Tayyiban neden Taliban ile düşüp kalkmak istiyor?

12.09.2021
A+
A-

Hüseyin Ali

Malum, Tayyiban, Taliban daha Kabil’e girip Afganistan’da yönetimi ele geçirmeden Afganistan havaalanının güvenliğinin ve işletmesinin peşine düşmüştü. Taliban hızla Kabil’e girince durum değişti. Ama Tayyiban gene Afganistan’da kalmak, havaalanını işletmek için çırpınıyordu.

Acaba neden?

Tabiî, en önemlisi ABD Emperyalizminin Tayyiban’a görev biçmesiydi. Koltuğu korumak için emperyalizm ne derse yapacak zayıflıkta çünkü… Uşaklıkta sınır yok!

Ayrıca, Tayyip Taliban ile ayrılarının gayrılarının olmadığını da itiraf etmişti. İkisi de ümmetçiydi. Her ikisini yetiştiren de Amerikan Emperyalizmiydi. Böyle ortak noktaları vardı.

ABD Emperyalizmi Sovyetler Birliği’ne karşı “Yeşil Kuşak Projesi” kapsamında dinci teröristleri “Mücahidin” adıyla örgütledi, eğitti, donattı. Bu işin adına da Siklon Operasyonu dedi. Afganistan’a milyarlarca dolar akıttı. Bu operasyon, CIA tarihinin yabancı bir ülkede uyguladığı gelmiş geçmiş en yüksek bütçeli operasyondu. Bu kapsamda Pakistan’da bir tür İslam Sosyalizmi kurma çabasındaki Zülfikâr Ali Butto’yu Ziya Ül Hak faşistinin darbesiyle düşürmüştü. Sözde Amerikan yardım kuruluşu USAID, bu dinci teröristlerin yetiştirilmesi için Pakistan’da 1000’in üzerinde medrese kurdu. Burada yetiştirilen teröristlerin eline modern Stinger füzelerini tutuşturdu. Sovyetler Afganistan’dan Gorbaçov Haininin oyunuyla çekilince de, bu medreselerde yetiştirilen ve adına Taliban denilen yapı devrimci Necibullah iktidarını düşürmüştü. Böylece önce ABD yetiştirmesi “Mücahitler”, sonra da yine ABD yetiştirmesi Taliban Afganistan’a hâkim olmuştu.

Peki, gene kendi yetiştirdiği ve bilgisi dahilinde yapılan El Kaide’nin 11 Eylül saldırısı sonrasında ABD neden Afganistan’a 100 binin üzerinde asker yığdı?

Bunun da pek çok nedeni var. En büyük nedeni “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”un hayata geçirilmesiydi: Çin sınırından Batı Afrika’ya ülke sınırlarının değiştirilmesi, ABD’nin dümen suyunda iktidarların başa getirilmesi, bu coğrafyadaki doğal kaynakların sömürülmesi, ulusal değerlerin yıkılması, büyük kargaşa yaratılarak ülkelerin bölünmesi vb.

Ama aynı zamanda Afganistan’ın doğal zenginliklerine konmak amacı da vardı. Geri Afganistan’ın ne zenginliği var ki, denilebilir.

Reuters daha yeni yazdı: “Afganistan’ın kullanılmayan mineralleri ve kaynakları nelerdir?” başlıklı yazıda özetle şu bilgiler veriliyor:

“Yirmi yıl sonra Afganistan’da yeniden iktidara gelen Taliban, eski bir Afgan maden bakanının bir zamanlar 3 trilyon dolara kadar çıkabileceğini söylediği doğal kaynakların kontrolünü yeniden ele geçirdi.

“Bu tahmin, 2010 fiyatlarına göre yapıldı ama koronavirüs şokundan sonra küresel ekonomik toparlanma nedeniyle bakırdan lityuma kadar her şeyin fiyatları artacağından, artık daha da değerlidir.

