Satılacak neyimiz kaldı?

28.02.2017
A+
A-

Biz dertlerimizi yazmak için başlayınca, bu kadar dertleneceğimizi de düşünmemiştik işin doğrusu. Çok dertlendik, çok hüzünlendik ülkemizin bu duruma düşmesine ve tabiî aynı oranda da kızdık bu duruma düşürülmesine. Gazete haberlerini okudukça sık sık; “ne kaldı, ne kaldı?” diye sormak zorunda kaldık kendi kendimize. Ki, bu tür gelişmeleri de günlük olarak takip eder, kimi önemli haberleri de ya gazete kupürü olarak ya da bilgisayarımıza indirerek arşivleriz. Ama buna rağmen bir kez daha şaşırdık.

Nedir şaşkınlığımız?

İki şey:

Birincisi; yabancı Parababalarına sata sata elimizde yerli bir üretim kalmamış. Neredeyse bütün üretim alanlarındaki fabrikaları, işletmeleri yabancı Parababaları satın almışlar. Bunu bir kez daha gördük.

İkincisi; sanki milli serveti yabancıya satmak bir başarıymış gibi bakılmasına, duyurulmasına şaşırdık bir kez daha satanlar ve medya tarafından.

Hareket noktamız aynı günlü Hürriyet Gazetesi’ndeki iki haberdi. İki satış haberiydi.

İkisi de, Hisarlar ve Ulusoy Ro-Ro şirketlerinin yabancı şirketlere satışını konu ediyordu. Bunu duyurmak, bunu paylaşmak istemiştik. Ama arşivimize de bir göz atalım, interneti de bir tarayalım bu konuyla ilgili acaba yeni bir gelişme var mı diye, baktık. Keşke bakmaz olsaydık…

Milliyet yazarı Güngör Uras bir makalesinde anlatmış ekonomimizin içinde bulunduğu içler acısı durumu. Ve o da dertlenmiş. Ki o, eski bir bürokrattır ve TÜSİAD’ın da eski Genel Sekreteri’dir. Yıllardır da Milliyet Gazetesi’nde hem köşe yazarlığı yapar hem de yemek yazıları yazar müstear adla. Bu arada da televizyon programlarına da çıkar. Sosyalist falan değildir. Aksine Özel Sermayeyi savunur. Onun gelişmesini, güçlenmesini ister. Hatta yabancı sermayeye de karşı değildir. Onların da ülkemize gelmesini, yatırım, üretim yapmasını ister, savunur. Ama bazen o bile dayanamaz içine düşürüldüğümüz duruma ve kendince, kendi yordamınca isyan eder. İşte aşağıda aktaracağımız yazısı da bu tür yazılarından, makalelerinden birisi. Yazım tarihi 11 Ocak. Yani daha 14 gün önce yazmış.

 

***

Biz n’apcaz a’bicim?

 
 

Yabancı sermayeye karşı değiliz de… Olan biten biraz kafa karıştırıyor. Yabancılar neyimiz varsa yoksa satın alarak, bize satmaya başladılar. Pazarda en büyük payı olan toz çorba, toz kek işini Japonlar aldı. Pazarda en büyük payı olan zeytinyağı işini Amerikalılar kaptı. Son olarak piliç ve kırmızı et pazarı da yabancı hâkimiyetine geçti.

BrezilyaKatar ortak

Türkiye’nin büyük beyaz ve kırmızı et ve hayvan yemi üreticisi Banvit’in ödenmiş sermayesinin yüzde 79.48’ini oluşturan hisseleri, Brezilya merkezli tavuk üreticisi BRF’ye 915 milyon liraya satıldı.

Brezilyalı yatırımcılar “Dünyanın en büyük ‘helal piliç’ tüketici pazarına ulaştık” diyerek memnuniyetlerini ifade eti.

Banvit’in yeni sahibi yüzde 60’la BRF, yüzde 40 ile  Qatar Holding olacak.

Türkiye’de beyaz et üretiminde ve yem sanayinde faaliyet gösteren CP Standart firması da yabancı sermayeli, Tayland merkezli bir grubun.

Bundan sonra Türk halkının yiyeceği tavukların yüzde 50’ye yakını, Taylandlıların, Brezilyalıların ve Katarlıların sahip olduğu çiftliklerde üretilip, kesilecek ve iç piyasada satılacak.

