Gidicisin Feyzioğlu…

13.10.2020
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Haziran-Temmuz ayları, Baroların bölünmesine karşı avukat direnişinin yaşandığı günlerle geçti.

Polis saldırılarıyla karşılaşıldı. Saldırılara karşı direnildi. Barikatlar yıkıldı.

Avukat camiasının rahata düşkünlüğüne rağmen sayısı binleri bulan eylemler yapıldı. Eğer hakkıyla ve yeterli örgütlenme yapılsaydı daha da kitlesel olabilirdi bu eylemler, ama olmadı.

Baro başkanları; illerden Ankara’ya yürüyerek “Çoklu Baro” sistemine itirazlarını ülkenin gündemine soktular.

Gerçi barolar; ülkede 18 yıldır katmerlenerek artan haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında yeterli tepkiyi vermemişlerdi. Özellikle yüksek yargının ele geçirildiği 12 Eylül 2010 Referandumu ile yapılan Anayasa değişiklikleri sırasında ve sonrasındaki burjuva demokrasinin biçimcil koşullarından başlıcası olan “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesinin ortadan kaldırıldığı ve adına da “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen diktatoryal sisteme yeterince tepki vermemişlerdi.

Bu tepkinin, en azından Montesquieu’nun 1748’de yazdığı “Kanunların Ruhu” eserinde belirttiği gibi; Yasama, Yürütme ve Yargı erkinin tek elde toplandığı bir sistemde hiçbir zaman özgürlüğün olamayacağı” ve yine 231 yıl önce kaleme alınan 1789 Fransız İnsan Hakları Bildirgesi’nin 16’ncı maddesinde öngörülen; “Hakların güvence altına alınmadığı, kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda Anayasa da yoktur.” kurallarının hatırlatılması ve bunun güçlü propagandasının yapılması düzeyinde kalması bile yüreğimizi soğutmaya yeterdi.

Başta Üniversiteler, Hukuk Fakülteleri olmak üzere Barolar da bu noktada duyarsız kaldılar.

Örneğin; AKP’giller zülfüyare dokununca gündeme gelen Ankara yürüyüşleri, mitingler o zamanlar akla gelmemişti. Daha doğrusu o kadar elini taşın altına sokmamışlardı Sayın Başkanlar.

Kısacası şunu açık yüreklilikle söyleyelim ki; ülkede hukuk katledilip hukuk devleti ve Cumhuriyet’in temel ilkelerinden birisi olan Laiklik ilkesi fiilen ortadan kaldırılırken, Anayasa’nın 138’inci maddesine aykırı olarak mahkemelere emir ve talimatlar gönderilirken, hukukun üstünlüğünün ve hukuk devletinin koruyucu kaleleri olması gereken Barolarımız yeterli refleksi göstermediler.

Öyle ki, Mustafa Kemal’den Halkımıza miras bırakılan Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ)’ye yargı kararlarına (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun Yürütmeyi Durdurma kararına) rağmen Kaçak Saray yapılması karşısında Barolar, Ankara Mimarlar Odasının verdiği saygın mücadelenin yanında yer almadılar. Diğer kamu mallarının yağmalanmasında da öyle…

Yine geçtiğimiz günlerde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun; “tarihi SİT alanlarına kamu hizmet binaları yapılmasının buralardaki bitki örtüsünü, topoğrafik yapıyı, siluet etkisini bozabilecek tahribata yönelik inşai ve fiziki müdahalelerin, tarihi SİT alanlarının doğal yapısı ile birlikte korunması ilkesine aykırılık oluşturduğu” yönündeki kararına bile sahip çıkmadı, çıkamadı Barolarımız.

Zira bu karar uyarınca AOÇ’deki sarayın da ABD büyükelçiliği inşaatının da bir kez daha kaçak olduğu tescillenmiş oldu. Dolayısıyla buraların boşaltılmaları gerekmektedir.

Sonuç olarak; haksızlığın ve hukuksuzluğun asıl kaynağına yönelmeyen eylemlerle gün kurtarılmış oldu. AKP’giller de başlangıçtaki hazırlıklarından milim geri atmadan, TBB Başkanı Feyzioğlu’nun da sarayın soytarılığına soyunmasıyla birlikte paralel-yandaş-çoklu baro düzenlemelerini bir gece yarısında yasalaştırdılar.

