Üç direniş, bir eylem, iki ayrı sendikal anlayış

08.08.2019
A+
A-
Üç direniş, bir eylem, iki ayrı sendikal anlayış

Sendikal mücadelede üçüncü bir sendikal anlayış yoktur. Ya sınıf sendikacılığı ya da sarı sendikacılık, yani patron sendikacılığı. Ortada bir sendikal anlayış sendikacılık değil, orta yolculuktur. Orta yolculuk sarı sendikacılığı getirir.

Türkiye’de sarı sendikacılık ağır basmaktadır. Sadece üyesi işçilerin kısmi ekonomik kazanımlarıyla ilgili sorunlarında ortaya çıkmaktadırlar. O sorunların da patronları üzmeden çözümüne odaklanmaktadırlar.

İşçileri genel olarak ilgilendiren konulara ilgi göstermezler. İşçilerin kazanılmış hakları elinden alınmış, sorun etmezler. Kıdem Tazminatı gasp edilecekmiş umursamazlar. İşsizlik, pahalılık, zam, zulüm etkilemez onları. İşçiler emeklilikte yaşa takılmış, emeklilik yaşı yükseltilmiş umursamazlar. İşçilerden aidat almaya devam ediyorlarsa sorun yok demektir onlar için.

Bu anlamda hakları gasp edilen işçilerin hak arama mücadelesi, direnişleri onları bağlamaz. Çünkü o işçilerden aidat alamayacaklardır. Bu işçiler ilgi alanlarına girmez.

Sarı ve işbirlikçi sendikalar, işçilerin genelde tüm direnişlerine karşı ama özellikle işe geri dönüş durumunun olmadığı, sadece gasp edilen yasal haklarının mücadelesi, direnişleri karşısında tarafsız, sessiz kalma, direnişleri uzaktan izleme eğilimindedir. Oysa işçi direnişleri karşısında sessiz kalmak, uzaktan izlemek taraf olmaktır. Sendikal mücadeleyi zayıflatmaktır. Tarafları parababalarının yanıdır.

Bu anlamda sendikalar, işçi direnişleri ile dayanışmayı çoktan bir kenara bırakmış durumdadırlar.

Şu anda birçok işyerinde işçiler sendikal hakları direnişteler. Bu direnişlerde, işçiler sendikaya üye olduğu için işten atılmış, işe geri dönüş ve sendika mücadelesi veriyor.

Bu direnişlere destek veriliyor mu?

Gerçek anlamda olması gereken dayanışma sergilenmiyor. Ama bir ikiyüzlülük var. Sendikaların bir kısmı bu direnişlerle ilgili tweet atıyorlar ve ve Facebook sayfalarında ara sıra gönderilere beğeni yapıyor, paylaşımlarda bulunuyorlar. Bunun adı da “dayanışma” oluyor.

İkiyüzlülüktür bu, çünkü bazı işçi direnişleri vardır ki, sendikalar o direnişlere karşı birleşiyor ve birlikte hareket ediyor. İkiyüzlülükleri o zaman ortaya çıkıyor.

Şu anda görülmeyen, yazılmayan, konuşulmayan üç direniş var. Yasal hakları gasp edilen; Uzel Makina, Real, Makro Direnişleri.

Türkiye’nin birçok yerinde, hakları için eylem yapıyorlar. Özellikle iki yıla yakındır Direnişte olan Real İşçileri hakkında çok sayıda dava açılmış, işçiler gözaltına alınmış, darp edilmiş, gaz yemiş ama hiçbir sendika, hiçbir platformda, hiçbir biçimde adını dahi anmıyor bu Direnişin.

Evet, bu üç Direnişe karşı işçi sendikaları birleşmiş durumdadır. Bu üç Direnişteki işçilerin yanında en başta üyesi oldukları sendikaların olması gerekir. Ve işkolundaki sendikalarla birlikte tüm işçi konfederasyonlarının ve bağlı sendikaların dayanışma içinde olması beklenir, ama yok öyle bir durum.

