Kürt Sorunu, ABD ve Suriye’de gelinen son durum…

13.10.2020
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Hep söylüyoruz, Kürt Sorunu’nu bölgedeki devletler ve halklar olarak biz kendi aramızda demokratik yollarla; eşitlik, özgürlük, kardeşlik temelinde çözmezsek, Batılı Emperyalistler, kendi çıkarları doğrultusunda çözer, diye.

İşte Suriye’de ve Irak’ta yaşanan son gelişmeler bunu bir kez daha netçe gösterdi.

4 parçaya bölünmüş Kürt Ulusu’nun bağımsız, özgür bir şekilde ve kendi devleti içinde yaşama arzusunu, hayalini sömürüyorlar ABD Emperyalistleri ve onlara “Devletçikler” veriyorlar şu anda Irak’ta ve Suriye’de.

Kürt Halkının bu isteği anlaşılabilir ve doğrudur da. Kürt Ulusu, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşının sonunda emperyalistler tarafından 4 parçaya bölünmüştür. Topraklarını 4 devletin sınırları içine dağıtılarak ileride bu devletlerle istedikleri gibi oynamak için bir koz olarak ellerinde tutmuşlardır. Yani bugünleri o günlerden organize etmişlerdir. Bu bilinen bir oyundur. Dünyanın birçok bölgesi emperyalistler tarafından gerektiğinde kullanılmak üzere bu tür böl-parçala-hükmet parolası gereği yapay parçalanmalara uğratılmıştır.

Emperyalistler tarafından 4 parçaya bölünmüş olan Kürt Halkı için kendi kaderini tayin etme isteği yani Evrensel ve Demokratik bir hak olan “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı”nı kullanmak isteği en doğal hakkıdır koşulsuzca.

Ancak bu istek; kendi emperyalist çıkarları için dünyayı kana ve ateşe boğan, ülkeleri işgal eden, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömüren, tarihi varlıklarını talan eden, katleden, tecavüz eden, sakat bırakan, kendinden yana olmayan liderleri katleden, asan ABD Emperyalistleri ve diğer Batılı Emperyalistler tarafından verilen, kurulan “devletçik”lerle ve nihayetinde kurulacak olan “Devlet”le gerçekleşemez. Olmaz, olamaz.

Batılı Emperyalistler, özel olarak da Batılı Emperyalist dünyanın lideri, jandarması ABD; “1000 Devletli bir Dünya” hayali çerçevesinde ülkeleri, devletleri atomuna kadar parçalamaya çalışırken, “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”la Ortadoğu’nun sınırlarını yeniden çizerken, yeni devletçikler yaratırken, bir tek Yugoslavya’dan 7 devletçik çıkarmışken, Latin Amerika Halklarını bölüp parçalarken, Kafkasları bölüp parçalarken, Afganistan’ı, Irak’ı, Libya’yı, Suriye’yi bölerken neden Kürdistan’ı birleştiriyor(?)

İşte bu soruya doğru cevap vermezsek, veremezsek, tarihi bir yanılgı içine düşeriz ve bölgedeki halklarla aramıza kan davası sokarız, onlarca yıl sürecek olan. Denize düşenin yılana sarıldığı gibi sarılırsak ABD Emperyalistlerine, kurtulmuş olmayız. Aksine onların emperyalist çıkarları doğrultusunda bir piyon görevi görürüz. Onların bölgedeki yerel gücü, yerel askeri gücü, kara gücü oluruz, onlar adına bölge halklarına karşı savaşan…

Yeni bir İsrail, Müslüman İsrail oluruz Ortadoğu’da. Başkaca da bir şey olmayız! Tarih böyle gösteriyor bize…

Bir kez daha soralım ve cevaplayalım ki, 4 parça halindeki Kürt Halkı birleşmesin mi? Birliğini sağlamasın mı? Kendi kaderini kendisi tayin etmesin mi?

Elbette birleşsin, elbette birliğini sağlasın, elbette kendi kaderini kendisi tayin etsin.

Ama ABD’nin güdümünde, onun planları, projeleri ve emirleri doğrultusunda, onun çıkarları doğrultusunda değil!

Bildiğimiz gibi Kürt Sorunu’nun iki türlü çözümü vardır:

1- Burjuva çözüm,

2- Devrimci çözüm.

Yukarıda özetlediğimiz çözüm, Kürt Sorunu’nun emperyalist çözümüdür, burjuva çözümüdür.

