Halkımızı Allah’la aldatmaları yetmedi, şimdi de PISA ile aldatıyorlar

11.03.2020
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

“Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA)”, “Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)” tarafından 2000 yılından bu yana 3’er yıllık dönemler halinde OECD üyesi ülkeler ve diğer katılımcı ülkelerden, 7. sınıf ve üzeri sınıf düzeylerinde örgün eğitime kayıtlı olan 15 yaş grubu öğrenciler üzerinden gerçekleştirilen bir sınavdır.

PISA araştırmasına katılacak okul ve öğrencilerin seçim işlemi, OECD tarafından tesadüfî (seçkisiz) yöntemle belirlenmektedir. 7. döngüsü gerçekleştirilen sınavın temel amacı zorunlu eğitimi bitiren öğrencilerin, modern toplumda yerlerini alabilmeleri için gereken temel bilgi ve becerilere ne ölçüde sahip olduklarını belirlemektir. Bu bağlamda sınavda, okuma becerileri, fen okuryazarlığı ve matematik okuryazarlığı alanlarında yer alan test maddeleri ile öğrencilerin okulda öğrendikleri bilgi ve becerileri günlük yaşamda, yeni karşılaştıkları durumlarda kullanabilme becerilerinin ölçülmesi hedeflenmektedir. (http://www.oecd.org/education/pisa-2018-assessment-and-analytical-framework-b25efab8-en.htm)

PISA’nın her döngüsünde tüm alanlar yer almakla birlikte, sırasıyla bir tanesi temel alan olmakta ve bu alan ayrıntılı olarak incelenmektedir.  PISA’da her alan için belli yeterlik düzeyleri ve bu yeterlik düzeyleri ile ilişkilendirilen sorular yer almaktadır.  Yukarıda değindiğimiz her alan için 5 ve 6 yeterlik düzeyleri, üst düzey yeterliğe; 4. yeterlik düzeyi, güçlü yeterliğe;  2 ve 3 düzeyleri, orta düzey yeterliğe;  1 ve altı ise en alt düzeye işaret etmektedir (https://www.oecd.org/pisa/46660259.pdf).

Türkiye PISA araştırmasına 2003 yılından bu yana katılmaktadır. PISA araştırması 2000 yılında 43, 2003 yılında 41, 2006 yılında 57, 2009 ve 2012 yıllarında 65, 2015 yılında ise 72 ülke ve ekonominin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. PISA 2018 uygulamasına 79 ülke ve ekonomi katılım göstermiştir (http://pisa.meb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/01/PISA_2018_Turkiye_On_Raporu.pdf ).

PISA araştırmalarının sonuçları, AKP’giller’in Ortaçağcı eğitim politikalarının, eğitim alanında ve öğrencilerimizin zihinsel süreçleri üzerinde yarattığı tahribata yönelik kanıtlar sunması bakımından önem taşımaktadır.

PISA 2018 araştırması uluslararası ve ulusal düzlemde raporlandı (ve elde edilen temel sonuçlar bakımından garp cephesinde değişen bir şey olmamasına karşın, başta Ziya Selçuk olmak üzere MEB yetkilileri tarafından ballandıra ballandıra övüldü. (https://www.oecd.org/pisa/publications/pisa-2018-snapshots.htm; https://www.oecd.org/pisa/publications/PISA2018_CN_TUR.pdf; http://pisa.meb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/01/PISA_2018_Turkiye_On_Raporu.pdf)

Bakan Ziya Selçuk: “PISA 2018’de OECD ülkeleri içerisinde her üç alanda da puanlarını artıran üç ülkeden birisi olmamız, başarı yolunda en somut gösterge oldu. Okullarımız arasındaki başarı farklarını azalttıkça listedeki yerimiz daha da yükselecek. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum”, dedi.