Böylece 5000’den fazla üyeye sahip Barolarda 2 bin kişi ile ayrı bir baro kurulmasının ve büyük baroların TBB Genel Kurulu’ndaki delege sayılarının azaltılmasının önü açılmış oldu.

Fakat yandaş baroların kuruluşu beklenildiği gibi ilgi görmedi. Üç büyük ilde 2 bin imzayı bulamadı Truva atları. Durum basına yansıyınca işi hızlandırdılar. İstanbul’da muhtemelen bir kısmı sahte olan 2053 imza ile 24 Eylül 2020 tarihinde TBB’ye başvuru yaptılar. Bu yazının kaleme alındığı anda Ankara ve İzmir’de yeterli sayıya ulaşamamışlardı.

Anayasa Mahkemesi’nin “Çoklu Baro” Yasasının iptaline ilişkin esastan görüşmesini 01 Ekim 2020 tarihinde yapacağı bilindiği halde, Metin Feyzioğlu başkanlığındaki TBB çoğunluğu yapılan başvuruyu alelacele kabul etti.

Oysa 2053 imzanın gerçek olup olmadığının ya da yasal şartları taşıyıp taşımadığının kontrol edilmesi bir günde yapılacak bir iş değildir.

Gerçekten de, TBB kabul kararına muhalefet şerhi yazan Yönetim Kurulu üyelerinin de isabetli olarak belirttikleri gibi bu paralel baro kurucularının; “imzalarının kendilerine ait olup olmadığı, çalıştıkları kurumun İstanbul ilinde olup olmadığı, İstanbul’da bulunduğu ileri sürülen kurum avukatlarının geçici görevle İstanbul’a gönderilip gönderilmedikleri gibi konular araştırılmadan aceleyle” paralel baro başvurusunu kabul etmiştir Feyzioğlu.

Şimdi, TBB Yönetim Kurulu’nda paralel baro başvurusunun kabul edilmesi kararına muhalefet eden dört üyeden birisi olan Av. Asude Şenol’un sosyal medyaya düşen muhalefet gerekçesini aynen okuyalım:

“KARŞI OY AÇIKLAMASI

“İstanbul’da ikinci baro kurulması için 2053 imzalı başvurunun yasal şekil şartlarının bulunduğuna ve bu nedenle kabulüne dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

“Başvuru 24 Eylül 2020 günü saat 16:00 sıralarında yapılmış, yönetim kurulu kararı hemen ertesi gün, 25 Eylül 2020 günü öğleden önceki oturumda alınmıştır.

“Bu süre içinde, 2053 başvurunun yasal şartları taşıyıp taşımadığının incelenebilmesi mümkün olmadığı gibi Başkanlıkça da, daha önce başvuruların TBB tarafından doğrudan alınması için UHAP’taki butonun (yönetim kurulu kararı ile açılmayan ancak yönetim kurulunun oybirliğiyle alınan kararla) kaldırıldığı için yapılamadığı ifade edilmiştir.

“Bu nedenle yönetim kurulunun oy çokluğu ile aldığı karar, başvuruların yasal koşulları taşıdığına ilişkin bir tespit değil bir varsayımın kabulüne dayanmaktadır. Başvuruları, başvurucunun kendi imzasını taşıyıp taşımadığı, çalıştıkları kurumun İstanbul ilinde görevli olup olmadıkları, İstanbul’da bulunduğu ileri sürülen kurum avukatlarının geçici görevle İstanbul’a gönderilip gönderilmedikleri gibi konular araştırılmadan aceleyle karar verilmiştir. Sayısı 5000’in üzerinde olan illerde 2000 başvurucunun imzasıyla ikinci bir baro kurulmasına olanak veren yasa değişikliği, pek çok yönden anayasaya, demokratik hukuk ilkelerine, adil yargılanma, temsilde adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu ve yönetim kurulumuz tarafından da bu görüş açıklanmış olduğu halde, yapılan başvurunun gerçekliği ve hukukiliği araştırılmadan kabulü büyük bir çelişki olduğu gibi bu aykırılıklara katkı koyma niteliği de taşımaktadır.

