Yapay Zekâ: Nereye?
Hüseyin Ali
Yaklaşık son elli yılda öne çıkan teknik gelişmeler özellikle bilişim, iletişim ve genetik alanında oldu. Bunlar içinde bilişim teknolojisi, diğer teknolojik gelişmelere oranla daha da öne çıktı, diğer teknolojilere de ivme kazandırdı. İhtiyaçlara göre şekillendi ve bu süreçte daha da gelişti.
Öyle ki, günümüze artık “Bilgi Çağı” deniyor. Bilişim teknolojisi hayatın her alanında var. Eğitimde, sağlıkta, üretimde, silahlanmada ve savaşlarda, tüm alanlarda… Ama aslında bir çağ değişimi yok. İnsanlık 15’inci Yüzyıl’dan beri giderek yaygınlaşan kapitalist üretim ilişkilerinin etkisi altında. Bu anlamda büyük ölçüde bir çağ değişimi yok.
Olan şu: Gerek bilişim alanında, gerek diğer tüm toplumsal alanlarda büyük bilgi birikimi oldu. Bu bilgi birikiminin işlenebilmesi insanın yeteneklerini aştı. Ama bilgisayar yazılımlarıyla bu veriler işlenebilir oldu. Bilişim teknolojisi sayesinde günümüzde sonsuz veri sanal ortamda saklanabiliyor ve işlenebiliyor.
İşte yapay zekâ büyük verilerin bilgisayar yazılımlarıyla işlenebilmesi. Bu iş için yazılmış yazılımlar. Şikago’daki Illinois Üniversitesi yapay zekâyı şöyle açıklıyor:
“Yapay zekâ, makinelerin toplu insan deneyiminden öğrenmesini, yeni girdilere uyum sağlamasını ve insan yeteneklerine benzeyen görevleri yürütmesini sağlayan bir tür yazılım tasarımıdır.
“Yapay zekâ, insan zekâsı gerektiren görevleri yerine getirebilen makineler yaratmayı amaçlayan bir bilgisayar bilimi dalıdır. Bu görevler arasında eski bilgilerden öğrenme (makine öğrenimi), doğal dili anlama, örüntüleri tanıma, sorunları çözme ve karar verme gibi işlemler yer alır. Otonom arabalardan sanal kişisel asistanlara kadar, yapay zekâ günlük hayatımızın çeşitli yönlerini yeniden şekillendiriyor ve önemi artmaya devam ediyor.” (https://meng.uic.edu/news-stories/ai-artificial-intelligence-what-is-the-definition-of-ai-and-how-does-ai-work/)
Evet, önemi artmaya devam ediyor. Yapay zekâ gittikçe daha karmaşık işlemleri yapabilir oldu. Büyük veriler arasında ilişkiler çıkarıp yorumlamalar yapabilir oldu. Tıpkı insan beyni gibi, nöronlar (sinir hücreleri) nasıl birbirlerine çok karmaşık ağlarla bağlıysa, bilgisayar teknolojisi de neredeyse bu duruma yaklaştı. Günümüzde artık “derin öğrenme” ve “makine öğrenmesi” gibi kavramlar gelişti. Yani günümüzde makinelerin (bilgisayarların) karmaşık işlemleri yapabilmesinin yanı sıra verileri analiz ederek yorumlayabilmesi, makine öğrenmesi kapsamında sürekli yeni gelen bilgileri de kullanarak daha yeni bilgiler üretebilmesi, öğrenebilmesi mümkün.
Tamamen insan gibi işlem yapabilecek ama veri işleme kapasitesi çok daha yüksek yapay zekâ da bekleniyor. Buna da genel yapay zekâ (güçlü yapay zekâ, tam yapay zekâ gibi adlar da veriliyor). Bir de “süper” yapay zekâ var ki, genel bilgi, tasarım gücü, yorumlama gibi yeteneklerinin yanında sosyal becerisi de olan yapay zekâ türü. Bu henüz uzak hedef.
