten kaçınmak için dezenfektan kullanılmaması-yeterli kullanılmaması, yeterli sayıda teknik personel çalıştırılmaması, restoran, büfe, lokanta, fast food noktaları gibi yerlerde de yine düşük kaliteli ürün kullanımı, soğuk/sıcak zincire dikkat edilmemesi, çapraz bulaşıya neden olacak şekilde çalışılması, personel ve alet ekipman hijyeninin yeterince sağlanmaması, gıda üretiminde kullanılan suyun doğrudan tüketime uygun su olmaması, işverenlerin ve bu alanlarda çalışan kişilerin gıda güvenliği konusunda eğitimsiz olması gibi hatalar ön plana çıkmaktadır, deniyor.
Ülkemizde tavuklu pilav, midye, kokoreç vb. riskli gıdalar seyyar olarak satılıyor. Bunların satışından para kazanan vatandaşımızın ekmeğine taş koymak değil derdimiz. Ama bunlar gibi riskli gıdalar başta gelmek üzere, seyyar gıda satışı yapan tüm kişi ve kurumların mutlaka üretim izni alması gerekiyor. Bu izinlerin elbette büyük işletmeler gibi değerlendirilmeden kediye göre budu hesabı, satışı yapacak kişinin/kişilerin ürettiği ürünün miktarına, riskine göre verilmesi, bu kişilerin mutlaka eğitilmesi, soğuk dolap kullanımı gibi olanaklarını iyileştirilmeleri için destek verilmesi gerekiyor.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde bir ekol olan “Sokak Lezzetleri” ülkemizde de önemli bir yere sahip. Ama bunların halk sağlığını riske atmayacak şekilde hijyenik hale getirilerek güvenli ve lezzetli satış noktalarına dönüştürülmeleri gerekiyor. Bu tür satışı yapılan yiyeceklerin evde kendi imkânlarıyla pişirerek değil de ruhsatı olan, güvenli üretim yerlerinden tedarik edilerek seyyar satıcılara uygun fiyatlı sunulması için bir çözüm geliştirilmeli.
Diğer yandan, gıda üretim ve tüketim noktalarının durumu da yaşanan gıda zehirlenmeleri tablosundan anlaşılacağı üzere fecaat. Bu işletmelerin açılış onayını veren ve sonrasında denetlemeye yetkili olan kurum da Tarım ve Orman Bakanlığı. Bakanlık ne yazık ki gıda işletmelerinde yeterli ve etkin denetim yapamıyor. Görünen köy kılavuz istemiyor. Denetimler etkin yapılabilmiş olsa, az önce yukarıda da bahsettiğimiz yüzlerce vatandaşımızı etkileyen gıda zehirlenmelerinin hiçbiri olmazdı.
Devletin okulunda bile çocuklar yedikleri yemekten zehirleniyor, terzi kendi söküğünü dikemiyor. Okulun içinde, çocuklarımızın kolayca eriştiği, en güvenli satış yerleri olması gereken okul kantinlerinde neredeyse hemen her gün onlarca çocuğumuz gıda zehirlenmesi yaşıyor. AKP’giller’in ülkemizi getirdiği durum bu.
Tarım ve Orman Bakanlığının tüm gıda üretim ve tüketim noktalarını gerek açılışından önce gerekse faaliyet süresince risk esasına göre etkili ve yeterli şekilde denetlemesi gerekiyor. Ama denetçi sayısı yetersiz, var olan denetçiler arasında konunun asli unsuru ve en yetkin meslek grubu olan gıda mühendislerinin sayısı azınlıkta. Bakanlık bünyesindeki denetim ekipleri ve denetim ekipleri içerisindeki gıda mühendisi sayıları arttırılmalıdır.
Gıdada yaşanan güvenlik ihlallerinin ve hilelerin önüne geçilememesindeki en önemli etkenlerden bir diğeri ise; yaptırımların yetersizliği ve verilen cezaların caydırıcı olmamasıdır. Ceza alan ya da uygunsuzluk tespit edilen bazı firmalar tekrar tekrar isim değiştirerek gıda sektöründe devam edebiliyor.
En temel insan haklarından biri olan güvenli gıdaya erişme hakkı, AKP’giller tarafından ihlal ediliyor. Gıda üretim ve satış yerlerini yeterli ve etkin bir şekilde denetlemeyerek; gıda zehirlenmeleri ve gıdalarda taklit tağşiş yaparak halkın sağlığına hatta canına kast edenlere hak ettikleri cezaları vermeyerek bu ihlali gerçekleştiriyorlar.
O halde hep söylediğimiz gibi AKP’giller iktidarda olduğu sürece gıda zehirlenmeleri de artarak, kronik bir sorun halinde devam edecektir. Bu yüzden meslek örgütlerine de buna karşı mücadele etmek, kamuda denetçi istihdam sayısını arttırılması için kamuoyu oluşturmak gibi önemli görevler düşüyor.
5 Aralık 2025