“Afganistan bakır, altın, petrol, doğal gaz, uranyum, boksit, kömür, demir cevheri, nadir toprak elementleri, lityum, krom, kurşun, çinko, değerli taşlar, talk, kükürt, traverten, alçıtaşı ve mermer gibi kaynaklar açısından zengindir.” (Reuters, Factbox: What are Afghanistan’s untapped minerals and resources?, 19 Ağustos 2021, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/what-are-afghanistans-untapped-minerals-resources-2021-08-19/)

Amerikan Emperyalizminin gözü bu doğal kaynaklardaydı. Örneğin bakır madeninin üzerine bir Amerikan tekelini oturttu. Odatv, Wikileaks belgelerinden bu gerçeği şöyle aktardı:

“ABD’nin 11 Eylül 2001’de gerçekleşen İkiz Kulelere saldırıların ardından işgal ettiği Afganistan’da 20 yıl süren bir NATO mekanizması aktif tutulmuştu.

“Fakat Wikileaks’in yayınladığı belgeler bugün çok daha anlamlı hale geldi. Belgelerde ABD’nin Afganistan’ın Logar eyaletinde Kabil’in yaklaşık 30 kilometre güneydoğusunda yer alan Aynak bakır madeninin ABD’li küresel şirketlere nasıl verildiğini ortaya koydu.

“Belgelere göre ülkeyi terörle mücadele bahanesiyle işgal eden ABD’nin 25 milyar dolarlık Bakır rezervini, Afrika, Meksika, Avustralya gibi neredeyse dünyanın her yerinde madenler işleten ABD firması Phelps Dodge’a verdiği ortaya çıktı.” (http://odatv5.com/siyaset/bu-haberi-foncu-medya-yapamaz-abd-afganistanin-kanini-boyle-emmis-208393)

Bakırın üzerine konmakla başlamış emperyalizm. Ama kendi yetiştirmesi dinci teröristlerle savaşa tutuşunca, doğal kaynaklara “çökme”nin astarı yüzünden pahalı olsa gerek ki, bir anda pılıyı pırtıyı toplayıp Afganistan’ı terk ediverdi. Böylece, biraz bize de bir şeyler düşer, biz de nasipleniriz diye düşünen Tayyiban’ın da eli boş kaldı.

Bunlar, ABD Emperyalizminin Afganistan’ı terk etmesi, Tayyiban’ın ise Afganistan’da kalmaya çalışması için açıklayıcı, herkesçe bilinen, suyun üstündeki nedenler.

Derinde çok daha haince nedenler var. Bunlara bakalım:

ABD Emperyalizmi Afganistan’ı Taliban’a teslim etti ama bir yandan da Taliban’ı yönlendirmekten geri kalmıyor. Örneğin, CIA Başkanı William Burns’ün Ağustos sonunda Taliban Şefi Molla Baradan ile Afganistan’da gizli bir görüşme yaptığı basına yansıdı (Milliyet, 31 Ağustos 2021).

Örneğin, Taliban ABD Emperyalizminin terör örgütü listesinde yer almıyor (Sedat Ergin, Hürriyet, 26 Ağustos 2021, https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/taliban-rusyanin-teror-orgutu-listesinde-var-abdnin-listesinde-yok-41880999).

Örneğin, ABD Emperyalizmi Taliban’ın dünyada uyuşturucu ticaretinde en önde yer alışını destekliyor. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, ABD’nin Afganistan’da askeri varlığı döneminde haşhaş tarlalarının 100 kat arttığını, günümüzde dünyadaki eroinin % 93’ünün Afganistan’da üretildiğini söylüyor (https://odatv4.com/siyaset/eroinin-yuzde-93unu-ureten-afganistan-icin-abd-iddiasi-208932).

Kendi halkları da dahil, dünya halklarını “haşhaşi” yapıyor emperyalizm.

Öte yandan, Taliban’ın geçmişte yaptıkları belli. Örneğin kadınları eve hapsetti. Kadını şeytan olarak gördü, gözleri bile görünmeyecek şekilde kadınları kapattı. Böylece toplumun gelişmesinin önünü kesti. Örneğin, Afganistan Ulusal Müzesini dağıttı, buradaki yüz bin civarındaki eserin yüzde yetmişini yok etti. Kütüphanelerde binlerce tarihi el yazması kitabı yaktı. Başta tarihi Buda heykelleri olmak üzere ülkedeki tüm heykelleri patlayıcılarla imha etti. Müziği yasakladı. Böylece, Afganistan halkının tarihsel ve kültürel bağlarını kesti, toplumu köklerinden kopardı. Bugün de bu uygulamalara hevesle devam edecek Taliban. Bütün bunlar emperyalizmin istediği şeyler…

Bunlar ne anlama geliyor?

