Hikmet Kıvılcımlı – Üniversite Derebeyliği + Toplum Yeniçeriliği + Amerikan Casusluğu

04.03.2022
A+
A-

Antika İsa dininin TESLİS’i ve Modern Finans-Kapital Farmasonluğunun ÜÇGEN’i böyle kuruldu. Amerikan Casusluğunun “AKIL TRÖSTÜ” Türkiye sıcaklarında psikolojik anı iyi seçti. Üniversitemizin sunturlu [görkemli] Mollaları, Toplum Polisi diye “Toplum” sözcüğünün de ırzına geçen zıpçıktı Yeniçeriliğe boyunca FETVA verebilirdi. Mangır etmez çalma çırpma tekerleme dolu sözde “bilimsel” kitaplarını 300 liradan aşağıya sattırmak ister miydi şu züğürt talebelere?

Filo Toplarının gölgesi altında, yataklarında uyuyan silahsız gençlere, silahlı Toplum Polisinin kanlı dersi 40 inzibat eri yarılarak verilebilirdi. Sam Amca; Güney Kore, Güney Vietnam istiyordu. Başka türlü Amerikan milyarderleri ayakta duramazdı; Türk milyoneri Vehbi Koç’lar, 1967 yılı 16 milyon 591 bin 440 lira olan vergi REKORunu, 1968 yılı 19 milyon 605 bin 188 lira ile kıramazdı. Bu vergi: Türk milletinden toplananın binde biri bile değil miydi?

Ne çıkar. İktidarın binde 999’u o KOÇ’ların ve Amerikan “EŞEK” ve “FİL”lerinin (Demokrat ve Cumhuriyetçi Partilerinin) gölgesi altında idi.

 

I- Üniversite Derebeyliği

Oynanan trajedide en pis rol Üniversite Derebeyliğine düştü. 6. Filo, yabancı asker olarak, bir gün İstanbul’u nasıl İşgal edeceğinin manevrasını planlamakta haklıydı. Toplum polisi de cahildi. Pahalılık ve İşsizlik batakhanesinde her gözü dönmüşün bir lokma ekmek uğruna babasını öldürebileceğine şaşılmazdı. Üniversite Feodalitesinin “MUAZZERETİ” [Özürü] ne idi?

Bir çocuğu, sayısız kan vermelere rağmen komada can çekişiyordu. İki çocuğu: “Polisin baskını sırasında yataklarında uyurken yüzlerine inen coplarla” (Gazeteler) kör olmuştu. 32 çocuğu, kan içinde hastanelik edilmişti. 44 çocuğu, çırılçıplak Beyoğlu meyhaneleri önünde sürüklenerek dövülüyordu…

“BABA” durumunda olan Teknik Üniversite Rektörleri, Dekanları, Senatörleri ne yapıyorlardı?

  1. Filo’yu cübbeleriyle selamlayamadıkları için bildiri yayımlıyorlardı. Bir satır yukarıda “UTANMIŞ” görünerek: “Rektörün Yurt binasına polisi davet etmesinin varit olmadığını”, resmen açıklıyordu.

Oysa daha 6. Filo Malta sularını aşarken sorulmuştu: “Talebe yurdu, üniversitenin içinde midir, dışında mıdır?”

Rektörlük: Elcevâb, Allâhü a’lem bi-s-sevâb [Allah daha iyi bilir.]: “dışındadır.” buyurmuştur.

  1. Filo, Destanlar Çanakkale’sini Fâtih edasıyla geçerken, bir daha sorulmuş, Rektörlük bir daha : “Ellerimi yıkarım: Yurt Üniversite değildir”, demişti.
  2. Filo, Yıldız önünden Beyoğlu’na dövizli zampara sızdırsın diye, Toplum Polisi Yurda; “Piçler! Komünistler!”, diye saldırırken öğrencilerin:

“Toplum Polisi Yurda girmek üzere, ne yapalım?”, sorusuna; “Yurt bizim Üniversitemiz sınırları içerisinde değildir. Bizim Yurtla ilgimiz yok”, diye, hırsızla ortak karakol komiserinin baştan savışını tekrarlıyordu, Rektör Papa!