Uzel Makine, 11 yıl önce iflas ettirilerek 1000 işçinin hiçbir hakkı ödenmedi. İşçiler Türk-İş’e bağlı sarı gangster sendika Türk Metal-İş Sendikası’na üyeydiler. Yıllarca sendikaya aidat ödediler. Uzel Makina’nın iflası ile birlikte sendika tarafını belli edip işverenlerle birlikte hareket ederek, üyesi işçilere sahip çıkmadı. İşçiler o günlerde fabrika binasını işgal etmiş, 16 gün boyunca fabrikadan çıkmamıştı. Ancak sendika yöneticileri işçileri tehdit etmiş, rüşvet dağıtmış ve işçileri kendi içinde bölerek eylemi sonlandırmıştı. İşçilere haklarını alacağı konusunda namus sözü verip çekip gitmişlerdi. O günden sonra da bir daha ortaya çıkmadılar…

İşçiler tam 11 yıl sonrasında hakları için yeniden sokağa çıktılar. Direniyorlar.

Uzel Makina İşçilerine, Türk Metal-İş Sendikası sahip çıkmıyor. İşkolundaki Birleşik Metal-İş ve Çelik-İş Sendikalarından da ses çıkmıyor.

NEDEN?

Metro Gross Market, Real Marketlerini, Beğendik Grubuna satmış, Beğendik Grubu iki yıl içinde içini boşaltmış ve Real Market’i hileli bir biçimde iflas ettirmişti. 1720 işçi hiçbir hakkını alamadan işsiz kaldı.

Real Market İşçileri de sendikalıydı. Türk-İş’e bağlı Tez Koop-İş’e tam 14 yıl aidat ödemişlerdi. İflasla birlikte Sarı Tez Koop-İş gerçek yüzünü ortaya koymuş, tavrını işverenden yana belirlemişti. İşçiler eylem yapmaya başlayınca ortaya çıkmış, tehdit, rüşvet ile eylemleri durdurmaya, işçileri İflas Masasındaki olmayan paraya yönlendirmeye çalışmıştı.

Hileli iflasla birlikte işçiler sokağa çıktılar. Direniyorlar.

Metro Market’te örgütlü bulunan DİSK’e bağlı Sosyal-İş Sendikası, Real Market İşçilerinin Metro önlerindeki eylemlerine karşı, üyesi işçileri, haklarını arayan işçilerin karşısına çıkartmıştı. Ayrıca Metro yönetiminin söylemediği “İşçilerin haklarından Metro sorumlu değildir”, yalanını dahi söylemeyi unutmamıştı.

Real İşçilerine Tez Koop İş ve Sosyal-İş sendikaları sahip çıkmıyor ama Koop-İş ve Öz Büro-İş sendikalarından da ses çıkmıyor.

NEDEN?

Makro Market, Türkiye’nin birçok ilinde mağazaları olan bir market zinciriydi. 6500’ün üzerinde işçi çalışıyordu. Bir gecede Konkordato ilan edildi. İşçilere bir kâğıt parçası verildi. Ama tedarikçilere ödeme planı çıkartıldı. İşçiler sendikasızdı. İşçiler hakları için sokağa çıktı. Direniyorlar.

Ama işkolundaki Tez Koop-İş, Sosyal-İş, Koop-İş, Öz Büro-İş sendikalarından ses çıkmıyor.

NEDEN?

10 bine yakın işçinin hakkı gasp edilirken, DİSK, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ Konfederasyonları ve bağlı sendikaların biri hariç, hiçbirinin sesi çıkmıyor, bir şey yapmıyor.

NEDEN?

Üç Direnişe karşı sessiz kalanların bir NEDENİ olmalıdır. İşçiler haklı olarak “Neden?” sorusunun cevabını arıyorlar.

Hani bir tüccar ürününü satar, sonrasında alıcının o ürünü nasıl kullandığı ile ilgilenmez ya, öyle bir şey midir, bu durum?

Olabilir…

Ya da sendikalar, işçilerden aidat alamıyorsa, ticaretin bittiğini mi düşünüyorlar?

Olabilir…

Sendikalar aidatı kim aldıysa hakları gasp edilen işçilere onlar sahip çıksın, düşüncesinde midirler?

Olabilir…

Ya da kendilerini mi görüyorlar? Benzer durumda benzer biçimde mi davranırlar?

Olabilir.