Bakan Yardımcısı Mahmut Özer: “PISA araştırmasındaki her üç alanda da ülkemizin puanları 2015’e göre arttı. Okuma becerileri alanında 38 puan, matematik okuryazarlığı alanında 34 puan, fen okuryazarlığı alanında ise 43 puan artışı elde edildi. Özellikle fen ve matematik okuryazarlığı alanlarında alınan puanlar şu ana kadar Türkiye’nin katıldığı PISA araştırmalarında elde ettiği en yüksek puanlar.” (https://www.hurriyet.com.tr/egitim/pisa-2018-sonuclari-aciklandi-turkiye-sira-kazandi-ama-oecdnin-gerisinde-41388173).

AKP’giller değil mi bunlar? Hepsi aynı top kumaştan kesme: Allah’la aldatırlar, istatistiklerle aldatırlar, satılık medya programlarıyla aldatırlar; aldatmanın bin bir yolunu bulurlar ve aldatırlar halkımızı.

Şimdi o öve öve bitiremedikleri sonuçlara bir de biz bakalım ve yorumlayalım. Ama daha anlamlı bir değerlendirme yapabilmek için yalnızca PISA 2018 araştırmasına değil, bir döngüyü de temsil etmesi ve karşılaştırma yapabilme olanağı sunması bakımından PISA 2009, 2012, 2015 araştırmasının da bazı temel sonuçlarına da değinelim.

PISA 2009 araştırmasında ağırlıklı alan “Okuma Becerileri” idi. Diğer katılımcı ülkeler dışında, 34 OECD ülkesinin katıldığı araştırmada, okuma becerileri OECD ortalaması 493, Türkiye ortalaması ise 464 oldu. Ve aradaki bu fark istatistiksel olarak anlamlı bir farktı. Türkiye, söz konusu alanda OECD ülkeleri içinde 32. sırada yer almıştır. Öğrencilerin okuma becerileri yeterlik düzeylerine göre dağılımları ise aşağıda verilmiştir:

Tablo 1 Öğrencilerin Okuma Becerileri Yeterlik Düzeylerine Göre Dağılımı (http://pisa.meb.gov.tr/wp-content/uploads/2013/07/PISA-2009-Ulusal-On-Rapor.pdf)

 

Yukarıdaki tablo incelendiğinde okuma becerileri bakımından, uygulamaya Türkiye’den katılan öğrencilerin yarıdan fazlasının ( % 56.7) 2. ve daha alt düzey yeterliğe sahip olduğu görülmektedir. Kısacası 2009 uygulamasında okuma becerileri bakımından bu durum, alt düzey yeterliklerde ortalamanın üstünde, üst düzey yeterliklerde ise ortalamanın altında olduğumuz vahim bir tabloyu ortaya koymaktaydı.

Peki, Fen ve Matematik okuryazarlığı alanlarında ne durumdaydık 2009 uygulamasında?

Her iki alanda da 34 katılımcı OECD ülkesi arasında 31. sırada yer aldık. Fen alanındaki ortalamamız 454, OECD ortalaması ise 501 idi.  Matematik alanındaki ortalamamız ise 445 oldu. Aynı alanda OECD ortalaması 496 puandır. Her iki alanda da ortalamalar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

Matematik alanında, 2. Düzey 420-482 puan aralığına tekabül etmektedir. OECD PISA 2009 raporunda, OECD ülkelerinde öğrencilerin ortalama % 78’inin 2 ve üstünde matematik yeterliğine sahip olduğu ortaya konmuştur. Söz konusu raporda,  Şili, Meksika, İsrail, Yunanistan ve Türkiye dışındaki her OECD ülkesinde, öğrencilerin en az dörtte üçünün 2 veya üzerinde yeterliğe sahip olduğu bulgusu yer almaktadır (https://www.oecd.org/pisa/pisaproducts/48852548.pdf).