Üniversitenin avlusu içinde bulunan Yurt, Üniversite dışında sayılıyor. 6. Filo hoşhoşlarına gençler peşkeş çekiliyor. Bunu Senato bildirisinin bir satır aşağısı, hiç sıkılmadan tam, Yuda Prokürörü Romalı Pontius Pilatus’un[1] itçilliği ile şöyle açıklıyor:

“Yurt 1949 yılında Milli Eğitim Bakanlığına, buradan da Yüksek Öğretim Kredi Yurtlar Kurumuna devredilmiştir.”  

“Katil Rektör”, denilen Kodaman Molla gelince: “Öğrenci Yurdundaki tahribatı görmüş… Yurdun Üniversite Özerkliği ile ilgisinin bulunmadığını bildirmiş. Onun için Polisi çağırmaya: “Lüzum ve imkân” yokmuş.

En barbar Ortaçağ Derebeyi bile, Şatosu dışındaki köylülerine yapılan saldırıyı kendisine yapılmış bilirdi. Bizim “BİLİM” softaları, sivriltildikleri ışık tutmaz Şatolarının karanlık iç donjonlarından[2] başkasını “kendilerinden” saymıyorlar. Kendileri: bir Maşrık-ı Âzam[3] Rektörle, çevresindeki loca ve lonca profesörleri ülkerinden[4] derleşiktirler. Üniversite demek onlar demektir… Üniversitenin asıl çalışan ÖZ EMEĞİ yarınki UMUT IŞIĞI öğrenciler, Amerikan barının garsonlarına yapamayacağı bir hakaretle, üniversite adlı leylek yuvasından, polis işkence odalarına atılıyor.

Acep öğrencisiz bir üniversite mi düşünüyorlar bu kaşarlanmış mandarinler?[5]

Üniversite: yaşları başları geçmiş, beş on papağan akbabanın, yüksek kürsü reklamıyla pahalı bilirkişilik, madrabazca kitap ve çalım satmaları için mi kurulmuştur? Yurt ve Millet uğruna, temiz başlarını koltukları altına almış ülkücü gençlik olmasa o sayın akbabaların ne “LÜZUM VE ÎMKÂN”ları kalırdı? Amerikan ajanlığına mı yararlardı? Mafya gangsterlerine mi hizmet ederlerdi?

 

II- Amerikan Küstahlığı

Ne istiyor 6. Filo?

İstanbul’un resmen AP valisi açıkça:

“Dün sabah 6. Filo ilgilileriyle temas kurduğunu açıklamış ve “Kendilerine son olaylar karşısında askerlerini karaya çıkarmamalarını istedik, fakat gene 200 askerin karaya çıktığını öğrendik”, diyor.

Demek 6. Filo en bayağı diplomatik nezaketi bile Türkiye Hükümetine çok görüyor. Mütareke yıllarında, Boğazlara zaferle giren İngiliz-Fransız filosu gibi… Vali “Asker çıkarma” dediği halde, aygırlıkları kabarmış askerlerini üslerle işgal ettiği Türk topraklarına salıveriyor. Çan Kay Şek Çin’inin Şanghay’ı gibi, Türkiye’yi kozmopolit bir esir liman olarak kullanıyor.

Amerika Türkiye’yi Savaşla mı yenmiştir?

Hayır.

Genelevcilikten “DÖVİZ” kazanarak bir “GAFLET VE İHANET” sınıfı, yabancı hovardadan bahşiş kopartmak için, milli namus ve haysiyetini korumak isteyen gençliği kana boyamaktadır. Gazete yazıyor:

“Bir yetkili de limanımızda bulunan 6. Filonun ziyaret süresini kısaltarak yurdumuzdan ayrılması için, gerekli teşebbüse geçildiğini, söylemiştir. Ancak bu konudaki temaslardan, geç vakte dek ne gibi bir sonucun elde edildiği öğrenilememiştir.”

Yani, herif “Gitmem”, diyor. Ve sonuç olarak ertesi gün, köpeğe bakın Türk milletinin aydın anlayışına karşı nasıl hırlıyor:

“Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyük Elçiliği Maslahatgüzarı W. Burdett… Filonun ziyaretini kısa kesmesinin ve denizcilerin karaya çıkmamasının söz konusu olamayacağını”, havlamış (Gazeteler) ve üstelik de: “Amerikan denizcilerinin başına gelebilecek bir olayın çok vahim sonuçlar doğurabileceğini… Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin temelinden zedeleneceğini bildirmiştir.” (19.7.1968)

Tehdit! Türkiye Hükümetine “Canınıza okurum!” deniyor.