Emperyalizm hem hâlâ Afganistan’ın doğal kaynaklarını sömürmek istiyor, hem de BOP bölgesindeki gizli hedefleri için Taliban iktidarına ihtiyacı var.

Doğal kaynakların sömürülmesi hedefini gördük. Şimdi diğer BOP hedeflerine bakalım:

Burada en önemli sonuç, Taliban Afganistanı’nın bir terör ve terörist yuvası olması. ABD, giderken milyarlarca dolarlık modern silahı da Taliban’a bıraktı. Şimdi bu terörist yapı bu modern silahların üzerine oturdu. Öte yandan, Taliban militanları, diğer dinci terör örgütleriyle iç içe. Bu yıl mayıs ayı sonunda yayımlanan bir birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Raporu durumu açıkça ortaya koyuyor:

“(…) Taliban taviz vermiyor ve Afganistan Hükümeti ve diğer Afgan paydaşlarla barış müzakerelerini kolaylaştırmak için Afganistan’daki şiddet seviyesini düşürme belirtisi göstermiyor. Taliban’ın niyeti, askeri konumunu bir koz olarak güçlendirmeye devam etmek gibi görünüyor…

“Afganistan’daki narkotik konusu -haşhaş bazlı uyuşturucu ve metamfetamin üretimi ve ticareti- Afgan barış sürecinde henüz ele alınmamış durumda. Bu, Taliban’ın en büyük tek gelir kaynağı olmaya devam ediyor. Ayrıca Afganistan içinde istikrarsızlaştırıcı ve yozlaştırıcı bir etkiye sahip ve daha geniş uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu narkotik zorluklara önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır.

“El Kaide liderliğinin önemli bir kısmı Afganistan ve Pakistan sınır bölgesinde ve Hindistan kıtasında yaşıyor. Afganistan’ın çeşitli yerlerinde çok sayıda El Kaide savaşçısı ve Taliban ile uyumlu diğer yabancı aşırılık yanlısı unsurlar bulunuyor. El Kaide, incelenen dönem boyunca kayıp vermeye devam etti ve bazı üst düzey isimler öldürüldü, genellikle de Taliban ile birlikte bulundukları sırada öldürüldüler. Taliban’ın El Kaide ile uğraşan birincil bileşeni Hakkani Örgütüdür. İki grup arasındaki bağlar, ideolojik benzerliğe ortak mücadele ve evlilikler yoluyla oluşturulan ilişkilere dayalı olarak yakınlığını sürdürüyor. Taliban, yabancı terörist savaşçılar hakkında bilgi toplayarak ve onları kayıt altına alarak ve kısıtlayarak El Kaide üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya başladı. Ancak, (…) El Kaide ve benzer düşünen militanlar, Afganistan’daki gelişmeleri Taliban davası ve dolayısıyla küresel radikalizm için bir zafer olarak kutlamaya devam ediyor.” (United Nations Security Council, S/2021/486.https://www.undocs.org/S/2021/486)

Demek ki, tırhallı, hep bir hallı… Dinci terör örgütlerinin birbirlerinden farkları yok. (Ama hizipleşmelerden dolayı ileride birbirlerini kıracakları da kesin.)

Afganistan’da yetiştirilen dinci teröristler dünya halklarının başına musallat edilecek. Özellikle de BOP bölgesindeki ülkelerin… Asıl tehlike Ortadoğu ve Orta Asya ülkeleri için. Bunların başında da Suriye geliyor.

