Kim öldürüyor, kim mülteci durumuna düşürüyor bu insanları?

ABD, AB ve diğer büyük emperyalist devletler.

Kimi mi?

Ortadoğu’da; Arapları, Türkmenleri, Ezidileri, Kürtleri, Türkleri, Ermenileri…

Avrupa’daki, Afrika’daki, Asya’daki, Balkanlar’daki, Kafkasya’daki halkları…

Kısacası dünyanın dört bir yanındaki halkları birbirine düşüren, aralarına kan davaları sokan ve onları kan banyolarında yıkayan tamamen büyük Batılı Emperyalist devletlerdir.

Bildiğimiz gibi, Ortadoğu’nun bugünkü sınırları Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’yla ve yapay olarak çizildi. Emperyalist devletlerin uzmanlarınca (İngiliz Sykos, Fransız Picot vb.lerince) masa başında ve cetvelle çizildi.

Bu sınırları çizenler o gün için başta “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” İngiltere, sonra Fransa, İtalya, ABD, Japonya vb.leriydi. Ve onlar bu sınırları o günkü güçleri oranında ve silah zoruyla çizdiler. Bir tek Arap Ulusu’nu 21 parçaya böldüler. Ve bu zoraki bölünme kaçınılmaz olarak sürekli sorunlar yarattı. Bölgeye huzur ve sükûn gelmedi. Ki emperyalistler gelmesini de istemediler zaten. Onların ezeli uygulamalarıdır bu: İşgali, ilhakı ve sömürüyü ilanihaye sürdüremeyecekleri için halklar arasında sorun yaratmak, halkları birbirine düşürmek ve sonra da “kurtarıcı” olarak yeniden o topraklara gelmek ve yeniden, güçleri oranında yeni devletler yaratmak, yeni sorun odakları yaratmak bir sonraki müdahaleleri için…

1945’ten bu yana dünyanın yeni imparatoru ABD. Ve ABD, bıçağı hakkına (Para, Casus, Ordu gücüne dayanarak) sınırları yeniden çizmek istiyor, kendi çıkarları doğrultusunda. O yüzden de Ortadoğu’da bir kez daha kan gövdeyi götürüyor.

Önce seçilmiş meşru yönetimi devirerek Irak’ı işgal ettiler. Üstelik de bunu “Irak’a özgürlük getirmek” bahanesiyle yaptılar. Ülkenin lideri Saddam’ı ve yöneticilerini astılar. Ve işgal sonunda çekip giderlerken (tabiî ki yenilmiş olarak) geride her gün yüzlerce insanın bombalar sonucu hayatını kaybettiği, yeraltı ve yerüstü servetlerinin yağmalandığı, Irak’ın binlerce yıldır ev sahipliği yaptığı insanlık mirası kültür hazinelerinin yağmalandığı, fiilen üçe bölünmüş, halkların birbirine düşman olduğu bir ülke bıraktılar.

Daha önce de Afganistan’a saldırdılar. Orayı da kurt dalamış sürü halinde bıraktılar.

Ve sonra Libya’ya saldırdılar. Orada da aynen Irak’ta yaptıklarını yaptılar. Seçilmiş yönetimi devirdiler, lideri Kaddafi’yi alçakça katlettiler. Şimdi Libya, aşiret devletçiklerine bölünmüş, her gün bir aşiretin merkezî yönetimi ele geçirdiğini ilan ettiği bir ülke halinde. Bir zamanların Latin Amerika ülkeleri gibi… Aynı Irak’ta olduğu gibi yeraltı ve yerüstü servetleri yağmalanmış, talan edilmiş bir halde. Siyah altın petrol ise AB-D Emperyalistlerinin denetimine girmiş durumda.

ABD Emperyalistleri bu ülkelerle yetinmediler. Sıranın Suriye’ye geldiğine karar verdiler ve hainane planlarını uygulamaya koydular. Üstelik de bu kez, bir zamanlar (Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mız sonrası) mazlum ülkelerin umudu olan ülkemizi kullanarak yaptılar bunu. İktidara tam da bu alçakça işlerini yapması için getirdikleri Tayyipgiller eliyle yaptılar bunu. Ülkemizin sınırları bilumum Ortaçağcı Şeriatçı unsurların gelip geçtikleri yolgeçen hanına çevrildi. ABD ve AB Emperyalistleri, seçilmiş Beşşar Esad iktidarını devirmek için Tayyipgiller eliyle katiller, caniler, sapıklardan oluşan bu Ortaçağcı unsurları besleyip büyüttüler ve Suriye’yi de talan ettiler.