Fen alanında da durum farklı değildi. Sonuçlar, Türkiye’den katılan öğrencilerin yarısından fazlasının (% 64.4) 2. ve daha alt düzey yeterliğe sahip olduğunu, OECD ülkelerinin ortalaması bakımından ise öğrencilerin yarısından fazlasının (% 55.1) 3. ve daha üst düzey yeterliğe sahip olduklarını ortaya koymaktaydı (http://pisa.meb.gov.tr/wp-content/uploads/2013/07/PISA-2009-Ulusal-On-Rapor.pdf).

  1. seviyedeki öğrenciler neler yapabilmekteydiler?

Bilindik bağlamlarda olası açıklamalar yapabilecekleri ya da basit araştırmalara dayanan sonuçlar çıkarabilecekleri yeterli bilimsel bilgiye sahiptiler. İşte bizim öğrencilerimizin yarısından fazlasının fen alanındaki durumu en fazla bu düzeydeki bir yeterlikti.

2012 PISA uygulamasının temel alanı Matematik Okuryazarlığı oldu.  Bu uygulamada da sonuçlar Türkiye açısından tam bir hezimetti. Türkiye, uygulamaya katılan 34 OECD ülkesi arasında 31. sırada yer aldı.  Matematik temel alanında OECD ortalaması 494, Türkiye’nin aldığı ortalama puan ise 448 oldu. Bu ortalama OECD ortalamasından anlamlı derecede düşüktü.

Öğrencilerin matematik yeterlik düzeylerine göre dağılımları aşağıda yer almaktadır:

Tablo 2 Matematik Alanında Öğrenci Performanslarının Yeterlik Düzeylerine Göre Dağılımı (http://corumodm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2018_11/03154501_pisa2012-ulusal-nihai-raporu.pdf)

 

Görüldüğü üzere, 2012 PISA uygulamasında, matematik yeterliği bakımından Türkiye’den katılan öğrencilerin performans düzeyleri ağırlıklı olarak düzey iki ve altıdır. OECD ülkelerinde ise düzey 3 ve üzerindedir.

OECD üyesi ülkelerin genel ortalaması 3. yeterlik düzeyinde, Türkiye 2. yeterlik düzeyinde.

  1. yeterlik düzeyindeki öğrenciler neleri yapabilmektedirler?:

Doğrudan yani ilk bakışta görülenden fazlasını gerektirmeyen belli bir içerikteki durumları fark edebilmekte ve yorumlayabilmektedirler. Tek bir kaynakla ilişkili bilgileri ortaya çıkarabilmekte ve bu bilgileri tek bir sunumda kullanabilmektedirler. Diğer bir ifadeyle, birden fazla kaynaktan gelen bilgileri bir arada değerlendirme ve sunma davranışlarını gösterememektedirler. Temel algoritma, formül, işlem ve alışıldık kuralları işe koşabilmektedirler. Doğrudan yani ilk bakışta görülen basit ilişkilere yönelik akıl yürütme kapasitesine sahiptirler ve sonuçları sınırlı bir şekilde yorumlayabilmektedirler. (http://corumodm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2018_11/03154501_pisa2012-ulusal-nihai-raporu.pdf; https://www.oecd.org/pisa/keyfindings/pisa-2012-results-volume-I.pdf)

PISA 2012 uygulamasının sonuçları, matematik yeterlikleri bakımından ülkemizdeki okul türleri arasındaki farkları da yansıtması bakımından önemlidir. Okul türleri arasında en yüksek başarı ortalamasına sahip okullar fen liseleri olmuş, bunları sırasıyla Polis koleji, Anadolu Öğretmen lisesi, Sosyal Bilimler lisesi ve Anadolu lisesi izlemiştir. Bulgular, mesleki eğitim veren liselerin ortalama başarı puanlarının akademik eğitim veren liselere göre genel olarak düşük olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca sonuçlar, okul türlerine göre matematik puanlarındaki farklılığın Türkiye’de OECD ortalamasının üstünde ve yüksek bir değerde olduğunu ortaya koymaktadır.

