Yeni Açılım: Barış Süreci mi, BOP Cehennemine Yolculuk mu?
Hüseyin Ali
Yeni açılım süreci, buna BOP Açılımı da diyebiliriz, tahmin ettiğimiz gibi yürüyor. Çünkü ipler Amerikan Emperyalizminin elinde. Tayyip-Bahçeli ikilisini, Apo’yu, Kandil’i veya PKK yönetimini, PYD/YPG yönetimini, Ahmet eş-Şara denilen katili kukla gibi oynatıyor. Stratejik hedef BOP olunca, yapılacakları öngörmek zor değil.
Hatırlayalım… Tayyip-Bahçeli görüşmesinin arkasından Bahçeli Meclis açılışında DEM sıralarına gitmiş, DEM milletvekilleri ile el sıkışmış, bir hafta sonra da Meclis kürsüsünden Apo’ya “umut hakkı” kapsamında; “gelsin Meclis’te konuşsun”, demiş, PKK için de silahları bıraksın çağrısı yapmıştı. Bundan bir hafta, 10 gün sonra Suriye’deki dinci katiller sürüsü Şam’a yürümüş ve hemen hiçbir direniş olmadan Şam’ı ele geçirmişti. Büyük olasılıkla ABD ile Rusya anlaşmış, ABD Suriye’de istediğini almış; Rusya, Ukrayna savaşında rahatlatılmıştı. Ya da şöyle diyelim: ABD Emperyalizmi istihbarat gücüyle Esad yönetiminin direnemeyeceğini biliyordu. Bu yüzden, dinci katiller sürüsünün Suriye’deki saldırı girişimi başlamadan önce; karanlık, CIA-Kontrgerilla bağlantılı Bahçeli’yi konuşturdular. Yani, Suriye’de olacaklar önceden biliniyordu. BOP Açılımı da böyle Tayyip-Bahçeli ikilisine fısıldanarak başlatıldı.
Perde Arkasında Olanlar
Suriye’deki gelişmeler konusunda gazeteci Murat Yetkin son bilgileri paylaştı. Şöyle diyor:
“2024 yılının Aralık ayında Suriye’deki rejim değişikliği, dünya kamuoyunu şaşırtacak kadar hızlı, on üç yıllık kanlı iç savaşa bakıldığında nispeten kansız ve dışarıdan bakıldığında oldukça düşük profilli bir biçimde gerçekleşti. Ahmed el Şara yönetimindeki Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) güçlerinin Beşar Esad’ın 8 Aralık’ta Rusya’ya kaçarak terk ettiği Baas rejiminin yerine geçmesi yalnızca Suriye merkezli iç dinamiklerle, yalnızca Türkiye’nin etkisiyle açıklanamayacak kadar karmaşık ve çok katmanlı bir sürecin ürünüydü. Şimdi, taşlar yerine oturdukça bu operasyonun perde arkasındaki başka aktör, strateji ve amaçlar daha net görünmeye başladı.
“Planın gizli mimarları
“Independent Arabia’da yer alan son iddiaya göre bu değişim, iki yıldan fazladır arka planda yürütülen bir diplomasi ve istihbarat operasyonunun ürünüydü. Operasyonun başlıca mimarları arasında Londra merkezli arabuluculuk kuruluşu Inter Mediate, eski ABD Şam Büyükelçisi Robert Ford, İngiltere’nin ulusal güvenlik danışmanı Jonathan Powell, Suudi istihbaratı ve ABD-İsrail ekseni yer aldı. Bu tesadüf değil; bilinçli, planlı ve aşamalı bir geçiş mühendisliğinin parçasıydı.
“Tony Blair’in ‘Kabine şefi’ olarak tanınan, Kuzey İrlanda barış sürecinin mimarı sayılan Jonathan Powell, bu kez Suriye meselesinde devletin atadığı ‘sivil arabulucu’ olarak devredeydi. Son beş yılda, Robert Ford ile birlikte Şam rejiminin içinden ve çevresinden pek çok aktörle ‘arka kapı diplomasisi’ yürüttü. Türkiye’deki diplomasi ve sivil toplum kanalları sürece destek sağladı.
“Powell’in bu kez Londra’nın resmi ulusal güvenlik danışmanı (Esad devrilmeden altı gün önce bu göreve atandı) olarak sahada bulunması, İngiltere’nin Suriye politikasını dış müdahaleden çok, jeopolitik mimarlık çerçevesinde ele aldığını gösteriyor.” (https://yetkinreport.com/2025/05/23/suriyede-rejim-degisikliginin-perde-arkasi-baglantilari-ortaya-cikiyor/)
Demek ki, oyunu kotaranlar emperyalist istihbarat kuruluşları, ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, İngiliz Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, Suudi ve İsrail istihbaratları ve bir de bu işleri koordine eden İngiliz Inter Mediate adlı “arabuluculuk kuruluşu.” Burada ABD-Rusya anlaşmasından söz edilmiyor ama bu anlaşma da neredeyse kesin. Olayların hızlı gelişimi bunu gösteriyor.
ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford
İşte BOP Açılımı’nda düğmeye bu gelişme öngörülerek basıldı. Bundan sonrası malum… “Siyaset mühendisliği” işi. Bir yandan Apo konuşturuldu, PKK’ye fesih çağrısında bulunması dikte edildi. PKK kongresini toplayarak güya kendini feshetti. Diğer yandan, basında süreç pohpohlandı; “barış”, “terörsüz Türkiye”, “analar ağlamasın” sesleri ortalığı kapladı. Sözde muhalif basında bile “Türkiye uçacak” diye gösterildi süreç. Ama kazın ayağı öyle değil, tam tersine. Buna rağmen “BOP için düğmeye basıldı”, diyenler “terör yanlısı olmak” ile suçlandı, suçlanıyor.
Emperyalistler uzun vadeli programlar yapıyor. Emperyalist strateji bundan 100 yıl öncesinden çizilmiş. Daha önce İngiliz Ajan Binbaşı Noel’in yüz yıl önceki haritasını ve 2006’daki son BOP haritasını paylaşmıştık. Strateji bu haritaların gerçekleşmesi. Yani Büyük Bağımsız Kürdistan!
Emperyalizm PKK’nin de akıl hocalığını yapıyor kuşkusuz. Apo’yu konuşturduktan sonra hızla PKK kongresinin toplanması ve kongre kararlarının dikte edilmesi…
Emperyalist Taktikler
Bundan yaklaşık 17 yıl önce CIA’nın yan kuruluşu RAND Corporation’da yazılar yazan CIA ajanları, PKK’nin tasfiyesini dile getiriyorlardı. Çünkü PKK tüm dünya tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyordu, “kirli” idi. Bu yüzden PKK gücünü saklama ihtiyacı hissediyordu emperyalizm. Yani gerçek bir tasfiye değil!
Söz konusu yazıyı yazan CIA uzmanları Angel Rabasa ve Stephen Larrabee. Angel Rabasa kendi deyişiyle; “siyasal İslam ve Güneydoğu Asya üzerine”, uzmanlaşmış, Stephen Larrabee ise; “Avrupa güvenliği”, konusunda. Yazılarının başlığı ise; “Türkiye: Dengeyi Tutturmak”. CIA uzmanları şöyle diyorlardı 2008’de:
“Ek olarak, ABD, Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Kuzey Irak’taki yuvalarından kalkarak Türk sınırları içinde yaptığı terörist eylemlere karşı daha kararlı davranmak durumundadır. Türk gözüyle PKK olayı ABD-Türkiye ilişkilerinin değerini saptama açısından bir sınav niteliğindedir. Kürt terörüne karşı ABD’nin Türkiye’ye yardımda isteksiz kalışı Türkiye ve ABD arasındaki gergin ilişkilerin ve 2004’ten beri Türkiye’de Anti-Amerikan düşüncelerin yaygınlaşmasının başlıca nedenidir.
“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kasım 2007’de Washington ziyareti sonrasında PKK’ye karşı Ankara ile yapılan yakın askeri ve istihbari işbirliği, büyük ölçüde Irak’ın işgalinden beri gelişen ABD’ye karşı güvensizliği bir ölçüde azalttı. Ancak bu işbirliğini başka somut adımlar izlemelidir. Özel olarak, ABD Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürdistan Hükümeti’ne PKK’yi etkisiz hale getirmek için daha büyük destek vermelidir.
“Ne var ki, PKK sadece askeri araçlarla yenilemez. Sağlam bir karşı terörist program önemli olmakla birlikte, Kürt mağduriyetinin köklerine yönelik sosyal ve ekonomik reformlar ile tamamlanmalıdır. ABD aynı zamanda Türkiye’yi Bölgesel Kürdistan Yönetimi ile doğruda temas kurma yönünde cesaretlendirmelidir, PKK tehdidini azaltmak için bu işbirliği esastır.” (A. Rabasa, S. Larrabee. Turkey: Strike A Balance, Rand Review, Fall 2008. Aktaran Kurtuluş Yolu, Mayıs 2009)
Özetle, Türkiye’ye Barzani Kürdistanı’na destek ol, diyorlar. Türkiye buna uydu (ABD görüşü Tayyip ve yandaşları için emirdir çünkü). Barzani ile iyi ilişkiler kurdu. Hatta Barzani devletinin altyapısını Türkiye kurdu.
