Suriye’de son durum

08.04.2020
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Bildiğimiz gibi, AKP’giller ve Reisleri, Suriye batağına gözü kapalı daldılar. Aynen öncülleri T. Özal’ın Irak’ın işgalinde düşündüğü gibi 1 koyup 3 alma peşindeydiler. Emevi Camii’nde namaz kılacaklar, Halep’e vali atayacaklardı. Bölgenin efendisi olacaklardı. Oyun kurucu olacaklardı. Hayalhanelerinde bunları görüyorlardı.

Ama gerçekler hiç böyle olmadı. Olması da mümkün değildi. Çünkü istenilen şey, her şeyden önce gerçekçi değildi. Sonra hakkaniyetli değildi. Sonra, siyasette gücün oranında konuşursun. Gücün yoksa sadece piyon olursun. İlk fırsatta harcanırsın. AKP iktidarı için de öyle oldu.

Amerikancı Kürt Hareketi, yaşanan savaş ortamındaki Suriye’nin güçsüzlüğünden yararlanarak ve ABD’nin sonsuz desteğiyle Türkiye-Suriye sınırının çok önemli bir bölümünü ele geçirdi. Oralarda Kantonlar kurdu, Özerk Yönetimler oluşturdu.

Amerikancı Kürt Hareketi, başlangıçta ele geçirdiği bölgelerin bir kısmını Türkiye’nin yaptığı “Fırat Kalkanı”, “Zeytin Dalı” ve “Barış Pınarı” harekâtları sonucunda kaybetse de Fırat’ın doğusunda, ABD Ordusu’nun koruması altında varlığını sürdürüyor. Bir anlamda da güvenceli bir biçimde sürdürüyor.

Diğer yandan Ortaçağcı çeteler ülkenin birçok bölgesini ele geçirdiler ve sınırın belli bir bölümünü de kontrol ediyorlardı. Oralar da onların hâkimiyetine girmişti. Hatta birileri “Irak Şam İslam Devleti” diye devlet kurdu. Hükümet kurdu… Yine her bir Ortaçağcı çete de ele geçirdikleri bölgelerde yerel yönetimler kurdular. Yani gerçek anlamda paramparça ettiler Suriye’yi.

Ancak yukarıda da anlattığımız gibi, yenildiler. Ve şu anda Suriye’nin çok küçük bir bölgesinde, İdlib bölgesinde kapana girmiş, sıkışıp kalmış durumdalar. Suriye Ordusu ve müttefikleri, bu Ortaçağcı çeteleri ülkenin diğer bölgelerinden sürüp süpürüp, burada topladılar. Ellerinde kalan son bölge şu an için burası. Kısacası, Ortaçağcı çeteler sadece İdlib’de kalmış durumda.

 

İdlib’de son durum ne?

Kim şehit etti Mehmetçikleri?

Tayyip’in ve AKP’giller’in bu kirli savaşta oynadığı rol asla unutulmayacak. Ve haksız bir savaşta; ölen ve öldüren Mehmetçiklerin hesabı bunlardan elbet bir gün sorulacak. Akan masum Mehmetçik kanları boşa gitmeyecek. Şu ana kadar kaybedilen toplamda 192, sadece İdlib bölgesinde 70’e yakın Mehmetçik unutulmayacak.

En son İdlib’de, geçtiğimiz günlerde, 19 Mart’ta 2 Mehmetçik daha kaybettik bir saldırıda:

“Milli Savunma Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde (İGAB) görevli unsurlarımıza bölgedeki bazı radikal gruplar tarafından yapılan roketli saldırı sonucu 2 kahraman silah arkadaşımız şehit olmuş, 1 kahraman silah arkadaşımız da yaralanmıştır. Bölgede tespit edilen hedefler derhal ateş destek vasıtalarımız ile ateş altına alınmış ve misliyle karşılık verilmiştir” denildi.” (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51968698)

Kim şehit etti Mehmetçikleri? Hangi “radikal grup”?

Tayyip’in eğitip donattığı, askeri, siyasi ve ekonomik olarak desteklediği Ortaçağcı çeteler…

Hangisi?..

O kadar çok Ortaçağcı çete var ki…

“Türkistan İslam Partisi (TİP)” mi?

O da ne diyeceksiniz haklı olarak. Türkistan İslam Partisi’nin Suriye’yle ilgisi ne diyeceksiniz? Ama var böyle bir örgüt.