Ne hakla?

Kuvvetine güveniyor. Vietnam’da bulamadığı bu cür’eti Amerika kuduzuna kim verdi?

Mustafa Kemal’in Başkumandanlık ettiği Türk Ordusu’nu, Anayasa çiğnenerek, fiilen Amerikan Generali NATO Başkumandanının emrine verenler…

O “GAFLET” kumkumaları nelerine güveniyorlar?

Yassıada’dan, Kayseri’den… ve sandıktan çıkmalarına.

 

III- Toplum Yeniçeriliği

Aldanıyorlar. Yassıada’dan, Kayseri’den çıkmaları ne sayede oldu?

27 Mayıs ülkücülerinin saf çocuk ruhlarındaki Müslüman-Türk şefkati sayesinde…

Ya, sandıktan çıkmaları nedir?..

Bir Cumhuriyet Savcısı 19 Temmuz 1968 günlü yazısında soruyor:

“Sadece Siyasi Demokrasiyi öngören yasalar karşısında, iki buçuk liraya oyunu satan ve toprakla alınıp satılan bu bilinçsiz kitle neyi ifade etmektedir?”

Neyi edecek?

Washington’da haraç mezat Vatanlar satın alan Finans-Kapital’in, Bâbil çağından kalma Tefeci-Bezirgân Sınıfımız sayesinde İktidarı ve Devleti de satın alabileceği umudunu ifade etmektedir. Yoksa o “iki buçuk liralık KİTLE”den bir tek kişi, 27 Mayıs sabahı gidenlere kapılmamıştı.

Bunu herkesten iyi ve en çok “Sandıktan çıkanlar” biliyorlar. Ve bildikleri içindir ki, yalnız bir şeye dört ayaklarıyla sarılıyorlar: 6. Filo ile içimizdeki 7. Kol zavallı Polise: “Efelenin!” diyor her ikisine de, “Korkutun şu (BİLİÇSİZ YIĞINLARI)”.

Ve ANARŞİyi gençliğe mal etmek istiyor. Siz şu devlet içinde Devletin çıkardığı kanlı anarşiye bakın:

“Bazı polislerin hırsından başlarındaki miğferleri yere vurduğu görülmüştür. Az sonra da, Emniyet müdürünün verdiği emre rağmen Toplum polisi Talebe yurduna girmiştir… Çatışmadan Talebe Yurdu ağır hasara uğramış, bütün camları kırılmış ve Polis 31 kişiyi nezaret almıştır. Adliyeye sevk edilen 35 öğrenci vaktin geç olması gerekçesiyle Emniyet Müdürlüğüne İADE edilmiştir.”

Amerikalı, Valiyi dinlemiyor; Polis, Emniyet müdürünü dinlemiyor. Ve kızılca kıyamet kopunca da ANARŞİyi Gençlik çıkardı, deniyor. Gençlerse, gözlerine vurulan coplara rağmen şunu görüp soruyorlar: (Cumhurbaşkanına Tel’den):

“İstanbul’un lüks otelleri, Amerikan genelevleri şeklinde çalışmaktadır. Görevi bu tür yerlerdeki Amerikalıları yakalamak olan polis, Amerikan genelevleri olarak çalışan otellerin kapısında nöbet tutmaktadır. Bu kimin polisidir?”

Amerikan zamparası önünde bu denli soğukkanlı olabilen Polis, kendi müdürünü dinlemeyip, kimden emir almıştır?

Besbelli, hükümet içine kamufle olmuş ajanlardan.

Bu ajanlar, Cumhuriyeti Gençliğe emanet eden Mustafa Kemal’i Anıtkabrinden çıkarıp 6. Filo’da yargılayamadıkları için gemlerini kemiriyorlar. Amerikalıyı, ikide bir (mütareke yılları İngiliz donanmasının kasıldığı) Yıldız Sarayı önüne çağırıp, uçak manevralarının Cehennem gürültüleri ile İstanbul halkının gece tatlı uykularını kaçırtanlar çok iyi biliyorlar. Osmanlı Devleti, İstanbul’u İngiliz Donanmasına teslim ettiği zaman, otuzunu yeni aşmış beş on genç kumandandan başka o kahredici canavarlara: “Geldikleri gibi giderler”, diyen çıkmamıştı. Ve son zafer gençlerin oldu.