Çarpıcı bir başka sonuç da matematik alanındaki yeterlikler bakımından bölgeler arasındaki uçurumun gözler önüne serilmesidir. Bölgeler bazında ortalamalar incelendiğinde en yüksek ortalamaya sahip bölgenin Marmara olduğu, Doğu bölgelerinin ortalamasının da daha düşük olduğu görülmektedir. En yüksek ve en düşük ortalamaya sahip bölgeler arasındaki farkın yaklaşık 84 puan olması da, matematik okuryazarlığı performansı açısından yüksek bir farklılığı ortaya koymaktadır.

2012 PISA uygulamasında, Okuma Becerileri ve Fen Okuryazarlığı alanlarındaki ortalama puanlarımız da OECD ülkeleri ortalama puanlarından yine düşük çıkmıştır ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır. Okuma becerileri alanında OECD ortalaması 496, Türkiye 475; Fen Okuryazarlığı alanında OECD ortalaması 501, Türkiye ortalaması ise 463 tür. Bu puanlarla Türkiye OECD ülkeleri içinde okuma alanında 31., Fen okuryazarlığı alanında ise 32. sırada yer almıştır. Söz konusu alanlar, yeterlik düzeyleri bakımından ele alındığında durumun vahameti daha da açığa çıkmaktadır. Türkiye’de okuma becerileri performansı açısından öğrencilerin % 52,5’i düzey 2 ve altında, OECD ülkeleri ortalaması bakımından ise, öğrencilerin % 57.2’si düzey 3 ve üzerinde yer almaktadır.  Fen okuryazarlığı performansı açısından Türkiye’den katılan öğrencilerin % 61,7’si düzey 2 ve altında yer almaktadır. OECD ülkeleri ortalaması bakımından ise, öğrencilerin 54.9’u düzey 3 ve üzerinde yer almaktadır.

PISA 2015 bu bayır aşağı gidişin en acıklı sonuçlarının ortaya çıktığı uygulama olmuştu. PISA 2015’ de temel alan “Fen Okuryazarlığı” oldu. Türkiye,  35 OECD ülkesi arasında 425 puan ile 34. sırada yer aldı.  OECD ülkeleri ortalaması söz konusu uygulamada 493 puan oldu ve aradaki bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı.

 

Tablo 3 Fen Alanında Öğrenci Performanslarının Yeterlik Düzeylerine Göre Dağılımı (https://odsgm.meb.gov.tr/test/analizler/docs/PISA/PISA2015_Ulusal_Rapor.pdf)

 

2015 uygulamasının sonuçları, Fen Okuryazarlığı alanında Türkiye’de 1. düzey ve altında (alt yeterlik düzeyi) bulunan öğrenci oranlarının % 44,4’e yükseldiğine işaret etti. Bu durum ülkemizde fen alanındaki ‘büyük geri sıçrayış’ı somutlaması bakımından önemlidir. Bu düzeydeki öğrenciler neler yapabilmekteydiler?:

1a Düzeyi: öğrenciler, temel veya günlük içerik bilgisini basit bilimsel olgunun açıklamalarını ayırt etmek ve saptamak için kullanabilir. Yardım alarak ikiden fazla değişkeni olmayan yapılandırılmış bilimsel sorgulamaları yapar. Basit nedensel ve ilişkisel bağlantıları saptayabilir ve düşük seviyede bilişsel istem gerektiren grafiksel ve görsel verileri yorumlayabilir ve bilindik, yerel ve kişisel bağlamlarda verilen veri için en iyi açıklamayı seçebilir.