Komili, Kırlangıç…

ABD’li gıda şirketi Bunge, Anadolu Grubu şirketi Ana Gıda’yı satın aldı. Bu grup Kamil Yazıcı, İzzet Özilhan ortaklığı ile faaliyete başlayan Türkiye’nin en büyük özel sektör sermaye gruplarından. Tepe yönetiminde Tuncay Özilhan var.

Satılan Ana Gıda Türkiye’nin ünlü Komili, Madra ve Kırlangıç zeytinyağlarını üretiyor ve pazarlıyordu.

ABD’li Bunge, Ana Gıda’nın hisselerin yüzde 55.25’ini Anadolu Endüstri Holding’den, kalan yüzde 44.75’i ise SEEF Foods’dan aldı. Ana Gıda’nın şirket değeri 172 milyon TL olarak belirtiliyor. Satın alma için Yazıcılar Holding’e yaklaşık 54 milyon TL ödeniyor.

2001’de kurulan Ana Gıda, Komili, Kırlangıç ve Sezai Ömer Madra markalarını bir araya getirdi. Komili 1878’den, Kırlangıç markası ise 1953’den beri üretiliyor. Sezai Ömer Madra markasının geçmişi 1914’e dayanıyor. Ana Gıda Türkiye pazarında yüzde 30 paya sahipti. Şimdi bu pazar payı Amerikan firmasına geçti. Bundan sonra halkımız, bizim zeytinliklerden toplanan zeytinleri yağa dönüştüren ve şişeleyen Amerikan firmasının zeytinyağını satın alacak.

Çorbacı da satıldı

Japonya merkezli Ajinomoto Co, Türkiye’de Ülker’in ürünlerini “Bizim Mutfak” markasıyla ünlendirdiği gıda şirketi Örgen Gıda’yı satın aldı.

Ajinotomo, Örgen Gıda için şirketin yüzde 51’ini elinde tutan Yıldız Holding ve yüzde 49 hisseye sahip olan Örgen ailesiyle 220 milyon TL karşılığında anlaştı. Anlaşma 15 Kasım 2016’da imzalandı.

Ajinomoto, 2013 yılında da Kemal Kükrer markasıyla bilinen Kükrer Gıda’yı da almıştı.

Bizim Mutfak kapsamında çorba, bulyon, harçlar, ketçap, mayonez, makarna, kabartma tozu, vanilin, nişasta, pirinç unu, pudra şekeri, un ve bakliyat ürünleri yer alıyor.

Paketli kuru gıda ve toz karışım üretimi yapan 1981’de kurulan Örgen Gıda 2002’de Ülker şemsiyesi altına girdi. Şirket Türkiye’nin en yüksek kapasiteli toz gıda üreticisi konumunda.

Halkımızın sofralarında yer alan toz çorbaların, keklerin, tatlıların tozunu Türkiye’de Japon firması üretecek, paketleyecek. Bize satacak.

Ne diyebiliriz: Vatana millete hayrolsun…

Hayrolsun da a’bicim… Daha önce bizim yaptığımız işleri şimdi yabancılar yapmaya başladı.

Suyu yabancılar şişeleyip satıyor. Gazozu yabancılar şişeleyip satıyor. Yoğurdu, ayranı yabancılar satıyor… Zeytinyağını, toz çorbayı, tavuğu, eti yabancılar satmaya başlıyor.

Peki biz n’apcaz a’bicim?

(http://www.milliyet.com.tr/biz-n-apcaz-a-bicim–ekonomi-ydetay-2376385/)

***

 

İşte böyle… Gelin de hüzünlenmeyin şimdi. Gelin de kinlenmeyin şimdi…

Ya şu haberlere ne diyelim?

Hürriyet Gazetesi’nin 20 Ocak tarihli, daha birkaç gün öncesinin haberleri.

Habere göre, yaklaşık 18 milyar dolar büyüklüğe sahip Hintli Mahindra Grubu’na bağlı Mahindra&Mahindra Ltd (M&M), Türkiye’nin önemli tarımsal ekipman ve çok amaçlı kabin üreticilerinden 800 kişinin çalıştığı Eskişehir merkezli Hisarlar Makina’nın çoğunluk hissesini 71 milyon TL’ye satın almış. Böylece “‘Hisarlar’ Hintli ol”muş.

