Kaçak Saray’ın hijyen memurları ve “Gazilik” unvanı

16’ncı Yüzyıl’da İngiltere Kralı VIII. Henry, daha sonra “Groom of the Stool” adını alacak olan yeni bir meslek icat etti. Türkçeye “Kaka Uşakları” olarak çevrilebilen bu mesleğin erbapları, gel zaman git zaman Kraliyet Sarayının en ayrıcalıklı kişileri arasına girmeyi başardılar. Bu kişilerin “çok kutsal” sayılan en önemli görevleri, adlarından da anlaşılacağı gibi Kralın tuvalet sonrası kişisel hijyenini sağlamaktı. Kral tuvalete girer, işini görür, başka da bir şey yapmazdı. Geriye kalan kişisel temizlik işlerini bu görevliler üstlenirdi. Daha da açık söyleyecek olursak; bu görevlilerin en önemli işi Kralların kıçını temizlemekti…

Bize ilginç gelebilir ama genelde soylulara bahşedilen bu “özel statü” için saray dalkavukları birbirleriyle yarışırdı. Çünkü bu işi yapan kişiler, yüksek meblağda maaşlarla birlikte toplum içinde gerçek anlamda ayrıcalıklı bir konum elde ederek ödüllendirilirdi. Hatta 1762-1763 yıllarında III. George’un Krallığı döneminde Başbakanlık yapan John Stuart bile bu mesleğin erbabıdır.

Yine ilginçtir; bu “meslek” 20’nci Yüzyıl’ın başına kadar icra edilmeye devam etti. 1901 yılında VII. Edward tarafından kaldırılarak Tarihe karıştı.

Tarihe karıştı dediysek, İngiltere’de böyle oldu tabiî. Bizim gibi Kapitalizmce geri bırakılmış Doğu Toplumlarında aslında varlığını bir şekilde devam ettiriyor. Günahlarını almayalım, Kaçak Saray’da tuvalet önünde tuvalet kâğıdıyla bekleyen “soylular” var mıdır, bilemiyoruz. Olabilir de, olmayabilir de…

Ama şunu çok iyi biliyoruz ki, “Reis”e dalkavuklukta VIII. Henry’nin hijyen memurlarını aratmayacak derecede özveriyle çalışan kişiler bugünlerde ortalıkta cirit atıyor…

Bunun en somut kanıtlarını, iktidardaki suç örgütünün tepesindeki zata biat yarışına giren saray dalkavuklarının insanı hayretlere düşüren sözleri ve eylemlerinde görüyoruz.

Gelin bunlardan bazılarını hatırlayalım:

“AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan: “Erdoğan Allah’ın tüm vasıflarını üstünde toplayan bir lider.”

“AKP Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser: “Erdoğan ikinci peygamberdir.”

“AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin: “Erdoğan’a dokunmak bile ibadettir.”

“Atılgan Bayar: “Halife-i ruyi zemin.”

“AKP İstanbul Milletvekili Oktay Saral: “Erdoğan için her gün 2 rekât şükür namazı kılınmalı.” (https://onedio.com/haber/erdogan-sevgisinin-costugu-9-fantastik-aciklama-412975)

Bu örnekleri daha da çoğaltmamız mümkün ama biz şimdilik bu kadarla yetinelim…

Aslında her biri İslam İnancına göre Allah’a şirk koşmak kapsamına giren bu sözleri sarf eden zevat, bu yalakalıklarının karşılığını parayla, makamla, ünle, milletvekilliğiyle, il başkanlığıyla vb. türlü şekillerde alıyor, bildiğimiz gibi.

Durum böyle olunca, aşağıdaki gibi haberlere rastlamamız artık vaka-i adiyeden oluyor:

“AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gazilik unvanı verilmesine ilişkin kanun teklifi hazırladı.

“Külünk, hazırladığı kanun teklifini TBMM AKP Grup Başkanlığına iletti. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Gazilik Unvanı Tevcihine Dair Kanun Teklifiyle, Cumhurbaşkanı ve Başkomutan Erdoğan’a Gazilik unvanı tevcih olunuyor.