1b Düzeyi: öğrenciler, bilindik veya basit bir olgunun özelliklerini ayırt etmek için basit ve günlük bilgiyi kullanabilir. Verideki basit örüntüleri tanımlayabilir, basit bilimsel terimleri ayırt edebilir ve bilimsel bir süreci uygulamak için açık olan yönergeleri takip edebilir. (http://odsgm.meb.gov.tr/test/analizler/docs/PISA/PISA2015_Ulusal_Rapor.pdf)

İşte sadece bu kadar… Ne acı…

PISA 2015’te fen alanında ölçülmeye çalışılan bir diğer nokta da öğrencilerin fen alanındaki epistemik inançlarıydı.  Bu amaç doğrultusunda, öğrencilere; “Bir şeyin doğru olup olmadığını görmenin en iyi yolu deney yapmaktır”, “İyi yanıtlar, birçok farklı deneyden elde edilen kanıtlarla temellendirilenlerdir” vb. önermelere  “kesinlikle katılıyorum, katılıyorum, katılmıyorum, kesinlikle katılmıyorum” biçiminde bir derecelendirme ölçeğinde tepki vermeleri sağlanmıştır.

Sonuçlar oldukça çarpıcıdır. Fen puanları düşük olan öğrenciler, bilimsel bilginin durağan olmadığına, değişebilir olduğuna; ve yeni bilginin edinilmesinde-kazanılmasında tekrarlanan deneylerin ve bilimsel yaklaşımların kullanılmasının önemli olduğuna daha az inanmaktaydılar. Örneğin, İrlanda ve Singapur’da öğrencilerin % 93’ünden fazlası iyi yanıtların farklı birçok deneyden elde edilen kanıtlara dayalı olduğunu kabul ederken, Arnavutluk, Cezayir, Türkiye’de öğrencilerin % 77’sinden daha azı bu önermeye katılmaktaydılar. Öğrencilerin bilimde fikirlerin zamanla değişebileceğine ve deneylerin bir şeyin doğruluğu hakkında kanıt sunacağına ilişkin inançları kuvvetlendikçe, PISA fen alanında daha iyi performans sergiledikleri ortaya çıkmaktadır. (https://read.oecd-ilibrary.org/education/pisa-2015-results-volume-i_9789264266490-en#page102)

2015 sonuçları, Türkiye’de fen okuryazarlığı alanında yine hem bölgeler, hem de okullar arası önemli farklıları ortaya koymuştur. En düşük ortalamaya sahip bölge Doğu Anadolu olmuştur. Okullar sıralamasında ise ilk üç, sırasıyla Fen Lisesi (534), Sosyal Bilimler Lisesi (518) ve Anadolu Lisesi (461) olmuştur.

PISA 2015, Okuma Becerileri ve Matematik Okuryazarlığı alanlarında alınan puanlar, OECD ortalamasının altında olmuştur. Türkiye’nin okuma puanı ortalaması 428, OECD ortalaması ise 493; Matematik ortalamamız 420, OECD ortalaması ise 490’dır. Farklar istatistiksel olarak anlamlıdır. Sonuç olarak, PISA 2015 uygulamasında, her üç alanda da düzey 2’nin altında kalan öğrenci yüzdesi Türkiye bakımından 31.2, OECD ortalaması ise 13.0 olmuştur. Ve bu fark da istatistiksel olarak anlamlıdır.

 

Gelelim PISA 2018 uygulamasına

Bu uygulamada temel alan döngü bakımından “Okuma Becerileri” olmuştur.  Türkiye, 36 OECD ülkesi arasında 466 puan ile 31. sırada yer almıştır. OECD ülkeleri ortalaması ise 487’dir ve iki ortalama arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Yani bu beceri bakımından yine OECD ortalamasının altında kalmıştır ülkemiz.

Tablo 4 Öğrencilerin Okuma Becerileri Yeterlik Düzeylerine Göre Dağılımı (http://pisa.meb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/01/PISA_2018_Turkiye_On_Raporu.pdf)

 

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi,  Türkiye’de okuma becerileri alanında 2. yeterlik düzeyi ve üzerinde olan öğrencilerin oranı % 73,9’dur ve bu oranla OECD ortalamasının altında yer almaktadır.

Uygulama sonuçları, okuma becerileri bakımından yine bölgeler arasında farklılıklara işaret etmekte, en düşük performansı gösteren öğrencilerin Güneydoğu Anadolu (430,8), Kuzeydoğu Anadolu (423,6) ve Ortadoğu Anadolu (409,4) bölgelerinde yer aldığını ortaya koymaktadır.