Ya da hakları gasp edilmiş ama sendikalara üye olmamış işçilere, “onlar da sendikaya üye olsalardı” gibi bir yaklaşımları mı var? Olabilir…

Ya da o işçilere sahip çıkması gereken işçilerin üyesi olduğu sarı, işbirlikçi, gangster sendikalarla ilişkilerin bozulmasını mı istemiyorlar? Ya da o sendikaları karşılarına almaya cesaretleri mi yok?

Evet.

Ya da kurulu bir düzen var, o düzenin bozulmasını mı istemiyorlar?

Evet.

Bu işçilerin yolları tesadüfen değil, işkolunda olmamasına rağmen Nakliyat-İş Sendikası ile kesişmiş. İki sendikal anlayıştan biri olan sınıf sendikacılığından dolayı işçiler Nakliyat-İş ile buluşmuş. Nakliyat-İş Sendikası’nın sahip çıktığı, öncülüğünü yaptığı bu Üç Direniş, Türkiye’nin dört bir yanında dalga dalga büyüyor. İşçiler yasal hakları için mücadele ediyorlar. Ama duyulmuyor, görülmüyor, konuşulmuyor. Ama Direnişi sarı sendikacılar iliklerine kadar hissediyor.

Üç Direniş’in ortak özelliği nedir?

– İşyerleri iflas ettirilirken, işçilerin üyesi olduğu sendikalarından ses çıkmadı.

– İşçiler yasal tazminat haklarını alamadı. Sendikaları ortada yok.

– Makro İşçilerinin işkolundaki sendikalar işçileri görmezlikten geldi.

– İşçilerin üyesi olduğu sendikalar işçilerin eylem yapmasından rahatsız olduğunu açıktan ortaya koydular.

Eylemlere karşı, onları etkisizleştirmek için işverenlerden daha çok çaba gösterdiler.

Yani sarı sendikacılık, sendikal mücadele tarihimizde kendini ilk kez bu kadar açık etti.

Bu nedenle bu Üç Direnişin kazanılmaması gerekiyor onlar açısından. Onlar, biliyor ki direnen işçiler kazanırsa, kaybeden sadece Parababaları değil, aynı zamanda sarı sendikacılık olacak.

Çünkü işçiler gasp edilen yasal hakları için mücadele ederken, direnirken aynı zamanda, sarı sendikacılığa karşı da mücadele ediyor. Sarı sendikacılar bunun farkında. İşçilerin kazanma fikri onları korkutuyor.
Korkuları büyük, engelleyemiyorlar.

Bu nedenle bu Üç Direnişe karşı sendikalar birleşmiş durumdadır.

Ve işçiler, sınıf sendikacılığının ne olduğunu Nakliyat-İş öncülüğünde yaşadılar.

Ve işçiler, sarı sendikacılığa karşı ancak birleşerek mücadele edebilirlerse kazanacaklarına inandılar.

Ve işçiler kendilerine karşı birleşen sarı sendikacılığa karşı eylemlerini birleştirdiler.

İşçiler, Nakliyat-İş öncülüğünde sarı sendikacılığa karşı mücadele ettikçe Nakliyat-İş Sendikası’na karşı düşmanlık başladı. Nakliyat-İş düşmanlığı işçi düşmanlığına dönüştü. Nakliyat-İş Sendikası’nın Tüvtürk (Eskişehir, Muğla, Şanlıurfa) ve Petlas Direnişleri ve örgütlenmeleri de yok sayılmaya başlandı.

Son sözü şöyle bağlayalım:

Üç Direniş, Bir Eylem, iki farklı sendikal anlayış.

Bir tarafta sınıf sendikacılığı, bir tarafta sarı sendikacılık.

Bir tarafta mücadele…

Bir tarafta üyesi işçilere sahip çıkmayan sendikaların yanında saf tutmak.

Ki o sendikalar tarafını belli etmiş, işverenlerden yana tavırlarını ortaya koymuşlardır.

Öyleyse lafı evirip çevirmeye gerek yoktur. Direnişler karşısında susmak, sessiz kalmak, uzaktan izlemek Parababalarına destek vermektir. Gerisi boştur.

 

İstanbul’dan bir Yoldaş