Ancak diğer ülkelerde başardıklarını Suriye’de başaramadılar. Beşşar Esad yönetimini deviremediler. Oysa başlangıçtaki beklentileri bir hafta içinde Şam’da olmaktı. Yanıldılar. Çetin cevize çattılar. Bu umutlarının boşa düşmesinde Rusya ve Çin’in de kararlı tutumları rol oynadı elbette.

Suriye’ye dünyanın dört bir yanından topladıkları Ortaçağcılar, çeşitli adlar altında örgütlendiler. “Özgür Suriye Ordusu”, “El Nusra Cephesi”, sonrasında Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) kısa adıyla İslam Devleti (İD) vb. vb… adlı onlarca örgüt Esad yönetimine karşı savaşa sürüldüler.  ABD; CIA ve MİT aracılığıyla bu örgütlerin hepsine silahlar sağladı, onları eğitti ve yönetti. Aynı işi Katar vb. ülkelerde de yaptılar ama esas olarak coğrafi konumundan ötürü merkez Türkiye oldu.

İşte son günlerde adını en vahşice işlenmiş katliamlarla duyduğumuz IŞİD de ABD yapımı bir örgüttür. Onun yarattığı, besleyip büyüttüğü bir canavardır. Ve her yetiştirilen canavar gibi o da bir müddet sonra kontrolden çıktı. Yoksa başlangıçta ABD’nin, yarattığı bu canavardan bir şikâyeti yoktu. Aksine ABD planına uygun davranıyordu IŞİD. Suriye’de savaşıyor ve belli bölgeleri kontrolüne alıyordu. Yine aynı şekilde Irak’ta belli bölgeleri ele geçiriyor, Suriye ve Irak’taki belli bir hatta fiilen gücü ele geçiriyor ve bu iki ülkeyi fiilen bölüyordu. Ancak IŞİD gerçekleştirdiği insanlık dışı katliamlar, tecavüzler, yağmalar sonucu şu an için tepki görüyor. Dediğimiz gibi başlangıçta ABD bu insanlık dışı örgütün yaptıklarından rahatsız değildi. IŞİD ne zaman ki Irak’taki Kürt Bölgesine yöneldi, ABD o zaman bu durumdan rahatsız oldu. Ve ABD Başkanı Obama bunu açıkça dile getirdi. Irak’ta yarattığımız ve çekim merkezi haline getirdiğimiz Kürt Bölgesine yapılan saldırı çıkarlarımıza aykırıdır, dedi:

ABD Başkanı, Irak’taki Kürt güçlerine askeri yardımın arttırıldığını da belirtti. Obama, New York Times’ın deneyimli köşe yazarı Thomas Friedman’a verdiği röportajda da operasyonun hedefinin Erbil’deki Amerikalı personeli korumaktan daha geniş kapsamlı olabileceğinin sinyallerini verdi. Obama kuzeydeki Kürt bölgelerini korumak ve IŞİD’in ilerleyişi karşısında panik olan Irak yönetimini desteklemek gerektiğini söyledi.

“(…)‘Kürt bölgesi etkili’

“Obama, IŞİD’e saldırı kararını nasıl aldığı sorulduğunda “Kürtlerin bir itidal adası inşa ettiklerini” söyleyerek bu durumda “Sadece IŞİD’i nasıl püskürteceğimizi değil Irak’ta en iyi dürtüler için gerekli alanı nasıl koruyacağımızı da sorgulamamız gerekiyor” dedi. Amerikan askerlerinin Irak’ta olduğu dönemde Kürtlerin fırsatı iyi değerlendirdiklerini söyleyen Obama “Kürt bölgesi görmek istediğimiz gibi etkin işliyor. Diğer mezhep ve dinlere karşı başka yerlerde de görmek istediğimiz gibi saygılılar. Bu yüzden bu alanın korunmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.”

Gördüğümüz gibi Obama, çok açık konuşuyor. Oysa onlar genellikle eldivenli konuşurlar, düşüncelerini açıkça söylemezler. Ama bu konuda çok açık konuşuyor.