“Uluslararası Kriz Grubu (ICG)”nin Cenevre’deki “İnsani Diyalog Merkezi”nden birer temsilci ocak ayı sonunda İdlib’e giderek burada Heyet Tahrir eş Şam-Şam Özgürlük Örgütü (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el Culani ile görüştüler. IGC bu görüşmenin özetini yayımladı medyada. Bu görüşmede Heyet Tahrir Eş Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el Culani şöyle diyor bu örgüt için:

“Türkistan İslam Partisi konusunda durum biraz daha farklı. Bu insanlar yedi yıldan beri Suriye’de bulunuyor ve dış dünya için hiçbir zaman tehdit oluşturmadılar. Tek amaçları İdlib’i Şam rejiminin saldırılarına karşı savunmak. Uygur halkı olarak Çin’de zulme maruz bırakılıyorlar -ki biz bunu şiddetle kınıyoruz- ve gidecek başka yerleri yok. Kendimi elbette onlara yakın hissediyorum. Ancak onların Çin’deki mücadelesi bizim mücadelemiz değil, bu yüzden onlara bizim kurallarımıza uydukları müddetçe başımız üstünde yerleri olduğunu söylüyoruz – onlar da zaten kurallarımıza uyuyorlar.” (https://www.crisisgroup.org/tr/middle-east-north-africa/eastern-mediterranean/syria/jihadist-factor-syrias-idlib-conversation-abu-muhammad-al-jolani)

İşe bakın! Yedi yıldır Suriye’delermiş. Sadece İdlib’i rejimin saldırganlığından korumaya odaklanmışlar. Uygurlar olarak Çin’de zulme uğruyorlarmış…

Ne ilgisi var yahu Çin’de uğradıkları zulmün Suriye’yle?..  Varsa haklı bir davaları, gitsinler Çin’le savaşsınlar.

Ve Culani’nin söylediği önemli bir şey de ne?

“Ve gidecekleri başka hiçbir yerleri yok…”

Yani?

Bizimle sınırdaşlar artık…

Peki bu “The International Crisis Group (ICG)-Uluslararası Kriz Grubu” kimdir? Nedir?

1995 yılında kurulmuş. Belçika merkezli görünüyor ama şu anki Başkan Robert Malley, Obama’nın asistanı. Kurucuları arasında George Soros ve Morton Abramowitz de var. Soros ve Abramowitz’i tanıtmaya gerek yok herhalde… Yani CIA da diyebilirsiniz bunlara.

Peki bu söyleşiyle ne yapmak istiyor CIA?

Tek sözcükle, HTŞ’yi aklamak!

Bakın ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey ne diyor bunlar için?

“(…) İdlib’de çok daha büyük gruplar da var, Nusra gibi, Hayat Tahrir el Şam (HTŞ) gibi. Bunlar öncelikli olarak Esad rejimiyle mücadeleye odaklanmış durumdalar. Henüz biz bu iddiaları kabul etmedik ama kendileri, terörist değil vatansever muhalif savaşçılar olduklarını iddia ediyorlar. Bir süredir uluslararası bir tehdit oluşturduklarını görmedik” (…)

Yani?

Bunlar vatansever! Ve Amerikan karşıtı değil!

Ki bu gerçekliği Culani de açıkça söylüyor: Kendi ifadesiyle HTŞ’nin yegâne hedefi; “meşruiyetini tamamen yitirmiş” olan Şam rejimine karşı mücadele etmek”tir.

Yine kendi ifadesiyle arkadaşlarına ideolojik hattını açıklarken şöyle söylediğini aktarıyor: “(…) Sadece Şam rejimine ve Suriye’deki müttefiklerine karşı mücadelemize odaklanacağımızı açık bir şekilde ifade ettim.” (https://www.crisisgroup.org/tr/middle-east-north-africa/eastern-mediterranean/syria/jihadist-factor-syrias-idlib-conversation-abu-muhammad-al-jolani)

Yani HTŞ’nin hedefinde kesinlikle ABD yok! Ona karşı bir tutumu, düşüncesi yok! Eylemi yok! Ve olmayacak!

TİP militanlarının İdlib’de en güçlü oldukları merkez, M-4 otoyolunun üzerinde batıdaki Cisr eş Şugr kasabasıdır. Ve bu kasabanın Hatay’ın Yayladağ ilçesine uzaklığı yalnızca 25 kilometredir.

Ya başka uluslardan gelen çeteler mi?

