Sarı sendikacılıkta sınır tanımayanlar…

12.09.2021
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Sarı sendikacılık en bilinen tanımıyla; temsil ettiği üyelerinin hak ve çıkarlarını işverenler karşısında savunmayıp, imzaladığı satış sözleşmeleriyle ve bu sözleşmelerin uygulanması sürecinde patronlara hizmet eden sendikacı tipidir.

Meslek edindikleri sendikacılıktan haksız kazançlar elde ederler.

Şimdilerde, AKP’li bürokratların sekiz on yerden maaş almaları konuşuluyor. Oysa bu olgu yıllardır sarı sendikacı camiasında yaşanan rezilliklerin başında gelirdi.

Üyeleri asgari ücret düzeyinde ya da bir tık üzerinde maaş alan sarı sendikacılar, kendileri sendikadan aldıkları uçuk düzeydeki maaşların yanında, işlevsiz vakıf, kooperatif, vb. başka organlardan da maaş alırlar. Yaptıkları her toplantı karşılğında“huzur hakkı” vb. yollarla vurgun vururlar.

Evinin kirasını, elektrik, su, telefon faturalarını da sendikaya yıkarlar.

Altlarındaki makam arabalarının her türlü aile işinde kullanıldığı ise “vakayı adiye”dendir.

Kimse sormaz sorgulamaz. Soran işçinin ise hemen sesi kesilir, işten attırılır. Hasbelkader yönetime gelenlerden birisi sorarsa da en hafifinden bir sonraki genel kurulda liste dışı bırakılır. Israrcı olursa anında bir kulp takılır yönetimden düşürülür ve sendikadan ihraç edilir.

Vurguna, talana karşı çıkan ve haksızlığa uğrayan kişi mahkemelere gitse bile oralarda da “haklı”(!) çıkar bu sarılar.

İşçilere emeklilikte ya da iş sözleşmelerinin feshinde ödenen Kıdem Tazminatında tavan vardır. Yani bir yıllık kıdem tazminatı en yüksek devlet memurunun alacağı emeklilik ikramiyesini geçemez. Ama sendikacıların görevi bıraktıklarında “hizmet ödeneği” adı altında aldıkları tazminatta bir sınırlama yoktur. Bunun ne miktarda olacağına genel kurullarda karar verilir.

Devlet de bu vurguna çanak tutar. Sarı sendikacılığın önünü açar.

Sarı sendikacıların alçak “marifet”lerinin hangi birini yazalım… Bunları anlatmaya sayfalar yetmez.

Hikmet Kıvılcımlı, yarım yüzyıl öncesinde yaptığı veciz tespitlerle sarı sendikacılığı bakın nasıl teşhir eder.

“Türkiye’de bugün bir sendikalar meselesi yok, bir sendikalar faciası vardır. Sağlı, sollu Devletçilerimizin o başarılarını kimse inkâr edemez; Sendikaları da devletçiliğimizin tıpatıp kopyası yaptılar. Sendika, Devlet içinde özel bir Devletçilik oldu. Bir yol Sendikaya yazılan işçi, ömür boyunca sendikanın “tebaa”sı durumuna giriyor, uygunsuzluk görüp çıktığı zaman bile sendikaya “dayanışma aidatı” adıyla vergi ödemek zorunda kalıyor. Sendika aidatını işçinin kendi eliyle vermesine müsaade edilmiyor. Devlet baba, Sendika yavrusunu kendisine benzetmekle kalmamış, kendisinden daha nazlı tutmuştur. Devlet yılda iki öğün vergi alır. Sendika her aybaşı alacağını (tahsil masrafına ve zahmetine bile katlanmaksızın) hazırca kesilmiş, biçilmiş olarak cebinde bulur. Toplanan aidat, ya süslü salonlarda gösterişli bir iki nutuk atılarak ele geçirilir; yahut iki yılda beş on kişi ile “Genel Kurul!” denilen bir alicengiz oyunu tertiplenir, danışıklı döğüş zabıtlar tutulur; tamamıyla hazır yiyici, tamamıyla işçi sınıfına kazık atmakla görevlendirilmiş, sendikacı adlı yeni bir zümre vurgunculara yem olur.