 

Onun için “OY”la çatlayan AP “SEÇİM SANDIKLARI” en çok AP’lileri aldatmamalıdır. Mütarekenin beş on genci yerine, şimdi beş on TÜMEN yükseköğretim genci ordulaşmıştır. Bu bilgi ve bilinç TÜMENLERİ, Mustafa Kemal’lerin Mütareke yıllarındaki Tümenlerden ne daha eksiktir, ne daha inançsızdır. Üstelik o günkü Türk Ordusu, beş on kat yiğit gücüyle, bugünkü Türk Ordusu olarak gençliğin yanındadır. Toplum polisi üzerine kimse hayale kapılmasın. Şu İşsizlik ve Pahalılık bataklığında maaşla Cehenneme olsa gidecek aylıklı askerler her zaman bulunur. Hele adım başı Amerikan casuslarının yol kestiği topraklarda iğrenç kışkırtmalar birbirini kovalayabilir. Yalnız Mehmetçik, aylıklı asker değildir. Üniversiteli kadar halkımızın öz çocuğu olduğunu son olaylarda da göstermiştir.

18.7.1968 günlü Gazetenin şu satırlarını Toplum Polisini kışkırtanlar için bir daha okuyalım: (Saat Gece yarısından sonra 4 buçuktur):

“Teknik Üniversite önünde bekleşen inzibat erleri arasında bir huzursuzluk başlamıştı. Toplum Polisine karşı olduklarını hissettiriyorlar, binaya yaklaşmak isteyen polisleri bırakmıyorlardı.”

“Karşıki apartmanda oturanlar, öğrencilerden birinin bir toplum polisi tarafından tutulup pencereden aşağı atıldığını gördüler. “ÖLDÜRÜN PİÇLERİ!”, “KOMONİSTLERE VURUN!” diye bağıran polisler, kan içinde kalmış öğrencileri sürükleyerek götürmeye başladılar. Bunun üzerine bir kenara çekilen inzibat erleri harekete geçtiler. Önce Yurt bahçesindeki polisleri birer birer avluya çıkarırlarken, Toplum Polisinde direnmeler başladı. Erlerden biri Polisin mücadelesine daha fazla dayanamayıp silâhını çekti. Toplum Polisi birden inzibatı karşısında silâhını çekmiş görünce binada daha fazla kalamadı.”

Haksızlığın kabadayılığı bu kadardı. Ve arkasından bütün caniler gibi gece karanlığında işlediği suçunun izlerini telâşla örtmeye girişti:

“Yurt binasının ve bahçesinin önü kan içinde kalmıştı. Başka bir ek ekip Polis alelacele bu kan izlerinin yanına toplanıp, kireç ve zift ile kapama işine girişti. Fakat pijamaları, külotları, atletleri ile caddelerde sürüklenen öğrencilerden geri kalanlar: kolu kopmuş gömlekler, kırık gözlükler, yırtık atletler, hâlâ Yurt bahçesine yayılmış duruyordu…”

Sükan’ın[6] gerisinde bıraktığı bu savaş meydanı, hiç de İnönü değildi.

[1] Pontius Pilatus (? – yaklaşık MS 36), MS 26-36 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nun Yahudiye eyaletinin valisi.

[2] Donjon: Şatoda Lordun yaşadığı büyük kule.

[3] Maşrık-ı Âzam: Masonların en büyük locası.

[4] Ülker: Boğa takımyıldızı sınırları içinde bulunan, yedi parlak yıldız ve etrafındaki gaz katmanı ile güzel görünüm veren yıldız kümesi, Yedikızkardeş, Süreyya, Pervin.

[5] Mandarin: İmparatorun emrinde çalışan en yüksek dereceli Çin devlet memurlarına verilen unvan.

[6] Faruk Sükan: O zamanın “Zehir Hafiye” lakaplı AP’li İçişleri Bakanı. Sola, Sosyalizme, Mustafa Kemalciliğe-Kuvayimilliyeciliğe karşıtlığını ve Amerikanofilliğini; “Socuların nefes alışını bile dinliyoruz”, sözleriyle dile getiren faşizan bir kişilikti.