Çeçenler var, Özbekler var. Iraklılar var. Afganlılar var. Libyalılar var. Balkanlar’dan, Avrupa’dan, Afrika’dan gelenler var. Yani dediğimiz gibi dünyanın dört bir yanından gelmişler leş kargaları gibi, üşümüşler Suriye toprağına, Suriye Halkının başına…

El Kaide’ye katıksız bir şekilde biat eden Hurras el Din örgütü var. Yenilmiş olsa da IŞİD’liler var. Ensarüddin Cephesi, Ceyş el Sünne, Liva el Şam ve Nurettin Zengi grupları var. Kısacası var oğlu var… Ve bunların bir kısmı; “Ulusal Kurtuluş Hükümeti” diye, bir hükümet de kurmuş durumdalar.

Ve bu saldırı bir ilk. İlk kez Ortaçağcı çeteler Türk Ordusu’na saldırı düzenlediler. Ve Mehmetçikleri şehit ettiler.

Niye saldırdılar bu Ortaçağcı çeteler?

Tayyip’le Putin arasında 5 Mart’ta Moskova’da imzalanan ateşkes kararına göre, M4 Otoyolunun güneyini korumaya alacak ve otoyolun güvenliğini sağlayacak olan Türkiye’ydi. İşte bu bölgede bulunan ve otoyolu kontrol eden Ortaçağcı çeteler, kontrollerini kaybetmemek için saldırdı ve şehit etti Mehmetçikleri. HTŞ, TİP, Hurras El Din ya da bir başka Çeçen, Çerkez, Özbek çetesi…

Hatırlayacağımız gibi, Türk Ordusu, İdlib bölgesine aylarca süren çok yoğun bir askeri yığınak yaptıktan sonra 20 Şubat’ta rejimin saldırılarını bahane ederek operasyon başlattı. Suriye Ordusu’yla dolaysızca çatışmaya girdi.

Suriye yönetimi, İdlib’i de ele geçirerek, Ortaçağcı çeteleri tümüyle ortadan kaldırmak amacıyla Ocak ayında büyük bir askeri harekât başlattı. Bu harekâta Rus Ordusu da özellikle havadan aktif bir şekilde destek verdi. Ve Ortaçağcı çetelerin elindeki yerleri başta M5 Otoyolu ve Serakib olmak üzere ele geçirdi. Vatan topraklarına kattı.

Çeteler de iyice sıkışmışlardı, yeniliyorlardı ve hızla Türkiye sınırına doğru kaçıyorlardı. Özellikle siviller. Tayyip; “artık kaldıramayız”, dediği bu göçü engellemek için davranışa geçti ve dediğimiz gibi Suriye Ordusu’yla çatıştı. Bu çatışma sürerken, Tayyip’in isteği üzerine, 5 Mart’ta Rusya’da Putin’le bir araya gelinerek bir ateşkes imzalandı. Ardından Ankara’da yapılan görüşmelerle de Ek Protokoller imzalandı.

Bu anlaşma uyarınca Türk ve Rus askerleri M4 Otoyolu’nda devriye gezeceklerdi. Otoyolun güvenliğini sağlayacaklardı. Bunu önlemek isteyen Ortaçağcı çeteler önce, 16 Mart tarihinde Lazkiye’yi Halep’e bağlayan M4 karayolu üzerindeki Muhambal adlı köprüyü patlattılar çok miktarda patlayıcı kullanarak. Ve köprü tamamen çöktü. Bu çeteler ayrıca bu yol üzerindeki sivilleri de canlı kalkan olarak kullanıyorlar. (https://tr.sputniknews.com/ortadogu/202003161041615136-idlibde-rus-turk-ortak-devriyesini-bozmak-isteyen-teroristler-bir-kopruyu-patlatti/)

 

Ardından da 19 Mart’ta 2 Türk askerini şehit ettiler aynı bölgede.

Bunun üzerine Rusya tarafı, 23 Mart’ta bir açıklama yaptı ve gelişmeleri aktardı. Sputnik haber ajansından okuyalım:

***

Rusya: Türkiye, M4 karayolundaki ortak devriyeleri engelleyen radikal grupları etkisiz hale getirmeyi taahhüt etti

Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi, Türkiye’nin İdlib’de M4 karayolunda ortak Rus-Türk devriyeleri yapılmasını engelleyen radikalleri etkisiz hale getirmeyi taahhüt ettiğini belirtti.

Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi’nden yapılan açıklamada, “Türk tarafı, güvenlik koridorunda M4 karayolunda ortak devriye gerçekleştiren konvoyların ilerleyişini engelleyen radikal grupları etkisiz hale getirmeye yönelik faaliyetleri en kısa sürede gerçekleştirmeyi taahhüt etti” dendi.

‘M4’te ikinci devriye gerçekleştirildi’

Bu arada Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi, Rusya ve Türkiye’nin M4 karayolunun Halep ve Lazkiye’yi birbirine bağlayan bölümünde ikinci kez devriye gezdiğini duyurdu.

