Kendisi yalan ve hakarette sınır tanımıyor ki…

09.10.2021
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Yıllardır Emniyet ve Jandarmada oluşturdukları “sanal devriye timleri” ile sosyal medyada “Tayyip’e hakaret” edenlerin peşindeler.

Devlet, bu iş için maaşlı memurlar görevlendirmiş, tek yaptıkları; kim ne paylaşmış onu gözetlemek. Tayyip’e yönelik eleştirilere ilişkin tutanak düzenleyip davalar açtırmak.

Tabiî paylaşımların içeriğinin suç olup olmadığı ise bir polis memurunun ya da bir jandarma erinin keyfine kalmış. Kendilerini savcı ya da yargıç yerine koyarak hukuki niteleme yapıp, “burada cumhurbaşkanına hakaret var” dediler mi, artık o tutanakların iddianameye dönüşmesi kaçınılmaz oluyor. Çünkü kurumlar arası bir kontrol mekanizması oluşuyor. Dosya kendinden çıkan rahatlıyor, top bir başkasına geçmiş oluyor.

Dolayısıyla kolluktan gelen bu tutanaklar hakkında dava açmayan savcı yok denecek kadar azdır. En azından biz şimdiye kadar hiç karşılaşmadık.

Oysa aynı savcılar, bizim somut belgelere, bilgilere ve tanıklıklara dayanan onlarca suç duyurumuz hakkında yıldırım hızıyla takipsizlik kararları vermekteler. Bizim suç duyurularımızda Savcılar Ceza Muhakemesi Kanununun 160’ıncı maddesinde kendilerine yüklenen görevleri yapmazken, Tayyip’e hakaret dosyalarında canhıraş bir şekilde dava açmaktalar. Bu soruşturmaların bazılarında keyfi olarak tutuklama kararları da verilmektedir.

Basında çıkan haberlere göre, Tayyip Erdoğan’a hakaret suçundan bugüne kadar açılan 160 bin 169 soruşturmadan 63 bin 41’ine dava açılmış ve 9 bin 554 kişi hakkında da mahkûmiyet hükmü verilmiş. Hakkında ceza verilenlerin 10 tanesi ise çocuktur.

Hal böyle olduğu halde Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısı için gittiği Amerika’da CBS televizyonu ile yaptığı röportajda, kendisine sorulan; “sadece size hakaret etmekten dolayı 100 binin üzerinde vatandaşın soruşturulduğu” sorusuna ise, “siz bunlara inanıyorsunuz yani. Benim hakkımda açılmış böyle davalar falan yok. Sizi aldatıyorlar, siz de bunlara inanıyorsunuz.”diyerek muhabire çıkışmıştır.

Yani ülkede “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 160 binin üzerinde kişi hakkında yürütülen soruşturmalar ve davaların olduğu bizzat Adalet Bakanlığı verilerine göre sabit olduğu halde; ülkenin Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden şahıs, yurtdışında “benimle ilgili açılmış davalar falan yok” diyebilmektedir.

Biz de geçtiğimiz günlerde (29 Eylül 2021 günü) Menemen 3. Asliye Ceza Mahkemesinde Tayyip’in Amerika’da inkâr ettiği/yok saydığı davalardan birisinin ikinci duruşmasındaydık.

İki ayrı dosyanın birleştirildiği davamızda, baştan itibaren hukuksuzluklar yaşanmakta.

İlk dosyada, Menemen’de katledilen Devrim Şehidi Kubilay’ın anmasında yaptığımız konuşmada; “Kaçak Saraylı Reis” dediğimizden “suç” çıkarmış, iyi saatte olsunlar.

İkinci dosyada ise, devlet, tarafımıza dört ay tuzak kurarak paylaşımlarımızı izlemeye almış. Genel Başkanımız Nurullah Ankut’un yazdığı ve hepsi güncel gündeme ilişkin siyasal eleştiriler içeren yazılarını paylaşmamızdan TCK 299’uncu maddede tanımlanan; “cumhurbaşkanına hakaret” suçu uydurularak hakkımızda açtıkları davanın yargılaması yapılmakta.

Hep söylediğimiz ve son duruşmada da tekrarladığımız gibi; “Cumhurbaşkanına hakaret suçunun sabit olabilmesi için ortada anayasanın 101. maddesinde tanımlanan Cumhurbaşkanı niteliklerine haiz bağımsız, tarafsız, partisi ile ilişkisi kesilmiş bir cumhurbaşkanının olması gerekir.”