Oysa Kürt Sorunu’nun bir de devrimci çözümü vardır dediğimiz gibi ve o da şudur:

Kürt Halkı, kısa vadede bulundukları ülkelerdeki devrimci hareketlerle birlikte davranarak, eşit, özgür, kardeşçe yaşanacak bir düzen kurmalıdırlar. Bir Federasyon çatısı altında ya da Özerk Bölgeler şeklinde birlikte bir devlet kurmalıdırlar. Halk İktidarları kurmalıdırlar ve birlikte inşa etmelidirler bu devleti, bu Halk Cumhuriyetleri’ni.

Örneğin biz; “Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti”, diyoruz bu devrimci çözümün adına. Ve Federasyon temelinde birliği öneriyoruz. Elbette buna karar verecek olan Kürt Halkıdır, Kürt kardeşlerimizdir.

Bizim isteğimiz ve dileğimiz, Malazgirt’te, Çanakkale’de, Birinci Kuvayimilliye’de olduğu gibi birlikte savaşmaktır Batılı Emperyalistlere ve onların yerli Antika-Modern Parababalarına karşı… Ve kurmaktır Halk İktidarını.

Suriye’de de böyle olabilir. Başka devrimci çözümler de üretilebilir. Ama yeter ki ABD Emperyalistlerinden bağımsız olsun, onların emperyalist çıkarlarını sağlamak için olmasın. Halkların Kardeşliği temelinde olsun…

 

PKK-YPG-PYD-DSG safını, ilk günden ABD Emperyalistlerinden

ve Ortaçağcı çetelerden yana belirledi

Ancak, işte 4 parçaya bölünmüş Kürt Halkının Suriye parçasında yaşayanları, PKK’nin Suriye kolu olan PYD önderliğinde bu süreçte kendi Ulusal Hakları için davranışa geçtiler. Onlar da silahlı mücadeleye başladılar.

Ama kime karşı ve kiminle birlikte?

Ne yazık ki, Suriye Arap Halkına, Suriye’de yaşayan diğer halklara karşı ve ABD, AB Emperyalistleriyle birlikte, onların bölgedeki işbirlikçi devletleriyle ve Ortaçağcı çetelerle birlikte davrandılar. Onlardan yana saf tuttular, yukarıda yazdığımız gibi. ABD ve AB Emperyalistlerinin Örgütlediği, “Eğitip-Donattığı”, her türlü askeri, ekonomik ve siyasi desteği sağladığı Ortaçağcı çetelerle birlikte Vatanını, Topraklarını işgalden kurtarmak için cansiperane savaşan yiğit Suriye Halkına ve Liderliğine karşı bir savaşa girdiler. Onlarla 11 maddelik anlaşmalar imzaladılar ve Suriye topraklarını bölüştüler bu anlaşmayla aralarında. Ve bundan hiç rahatsız olmadılar. Aksine işbirliklerini geliştirdiler.

Ne zaman ki bu Ortaçağcı çeteler kendilerine de saldırmaya başladılar o zaman bunlarla aralarını açtılar. Ama yine de bağlarını koparmadılar önce. Sonra bu çetelerin yaptıklarıyla iğrenç içyüzleri ortaya çıkıp dünya kamuoyunda oluşan tepkiler sonucu, ABD ve AB Emperyalistleri bunlara karşı tutum alınca onlar da tutum aldılar.

Yine kiminle birlikte?

ABD ve AB Emperyalistleriyle birlikte. Ya da “Uluslararası Koalisyon Güçleri”yle birlikte…

Ve başını ABD Emperyalistlerinin çektiği bu Koalisyonun “Yerel Gücü”, “Sahadaki Ortağı” oldular, ABD’lilerin deyişiyle.

Hem Suriye Halkına hem de Ortaçağcı çetelere karşı savaştılar ABD’nin bayrağı altında ve onların verdikleri desteklerle…

 

Ortaçağcı çeteler yenildiler

Tabiî ki, Ortaçağcı çeteleri asıl yenilgiye uğratan Suriye Ordusu oldu, Rusya ve İran Ordusu’nun ve Lübnan Hizbullahı’nın desteğiyle.

Çeteler yenildiler. Ele geçirdikleri Suriye topraklarının çok büyük bölümünü terk etmek zorunda kaldılar Suriye Ordusu’na. Ve İdlib bölgesinde sıkışıp kaldılar. O da Tayyipgiller’in desteğiyle…

Bunların sonucu olarak, Tayyipgiller, ABD Emperyalistlerinin emirleri doğrultusunda Türk Ordusu’nu Suriye savaşına soktular. Oysa bu savaştan Türk Halkının hiçbir çıkarı yoktur. Ama Tayyipgiller bu politikalarından vazgeçemiyorlar. Battılar bir batağa debelenip duruyorlar o batakta. Ve o batakta boğulacaklar. Bu da kesin bir gerçekliktir. Çünkü hiçbir iktidar, hiçbir ordu haksız bir savaşı ilanihaye sürdüremez ve zafer de kazanamaz.