Peki bu mümkün mü?
Elbette mümkün!
Yani veri işleme kapasitesi insandan çok daha üstün, insan gibi yorum veya analiz yapabilen, sosyal becerisi olan “süper” yapay zekâ mümkün. Ama bu insandan daha üstün yeni bir “sosyal varlık” anlamına gelmez. Sosyal beceri sadece iletişim kurmak değildir. Bu yapay zekâ türü pek çok açıdan insandan üstün olsa da bir sosyal varlık olamayacaktır. Sosyal varlık kapsamına duygular, düşünceler, psikolojik durum, kültür, tarih vb. de bir şekilde girer veya bulaşır.
Peki bu teknolojide kim başı çekiyor?
Emperyalizm dönemindeyiz. Tekeller her alana giriyor. Dolayısıyla bilişim alanı da bilişim tekellerinin hâkimiyeti altında. IBM, Alphabet (Google), Facebook, Amazon, Microsoft ve Apple gibi bilişim tekelleri. Başka küçük şirketler olsa da söz sahibi olan başlıca şirketler bunlar. Zaten küçükleri ya yutarlar ya sustururlar.
Demek ki, bilişim teknolojisi dünyada bilişim tekellerinin yani emperyalizmin elinde. Emperyalizm, hem bu gücü sömürü için, tatlı kârlar için kullanıyor, hem de bu durumu gizlemeye çalışıyor. En başarılı kullandığı araçlardan birisi Hollywood.
Hollywood, sürekli bilimkurgu filmleriyle insanlığa korku salıyor. Hain, kontrolsüz, kendi kendine karar verebilen insansı robotlar (yapay zekâ), insanlığı düşman olarak görüp, insanlığı yok olma durumuna sokuyor; tabiî genellikle ABD Emperyalizminin zeki, güçlü, çok becerikli “süper” insanları (ajanları) yapay zekâyı alt ederek insanlığı kurtarıyor. Çoğu film senaryosu böyle. Böylece hem sömürü devam ettiriliyor, hem saklanıyor. Üstelik, insanlığı tehdit altında göstererek emperyalizmi kurtarıcı gibi pazarlıyor.
Sonuçta yapay zekâ da bir teknoloji. İnsanın kontrolünde. Bu bakımdan korkuya gerek yok. Ama her teknoloji gibi kötüye kullanılabilir. Kullanılıyor da… ABD Emperyalizmi, onun Ortadoğu’daki eyaleti İsrail yapay zekâyı insan katletmekte kullanıyorlar. Örneğin İsrail’in sistematik Filistinli soykırımında yapay zekâyı da kullandığı bu yılın mayıs ayında yayımlandı. Kısaltarak veriyoruz.
“İsrail’in hedefli öldürme konusunda uzun bir geçmişi vardır. İkinci İntifada’nın (2000-2005) şiddet dolu yıllarında, bu uygulama askeri bir uygulama olarak kurumsallaştı, ancak operasyonlar nispeten seyrekti ve genellikle sadece araçlardaki insanlar hedef alınıyor ve çevredekilere verilen hasarı sınırlamak için özel mühimmat veya saldırı yolları kullanılıyordu.
“Ancak 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısından bu yana, İsrail Ordusu vites değiştirdi. Orta ila yüksek rütbeli militan komutanların hedef olarak özenle seçimini bıraktı. Bunun yerine, hedeflerin yerini belirlemek üzere yapay zekâ (AI) araçları geliştirdi. Yeni sistem, olası hedefleri belirlemek için büyük miktarda ham veriyi otomatik olarak eliyor ve çoğu durumda ordu görevlilerine hava saldırısı öneriyor.
“Yeni süreç şu şekilde işliyor: Lavender adlı yapay zekâ destekli bir sistem, Gazze’deki hemen hemen her kişinin ismini takip ediyor, video çekimlerinden ve sohbet mesajlarından sosyal medya verilerine ve basit sosyal ağ analizine kadar çok çeşitli istihbarat girdilerini birleştirerek bir bireyin Hamas veya başka bir Filistinli militan grup için savaşçı olma olasılığını değerlendiriyor. Lavender tarafından işaretlenen hedefleri kabul etmede hata payı %10 olarak belirlenmiş. Bu eşik değeri bulan veya aşan hedefler, 20 saniyelik bir inceleme sonrasında operasyon ekiplerine iletiliyor. (Bu %10 sınırı, aynı zamanda 100 saldırıdan 10’unun masum hedefleri vurduğu anlamına geliyor – Hüseyin Ali.)
“Where’s Dad adlı ikinci bir sistem, hedeflerin evlerinde olup olmadığını belirliyor. Haber kaynağı İsrail Ordusu’nun hedefleri evlerinde vurmayı tercih ettiğini, çünkü evde vurmanın çok daha kolay olduğunu bildirdi. Bu olası Hamas üyelerinin aileleri ve komşuları önemsiz bir yan hasar olarak görülüyor” (Foreign Policy, Kim Ölecek Kim Kalacak Yapay Zeka Karar Verdiğinde, 2 Mayıs 2024, https://foreignpolicy.com/2024/05/02/israel-military-artificial-intelligence-targeting-hamas-gaza-deaths-lavender/)
Yani terörist İsrail it de ölse kârdan, kurt da ölse kârdan gibi bakıyor. Çoluk çocuk fark etmez… Filistinli hatta Arap, hatta Müslüman olsun da kim olursa olsun, ölümü hak ediyor onlara göre. Böylesine acımasız… Google çalışanları bile ürettikleri yapay zekâ teknolojisinin soykırım amacıyla kullanılmasını protesto etti.
Google çalışanları İsrail’in soykırımda yapay zekâ tekniklerinin kullanılmasını protesto ediyorlar. (16 Nisan 2024, Kaliforniya).
Konumuza dönersek… Demek ki, asıl korkulması gereken tehdit yapay zekâ değil, yapay zekânın emperyalizm ve uşakları tarafından kullanılmasıdır.
Yapay zekâ ne kadar insan kılığına sokulsa da, sonuçta bir tür makinedir.
Otonom özellik kazansa bile eğer sağlıklı bilgiler verilirse neden yanlışa bulaşsın?
Ama emperyalizm çağında emperyalistler her türlü hainliği, acımasızlığı, yalanı dolanı yapıyor, görüyoruz. Dolayısıyla genel yapay zekâ da bu yanlış bilgilerden hareketle yanlış kararlar verebilir. Yani gene emperyalistlerin bizim gibi ülkelere verdikleri isimle “gelişmekte olan ülkeler” zarar görür. (“Gelişmekte olan ülkeler”, güncel IMF kayıtlarına göre 154 ülkedir , demek ki dünyanın yaklaşık 9/10’u bu risk altındadır). Dolayısıyla insan denetimi şarttır.
Gelişmekte olan ülkeler. IMF’ye göre ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz, Hollanda, Belçika, İsviçre, Danimarka, diğer İskandinav ülkeleri, Japonya ve Avustralya dışındaki 154 ülke “gelişmekte olan” ülkeler kapsamındadır.
Ekonomi politik açısından bakarsak…
Ekonomide de yıllardan beri başta yapay zekâ olmak üzere dijital teknolojilerin kapitalist düzeni değiştireceği, İşçi Sınıfının yok olacağı, her yerin kapitalizm için süt liman olacağı, kapitalizmin yeni teknolojiler sayesinde sorunsuz süregideceği gibi safsataları duyuyoruz.
Kapitalist ekonomide sermayenin iki bileşeni vardır: Sabit sermaye ve değişken sermaye. Sabit sermaye içine binalar, hammaddeler, makinalar, diğer donanımlar girer. Değişken sermaye ise işçilere ücret olarak verilen kaynaktır. İşveren bu sermayeyi kullanarak işçileri çalıştırır, üretim yapar ve sonuçta kâr eder. Kârın kaynağı işçinin yarattığı artıdeğerdir (veya artıkdeğer).
Koca Marks, bundan yaklaşık 175 yıl önce işverenin kârının değişken sermayeden yani işçi emeğinden kaynaklandığını kanıtlamıştır. İşçi emeği olmasa sabit sermaye olduğu gibi kalır, bir ürün ortaya çıkmaz ve kâr edilemez.
İşte yapay zekâ da son durumda bir makinedir, emeği yoğunlaştırarak emek üretkenliğini artıran bir faktördür, işverenin kârını artıran bir elemandır. Dolayısıyla işçinin sömürülmesinde bir araçtır. İşverenin burada yaptığı, işçinin işgücünün yeniden üretimi için işçiye ayrılan zamanın işveren tarafından çalınmasıdır. Çünkü işçi gene aynı süre çalışmakta ama daha fazla ve daha kaliteli ürün üretmektedir. Bu durum kapitalist sömürünün temelidir. Kapitalist sömürü artıdeğere dayanır. Artıdeğerin kaynağı ise işçidir. İşçisiz kapitalizm olmaz.
Bu yüzden şöyle bir kaygı yersizdir: “Yapay zekâ hayatın her alanına girecek, çalışanları işinden edecek, işsizlik had safhaya çıkacak.”
Elbette yapay zekâ bugün pek çok alana girmiş durumda, kaçınılmaz şekilde hayatın her alanına girecektir. İşletmelerde çalışma düzenini etkileyecektir, organizasyon değişikliklerine neden olacaktır.
Ya işsizlik?
İşsizliğe yol açıyor gibi görünse de aslında işsizliğin nedeni bir sabit sermaye bileşeni, bir makine olan yapay zekâ değildir. Bizatihi kapitalist üretimin hastalığıdır, kapitalist üretimin anarşik yapısıdır. İşsizlik zaten kapitalist ekonominin ayrılmaz bir parçasıdır. Kapitalist elbette maksimum kâr peşinde olacaktır. Bunun için en az çalışanla veya daha ucuz ücretlerle (kadın ve çocuk işçi gibi) en büyük kârın peşine düşecektir. Ancak sonuçta kârın temeli artıdeğer sömürüsüne dayanır. Bunun kaynağı da işçi emeğidir. Tekrarlarsak evet, işsizlik artacaktır ama bunun nedeni yapay zekâ değil kapitalist üretimin özüdür.
Koca Marks, Kapital’de bu durumu şöyle açıklar:
“Emek üretkenliğindeki diğer her artış gibi, makine de malları ucuzlatmak ve işçinin kendisi için çalıştığı çalışma gününün o kısmını kısaltarak, kapitaliste eşdeğeri olmaksızın verdiği diğer kısmı uzatmak için tasarlanmıştır. Kısacası, artıdeğer üretmenin bir yoludur.” (K. Marx, Kapital, Cilt I, Bölüm 15, Makine ve Modern Sanayi, Kısım 1)
Marks, aynı eserinde, Kısım 3’te de şöyle devam eder:
“Makine kas gücünden vazgeçtiği ölçüde, hafif kas gücüne sahip işçileri ve bedensel gelişimi tamamlanmamış ancak uzuvları daha da esnek olan işçileri çalıştırmanın bir aracı haline gelir. Bu nedenle, makine kullanan kapitalistler tarafından ilk aranan şey kadın ve çocuk emeğiydi” (K. Marx, Kapital, Cilt I, Bölüm 15, Makine ve Modern Sanayi, Kısım 3)
İş basitleştikçe daha ucuz işgücü peşinde koşar işveren. Tekrarlarsak, kapitalizm artıdeğer sömürüsüne dayanır. Artıdeğer sömürüsünün kaynağı işçinin emeğidir. Sonuçta bir makine olan yapay zekâ emek üretkenliğini artırarak işçinin sömürüsüne aracılık eder.
Yapay zekânın kapitalist sistem üzerine etkilerine devam edelim. Dünya Ekonomik Forumu’nun (burası emperyalistlerin Kabe’sidir bir bakıma) Ekim 2023 raporunda şu ifade geçiyor:
“Robotlar gerçekten işlerimizi çalacak mı?” başlıklı PwC raporuna göre (PwC, şirketlere danışmanlık hizmeti veren uluslararası bir şirket – H. A.), önümüzdeki birkaç yıl içinde işlerin %3’ü potansiyel olarak yapay zekâ tarafından otomatikleştirilecek. COVID-19’dan kaynaklanan artan dijitalleşme bu eğilimi hızlandırabilir. 2030’ların ortalarına doğru, yapay zekâ yayıldıkça ve daha otonom hale geldikçe, işlerin %30’u ve düşük eğitim seviyesine sahip çalışanların %44’ü işini kaybetme riski altında olacak.
“Dünya Ekonomik Forumu’na göre, önümüzdeki beş yıl içinde tüm çalışanların yarısı değişen ve yeni işlere hazırlanmak için beceri geliştirme veya yeniden beceri edinme ihtiyacı duyacak.” (https://www.weforum.org/agenda/2020/10/dont-fear-ai-it-will-lead-to-long-term-job-growth/#:~:text=By%20the%20mid%2D2030s%2C%20as,to%20the%20World%20Economic%20Forum.)
“Ben yapmadım Miki yaptı!” Uçurtmayı Vurmasınlar adlı güzel film 12 Eylül döneminde bir hapishanenin (Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi, kısaca Ulucanlar) kadınlar koğuşunda geçer. Siyasi kadın mahkûmlar arasında bir de 3-4 yaşlarındaki çocuğu ile kalan siyasi olmayan bir kadın mahkûm vardır. Çocuk bir gece altını ıslatınca annesi çocuğa çıkışır; “koskoca adam oldun hâlâ yatağa işiyorsun”, gibi. Çocuk Miki resimli bir don giymektedir ve “ben işemedim ki, Miki işedi”, der donundaki Miki resmini işaret ederek. Kapitalizm de o hesap kendi açmazından teknik gelişmeleri sorumlu göstermektedir. Ama şurası net: Kesinlikle çocuk (Barış) gibi masum değil.
Bir başka rapor, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Raporu, daha da çarpıcı bir şekilde aktarıyor durumu:
“Raporda yer alan temel bulgulardan biri, yeni ortaya çıkan dijital teknolojilerin, birçoğu ırkçılık, etnik ve ulusal köken temelinde var olan mevcut eşitsizlikleri daha da kötüleştirdiği ve daha da karmaşık hale getirdiğidir.” (A/HRC/44/57, 18 Haziran 2020)
Bu kısa cümle, bir bakıma emperyalist kapitalizmin özünü yansıtmaktadır: Her zaman olduğu gibi, altta kalanın canı çıksın, diyor emperyalizm. Irkçılık, etnik ayrımcılık daha da kötüleşecektir deniyor açıkça.
Aslında teknik bir gelişme neden insanların sudan nedenlerle itilip kakılmasına yol açsın. Bunu yapan teknik gelişme değil, kapitalist sistemdir.
Bütün bu değindiklerimiz işin kötü yanı elbette. Ama biz olaylara diyalektik bakarız. Yapay zekânın ve diğer dijital teknolojilerin iyi yanları da çok: Geleceğin toplumunu hazırlama!
Bu süreçte hem kapitalist ekonominin bunalımları artacak, hem emeğin üretkenliği artacak, hem kafa emeği ile kol emeği arasındaki fark azalacak ve tüm bunlar geleceğin toplumuna giden yolu hazırlayacaktır.
Temel ilkesi “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” olan eşit, kandaş bir toplum düzeni.
Yazımızı Âşık Kul Hüseyin’in bir dörtlüğüyle bitirelim:
Hüseyin beyhude ah etme naçar
Bir kapı örterse birini açar
Buna dünya derler hepisi geçer
Hangi günü gördün akşam olmamış


