Bu adamlar gazeteci mi şimdi?

Tâ ilk Genel Başkan’ımız Hikmet Kıvılcımlı’dan bu yana, Halkın Kurtuluş Partisi, hep “susuş suikastına” uğratılır. Siyasette, sendikal mücadelede, emekçi halkların sorunlarının dile getirilmesi mücadelesinde yok sayılırız. Sendikal alanda onlarca Örgütlenme yaparız, Direniş, İşgal, Grev yaparız, ama kimisi görmezden gelir, kimisi de bütün bu eylemleri işçiler kendiliğinden yapmış gibi, öznesiz cümlelerle vermek zorunda kalırlar.

Yani yaptığımız yüzlerce eylemimizin, onlarca suç duyurumuzun bir iki yerel basın dışında, burjuva medya tarafından görmezden gelindiğine alıştık.

Hatta kendine; İlerici, Solcu, Halkçı diyen yayın organlarınca aynı suikasta uğratılmaya da alışmıştık.

Şimdi ise bunun daha pespaye bir örneğiyle karşılaştık.

Halkın Kurtuluş Partisi olarak, 28 Ocak 2018 günü; Çeşme’de, 2004 yılından bu yana Ege Denizi’nde Yunanistan tarafından işgal edilmiş olan ve bir kısmı İstanbul’daki Büyük Ada’nın üç katı büyüklüğündeki 18 Adamıza sahip çıkmak için bir yürüyüş ve miting gerçekleştirdik.

AKP’giller’in savaş çığırtkanlıkları ve şovenist dalganın yaygın bir şekilde tırmandırıldığı OHAL döneminde, coşkulu ve disiplinli bir şekilde yaptığımız eylemimiz, yine beklendiği gibi burjuva medya tarafından görülmedi. Birkaç internet gazetesinde yer verildi o kadar.

Oysa yoldaşlarımız, tüm basına hem eylem öncesi çağrı metinlerimizi hem de eylem sonrası haber metinlerini ve görselleri ısrarla göndermekteler.

Bir Yoldaş’ımız da, Sözcü Gazetesi’nin “duayen” yazarı Rahmi Turan’ın daha önce, Yunanistan’ın Ege’de işgal ettiği adaları konu eden bir yazısında HKP’ye yer vermemesini e-posta göndererek eleştirmişti. Rahmi Turan Bu eleştiriye verdiği cevapta; “Siz de haberlerinizi gönderin yayımlayalım”, dediği için aynı Yoldaş’ımız Çeşme’deki Adalar Eylemimizin haberini ve resimlerini göndermiş.

Bunun üzerine R. Turan; 31 Ocak 2018 günkü yazısının başlığını tırnak içinde “İşgalci Yunanistan Adalardan Defol” diye vermiş.

Yani kendisine ait bir söz olmadığını göstermiş.

Devamında, 28 Ocak 2018 günü Çeşme’de önemli bir yürüyüşün gerçekleştiğini belirterek,  İzmir’in sevimli ilçesi Çeşme’de önemli bir yürüyüş gerçekleşti. Günlerden 28 Ocak Pazar idi.

 “Ne yazık ki, medyamız, vatandaşlarımızın tepkisini gösteren bu protesto yürüyüşünden hiç söz etmedi” diye yazmış.

Ege’deki 18 Türk Adasının işgaline sessiz kalmayan kalabalık bir grup Çeşme Adliyesinin yanında toplanıp, Çeşme Cumhuriyet Meydanı’na kadar coşkulu bir şekilde yürüdü.” bile demiş.

“Yürüyüş boyunca “İşgalci Yunanistan, adalardan defol”, “Adalar vatan toprağı, işbirlikçiler hesap verecek”, “Katil ABD, Ortadoğu’dan defol” sloganları atıldı.” (http://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/rahmi-turan/isgalci-yunanistan-adalardan-defol-2196320/) 

Daha doğrusu yazının içeriğini tamamen eylemde yapılan konuşmadan alıntılamış.

Bu neyse de, sözde kendisi eyleme ilgi gösterip diğer basını eleştirirken asıl sansürü kendisi yapmakta…

İyi de “duayen” gazeteci bu coşkulu yürüyüşü KİM organize etmiş?

Yoksa vatandaşlar kendiliğinden mi toplanmış?

Eylemle ilgili resimler, talebiniz üzerine, özel olarak bizzat kendinize gönderildiği halde, öznesiz bir cümle kurmak masum mu şimdi?

Yürüyüşte atılan sloganların bazılarını yazıyorsun da taşınan pankartları, bayrakları niye yazmıyorsun?

Şimdi senin diğerlerinden bir farkın kaldı mı?

Gazeteciliğin temel kurallarından olan 5N1K ilkesine uymuş mu oldun bu yazı ile???

1K nereye gitti?

Bunu da geçelim, makalede anlatılan bir olayı öznesiz bir şekilde anlatmak ne kadar dil bilgisi kurallarına uygundur?

Sözde basın “duayeni” R. Turan’ın bu sansürcülüğüne bazı arkadaşlarımız haklı olarak tepki göstermiş ve kendisine; “Merhaba Rahmi bey. Köşenizi okuyunca yazma gereği duydum. “Öncelikle teşekkür ederim. “bu protesto yürüyüşünden hiç söz” etmeyen medyayı da eleştirmişsiniz. Ama siz de yürüyüşü gerçekleştiren Halkın Kurtuluş Partisi’nin ismini anmamışsınız. “Kalabalık bir grup” diye geçiştirmişsiniz. Bu tutumunuzu gazetecilik etiği açısından yanlış buldum. Tabiî ki düzeltip düzeltmemek sizin bileceğiniz  bir durum. Kolay gelsin. İyi Çalışmalar dilerim.” diyerek son derece kibar bir üslupla e-posta göndermiş.

  1. Turan’ın verdiği cevap ise şu: “Haklısınız. Anlaşılan bu tür yürüyüşleri hiç yazmamak lazım. Anlaşılan İsa’ya da Musa’ya da yaranmak mümkün değil…”

Yani “özrü kabahatinden büyük” cinsinden…

Açıkça; “ben yanlış yapmışım” diyemiyor, işi başka yere çekiyor.

Arkadaşımız da kendisine; “Sizi gazeteciliğin düsturu olan 5N1K kuralına uymadığınız için uyardım. Verdiğiniz cevap, cevap olmadı. Sizin gibi yılların gazetecisine bu kuralı hatırlatmak zorunda kalmak, sizin adınıza bizi üzdü…” şeklinde bilgece bir cevap vermiş.

Yani sana güzel bir ayna tutmuş.

“İsa’ya da Musa’ya da yaranmak mümkün değil”miş.

İyi de burada İsa kim? Musa kim?

Bu soruları çoğaltabiliriz…

Ama nafile…

Sansür her yerde sansürdür.

Rahmi Turan; diğerlerinden bir farkın kalmadı, maalesef…

Eğer birazcık meslek onurun kalmışsa, ilk fırsatta özür dileyip düzeltme yapmalısın.

Yapmazsan da ne diyelim?

Yalanlarında ve sansüründe boğulasın.