Vatandaşa açtırdıkları davalar yetmiyor; bir de mahkemeleri tehdit ediyorlar

03.02.2022
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Malûm, Tayyip Erdoğan’a yönelik en küçük bir eleştiri hemen TCK m. 299 kapsamında soruşturma konusu yapılıyor.

Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre; 2014-2020 yılları arasında Tayyip’e hakaretten 160 bin 169 kişi hakkında soruşturma açılmış. Bu soruşturmaların da 38 bin 608’i kovuşturmaya (davaya) dönüşmüş. Bu davaların 12 bin 881’inde ise mahkûmiyet (cezalandırma) kararları verilmiş. Cezalandırılanlar arasında 10 tane çocuk da var.

Öyle ki, sadece 2020 yılında “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 31 bin 297 soruşturma başlatılmış ve 7790 dava açılmış. Bu davaların da 3325’i mahkûmiyetle sonuçlanmış.

Tabiî bugün itibariyle bu rakamlar daha da arttı ve artacak.

Çünkü emniyette oluşturulan “sanal devriye timleri” 7/24 çalışarak, kısa günde kırk kere sosyal medyada “suç ve suçlu” yakalayıp dosyaları savcıların önüne koyuyorlar.

Savcılar da anında davalar açıp insanları Asliye Ceza Mahkemelerinin karşısına çıkartıyor.

Bu soruşturmalarda (özellikle taşrada), hazırlık ifadesinde avukat bulundurmayan kişilerin ifadelerini ise polis, kafasına göre yazıp imzalatmakta.

Elimize gelen bazı dosyalarda, “yaptığım paylaşımdan pişmanım, bir daha yapmayacağım, sayın cumhurbaşkanımızdan özür diliyorum” gibi nedamet getirici cümlelerin yazıldığı ifade metinleri gördük. Tabiî bu ifadeye rağmen de büyük çoğunluğu yargılanmaktan ve hatta ceza almaktan kurtulamıyor.

Sonuç olarak; “cumhurbaşkanına hakaret” davalarında polis fezlekeleri savcılıklarda iddianameye, iddianameler esas hakkında mütalaaya, esas hakkında mütalaa da mahkemelerin gerekçeli kararlarına dönüşmekte.

Bu davaların yargıçları ise hem Adalet Bakanlığı tarafından hem de Tayyip’in avukatlarınca büyük baskı altına alınmaktalar.

Bakanlık, davanın sonucu ile ilgili mahkemelere sürekli yazılar yazmakta, bilgiler sormakta. Duruşma tutanaklarının kendilerine gönderilmesini istemekte. Bakanlığın sürekli takip ettiği bir dosyaya bakan yargıç, kendisini ne kadar bağımsız hissedebilir ki?

Diğer yandan Tayyip’in avukatları da istisnasız tüm dosyalara dilekçeler koyarak, şikâyetçi olmaktalar ve davaya katılmak istediklerini bildirmekteler. Böylece yargılama sonunda mahkûmiyet halinde sanık ya da sanıklardan vekâlet ücreti kazanmaktalar(!)

Bu avukatlar, bir de, yaptığımız savunmalarda; “yeni suç işlendiği” iddiasıyla dosyalara dilekçeler göndererek hem mahkemeyi baskı altına almaktalar hem de keyif olarak yargılattıkları kişileri ve avukatlarını tehdit etmekteler.

Aynı şeyi polis de yapmakta.

HKP Genel Başkanı Sayın Nurullah Ankut’un yargılandığı mahkemelerin duruşma çıkışlarında ya da hakkında açılan soruşturmalarda savcılığa verdiği ifadelerden sonra yaptığı bir iki dakikalık açıklamalardan da yeni yeni “cumhurbaşkanına hakaret” suçu uydurmaktalar.

Öyle ki, mahkemelerde yaptığı savunmalardan dolayı da Başkana suç duyuruları yapılmakta.

Tam burada önemli bir ayrıntıya dikkatinizi çekelim.

Son günlerde avukatlarınca dosyalara konulan dilekçelerde Tayyip Erdoğan’ın sıfatı; “Türkiye Cumhurbaşkanı” olarak yazılmakta. Oysa geçmişte “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” yazılırdı.

Bunun basit bir yazım hatası olmadığı çok açık.

Böylece birçok belediye ve kamu kurumundan fiilen çıkarttıkları Türkiye Cumhuriyeti ibaresini, Cumhurbaşkanlığında da ortadan kaldırmış oldular.

Bilindiği gibi Anayasa’nın; 1. maddesinde; “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”, 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”, 4. maddesinde; “Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.” denilmektedir.

Yine Anayasanın Cumhurbaşkanının Görev ve Yetkilerini düzenleyen 104’üncü maddesinde; “Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; (…) Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder.” hükümleri yazılıdır.

Görüldüğü gibi Anayasanın hiçbir yerinde “Türkiye Cumhurbaşkanı” diye bir ifade bulunmamaktadır.

Tayyip Erdoğan ve vekilleri bu Anayasal düzenlemeleri bilmezler mi?

Elbette bilirler. Ancak tüm dertleri Cumhuriyetle hesaplaşma olduğundan, başta O’nun Laiklik ilkesi olmak üzere, demokratik hukuk devleti ilkesini yok etmişlerdir. O nedenle hayal hanelerindeki sistemin adını, yani din devleti özlemlerini henüz deklere edemediklerinden, mahkemelere verdikleri dilekçelere “Türkiye Cumhurbaşkanı” diye yazarak alıştırma yapmaktalar.

Başka bir ifade ile Anayasanın 4. maddesinde tanımlanan; değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu kuralını fiilen ortadan kaldırmış durumdalar.

Dolayısıyla dilekçelerdeki bu ifadelerle ve bu tarz fiillerle aynı zamanda TCK m. 309’da tanımlanan “Anayasayı İhlal” suçunu işlediklerini belirtmeliyiz.

Ayrıca ve en önemlisi; bu yapılan Anayasa’nın 103’üncü maddesinde yazılı olan Cumhurbaşkanı yemin metninin de açıkça ihlalidir.

Hal böyle olunca, bizzat kendi ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, ortada Anayasal kurallara göre göreve gelmiş ve kendisini Anayasa ile bağlı sayan ve hatta Anayasanın 103’üncü maddesinde yazılı olduğu gibi;

“- Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyan,

“- Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalan,

“- Milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayan,

“- Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücüyle çalışacağına Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusu ve şerefi üzerine and” içen bir Cumhurbaşkanı yoktur.

Bütün bu yaptıkları Anayasanın yukarıda belirtilen emredici kurallarına aykırıdır. Dahası Anayasa’nın 101’inci maddesinde öngörüldüğü gibi dört yıllık bir üniversite diploması da yoktur, Tayyip Erdoğan’ın.

Başka hiçbir maddeye gitmeden, sırf bu nedenle Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı yok hükmündedir. Attığı tüm imzalar geçersizdir. Yaptığı tüm atamalar usulsüzdür.

Hal böyle olunca olmayan bir cumhurbaşkanına hakaret suçu uydurularak yapılan yargılamaların da tamamı yasal dayanaktan yoksundur.

Bu yargılamalarla, toplumu yargı eliyle korkutmayı, hizaya sokmayı ve kendilerine biat eder hale getirmeyi amaçlamaktalar.

Ancak kazın ayağı hiç de öyle değil.

Bir Çerkez Atasözünden dolayı keyfi bir şekilde tutukladıkları Sedef Kabaş’a uyguladıkları usulle yanıt verelim o zaman;

Her kuşun eti yenmez…