Obama bu konuşmasında uyguladıkları insanlık dışı bir gerçeği de itiraf ediyor:

“Ancak ne Irak’ın ne de Kürtlerin işini onlar yerine yapmayacaklarını da ekledi. Irak’taki toplulukların IŞİD’e karşı birlikte savaşmak için gerekli adımları atması gerektiğini söyledi. Obama,  Irak Başbakanı Nuri El Maliki’ye bu mesajı vermek istedikleri için IŞİD’e ilk günden saldırmadıklarını söyledi. Obama uçaklarının IŞİD’i bir süre durdurabileceğini ancak Irak’taki gruplar işbirliği yapmazsa Amerikan uçakları gittiği anda IŞİD’in geri geleceği uyarısında bulundu.” (Pınar Ersoy, Milliyet, 10.08.2014)(http://www.milliyet.com.tr/haftalar-degil-aylar-surecek/dunya/detay/1923401/default.htm)

Obama ne demiş oluyor konuşmasının bu bölümünde?

Irak’ta Şii Maliki’ye ve Şiilere kendi politikalarımızı dayatmak için, IŞİD’in gelişmesine, Suriye ve Irak’ta toprak kazanmasına ses çıkarmadık, göz yumduk, diyor. Bu yüzden ilk günden bilerek saldırmadık, diyor. Ve tehdit ediyor. Ne diyor?

“Irak’taki gruplar işbirliği yapmazsa Amerikan uçakları gittiği anda IŞİD’in geri geleceği uyarısında bulun”uyor. Yani tehdit ediyor, benim söylediklerimi yerine getirin, diye.

Haa bu arada binlerce insan ölüyor, sakat kalıyor, yerinden yurdundan oluyormuş ne önemi var ABD ve Obama için. Yeter ki onun dediklerine harfiyen uyulsun, emirleri anında yerine getirilsin. Yoksa?.. Yoksa gördüğünüz gibi olur: IŞİD gelir! Katliam yapar, tecavüz eder vb…

Yani IŞİD, ABD’nin elinde bir sopadır Ortadoğu Halklarını korkutmak için. Obama’nın ve ABD’nin iğrenç içyüzü işte budur!

IŞİD’e karşı bir diğer tepki nedeni de özellikle Ezidilere karşı giriştiği katliamlar oldu.

Ve bu süreç sonunda aynen yukarıda söylediğimiz şey gerçekleşti. Iraklı Kürtler ABD’nin IŞİD’i vurmasını ve birlikte operasyon yapmalarını, Şii Başbakanın yönetimindeki merkezî hükümetin vermediği ağır silahların ABD tarafından kendilerine verilmesini sevinçle karşıladılar. Yaptıkları gösterilerde “Thank You America” dövizlerini taşıdılar, sloganlar attılar. Ve diğer halklar nezdinde de (Ezidiler, Ermeniler, Türkmenler vb.leri), haydut başı, insanlık düşmanı ABD bir kez daha kurtarıcı rolüne büründü. İşte bu durum, insanı canevinden vuruyor. Kahroluyor insan, haydut başı halkları nasıl aldatıyor, zalim nasıl kurtarıcı haline geliyor, diye…

Oysa ABD, bu canavar örgütlerin yaratıcısıdır. Bizzat kendi tarihi, soykırımlar, katliamlar tarihidir. Amerika kıtasındaki yerli halkları soykırıma uğratan kendileridir. Dünyanın dört bir yanında, yukarıda kimi örneklerini verdiğimiz, halkları bölüp parçalayan, halklar arasına kan davaları sokan kendileridir. Şimdi kurtarıcı rolüne bürünüyor.

Kimi aldattığını sanıyor?..

Gazze’de, Ukrayna’da, Kongo’da ve daha birçok ülkede, bölgede vahşet, katliam ve bunların sonucunda iç ve dış göçler birbirini izliyor. Halklar, yüz binlerce, milyonlarca insanın oradan oraya, o ülkeden bu ülkeye mülteci olarak göçlerini çaresizlikle izliyor. Ne yazık ki şimdilik ellerinden fazla bir şey gelmiyor. Neredeyse her gün onlarca, yüzlerce mülteci, ölümden, açlıktan, yoksulluktan ötürü tarif edilemeyecek acılara katlanarak başta Avrupa ülkelerine kaçmaya çalışırken hayatlarını kaybediyorlar.

Sözü uzatmayalım. ABD ve AB Emperyalistleri şu an için tavşana kaç tazıya tut politikası izliyorlar ve ipler onların elinde. Ama bu sürekli böyle gitmeyecek. Halklar uyanacak ve gerçek katliamcıların, soykırımcıların iğrenç içyüzlerini görecek ve onlara karşı mücadele edecek. Ve sonuçta kazanan halklar olacak! 20.08.2014

ETİKETLER: