Troçkistler yine karşıdevrimcilerin safında…

03.04.2019
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Troçkistler yine karşıdevrimcilerin safında…

Geçtiğimiz 25 Mart günü Cumhuriyet Gazetesi’nde Venezuelalı Troçkist’lerden Orlando Chirino ile yapılan bir röpotaj “3. yol mümkün” başlığı ile yayımlandı.

Bir gün sonra da Zülal Kalkandelen, köşesinde bu röportajdan yaptığı alıntılarla Venezuela’da Maduro yönetiminin “diktatör” olduğunu iddia etti. O da Chirino gibi; “Krizin faturası işçilere değil, patronlara”, diye bitirmiş yazısını.

Bu söz ilk bakışta kulağa ne hoş geliyor değil mi?

Elbette krizin faturasını niye işçiler çeksin?

Krizi yaratanların bunun sonuçlarına da katlanmalarını istemek kadar doğru bir talep olabilir mi?

Olamaz da…

Bu, talebin hangi koşullarda ve kim tarafından dile getirildiğine bağlı…

Öncelikle belirtelim ki, bu röportaj ve arkasından gelen köşe yazısı; Can Dündar, Erdem Gül Cumhuriyeti’ne yakışırdı. Ya da onların döneminde olsaydı, hiç yadırgamazdık.

Hani ulusalcıların eline geçmişti Cumhuriyet?

Alev Coşkun yönetimindeki bu Cumhuriyet de, uzun yıllar Ege Bölge Temsilciliği’ni yapmış Serdar Kızık ve emektar muhabiri Mete Kızık’a bile tahammül edemiyor.

Yani devrimcilere, sosyalistlere kapısı hâlâ kapalı Cumhuriyet’in.

Cumhuriyet’in ABD ve AB Emperyalizminin; dünyayı bin parçalı eyalet devletçikler halinde yönetmeyi hedefleyen “Project Democracy” projesine karşı bir duruşu da yok.

Vatan topraklarının, kamu mallarının yerli-yabancı Parababalarına peşkeş çekilmesine, ülkemizin Ortaçağ’ın karanlığına hızla sürüklenerek faşist bir din devletine dönüştürülmesine karşı Antiemperyalist, Antifeodal ve Antişovenist bir mücadele yürüten HKP’ye karşı da sayfaları kapalıdır, Cumhuriyet’in. Ama Latin Amerikalı bir Troçkist’e açık. Hem de iki gün…

Ne zaman açık?

ABD Emperyalizminin meşru Venezuela yönetimine karşı darbe yaparak on yıl önce ajanlaştırdığı Guadio’yu devlet başkanı ilan ettiği ve türlü provokasyonları tezgâhladığı bir dönemde…

Bu darbe bir sonuç tabiî…

Özellikle Chavez Liderliğindeki Bolivarcı Devrim’in 1998’de iktidara gelmesiyle birlikte Venezuela’nın doğal kaynağı “kara altın” petrol üzerindeki hâkimiyetini yitiren ABD Emperyalizmi; bu ülkeye yıllardır ambargo uygulamakta, darbeler tezgâhlamaktadır.

Bilindiği gibi, 12 Nisan 2002’de de CIA yönetiminde, bundan daha aşağılık bir şekilde Chavez’e de darbe yapmışlardı. Başkanlık Sarayı’nı basarak alıp götürmüşlerdi Chavez’i bir adaya.

Fakat 48 saat sonra Barrio’lardan harekete geçen emekçi Venezuela Halkı ile Bolivarcı Devrim’e bağlı Ordu Gençliği Chavez’i kurtarmıştı.

Bolivarcı Devrim’in Venezuela Halkının yaşamında önemli değişiklikler yaptığı bir gerçek.

Zira devrim öncesindeki ülkenin bütün petrol gelirlerine İngiliz ve ABD petrol şirketleri el koyuyordu. Chavez bu ulusal geliri halka paylaştırdı, toprak reformu yaptı ve köylüye tarım aletleri verdi. Küba’nın da desteğiyle herkes ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanmaya başladı. Esnafa iş olanakları sağlandı, İşçi Sınıfının yaşam standardı yükseldi.

Öyle ki, on yıllardır birbirinden tamamen kopuk yaşayan Barrio’lardaki halkla kentli insanlar arasında iletişim gelişti.

Bu devrimle birlikte Latin Amerika’nın birçok ülkesinde “Sol Rüzgârlar” esmeye başladı.

Dünya’ya da etkisi oldu bu rüzgârın.

ABD Emperyalizmi, Ortadoğu’da Suriye yenilgisinden sonra şimdi de yönünü Venezuela’ya çevirip, hiçbir hukuk kuralı tanımadan Meclis Başkanı Guadiyo’yu Devlet Başkanı ilan ediyor. Ardından da diğer Batılı Emperyalist ülkeler ABD’nin bu haydutluğuna destek veriyorlar.

Bu yetmiyor, Maduro’ya suikast girişimleri yapıyorlar.

Yani AB-D Emperyalizmi tarafından çok yönlü kıskaca alınmış bir Maduro var.

Tam da bu ortamda bir Troçkist kalkmış; “Maduro kitlesel bir halk desteğine sahip değil. Halkı açlığa sürükleyen politikalarından ötürü yoksul halk kesimlerinde Maduro’nun askeri-sivil hükümetine karşı genelleşmiş bir nefret var. Önceki yıllarda umutla Chavezciliği destekleyen milyonlar şimdi sefalet, kıtlık, ilaç eksikliği, ışık ve su eksikliği altında büyük bir hayal kırıklığı içinde.”, diyor.

İyi de ABD’nin saldırganlığı başladıktan sonra, Maduro yanlısı milyonlarca insanın yaptığı kitlesel gösterilere ne demeli?

Bu adam açıkça emperyalistlerin ağzıyla konuşuyor ve bizim Cumhuriyet’çiler de bunun borazanlığını yapıyor.

Bay Troçkist burada da durmuyor; “Kendisini solda gören hiç kimse Maduro tipi bir sözde ilerici hükümeti savunmamalı.”, sözleriyle sözde Türkiyeli “dost”larına mesaj vermiş.

Bu söylemin, emperyalizmin yanında yer almayı içerdiğini anlamış olacak ki, konuşmasının devamında; “Maduro’ya politik destek vermeksizin Trump’ın emperyalist tehditlerine ve Guiado’nun darbe girişimlerine karşı birleşilmesi.”, çağrısında bulunmuş.

Tipik bir Troçkist kafa, değil mi?

Beğen beğenme, şu anda Venezuela’nın meşru yönetimi kim?

Elbette Maduro liderliğindeki Bolivarcı Devrimciler.

Venezuela’da ekonomik krizler yaratarak, asker çıkarmak dahil sabotajlarla, dışarıdan müdahale yapan ya da darbe yapmak isteyen kim?

AB-D Emperyalizmi ve yerli işbirlikçileri ya da uşakları…

Halkının % 68’inin oyunu alarak seçilmiş bir devlet başkanını devirme hakkını, yetkisini siz kimden alıyorsunuz?

Son seçimlere katılımın düşük olduğu demagojileri de var, biliyoruz. Ancak bu provokasyonu yapanın da CIA ve güdümündekiler olduğu çok açık.

Evet, Venezuela’da bugün Chavez dönemine göre bir ekonomik kriz var.

Ama AB-D Emperyalizminin acımasız ambargoları ve CIA ajanları tarafından düzenlenen sabotajları görmezden gelip, sadece sonuca bakarak “kriz edebiyatı” yaparsan dolaysızca emperyalizmin yedeğine düşersin.

Öte yandan emperyalist ülkelerin dünya petrol fiyatlarını düşük tutarak Venezuela’nın başlıca ulusal gelir kaynağına vurdukları darbeleri niçin görmüyorsunuz?

Yine Venezuela’da, tâ Chavez döneminden beri; ABD ve AB Emperyalistleriyle etle tırnak gibi kaynaşmış, başta CIA olmak üzere diğer emperyalist casus örgütlerinin yönlendirdiği gerici ve vurguncu bir sınıfın varlığını, bunların ekonomideki, siyasetteki, kültürdeki etkilerini sürdürerek sömürü ve vurgunlarına devam ettiklerini, Caracas başta gelmek üzere hemen tüm önemli şehirlerde özel bölgelerinin, semtlerinin, mahallelerinin olduğunu, ekonomik işletmelerinin, televizyonlarının, radyolarının, gazetelerinin olduğunu ve karşıdevrim için çalışan binlerce hainden oluşan güçlerinin varlığını niçin görmüyorsunuz?

Bunlar, görürler de görmek istemezler.

Tıpkı Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren, Arap Halkının milyonlarca üyesini katleden Emperyalist canavarlık karşısında AB-D Emperyalizmine tavır almak yerine; antiemperyalist, halkçı, ilerici liderlere “diktatör” dedikleri gibi…

Bakın, bu Troçkistlerin Bolivarcılara düşmanlıkları nereden gelmekte:

“Chavez hükümeti kendisinin solcu, halkçı ve demokratik bir hükümet olduğu iddiasında fakat diktatörlere karşı gelişen Arap devrimlerini savunmayı reddediyor. Dahası Chavez, Libya’da Kaddafi ve Suriye’de Esad gibi soykırımcı diktatörlere dahi “anti-emperyalist hükümetler” oldukları iddiasıyla kol kanat geriyor.” (http://gazetenisan.net/2012/08/venezuelada-isci-sinifinin-adayi-orlando-chirino-icin-uluslararasi-destek-cagrisi/)

Onlar için Esad da, Kaddafi de “soykırımcı diktatör”.

Yani dünyanın birçok yerinde oynadıkları o uğursuz rolü burada da oynuyorlar.