“23 Mart 2020’de İdlib gerilimi azaltma bölgesinde Rus-Türk mutabakatına uygun olarak, M4 karayolunun Halep ve Lazkiye’yi birbirine bağlayan bölümünde ikinci Rus-Türk ortak devriyesi gerçekleştirildi” diyen merkez, güvenlik önlemleri çerçevesinde devriyenin güzergâhının kısaltıldığının altını çizdi.

Güzergahın Türkiye’nin kontrolü altında bulunmayan radikal grupların provokasyonları nedeniyle kısaltıldığına dikkat çeken merkez, teröristlerin provokasyonları gerçekleştirmek için çocuklar ve kadınlar da dahil olmak üzere sivilleri canlı kalkan olarak kullandığını kaydetti. Merkez, söz konusu grupların etkisiz hale getirilmesi ve M4’teki ortak devriyelerin güvenliğinin sağlanması için Türkiye’ye süre verildiğini ekledi.

15 Mart’ta Milli Savunma Bakanlığı, İdlib’deki M4 karayolunda kara ve hava unsurlarının katılımıyla birinci Türk-Rus ortak kara devriyesinin icra edildiğini duyurmuştu.

Teröristlerin, Rus-Türk ortak devriyesini bozmak amacıyla M4 karayolu üzerindeki bir köprüyü havaya uçurduğu belirtilmişti.” (https://tr.sputniknews.com/rusya/202003231041662098-rusya-turkiye-m4-karayolundaki-ortak-devriyeleri-engelleyen-radikal-gruplari-etkisiz-hale-getirmeyi/)

***

 

Ancak, Ortaçağcı çeteler durmuyorlar, saldırılarına devam ediyorlar. Sputnik haber ajansının bildirdiğine göre, 24 Mart’ta da yola döşedikleri el yapımı mayının patlaması sonucu, 2 Mehmetçik daha yaralandı. 2 zırhlı araç da zarar gördü.

HTŞ, Moskova’da varılan ateşkese uymayacağını duyurmuştu zaten. Yani bu saldırılar sürpriz, beklenmedik saldırılar değil. Ve bu saldırıları önlemekle de Türkiye görevli.

Ya Türkiye bu görevini yerine getirmezse, getiremezse ne olacak?

Daha önce olan olacak!

Suriye ve Rusya başta olmak üzere İran ve Lübnan Hizbullah’ı, bu bölgeleri temizleyecekler askeri bir harekâtla. Ve Türkiye de hiçbir şey söyleyemeyecek bu durumda.

Çünkü ne diyor Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi yukarıda okuduğumuz açıklamasında?

“Merkez, söz konusu grupların etkisiz hale getirilmesi ve M4’teki ortak devriyelerin güvenliğinin sağlanması için Türkiye’ye süre verildiğini ekledi.”

Ek süre nereye kadar?

Demek ki belli bir süreye kadar. Yoksa şimdiye kadar zaten bu işi yapmalıymış Türkiye.

Yani Tayyipgiller için nereden baksan zor bir durum. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık…

Bir yanda Rusya ve Suriye, diğer yanda aynı ideolojiyi paylaştıkları, besleyip büyüttükleri, eğitip donattıkları Ortaçağcı çeteler…

Ama kendilerini bu duruma düşüren yine kendileri oldu. Bağımsız bir ülkeye saldırıya önce çanak tuttular, sonra da kendileri de aynı saldırılarda bulundular. Dolayısıyla sonucu baştan belli bir şeydi bu durum. Ama onlarda bunu görecek akıl, askeri bilgi, strateji, taktik ne arasın…

Onlarda var olan tek şey, iktidarda kalmak için Batılı Emperyalistlerin her dediğini yerine getirmek.

E o da bir yere kadar oluyor işte… Sonuçta gelip bir yerde tıkanıyorsun. Hem Rusya’yla iyi olacaksın, ya da idare edeceksin hem de ABD’yle. Bu ancak salıncak politikası olur. Sallanırsın bir yandan bir yana…

 

 

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz!

Suriye Ordusu’nun Şubat ayındaki harekâtı neticesinde, bu bölgede kurulu “Türk Gözlem Noktaları”ndan 10’u Suriye Ordusu’nun kontrolüne girdi. Bu durum, bu 10 Gözlem Noktası’ndaki askerlerin kuşatılması ve esir alınması idi. Onların insani ihtiyaçlarının temin edilmesinin bile Suriye Ordusu’nun iznine tabi olması demekti. Moskova Antlaşması’ndan sonra, bu Gözlem Noktaları ile ilgili resmi bir açıklama yapılmadı. Tayyipgiller, Gözlem Noktalarının aynen kalacağını söylediler medyaya. Bu bölgedeki birliklerin çekilmeyeceğini söylediler.