PISA 2018 okuma becerileri performansları öğrencilerin eğitimine devam ettiği okul türüne göre incelendiğinde, ortalama okuma becerisi puanları okul türlerine göre 355,4 ile 583,4 arasında değişmektedir.  Bu anlamda Fen Lisesi (589.4), Sosyal Bilimler Lisesi (516,8) ve Anadolu Lisesi (495) puan ortalamaları ile OECD ortalamasının üzerinde performans göstermiş,  İHL’ler de dahil olmak üzere diğer tüm liseler, OECD ortalamasının altında kalmıştır.

Türkiye, PISA 2018’e katılan 37 OECD ülkesi arasında matematik alanında 454 puanla 33. sırada yer almaktadır. OECD ülkelerinin matematik alanındaki ortalama puanı ise 489 olarak hesaplanmıştır. Yani Türkiye ortalaması bu alanda da OECD ortalamasının altındadır ve bu sıralamada alt sıralarda yer almaktan kurtulamamıştır. Yine yeterlik düzeyleri bakımından ele alındığında, en alt düzeyde (1ve altı) yeterlik gösteren öğrencilerin oranı % 36.7 dır ve bu oran  OECD ülkeleri 1 ve altı yeterlik düzeyi ortalamasından yüksektir. Yani, Türkiye’de matematik alanında alt yeterlik düzeyinde yer alan öğrencilerin oranı yüksektir.

Matematik alanında, bölgelerarası farklılık durumu korunmakta, okul türlerine göre ortalama puanlarda da önemli farklılıklar görülmektedir. Ortaöğretim kurumları arasında matematik alanındaki en yüksek başarıyı fen liselerinde (593,9) eğitim alan öğrenciler, en düşük başarıyı ise çok programlı Anadolu liselerinde (376,4) eğitim alan öğrenciler göstermiştir.

PISA 2018’e katılan 79 ülkenin fen alanındaki ortalama puanlarının 336 ile 590 arasında değiştiği görülmektedir. Uygulamaya katılan 79 ülkenin fen alanındaki ortalama puanının 458, 37 OECD ülkesinin fen alanındaki ortalama puanının ise 489 olduğu belirlenmiştir. Türkiye, PISA 2018’e katılan 79 ülke arasında fen alanında 39. sırada, 37 OECD ülkesi arasında ise 30. sırada bulunmaktadır. Fen alanında öğrenci performansları yeterlikler açısından ele alındığında, en alt düzey yeterlik oranlarının (1 ve altı) yüksek (% 25.1), üst düzey yeterliklerin (5 ve 6 düzeyleri) oranının ise düşük (% 2.4) olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak ortada bir başarı falan yoktur.  Bu sonuçların özeti, 2018 PISA uygulamasında Türkiye’nin Okuma,  Matematik ve Fen alanlarında aldığı puanlar OECD ortalama puanlarının altındadır.

Yani ortada övünülecek bir durum yoktur. Amma velâkin, söz konusu kıpırtı düzeyindeki artışları sağlamak için Bakanlıkça çevrilen dümenler de ardından ortaya çıkar, basına yansır.

“PISA araştırmasında Türkiye’nin sıralamasının yükseltilmesi için okullar için özel olarak bir hazırlık yapıldığı öğrenildi. MEB kaynakları, bir sonraki PISA araştırmasında, “Türkiye’nin başarısının daha çok yükseleceğini” söyledi.

Ülkelerin eğitim sisteminin durumunu ortaya koyan ve uluslararası düzeyde kaliteli insan gücü konumunu belirleyen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nda (PISA) araştırmasında, Türkiye’nin “seçilmiş okullar” için özel hazırlık yaptığı belirlendi.  MEB raporlarına göre; Bakanlık, 2012 PISA sonuçlarının ardından öğrencilerin puanlarının yükseltilmesi için harekete geçti.