Bu arada Tayyipgiller, ABD’nin direktifiyle Suriye’de önce “Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)” adıyla bir silahlı güç oluşturdular. Bunların yaptıkları insanlık dışı eylemler sonucu tepki çekmeleri üzerine, adlarını “Suriye Milli Ordusu (SMO)” olarak değiştirdiler ve onları sahaya sürdüler. Ancak huylu huyundan vazgeçmezdi. Onlar da insanlık dışı eylemlerine devam ettiler. Savaş suçları işlediler. Bunlar birer birer biliniyor tabiî ki.

İşte Birleşmiş Milletler (BM) Yüksek Komiserliği ve İnsan Hakları Konseyi’ne bağlı Uluslararası Bağımsız Suriye Arap Cumhuriyeti Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı raporlarda, Suriye’de savaşan taraflar savaş suçu işlemekle suçlanırken, Türkiye’ye de kontrolü altındaki bölgelerdeki muhalif grupları kontrol altına alma çağrısı yapıldı.

18 Eylül’de Yüksek Komiserlikçe yapılan açıklamada; Türkiye’ye “Suriye’deki ihlalleri soruşturma” çağrısı yapıldı.

“Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında Türkiye destekli güçlerin şiddet ve suç eylemleriyle insan hakları ihlalleri konusunda Ankara’yı uyardı.

“Suriye genelinde sivillere yönelik insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ihlalleri sürerken Afrin, Resulayn ve Tel Abyad gibi bölgelerde son aylarda hızla artan ciddi ihlallerin alarm verici olduğunu belirten Bachelet, bu bölgelerde cinayet, adam kaçırma, insanların hukuk dışı bir şekilde yerinden edilmesi, toprak, mal ve mülke el koyma, mülkten zorla çıkarma gibi hukuk dışı uygulamaların belgelendiğini kaydetti.

“Türkiye destekli gruplar arasında artan çatışmalar

“Muhalif partilere mensup olduğu düşünülen, Türkiye ile bağlantılı grupların eylemlerine eleştirel bakan ya da fidye ödemek için yeterince zengin olduğu düşünülen kişilerin ihlallere maruz kaldığına dikkat çeken Bachelet, ayrıca Türkiye destekli silahlı gruplar arasındaki rekabet ve güç kavgası sonucu çıkan çatışmaların da arttığını ve bu çatışmaların yerel halkın güvenliğini tehdit ederek sivil can kayıplarına yol açtığını söyledi.

“BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Türkiye destekli silahlı grupların zorla evlerinden uzaklaştırdıkları kişilerin evlerine aileleriyle birlikte yerleştikleri, evleri ve iş yerlerini yağmaladıkları yönünde belgelerin mevcut olduğunu, ayrıca aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu sivillerin kaçırılması ya da ortadan kaybolması gibi ağır insan hakları ihlallerinin de belgelendiğini kaydetti.

“BM: Türkiye Suriye Milli Ordusu’nu kontrol altına almalı

“BM, Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde sivillere yönelik şiddet ve ihlallerin engellenmesi için Türkiye’ye desteklediği muhalif grupları kontrol altına alma çağrısı yaptı.

“(…)

“Bachelet doğrudan Türkiye’ye de seslenerek “Türk makamlarını uluslararası hukuka saygı duymaya ve Türkiye’nin etkin kontrolü altındaki silahlı gruplar tarafından gerçekleştirilen ihlallerin durmasını sağlamaya çağırıyorum” dedi.

“Mağdurlar kanuni yollara başvurabilir”

“Bu bölgelerde yaşayan ve hak ihlallerine maruz kalan insanların korunma ve kanuni yollara başvurma hakkına sahip olduğunu vurgulayan Bachelet, “Bu bağlamda Türkiye’yi, belgelediğimiz vakalar hakkında derhal tarafsız, şeffaf ve bağımsız bir soruşturma başlatmaya, Türkiye bağlantılı silahlı gruplar tarafından alıkonulan ve kaçırılan kişilerin akıbetini aydınlatmaya ve bazı olaylarda savaş suçu gibi uluslararası hukuk altında değerlendirilebilecek suçlara varan olayların sorumlularından hesap sormaya çağırıyorum” dedi.