Cumhurbaşkanlığı için en önemli Anayasal yeterlilik olan dört yıllık yükseköğretim görmüş olma kriteri Tayyip Erdoğan’da bulunmamaktadır. Genel Başkanımız Sayın Nurullah Ankut’un yazılarında ve yargılandığı mahkemelerde de belirttiği gibi; Tayyip’in dört yıllık diplomasının olduğu ispatlanırsa biz her şeye varız. Verilecek cezalara da itiraz etmeyeceğiz.

Yine duruşma tutanağına da yazdırdığımız gibi; Tayyip Erdoğan siyasi bir kişiliktir. Kendisi de hakaret dilini her yerde kullanmaktadır. Siyasi rakiplerine karşı sarf ettiği kelimelerden sadece ana muhalefet partisi başkanına “bahtsız bedevi” demesi ve yine şu anda koalisyon ortağı olan parti liderine “zürriyetsiz” vb. kelimelerle defalarca hakaret ettiği gözönüne getirildiğinde bu kişinin ne kadar kirli bir ağıza sahip olduğu anlaşılır.

Muhataplarına; “alçak”, “şerefsiz”, “zillet”, “hain”, “ağzından salyalar akıyor” vb. (hepsini yazarak sayfalarımızı kirletemeyeceğimiz) daha birçok hakaret kelimelerini kolayca ve sürekli kullanan bu kişinin bizzat kendisinin hakarette sınır tanımadığı çok açık.

Ama kendisine yönelik etkili siyasal eleştiriler karşısında yargı sopasını kullanmaktan hiç çekinmiyor. Yukarıda belirttiğimiz gibi, yüz binden fazla insan hakkında soruşturma başlatıp altmış binden fazla insan hakkında da davalar açtırıyor. Sonra da dış basında kendisine bu sorular sorulunca “yok öyle şey” diyerek inkârdan geliyor, gerçeği saklıyor, yalan söylüyor.

Biz ise, en tepesinden en alt düzeyine kadar baştan sona suça batmış bir siyasal parti yönetimine karşı siyasal eleştiriler yapıyoruz, suç duyuruları yapıyoruz. Meclisteki analı-yavrulu muhalefetin kürsü konuşmalarıyla yetindiği yolsuzluklar, vurgunlar, kanunsuzluklar karşısında en etkili muhalefeti biz yapıyoruz. O nedenle de bu türden hukuken temelsiz davalarla karşılaşıyoruz.

Yukarıda belirtiğimiz altmış binden fazla davanın neredeyse tamamında Ceza Muhakemesi Kanununun 231’inci maddesinde tanımlanan ”Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” kararları veriliyor. Yani insanlara en az 1 yıl 2 ay 17 günlük hapis cezaları vererek, beş yıl erteliyorlar.

Beş yıl içinde yeni bir suç fiili ortaya çıkmazsa verilen ceza olmamışa dönüyor.

Ancak insanların önce karakolda ifadelerinin alınması, sonradan mahkemelere çağrılması, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası tehdidi ile yargılanmaları bile yetip artıyor. Yargılama sonunda az sayıda da olsa beraat eden insanlarımız bile sonraki sosyal medya paylaşımlarında otosansür uyguluyor. Dolayısıyla toplumda yaratılmak istenilen korku iklimi oluşmuş ve AKP’giller de amaçlarına ulaşmış oluyor.

Bizim olayımıza dönersek; normal işleyen bir hukuk sisteminde olsak, Kubilay Anması konuşmamızın da, 2020 Nisan ve Ağustos ayları arasında yaptığımız paylaşımların da tamamen siyasal eleştiri kapsamında olduğu, hiçbir şekilde hakaret unsuru içermediği değerlendirilirdi, kaçınılmazca.

Ama 2010 Anayasa değişikliği ile birlikte yüksek yargıdan başlayarak, süreç içinde ilk derece mahkemelerini de kendi hukuk bürolarına dönüştüren AKP iktidarı, artık yargıyı muhalifleri susturmanın aracı olarak kullanmaya başladı.

Ancak bu da kurtarmaya yetmeyecek bu iktidarı…

Artık yalanlar, vaatler kâr etmiyor. İşsizlik-Pahalılık cehenneminde kavrulan halkımız bu iktidarın gerçek yüzünü görmeye başladı.

Böyle gitmez. Gidemez…

Yolun sonu göründü…