“Teklifin gerekçesinde, millet için değerler uğrunda yapılan her mücadelenin “gaza” ismiyle ad bulduğu belirtildi.  “Emek, fikir, ter dökülen ve bütün bir varlık ile can koyulan gazaların komuta edicilerine, mevzi bekleyenlerine ve dolayısıyla vatan uğrunda yara alanlara gazi deriz.” ifadesine yer verilen gerekçede,  Karahanlı kumandanlarından Selçuklu sipahilerine, atabeylerden beylere değin kullanılan bu şanlı unvanın, milletçe ihtiram gören ecdatta daima var olduğu bildirildi.”

(http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/metin-kulunk-erdogana-gazi-unvani-verilsin-2185818/)

Evet, günümüzün sayısız hijyen memurlarından biri olan M. Külünk oturmuş, ciddi ciddi Kaçak Saraylı Reis’e “Gazilik” unvanı verilmesi için yasa tasarısı hazırlamış. Bununla da kalmamış, “Karahanlı kumandanlarından Selçuklu sipahilerine, atabeylerden beylere değin kullanılan bu şanlı unvanın, milletçe ihtiram gören ecdatta daima var olduğunu bildir”miş. Güler misiniz, ağlar mısınız?..

Neden verilmeliymiş bu unvan?

  1. Külünk, Kanun Tasarısının Gerekçesinde bunu şöyle açıklamış:

“Tam, bütün ve milli bağımsızlık yolunda vatan uğruna yalnız elini değil, tüm varlığını hasreden Sayın Cumhurbaşkanımız, özellikle Davos’taki ‘One minute’ çıkışının ardından karşı mevziin doğrudan hedefi haline gelmiş, saldırıların bizatihi muhatabı olmuştur. Cumhurbaşkanımızın verdiği mücadele bu manada birçok cephe savaşıyla ilerlemiştir. Öyle ki 7 Şubat MİT krizi bir cepheyken, Gezi hadisesi bir cephe, 17/25 Aralık darbe teşebbüsleri ve MİT tırlarının durdurulması olayı yine başka cephelerdir.” (https://www.dunya.com/gundem/erdogana-gazilik-unvani-icin-kanun-teklifi-haberi-399813)

Türk Dil Kurumuna göre “Gazi” kelimesi şu anlama gelir:

“Olağanüstü yararlıklar göstererek düşmanı yenen komutanlara devlet tarafından verilen onur unvanı.”

Kaçak Saraylı Reis’in gösterdiği “olağanüstü yararlıklar” nelermiş, M. Külünk’e göre?

Şunlarmış:

– Sonrasında özür dileyerek kendini affettirmek için Amerika’daki Yahudi Lobisine Devlet Hazinesinden tam 67 milyon dolar vermek zorunda kaldığı “one minute çıkışı”ymış.

– Zulme karşı direnen silahsız, gencecik insanlarımızı bilerek, iradi olarak katlettirdiğini; “Polise emri kim verdi diyorlar, ben verdim ben!”, diye höykürerek açıkça itiraf ettiği “Gezi hadisesi”ymiş.

– Aşırdığı kamu mallarının dudak uçuklatan meblağlarının ses kayıtlarında bir bir ortaya serildiği “17/25 Aralık darbe teşebbüsleri”ymiş.

– Suriye’deki meşru Beşşar Esad Yönetimini devirmek için kafa kesen, insan kalbi yiyen Ortaçağcı katiller sürüsüne gönderdiği silahların ortaya çıkmasıyla patlayan gerizden başka bir şey olmayan; aynı zamanda Kaçak Saraylı’nın defalarca işlediği savaş suçlarının en net kanıtlarından biri olan “MİT TIR’ları krizi”ymiş.