“Bachelet, bu talebin karşılanmasının, kaçırılan ve alıkonulan bazı kişilerin Suriye’de tutuklandıktan sonra Türkiye’ye götürüldüğü yönündeki iddialar göz önüne alındığında daha da büyük önem taşıdığını kaydetti.” (https://www.dw.com/tr/bmden-t%C3%BCrkiyeye-suriyedeki-ihlalleri-soru%C5%9Fturma-%C3%A7a%C4%9Fr%C4%B1s%C4%B1/a-54981196)

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’ne bağlı Uluslararası Bağımsız Suriye Arap Cumhuriyeti Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı 25 sayfalık raporda da aynı saptamalar ve talepler dile getiriliyor. (https://www.dw.com/tr/bm-t%C3%BCrkiye-suriye-milli-ordusunu-kontrol-alt%C4%B1na-almal%C4%B1/a-54946564)

Yani ilerleyen zamanlarda, Türkiye ve Tayyipgiller, “Savaş Suçu” işlemekle suçlanarak yargılanacaklardır. BM’ce bunun resmi yolu açılmıştır. Kanıtlarıyla, belgeleriyle ortaya konmuştur. Ve dünya kamuoyuna sunulmuştur. Er ya da geç bunun gereğini de yapacaklardır. Yani Tayyipgiller bir kez daha köşeye sıkışmışlardır Suriye’de.

Ki bu konuda Halkın Kurtuluş Partisi’nin de başvurusu vardır yıllar öncesinden Uluslararası Ceza Mahkemesine ve hatta Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Efe (Ankut) da bu yüzden cezalandırılmıştır MİT TIR’ları Davası’yla…

Ve Uluslararası ceza Mahkemesi de başvuruyu “incelenebilir” bulmuştur ve incelemektedir. Henüz sonuçlanmamıştır başvuru.

Yine Suriye Yönetiminin de başvurusu vardır Uluslararası Ceza Mahkemesine.

 

Bir kez daha “Gözlem Noktaları” üzerine…

Bakın, Türk Ordusu, geçtiğimiz yıllarda Suriye’de 10’dan fazla “Gözlem Noktası” kurdu anlaşmalar çerçevesinde. Ancak, aradan geçen zaman içinde onların neredeyse tamamı, Suriye Ordusu’nun kurtardığı Suriye toprakları içinde kaldı. Yani kuşatıldı bu Gözlem Noktaları. Ve oradaki askerlerin de güvenlik sorunu başladı. Yaşamlarını sürdürmek için zorunlu olan malzemeleri ve askeri ihtiyaçlarını, Rusya’nın isteği ve Suriye Yönetiminin izniyle karşılayabiliyor Türk Ordusu. Ancak onun da sonu yaklaşıyor. İdlib’deki Ortaçağcı çetelerin yok edilmesiyle birlikte o Gözlem Noktaları da boşaltılacak. Terk edecek Türk Ordusu oraları.

Ki yaşanan gelişmeler de bunu gösteriyor somutça:

“İdlib’deki TSK gözlem noktalarına saldırı!

“(…)

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki 3,4,5,6,7,8 ve 9 numaralı gözlem noktalarımıza Esed rejimi tarafından yönlendirilen sivil görünümlü bazı gruplar yaklaşmış, 7 numaralı gözlem noktamıza saldırıda bulunmuş, alınan tedbirler sonrasında dağılmışlardır” ifadeleri yer aldı.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/idlibdeki-tsk-gozlem-noktalarina-saldiri-1766486)

Rusya, bu konuda da Türkiye’yi sürekli sıkıştırıyor ve “Gözlem Noktaları”ndaki asker sayısının azaltılmasını istiyor. O da şimdilik… Kısa süre sonra “Gözlem Noktaları”nı kaldırmasını isteyecek. Ki dediğimiz gibi, zaten Suriye Ordusu’nun denetimindeki bölge sınırları içinde bu “Gözlem Noktaları” artık. El değiştirmesi de söz konusu değil bu bölgenin.

Kısacası çeteler; sıkıştıkları-sıkıştırıldıkları İdlib’de de tutunamıyorlar. Tutunamayacaklar da…

Rusya savaş uçakları ve Suriye Ordusu, 20 Eylül’de son 6 aydaki en şiddetli saldırıyı gerçekleştirdi bu çetelere karşı. Çünkü sürekli saldırıyorlar bu çeteler… Türk-Rus Ordusu’nun M-4 ve M-5 otoyolunda gerçekleştirdiği devriyelere saldırıyorlar. Rusya ve Suriye Ordusu da bunu karşılıksız bırakmıyor tabiî ki. Ki dediğimiz gibi, en kısa süre içerisinde bu çeteler de temizlenecek İdlib’den.