Ancak, geçtiğimiz günlerde (20 Mart günü) Milli Savunma Bakanlığı bir açıklama yaptı bu konuyla ilgili ve şöyle dedi:

“MSB’den İdlib açıklaması: Birlik çekilmeleri haberleri gerçeği yansıtmamaktadır

“Milli Savunma Bakanlığı (MSB), İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde planlı konuşlanma ve tertiplenme faaliyetlerinin sürdüğünü, bazı medya organlarında çıkan “birlik çekilmeleri” haberlerinin gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

“Bakanlıktan yapılan açıklamada, Moskova Mutabakatı çerçevesinde, bölgede akan kanın durması, askerlerin güvenliği ve insanlık dramının sonlandırılarak masum sivillerin yurtlarına dönüşleri için tüm faaliyetlerin kararlılıkla icra edilmeye devam edildiği belirtildi.

“Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Türk Silahlı Kuvvetleri, 6 Mart’tan itibaren İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde (İGAB) başlayan ateşkes ilanı sonrasında planlı konuşlanma ve tertiplenme faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu kapsamda bazı medya organlarında yayımlanan birlik çekilmelerine ilişkin haberler gerçeği yansıtmamaktadır.” (https://tr.sputniknews.com/turkiye/202003201041648713-msbden-idlib-aciklamasi-birlik-cekilmeleri-haberleri-gercegi-yansitmamaktadir/)

Bu açıklama halkımızın; “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” atasözünü doğrulamaktadır. Yani birliklerimiz çekilmektedir demek ki. Ki çekilmelidir de. Türk askerlerini Ortaçağcı çetelere şehit verdirmek asla doğru bir politika değildir. Olmamalıdır.

Ki bu konuda BBC’de çıkan bir haber de bunu göstermektedir.

“Eylül 2018’de ilan edilen ateşkesin bozulması sebebiyle, yine aynı tarihte ilan edilen çatışmasızlık bölgesinin sınırları değişmiş; Suriye ordusu İdlib’de ilerleme sağlamıştı. 5 Mart’taki görüşmede iki lider, yeni sınırları temel alarak bir tampon bölge oluşturulmasına da karar vermişti.

“Ancak yer yer çatışmalar ve iki tarafın da bölgeye askeri sevkiyatı devam ediyor.” (https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-52124112)

Yani “yeni sınırlar” temel alınacaksa Moskova Mutabakatına göre, Türk Gözlem Noktaları kaldırılacak demektir. Bu haber de bunu doğrulamaktadır.

Sadece bu bölgeden mi askerlerimiz çekilmelidir?

Hayır! Tüm Suriye’den çekilmelidir.

 

Kürt Sorunu’nun çözümü de Suriye Sorunu’nun bir parçasıdır

Ya Kürt Bölgesi ne olacak? Oradan Türkiye’ye saldırılar devam etmeyecek mi böylece?

Suriye’deki Kürt Halkıyla da bir ortak yol bulunacaktır, bulunmalıdır da. Amerikancı Kürt Hareketi’nin, ABD bayrağı altında, onların Conilerinin yönetimi altında, onların petrol bekçiliğini yapmaları, onların “yerel güçleri”, “kara gücü”, “sahadaki ortakları” olmaları kesinlikle doğru bir hat değildir. Devrimci bir hat hiç değildir. Namuslu, yurtsever, halksever bir hareket, Halkların Kardeşliğini savunan bir hareket böyle davranmaz. Davranamaz. Davranmamalıdır da…

Bu sorunun, Kürt Sorunu’nun çözümü, Suriye Devletiyle, Suriye Halkıyla, Suriyeli Kürtlerin davasıdır. Onlar kardeşçe, eşitlikçi bir şekilde bu sorunu çözmelidirler. Amerikancı Kürt Hareketinden bağımsız olarak, Suriye Halkıyla kader birliği yapmalıdırlar ve başta ABD olmak üzere, Batılı Emperyalistlere yem olmamalıdırlar. Onların bölgedeki piyonu, kara gücü olmamalıdırlar. Federasyon, ya da başka bir biçimde ortakça yaşamalıdırlar Suriye Arap Halkıyla, Süryanisiyle, Asurisiyle, Arabıyla, Çerkeziyle, Kürdüyle birlikte tam bağımsız bir Suriye’yi yaşatmalıdırlar. Bizim Türkiye’de olması gerektiği gibi…