“İşyerinde geceli gündüzlü çalışırken 200 lira aylık ücreti güç bulan kişi “Sendika Organlarında görevli” oldu muydu: aylığını 2000 liradan aşağıya düşürtmemek için girmedik kalıp bırakmaz. İşverenle cakalı ve kapalı oturumlarda işçi haklarını kırışır; Devleti de atlatmak yoluyla açıktan ve havadan büyük sus payları kopartır. Bütün o işçiyi satarak vurulan gayrimeşru kazançlar, alınan “Yönetici” maaşlarını gölgede bırakır. Dün işçi iken nefesi açlıktan kokarak, beş on kilometrelik çamurlu yolları yarım yırtık pabuçla tabana kuvvet yürüyen kimse, şimdi “Sendika lideri” kesilir kesilmez, altında özel otomobil görmezse, haksızlığa uğramışça gocunur. Bir iki yılda, kendisinin veya eşinin üstüne bir apartman daireciği yaptırmayan sendikacı görülmedik namus ve insaf sahibi sayılır. Kooperatif adı altındaki çapul girişkenliklerini başta Devlet gelmek üzere, bütün mali kurumlar ve İşçi Sigortaları destekler: normalin iki misli pahalıya çıkartılan inşaat, işçileri yirmi yıl borç ödeme işkencesinden başlarını kaşıyamaz hale getirir. Bu marifetlerini azımsayıp, canı sıkılan sendikacı ağa, dilerse “Avrupa tetkik gezisine” çıkar, dilerse kendisini Amerika’ya “Davet” ettirip, hak ettiği Kadillak arabasıyla geri döner.

“Her gün, herkesin gözleri önünde akıp giden sendika faciasının her yanını anlatmak ciltlere sığmaz.” (Hikmet Kıvılcımlı, Uyarmak İçin Uyanmalı Uyanmak İçin Uyarmalı, Derleniş Yayınları, 2014, Dördüncü Baskı, s. 90-91)

Kıvılcımlı bu satırları kaleme alındığı yıllarda Kamu Çalışanları sendikalı değildi. 90’lı yılların başında, Uluslararası Sözleşmelerle kamu çalışanlarına tanınan sendikal örgütlenme hakkının Anayasanın 90’ıncı maddesi çerçevesinde ülkemizde de uygulanması gerektiğinden hareketle; kamu çalışanlarının sendikalaşma mücadelesi başladı. Başlangıçta mesleki dernek örgütlenmeleri şeklinde yürütülen çalışmalar kısa sürede sendika örgütlenmesine sıçradı.

Verilen zorlu, kahırlı ve kahramanca mücadelelerle Anayasal değişikliklerin yapılmasının sağlanması ile birlikte Kamu Çalışanlarının sendikal ve toplu sözleme düzeninin kabul edildiği 4688 sayılı “Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu” ile özel bir yasaya kavuştular.

Her ne kadar bu yasada grev hakkını da içeren özgür toplu pazarlık düzeni getirilmemişse ve son tahlilde hükümetin dayatmalarını kabul etmek zorunluluğu bulunmaktaysa da geçmişe göre bir kazanım olduğunu açıktır.

Konumuz bakımından ise 4688 sayılı yasa da İş Mevzuatında yer alan 6536 sayılı Sendikalar ve Toplu Sözleşme Yasası da sarı sendikacılığı besleyen, önünü açan kanallar barındırmaktadır.

Bu kanalların en önemlisi Kıvılcımlı’nın yukarıda belirttiği “Sendika aidatını işçinin kendi eliyle vermesine müsaade edil”memesidir. Yani sendika aidatlarının işveren tarafından doğrudan işçinin kazancından kesilerek sendika hesabına aktarılması olan “chek-off” sistemidir. Yine üye istifa etse de “dayanışma aidatı” haksız kazancıyla sendikayı beslemeye devam ediyorlar.

Hal böyle olunca da hem işçi sendikaları hem de Kamu Çalışanları sendikaları içindeki sarı sendikacılar ihanette sınır tanımıyorlar.

Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz yıl Kamu İşçilerin TİS görüşmelerinde günlerdir peşrev çeken Türk-İş Başkanı anında işçileri satışa getirdi ve tören sırasında açık kalan mikrofon sayesinde ihanetini itiraf ettiğini görmüş olduk.