Aynı adam aşağıdaki linkte de Esad ve Kaddafi’yi antiemperyalist gördüğü ve desteklediği için Chavez’i suçluyor. Beşşar Esad’a diktatör diyor: (http://izquierdasocialista.org.ar/campanas/chirino.presidente.pdf)

Tam bir emperyalist ağzı değil mi?

Oysa Esad da, Kaddafi de 21 parçaya bölünmüş Arap Ulusu’nun birliğini savunan BAAS’çı antiemperyalist liderlerdi. Ortadoğu’daki ABD’nin jandarması İsrail’e karşı açıktan savaş açanlar bu liderlerdi. O nedenle katledildi Kaddafi. O nedenle devrilmek istendi Esad.

Venezuela’nın Bolivarcı Devrimcileri de benzer ideallerin savunucuları. Onlar da sömürgeci emperyalistler tarafından Karayipler de dahil olmak üzere tam 33 parçaya ayrılmış Latin Amerika ülkelerini tek bir çatı altında birleştirmek yani “Latin Amerika’da Bolivarcı Alternatif” (ALBA) ile Latin Amerika’nın entegrasyonunu sağlamak istiyorlar.

AB-D Emperyalistleri işte bu nedenle düşman bu yurtseverlere…

Dolayısıyla bu liderlere “diktatör” diyenin Marksistliği de, Leninistliği de, Sosyalistliği de sahtedir.

Bunlar tam bir emperyalist ajan görevi yürütmekteler.

Cumhuriyet’te iki gün arka arkaya yer almaları da maalesef buna hizmet etmiştir.

Zülal Kalkandelen’i tanımayız. Röportajı yapan genç muhabir arkadaşı tanıyoruz ve onun samimiyetini, heyecanını da biliriz. Ancak böyle bir röportaja balıklama atlamakla, (niyeti ne olursa olsun) Bolivarcı Devrime zarar vermiştir.

Evet, biz de eleştiriyoruz Chavez’i ve Maduro’yu…

Ama bizim eleştirimiz, emperyalistlerin ağzıyla konuşan Chirino ile uzaktan yakından ilgili değil.

Bizim eleştirimiz; Marks’ın 1871’deki ilk İşçi İktidarı olan Paris Komünü’nün yıkılışı sonrasında çıkardığı derslerden hareketle; “Çocuk saflıkları yüzünden, iyi niyetleri yüzünden, sonuna kadar saldırıda bulunup gericilerin kökünü kazıyamamaları”nın Venezuela’da da tekrarlanmasınadır.

Bakın Marks, Paris Komünarlarını nasıl eleştiriyor:

“Devrimle oynanmaz. Devrime bir kez başladınız mıydı, asla durmayacaksınız. Bütün gücünüzle, bütün imkânlarınızla saldırmaya devam edeceksiniz. Durmak, hele hele savunmaya geçmek, bir devrimci hareketin intiharı demektir. Çünkü siz savunmaya geçtiğiniz anda ya da durduğunuz anda karşıdevrim güçlerini takviye eder. Kayıplarının yerini doldurur. Yaralarını onarır. Ve size karşı saldırıya geçer.

“Karşıdevrimin uluslararası destekçileri, iç ve dış imkânları vardır. Ama siz, devrim anında böyle imkânlardan yoksunsunuzdur. İşte bütün bu sebeplerden dolayı, elinizde olan tüm imkânlarınızla ve gücünüzle zafere ulaşmak için çılgıncasına saldırmaya devam edeceksiniz. Karşıdevrime göz açtırmayacaksınız, onun toparlanmasına asla izin vermeyeceksiniz. Onun maddi ve manevi açıdan kendini güçlü hissetmesine yol açacak bir harekette bulunmayacaksınız. Tam tersine; ona sürekli vuracaksınız ve onun moralini, özgüvenini darmadağın edeceksiniz.”

Venezuela’da işte bu Marksist tutum yaşama geçirilmiyor.

Yani Venezuela’nın Bolivarcı Devrimcileri, bu devrimci tutumu yaşama geçiremedikleri sürece başları sürekli ağrıyacak ve devamında maalesef devrimin kaybedilmesine yol açacaktır.

Keşke Maduro; “Yeni ve daha güçlü bir devrimin zamanı gelmiştir”, “Karşımızdaki canavar bütün dünyanın önünde titremesini bekliyor, ama bu gerçekleşmeyecek”, sözünü yaşama geçirebilse…

Gördüğümüz gibi, bizimle onlar yani Troçkistler; gece ve gündüz kadar, akla kara kadar birbirimizden farklıyız.

Son söz; AB-D Emperyalist Haydutlarınca, Venezuela Halkına ve onun meşru iktidarına karşı yapılmış olan ve haktan hukuktan, namustan, ahlâktan ve insanlıktan uzak bu alçakça saldırıya (her ne niyetle olursa olsun) destek olmak, onlarla aynı ortak paydada buluşmak demektir.

AB-D Emperyalizmi, Suriye’de olduğu gibi Venezuela’da da yenilecektir, yenilmelidir.