Başka bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Raporunda bu tehlike dile getiriliyor:

“El Kaide bağlantılı gruplar, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kuzeybatı bölgesindeki 10 binden fazla terörist savaşçının bulunduğu İdlib bölgesine hâkim olmaya devam ediyor. Bu bölgeden diğer çatışma bölgelerine yabancı terörist savaşçıların yer değiştirmesi yalnızca sınırlı olsa da, Üye Devletler bu tür bir hareketin, özellikle Afganistan’daki ortamın IŞİD’e veya El Kaide bağlantılı gruplara karşı daha elverişli hale gelmesi durumunda bu tür bir hareketin olasılığından endişe duymaktadır.

“Orta, Güney ve Güneydoğu Asya’da, IŞİD ve El Kaide’ye bağlı örgütler, bazı durumlarda kilit liderlik kayıplarına ve güvenlik güçlerinin sürekli baskısına rağmen faaliyetlerini sürdürüyor.” (United Nations Security Council, S/2021/655. https://undocs.org/S/2021/655)

Raporda İdlib’deki durum daha ayrıntılı belirtiliyor:

“Heyet Tahrir El Şam (HTŞ), hâlâ yaklaşık 10.000 savaşçıyla Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kuzey batısında baskın terörist grup durumunda. Bir Üye Devlet, HTŞ ve müttefik Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM) savaşçılarının İdlib gerilimi azaltma bölgesi üzerinde tam kontrol sağlamak istediğini ve bölgeyi Hurras el-Din (HAD) ve Ecnad el-Kafkas’tan temizlediğini bildirdi. (United Nations Security Council, S/2021/655. https://undocs.org/S/2021/655).

Bir yanda İdlib, bir yanda Afganistan… İşte İdlib’de emperyalizmin dünyanın dört bir yanından devşirdiği dinci teröristlere yıllardan beri destek veren başlıca güç Tayyiban’dır. Şimdi Suriye’de Esad rejimini düşürmek için Afganistan’dan asker devşirmek peşinde. Afganistan’dan organize bir şekilde elini kolunu sallayarak Türkiye’ye alınan 1 milyon 300 bin kişi (Tayyip 300 bin kişi diyor ki bu da çok büyük bir rakam) bu iş için biçilmiş kaftan. Bu da tabiî emperyalizmin BOP hedefleri ile aynı. Tayyiban böylece Türkiye’de konumunu korumak istiyor.

BOP kapsamında Amerikancı Kürt Hareketinin desteklenmesi de işin bir başka boyutu. BOP’ta en büyük coğrafi değişiklik Türkiye topraklarında görünüyor. Ünlü BOP haritası unutulmuş değil (Resim 1). Suriye’de Esad yönetiminin çökertilmesi hedefi bu BOP hedefinin gerçekleşmesini kolaylaştıracaktır.

Tayyiban’ın bir önemli hain niyeti de bu Afgan veya Suriyeli askerleri yetiştirip gerekirse ülke içinde de kullanmak. Daha önce bu yönde duyumlar oldu. Örtülü ödenek artışları nereye gidiyor? SADAT denilen örgütlenme neyin nesi? Bunlar hep ülke içinde dinci terörü uygulayabilecek unsurlar.

Tayyiban’ın 2019 yılında çıkardığı bir Asker alma Kanunu var.  Bu kanunun 45. maddesinin 2. fıkrasında şöyle bir ibare var örneğin:

“Barışta, olağanüstü hâl veya seferberlik hâllerinde veya savaşta, askerliğini henüz yapmadan, Milli Güvenlik Kurulunca gerekli görülen sahalarda Bakanlığın teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca özel olarak görevlendirilen gönüllüler, Cumhurbaşkanınca belirlenen şartlara uydukları takdirde askerlik hizmetinden muaf tutulur.” (Resmi Gazete, 26 Haziran 2019, Sayı: 30813)

Milli Güvenlik Kurulunca gerekli görülen sahalar nedir, gönüllüler kimlerden oluşacaktır, meçhul! Nizami yapının dışında bir uygulama.

Demek ki Tayyiban hem halkımız, hem komşu halklara karşı hain planların taşeronu ve uygulayıcısı durumunda.

Halkımız bütün bu oynanan oyunları görecek ve dinci faşist Tayyiban’dan hesap soracaktır.