Bu yıl da Kamu Çalışanları içinde AKP eliyle büyütülen Memur Sen ve Kamu Sen’ci sarı sendikacıların ihanetini gördük. Onlar da son güne kadar peşrev çektiler. Hatta son gün Ankara’da yaptıkları mitingde “hükümet müzakere edebileceğimiz rakamlara gelmeden görüşme yapılmaz” türünden laflarla hükümete “meydan” bile okudular.

Ama aynı gece Kamu Çalışanlarını utanmazca satışa getirdiler. Sözleşme görüşmelerine başlarken; 2022 yılı için % 21 maaş artışı, artı yüzde 3 refah payı, artı 600 lira seyyanen zam, 2023 yılı için yüzde 17 maaş artışı, artı yüzde 3 refah payı istedikleri halde; yüzde 5 + yüzde 7 ile yüzde 8 +  yüzde 6’ya imza atıp geçtiler.

Oysa ülkede gerek enflasyon oranı yüzde 40 civarlarındadır.

Bu ihanetin karşılığı olarak da sadece işkolunda yüzde bir üye sayısına ulaşan sendikaların üyelerinin yararlandığı ve üç ayda bir verilen toplu sözleşme ikramiyesini 135 liradan 400 liraya çıkarmakla övünmekteler. Bu “övünme” bile aslında sarı sendikacılığın ele verilmesidir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi nasıl istifa eden işçiyi “dayanışma aidatı” ile kendine bağlı tutuyorlarsa burada da kamu çalışanını yüzde bir barajını aşan sendikaya üye olmaya zorlamaktalar.

Hani Anayasada, uluslararası sözleşmelerde ve hatta sendika yasalarında “sendika seçme özgürlüğü” vardı? Hani hiç kimse bir sendikaya üye olmaya, olmamaya ya da bir sendikada üye kalmaya zorlanamazdı? Bu ekonomik rüşvet Allah’ına kadar baskı ve zor aracı değil mi? Anayasanın eşitlik ilkesi bunun neresinde?

Bir de Tayyip kalkmış, “memuru merdiven altı sendikaların elinden kurtaracak”mış! Yahu asıl senin bu satış sözleşmelerini imzaladığın sarı sendikalar merdivenaltı olarak kuruldular. AKP iktidarına kadar kimse yüzlerine bakmıyordu. Yöneticilerine bile baksan, her biri üst düzey idari kadrolardan. Bu sendikalara üye olan gariban memur da “çalışırken kolay iş verirler, tayinimi yaparlar, nöbetlerimi ayarlarlar” gibi sudan gerekçelere sığınmakta maalesef. Tabiî bu onurlu bir duruş değildir. Kişisel menfaatler peşinde koşarak, sadaka siyasetini kabullenmenin savunulacak hiçbir yönü ve hiçbir haklı mazereti olamaz.

Memur sendikaları böyle de işçi sendikaları çok mu iyi?

Tabiî ki değil…

Türk-İş 1952’den bu yana aynı sarıların hakimiyetinde. Hatta tek başına sarı sendikacı demek bile yeterli olmuyor, bir de gangsterlikleri var bunların. Doğru tanımlama “sarı-gangster sendikacı” olmalı.

Bunlar, kendilerinin ihanetini görüp istifa eden işçiyi işten attırmaktan, dövmekten, yaralamaktan ve hatta öldürmekten bile çekinmezler. Bunların bazıları kendilerine “milliyetçi, devrimci-sosyalist” yaftası takarlar. Ambleminde kurt resmi olan Türk-İş’e bağlı Türk Metal Sendikası’nda ve TÜMTİS Sendikası’nda bu örneğe uyan sarı-gangster sendikacılar yönetimdedir.

TÜMTİS 2002’de İstanbul Ambarlar’da Nakliyat-İş’e geçtiği için üç işçiyi katletti. Şimdilerde ise yine sarı-gangster sendikacılığın örneklerini sergilemeye başladılar.

Devlet ve işveren destekli olarak Nakliyat-İş’in yürüttüğü örgütlenmeleri baltalamaya giriştiler. En belirgin ihanetleri Yemeksepeti’nde gösteriyorlar.