Hisarlar Makina, Türkiye’deki toprak işleme ekipmanları sektöründe pazarın yüzde 45’ine sahipmiş. Yani tekelmiş bu alanda. Yabancı şirket taş atıp kolu yorulmadan bir anda Türkiye’nin tekeli konumuna gelmiş. Ne kadar kolay iş… Hintli şirket, bu satın almayla Türkiye ve Avrupa piyasasındaki konumunu güçlendirmeyi hedefliyormuş…

 

***

Amerikan fon şirketi KKR’nin sahibi olduğu UN Ro-Ro şirketi, Avrupa-Türkiye arasında faaliyet yürüten Ulusoy Ro-Ro’yu 215 milyon Euro’ya satın almasıyla birlikte (12 gemiden oluşan bir filo), denizcilik sektörümüzün RO-RO kolunda uluslararası faaliyet gösteren büyük bir şirketimiz kalmamış oldu.

(Ro-Ro, Roll on ve Roll off kelimelerinin kısaltılmasından oluşmaktadır. Tekerlekli vasıtaların gemilerle bir yerden bir yere nakledilebilmesini ifade etmektedir. Bu tarz yükleri taşıyan gemilere Ro-Ro gemileri, bu tip taşımacılığa da Ro-Ro taşımacılığı denilmektedir.)

Bu satış çok daha acıklı, çok daha acılı bir şey. Çünkü Ulusoy Ro-Ro’yu satın alan U.N Ro-Ro şirketi daha önce yerli bir şirketti. KKR, önce onu satın almış, şimdi de kalan diğer şirketi satın alarak Türk denizciliğinin Ro-Ro macerasını bitirmiş oluyor. Yani rakipsiz, yani tekel oluyor. Artık deniz taşımacılığında ödenecek her kuruş ABD’li Fon’un kasasına akacak. Onun kasasını dolduracak.

KKR, U.N Ro-Ro’yu satın almak istediğinde, Ulusal Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı olan Saffet Ulusoy yaptığı bir açıklamada: “Gerekirse 30 milyon dolar öder, UN Ro-Ro’yu sattırmam” demişti. Ama, direnemedi ve satış 2007 yılı sonunda gerçekleşti. Okuyalım süreci:

“1993 yılında Saffet Ulusoy başkanlığında, UND üyesi nakliyeciler tarafından kurulan U.N RO-RO İşletmeleri, aradan geçen 14 yıllık süre içerisinde büyük başarılara imza atmış, art arda yaptığı gemi, liman, tesis yatırımlarıyla büyük bir yapıya bürünmüştü. Ortaklık yapısını da değiştiren ve 200’e yakın nakliyeciyi yeni yatırımlarına katan U.N RO-RO İşletmeleri, özellikle batı Avrupa’ya yönelik taşımaların en önemli seçeneği haline geldi. 2006 yılında başlayan satış görüşmelerinin olumlu sonuçlanmasıyla birlikte 2007 yılının 13 Aralık günü yapılan son genel kurulun ardından da yeni sahiplerine devredildi.” (http://dumensuyu.com/un-ro-ro-ulusoy-ro-royu-215-milyon-euroya-satin-aliyor/)

Şimdi de 2012 yılında yaşamını yitiren Saffet Ulusoy’un şirketi satılmış oldu. Eminiz kemikleri mezarında sızlamıştır Saffet Ulusoy’un…

 

***

Hürriyet Gazetesi’nin 27 Ağustos tarihli Ege Eki’nin 1’inci sayfasının manşeti, dev puntolarla şöyleydi:

“DEV SATIŞ

“İzmirli Cevher Grubu şirketlerinden Cevher Döküm, jantta büyümek için tüm hisselerini Meksikalı Nemak’a devretti.” (http://www.hurriyet.com.tr/dunya-devi-izmire-geliyor-40209378)

Ve gazete, haberi büyük bir fotoğraf ve altta üç sütun halinde yine büyük başlıklarla spot şeklinde duyurmaya devam ediyor. Ayrıca Ek’in 5’inci sayfasının yarısı da yine bu habere ayrılmış. Yani Hürriyet böylesine önem vermiş bu habere.

Ve şuna bakın, satışı gerçekleştiren patronun söylediklerine bakın: “(…) son teknoloji ile kurulmuş olan yeni üretim tesisi, ürün gamı ve uzun yıllar boyunca sürdürdüğü güçlü müşteri ilişkileri (…)” olan şirket satılıyor, sahibi de bundan görünürde memnuniyet duyuyor…

Vah ülkemiz vah. Kimlerin eline kaldın?..