  1. Külünk hızını alamamış, hazırladığı gerekçede “Reis”in kişisel hijyen temizliğini yapmaya devam etmiş:

“Bu gazada milleti temsilen en önde bulunan isim bellidir. TBMM, 15 Temmuz’da milletimizle birlikte bağımsızlık mücadelesi veren, önce El-Bab ve şimdi de Afrin ile uluslararası terör örgütlerine karşı hazırlanan ordumuzun Başkomutanı ve Cumhurbaşkanımıza gazilik payesi verilmesini değerlendirmelidir.” (agy)

Yani diyor ki; yıllar boyu ABD Emperyalizminin uşaklığını yaparak Laik Cumhuriyet’i yıkma suçunu birlikte işledikleri “FETÖ”yle tutuştukları Ganimet Paylaşım Savaşında gösterdiği “kahramanlık”tan dolayı “Reis”e bu unvan verilmelidir…

Aslında M. Külünk, gerekçede bazı şeyleri eksik bırakmış. Onları da biz tamamlayalım:

Ege’de kendi karasularımızda bulunan, uluslararası antlaşmalarla kesin biçimde Türkiye’ye bırakılmış 18 Ada ve 1 Kayalığı Yunanistan’a “kahramanca” peşkeş çekerek vatana ihanet suçu işlediğinden dolayı da bu unvana layık görülmelidir.

ABD’nin Ortadoğu’yu ve Afrika’nın büyük bölümünü ölüm tarlalarına çevirmek için hazırladığı, projelendirdiği ve işbirlikçilerine uygulattığı, ülkemizi de içine alan “Büyük Ortadoğu Projesi”nin Eşbaşkanı olmak gibi “yüce” bir hizmeti yerine getirdiğinden dolayı da bu unvana layık görülmelidir.

“Ergenekon”, “Balyoz”, “Casusluk Davası” vb. adlar altında yürütülen, “Ben bu davaların savcısıyım”, dediği hukuk maskeli CIA Operasyonlarıyla kendi ordusunu çökerttiği, itibarını beş paralık ettiği için de bu unvana layık görülmelidir.

ABD Emperyalistleriyle iktidara gelmek karşılığında yaptığı anlaşma gereği Gerçek İslam’ın içini boşalttığı, Pentagon-CIA İslamı’yla insanlarımızın temiz dini duygularını istismar ederek servetine servet kattığı için de bu unvana layık görülmelidir.

Velhasıl; Kaçak Saraylı Reis’in “Gazi” unvanını hak etmek için altına imza attığı “olağanüstü yararlıklar” saymakla bitmez…

Ancak çok iyi biliyoruz ki, eğer bu “olağanüstü yararlıklar”la “Gazi” unvanı alınsaydı, Tarihteki bütün zorbalara, bütün tiranlara, bütün diktatörlere, bütün hırsızlara aynı unvanın verilmesi gerekirdi.

Halkımızı temsil etmekten fersah fersah uzaklaşmış, AB-D Emperyalistlerinin politikalarının onaylandığı, hayata geçirildiği bir yürütme mercii haline getirilmiş olan Meclisinizde, kime ne unvan verirseniz verin. Hangi aşağılık politikaları uygularsanız uygulayın. Bunların Halkımız nezdinde hiçbir karşılığı yoktur…

Unutmayın ki faşist Hitler de kendisine “Rehber, Lider” anlamına gelen “Führer” unvanını vermişti. Ama Tarihin utanç sayfalarında en kanlı, en aşağılık, en insan düşmanı diktatörlerden biri olarak anılmaktan kurtulamadı. O ve onun gibiler de tıpkı sizin gibi aşağılık saltanatlarının ilânihaye süreceğini düşünüyorlardı. Ama İnsanlık Tarihi her zaman gösterdi ki “Zulm ile abad olanın akibeti berbad olur.”

Aynı kaçınılmaz sonla siz de yüz yüze geleceksiniz. Sanmayın ki bu devran böyle sürüp gider. Halkımıza ettiğiniz tüm ihanetlerin bedelini tek tek ödeyeceksiniz!