Nakliyat-İş 2021’in Ocak ayında toplamda 6200 kişinin çalıştığı Yemeksepeti işyerinde 2200 işçiyi üye yapmıştır. Nakliyat-İş’in Yemeksepeti örgütlenmesinde gerekli olan yüzde 40 işletme çoğunluğu olan 2480 sayısına ulaşmasına ramak kala sözde solcu geçinen patron, Çalışma Bakanlığı ile anlaşarak bilgisayar üzerinde yaptıkları hile ile işyerinde çalışan işçilerin işkolunu değiştirerek Nakliyat-İş’in üyeliklerini bir anda geçersiz kıldılar. Bununla ilgili Nakliyat-İş tarafından bakanlık önü dahil çeşitli protesto eylemleri yapılmış, bakanlığa itirazlar edilmiş, davalar açılmıştır. Açılan davalar halen görülmekte olup Türkiye’deki kaplumbağa hızı ile ilerleyen yargı sürecinin sonuçlanması beklenilmektedir.

Bu süreçte; çeşitli sendikalar ve meslek örgütleri Nakliyat-İş’in Yemeksepeti Örgütlenmesi ve mücadelesiyle ilgili dayanışma bildirileri yayımladılar. Fransa ve Yunanistan’da Yemeksepeti işçileri ile dayanışma eylemleri yapıldı.

Yukarıda belirtilen muvazaa ile yapılan işkolu değişikliği sonucunda “Ticaret- Eğitim Büro iş kollarına” geçirilen işyerlerinde fırsatçılık yaparak Hak-İş’e bağlı Öz Büro-İş, üye yapmaya yönelik faaliyetlerde bulunmuş, ancak Yemeksepeti İşçilerinin tepkisi ile karşılaşmıştır.

Bu arada başka fırsatçı, Türk-İş’e bağlı TÜMTİS ortaya çıkmış, Yemeksepeti işverenin taşımacılık işkolunda bıraktığı Manisa, Düzce ve Yalova civarındaki 71 çalışandan 34’ünü üye yaparak Bakanlığa yetki tespiti başvurunda bulunmuş, Bakanlık da hemen çoğunluk tespiti vermiştir.

Oysa 6356 Sayılı Yasanın 43’üncü maddesinin son fıkrasına öngörülen İtiraz, karar kesinleşinceye kadar yetki işlemlerini durdurur. hükmüne göre Nakliyat-İş’in açtığı dava sonuçlanmadan Bakanlık tarafından Tümtis’in başvurusu hakkında işlem yapılması mümkün değildir.

Ama yasayı takan kim?

Bakanlık ve patronun yaptıkları neyse de Hak-İş’e bağlı Öz- Büro İş Sendikası ve Türk-İş’e bağlı TÜMTİS’in yaptığı Sarı Sendikacılık değil de nedir? Hatta “sarı” sıfatı yetmez, gangster sendikacılıktır bunların yaptığı.

6200 işçinin çalıştığı yerde 34 kişi ile yetki almak bir zafer midir?

Utanmadan bir de sağda solda Yemeksepeti örgütlenmemiz diye millete yutturuyorlar. Bazı zavallılar da bunu yiyor. Demiyorlar ki, “bu işyerinde daha önce Nakliyat-İş’in örgütlenmesi vardı, eylemler yaptı, onlara ne oldu da siz devreye girdiniz?” Ya da “6200 işçinin çalıştığı bir işyerinde 34 kişi ile nasıl yetki alınıyor, bir açıklar mısınız?” da demiyorlar. Velhasıl, sarı-gangster sendikacılıkta sınır tanımayanlara prim veriyorlar.

Valla bu sarı-gangster sendikacıları hangi yönleriyle anlatsak anlatalım yine de birçok yönden eksik kalır. O nedenle zaten bir hayli uzayan yazıyı boşuna uzatmış oluruz.

Kıvılcımlı Usta’nın dediği gibi; “Her gün, herkesin gözleri önünde akıp giden sendika faciasının her yanını anlatmak ciltlere sığmaz.” 

Bu sarı-gangster sendikacılığın panzehiri Devrimci Sendikacılıktır.

Nakliyat-İş; karşısına çıkartılan her türlü engele rağmen bu yolda emin adımlarla yürümekte ve yol almaktadır.

Çoğaltmalıyız.