 

Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü mutlaka sağlanacak

Ortaçağcı çeteler ve onların hamisi, banisi Tayyipgiller, imzaladıkları mutabakatların gereğini yerine getirecekler Rusya ve Suriye Ordusu’yla birlikte ve bu Ortaçağcı çeteler İdlib’den zorla çıkartılacaklar. Bu süreçte, Türkiye de yer alacak yine imzaladığı mutabakatların gereği olarak.

Bakın, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, bu konuyla ilgili gerçekleri netçe ve kesince nasıl söylüyor 7 Eylül tarihinde:

“Lavrov: Rus-Türk mutabakatları sayesinde Suriye hükümetinin İdlib’de kontrol ettiği topraklar belirgin biçimde arttı

“Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rus-Türk mutabakatları sayesinde Suriye hükümetinin İdlib’de kontrol ettiği toprakların belirgin biçimde arttığını ifade etti.

“Suriye’nin başkenti Şam’da Devlet Başkanı Beşar Esad ve Dışişleri Bakanı Velid Muallim’le yaptığı görüşmelerin ardından mevkidaşıyla kameralar karşısına geçen Sergey Lavrov, İdlib’le ilgili Rus-Türk mutabakatlarının oynadığı role dikkat çekti.

“Lavrov, ‘Suriye hükümetinin, İdlib gerilimi azaltma bölgesinde kontrol ettiği topraklar, Rus-Türk mutabakatlarının imzalandığı andan itibaren önemli oranda arttı’ dedi.

“Lavrov, şu anda Rusya ve Türkiye’nin çaba sarf ettiği en önemli alanın İdlib gerilimi azaltma bölgesi olduğunu ve bununla ilgili somut, son derece net mutabakatlar, ayrıca ılımlı muhalifler ile teröristlerin ayrılmasına, M4 karayolunun özgürleştirilmesine, bu karayolu boyunca güvenlik koridoru oluşturulmasına yönelik görev dağılımı bulunduğunu belirtti. Lavrov, ‘Tüm bunlar yavaşça ancak kararlı bir şekilde yerine getirilecek. Bu çalışmaların sonuna kadar süreceğini beklemek için tüm gerekçeler mevcut’ ifadelerini kullandı.

“‘Suriye’nin egemenliği konusuna gelirsek, Astana formatındaki istisnasız tüm belgelerde, Rus-Türk mutabakatlarında Rusya ve Türkiye’nin Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstereceği ve ayrılıkçı eğilimleri teşvik etmeyeceği yazıyor’ diye devam eden Lavrov, tüm çözüm süreci tamamlandığında bu hedefe ulaşılacağının altını çizdi.” (https://sptnkne.ws/D9fG)

İşte bu kadar net Suriye’nin geleceği! Belirsiz hiçbir şey yok!

Suriye’nin egemenliği sağlanacak yeniden. Toprak bütünlüğü sağlanacak! Hedefe ulaşılacak!

Peki Suriye’nin Kürt Sorunu nasıl çözülecek? Amerikancı Kürt Hareketinin elindeki, ABD Ordusu’nun korumasındaki Rojava Bölgesi ne olacak? Orada nasıl bir çözüm üretilecek?

Bu konuda da süreç akıyor. ABD’yle işbirliği, çıkar birliği yapan PKK-PYD-YPG’liler, bir yandan da Rusya ile görüşmeler yapıyorlar. Rusya aracılığı ile Suriye Liderliği ile de görüşüyorlar. Yani ikili tutumlarını sürdürüyorlar. Ağır basan eğilimleri, ABD’den yana. Amerikancılıktan yana.

Suriye’de Kürt Sorunu’nun çözümü de Federasyon temelinde bir birlik olabilir. Özerk Bölge olabilir. Ama bütün bunları belirleyecek olan Kürt Halkının özgür iradesiyle Suriye Arap Halkıyla ve burada yaşayan diğer halklarla birlikte yaşamayı istemesi ve Suriye Yönetiminin de bunu kabul etmesidir. Hep söylediğimiz, yazdığımız gibi; gerçek eşitlik, özgürlük, kardeşlik temelinde bir birlik tüm Dünya Halkları için ve Uluslararası Proletarya Hareketi için en doğru yoldur. En istenilen yoldur. Ve er geç bu yol açılacaktır. Bugün değilse yarın… Ama mutlaka Bölge Halkları kardeşlik ve eşitlik temelinde ABD ve diğer Batılı Emperyalistlere karşı antiemperyalist bir cephede buluşacaklardır. Bulaşmalıdırlar da…