 

***

İki satış haberiyle bu bölümü noktalayalım.

 

28 Kasım 2016 tarihli ilk haber şöyle:

“Murat Ülker’den İtalyanlara dev satış

“Nutella’nın üreticisi İtalyan Ferrero Pladis’in iki bisküvi markası ve iki fabrikasını satın aldı.” (http://www.patronlardunyasi.com/haber/Murat-Ulker-den-Italyanlara-dev-satis/186576)

Bildiğimiz gibi Ülker Grubu’nun da bağlı olduğu Yıldız Holding, satın aldığı bisküvi ve çikolata sektörlerinde faaliyet gösteren küresel şirketleri “Pladis” adı altında birleştirdi. İşte yukarıdaki habere konu olan satış da bu şirketlerden.

29 Aralık 2016 tarihli haber de şu:

“Dev satış tamamlandı! İşte yeni sahibi

“İş adamı Yalçın Ayaslı’ya ait Borajet Havayolları satıldı. Türkiye’nin yurt içi yurt dışı birçok noktaya uçuşu bulunan havayolu şirketini Amerikalılar satın aldı.

“(…)

“Hürriyet’in haberine göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, “ABD’lilerin bu satın almayı yapmasındaki en temel neden, 3. havalimanı projesi. ABD’liler bu satın alma ile havacılık alanında önemli bir pozisyon elde etmek istiyor” dedi.” (http://www.marmaragazetesi.com/dev-satis-tamamlandi-iste-yeni-sahibi-121376h.htm)

Elin adamı 3 yıl 5 yıl sonrasını düşünüyor alım yapıyor, biz bunu başarı gibi gösteriyoruz…

Sat sat nereye kadar?.. Ne kaldı elde avuçta?

Gördüğümüz gibi; hiçbir şey!

 

***

Hemşerimiz Âşık Mahzuni Şerif, nasıl da dertli dertli söylerdi, “Nem kaldı?” adlı türküsünde, ülkemizin içine düşürüldüğü buna benzer acı durumları:

 

Parsel parsel eylemişler dünyayı

Bir dikili taştan gayrı nem kaldı

Dost köyünden ayağımı kestiler

Bir akılsız baştan gayrı nem kaldı

 

Padişah değilem ceksem otursam

Saraylar kursam da asker yetirsem

Hediyem yoktur ki dosta götürsem

İki damla yaştan gayrı nem kaldı

 

Mahzuni Serif’im cıksam dağlara

Rast gelsem de avcı vurmuş marala

Doldur tüfeğini beni yarala

Bir yaralı döşten gayrı nem kaldı

 

***

 

Ancak biz, Mahzuni Şerif gibi kötümser, kaderci değiliz. O Âşık’tı.

Biz Devrimciyiz! Biz Antiemperyalistiz! Biz Yurtseveriz! Biz Halkseveriz!

Ve bu yerli yabancı Parababaları düzenini, insanın insanı ezdiği, soyduğu, zulmettiği, yalanlara dolanlara buladığı, ahlaksızlıklara, vicdansızlıklara buladığı bu düzeni kökten, tümden yıkacağız.

İster Cumhurbaşkanlığı olsun, ister Başkanlık olsun, ister Büyük Reis olsun, isterse Sultan olsun; ne olursa olsun bunları, bu yerli işbirlikçilerini de ağababalarıyla birlikte Tarihin çöplüğüne göndereceğiz. Bu satışları yapanları da er ya da geç çelik bilezikle tanıştıracağız. Hiç kaçarları yok. Hiç kurtuluşları yok.

Demokratik Halk İktidarını kuracağız ve Ulusal sanayimizi geliştireceğiz teknolojinin en son sözüyle. İnsanlarımız; bir parça iş, bir parça ekmek için ona buna el açmayacaklar.

Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın dediği gibi, “Köylücüklerimize ölü ve beyin yıkayıcı imam hatip yetiştirmekle kendimizi aldatmaya”cağız. Gençlerimizi bilimin son sözüyle eğiteceğiz Laik okullarda. Ve onları özgürce düşünen bilim insanları olarak yetiştireceğiz.

Ve onlar kuracaklar, geliştirecekler ülkemizin yeni iktidarını. Buna inancımız tam. Bunu mutlaka gerçekleştireceğiz!