“Örneğin, İstanbul ikinci baroda, baroya kayıtlı olmayan kurum avukatları, oy kullanıp baro organlarını, TBB delegelerini belirleme hakkına sahip olacaklar, ancak aynı konumda olup ikinci baro için başvurmayan kurum avukatlarının böyle bir hakkı her iki baro için de olmayacaktır.

“Hukuka ve temel ilkelere aykırılığı daha önce yönetim kurulumuzca açıklanan bir yasal düzenlemeye dayanarak yapılan başvuruların, o yasaya bile uygun olup olmadığı araştırılmadan böylece eğer varsa, bu yasa hükmüne bile uymayan, kanuna karşı hile sayılabilecek durumlara ve esasen kabul etmediğimiz çoklu baro kuruluşuna meşruiyet kazandıran yönetim kurulu kararına karşı oy kullanıyorum. “

“Av. Asude Şenol

“TBB Yönetim Kurulu Üyesi”

Görüldüğü gibi, Feyzioğlu yine hep yaptığını yapıyor.

Dört tane yönetim kurulu üyesinin ciddi itirazları var ve ayrıca bu itirazda belirtilen kontrol mekanizmaları da çalıştırılmadan bir gün akşama doğru saat 16:00 sularında getirilen 2053 imzayı ertesi gün öğleden önce yapılan toplantıda kabul edip geçiyor Feyzioğlu.

Peki, nedendir bu acele?

Çünkü, artık Kaçak Saray’a memur yazıldıktan sonra, buranın mukimi gibi kendisi de yasalara uymamayı, mahkeme kararlarına meydan okumayı, hukuku ayaklar altına almayı alışkanlık edindi.

İlkin işe Adli Yıl açılışlarında topuk selamı vermekle başladı.

Sonra da gözünü iyice karartarak, 1136 sayılı Avukatlık Kanununda öngörülen yasal koşullar sağlandığı halde TBB Olağanüstü Genel Kurul taleplerini (yine dört üyenin muhalefetine rağmen) reddetti. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi, ona da uymadı.

Yaptığı bu hukuksuzluklarla ipliği iyice pazara çıktı.

“Çoklu Baro” çıkışıyla son bir koltuğu koruma hamlesi daha yaptılar.

Ama bu da kurtaramayacak…

Uzatmaları oynuyorsun Feyzioğlu…

Tıpkı bir zamanlar, Danıştay kuruluş yıldönümünde seni şamar oğlanına çeviren reisin gibi sen de gidicisin… 28.09.2020

 

Not: Bu yazı kaleme alındıktan sonra ve fakat gazete yayımlanmadan önce Anayasa Mahkemesi; Sarı Baro’lara geçit veren yasayı Anayasa’ya aykırı bulmayarak (oy çokluğuyla) iptal etmedi.

Bu kararıyla AYM; Soylu ve Bahçeli’nin tehditlerine boyun eğmiş oldu.

AYM’nin bu kararının hemen sonrasında ise İçişleri Bakanlığının “tavsiyesi”, Sağlık Bakanlığı’nın “oluru” ve İl Hıfzıssıhha Kurullarının kararlarıyla Baroların bu yılın Ekim ayının ikinci haftasına kadar sonuçlandırılması gereken genel kurulları (Covid-19 salgını nedeniyle) Aralık ayına ertelendi.

Bu, açık bir “kanunsuzluk” örneğidir.

Başta reisleri olmak üzere AKP’giller’in tamamı, salgına karşı hiçbir önlem almadan her türlü kitlesel toplantıyı yaparlar, buralarda toplum sağlığını düşünmezler ama sıra Baro Genel Kurullarına gelince hepsi “halk sağlıkçısı” kesilirler. Kim inanır bunlara?

Öyle ki, kararın açıklandığı gün Tayyip; Konya’da şehir hastanesi açılışı yapıyordu.

İl Hıfzıssıhha Kurullarının bakanlık “tavsiye” genelgesine dayanarak, ne zaman yapılacağı yasa ile düzenlenmiş baro genel kurullarını ertelemesi hukuken mümkün değildir.