En yakındaki 2015 araştırmasını atlayarak 2018’de daha iyi sonuçlara ulaşmayı hedefleyen MEB, 2015-2017 sürecini “Hazırlık”, 2017’yi “Pilot Uygulama”, 2017-2018 dönemini de “Nihai Uygulama” olarak belirledi.

Türkiye’deki okullar arasındaki fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmak yerine MEB’in sadece araştırmaya katılacak okullara yönelik politikalar belirlemesi dikkat çekti. PISA’ya katılacakları için ayrıcalıklı hale getirilen okullarda MEB’in “öğretmen ve öğrencilerinin sınava hazırlık sürecinde her türlü ihtiyaçlarının (çalışma salonu, öğrencilere gerektiği durumlarda ek ders, fotokopi, bilgisayar, internet erişimi vb.) karşılanması hususunda gerekli kolaylıklar okul idareleri ve il millî eğitim müdürlükleri tarafından sağlanmalıdır” talimatı da Bakanlık raporlarına yansıdı. MEB’in PISA’ya özel çalışmalarındaki savunması, diğer ülkelerde de benzer adımların atıldığına ilişkin açıklamaları oldu”. (https://www.independentturkish.com/node/125216).

Yani bunların derdi hiçbir zaman eğitimin niteliğinin arttırılması olmadı, olamazdı da. Tek amaçları var: Ortada bir yarışma var ve onlar bu yarışmayı kazanmak istiyorlar. Öğrenci kimin umurunda…

Yukarıda yer alan bulgular ve sonuçları, sorunun kaynağının laik, bilimsel ve eşit eğitimle kurutulabileceğini ortaya koyuyor.  Eğitimdeki tüm Ortaçağcılaştırmaya, ‘büyük geri’ sıçrayışa karşın, laik ve bilimsel eğitimin izlerini hâlâ tamamen silemedikleri Fen liseleri, tüm alanlarda OECD ortalamasının üstünde puanlar alıyor, hatta aldıkları puanlar üst sıralardaki ülkelerin puanları arasına giriyor. Yani akıl yürütme, sorgulama becerilerinin; dogmatik değil, bilimsel düşünme yöntemlerinin kazanılması çok önemli. İmam Hatiplere yapılan onca yatırıma rağmen, bu okullarda okuyan öğrenciler başarılı olamıyorlar.

Tam da bu noktada, başka bir haber yer alıyor basında: “Bütçede imam hatip inşaatlarına 460 milyon TL ayrıldı. Fen liselerine ise 30 milyon TL tahsis edildi. Hükümetin 2019 Yatırım Programı’nda eğitim alanı projelerinde bu yıl da aslan payı imam hatiplere bırakıldı. Sınıflarının yarısı boş olmasına karşın programda yeni 162 imam hatip lisesi inşaatı yer aldı.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1258173/Butce_dindar_nesil_insaatlarina.html).

18 yıldır yapılan akıl dışı, bilim dışı uygulamalarla eğitim alanı da çürütüldü, çökertildi. Programların içeriği Ortaçağcı anlayışla donatıldı. Fen programlarından evrim kaldırıldı. Yani öğrencilerimiz dogmatik, skolâstik düşünceye mahkûm edildi. Eğitime bütçeden ayrılan pay, Cumhuriyet tarihindeki en düşük düzeyi gördü; eğitimdeki fırsat eşitsizliği tavan yaptı, öğrencilerimiz uygulanan politikalar sonucunda gelecekten umudunu kesti, AKP’giller’in eğitim bakanları da hâlâ tüm yüzsüzlükleriyle insanlarımızı aldatmaya devam ediyorlar.

Sorun belli, çözüm de belli:

Demokratik Halk İktidarını kuracağız;

Tüm eğitim kurumlarında Laik ve Bilimsel eğitimi hâkim kılacağız;

Herkese eşit, parasız eğitim imkânı sunacağız;

Özgür düşünen, özgüvenli, mutlu insanlar ülkesini inşa edeceğiz.