Oysa, eskiden, AKP iktidarı öncesinde Irak’ta Kürt devleti kurulması, Türkiye’nin “kırmızı çizgisi” idi; Genelkurmay’ın tehdit sıralamasında başta geliyordu. Bu arada emperyalizm de hem Barzani Kürdistanı’nı korudu hem burada birbirleriyle dalaşan Kürt aşiretlerini birleştirdi. Böylece, Barzani Kürtlerini devletleştirdi. Türkiye’nin kırmızıçizgisi Tayyip Diktatörlüğü tarafından ortadan kaldırıldı.
PKK Artık Yokmuş! Ya PKK Devleti?
Şimdi farklılıklar olmakla birlikte benzer bir süreç Suriye’deki Kürt yapılanması için izlenecek. İslamcı temelde Türk-Kürt yakınlığı kurulacak. Burada şu anda zaten fiili bir Kürt devleti var. Üstelik Suriye iç savaşı boyunca IŞİD ile mücadele ediyorlar görüntüsüyle Suriye’nin petrol gelirlerinin %85-90’ının üzerine oturdular. Suriye’nin en verimli toprakları bu fiili Kürt devletinin elinde. Askeri var, polisi var, memuru var, vergi topluyor vb.
Emperyalizm bu yeni Kürt devletinin kurulumuna 2017’de başladı. Örneğin 6 Eylül 2017 tarihli Sözcü gazetesinin manşeti aşağıda:
Şimdi Suriye’de eğitilmiş, İŞİD ile savaştırılarak bilenmiş, modern silahlara sahip, yurtsever emekli asker Osman Pamukoğlu’nun deyişiyle, 6 tümenden oluşan bir ordu var. Altı tümen, yani 85-90 bin kişilik bir ordu. Şimdi bu düzenli ordu güya İslamcı terörist çapulcularla birleştirilecekmiş. Bu aslında PKK/PYD/YPG’nin meşru kılınmasıdır. Bundan sonra büyük ihtimalle Tayyip Diktatörlüğü tarafından PKK/PYD/YPG isimleri kullanılmayacak, yerine daha legal görünümlü, adında demokrat ifadesi de bulunan Suriye Demokratik Güçleri ismi kullanılacak.
Peki, bu işler olurken Türkiye bu ordulaşmayı, devletleşmeyi görmedi mi?
Görmez olur mu? Ama bu örgütlenme BOP içindi ve Türkiye de “BOP Eşbaşkanlarından bir tanesi” tarafından yönetiliyordu.
Şimdi PKK kendini feshetmiş de, silah bırakacakmış da… Bu büyük başarıymış da… Hatta Tayyip’e Nobel Barış Ödülü verilsin diyenler bile var!
Oysa, zaten PKK devlet olmuş. Kimi kandırıyorsunuz?
Yeni Sevr’e Doğru
PKK kongresinin kararları da tehlikeyi gösteriyor nitekim: Türkiye Kürt soykırımı ile suçlanıyor ki gerçek dışıdır ve Lozan’a saldırılıyor. Yani Sevr’e geri dönelim, deniyor dolaylı olarak.
Bu tabiî ki bugünden yarına oluverecek bir plan değil. Alıştıra alıştıra yapılacak. Eski İngiliz Başbakanı Tony Blair, Kıbrıs’ta Annan Planı devreye sokulurken bir İngiliz atasözünü kullanmıştı Türkiye için: “Ayıyı öldürmeden derisini yüzmeyin”. Yani, uyandırma kerizi… Bu da öyle…
Nitekim Amerika’nın eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, Barzani Kürdistanı’nın medya organı Rudaw ile yaptığı bir söyleşide şunları diyor:
“Bana göre Amerika, Türkiye’yi, Özerk Yönetim ve DSG ile müzakere masasına oturmaya ikna etmek için çaba göstermelidir. Bu konuda çalışmalıdır. Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesut Barzani’nin birkaç gün önce yaptığı bir açıklama beni oldukça etkiledi. Barzani, Türkiye’nin Suriye Kürtleriyle olan sorununun Kürtlerin geneliyle değil, Kandil’den gelip Suriye’nin Kürt bölgelerinde varlık gösteren PKK’lilerle alakalı olduğunu söyledi. Bu konuda net olmak gerekiyor. Suriye Kürdistanı’nda görüştüğüm kişiler, Kandil kadrolarının çok güçlü bir etkisi olduğunu ve olayların arkasında yer aldığını ifade ediyor. Bu durumun Türkiye’yi ciddi şekilde rahatsız ettiğini düşünüyorum. Dolayısıyla Türkiye ile DSG ve Özerk Yönetim arasında müzakerelerden bahsederken, iki nokta açıktır. Birincisi, Kandil’den gelen kadrolar müzakerelerde yer alamaz ve bu kişilerin herhangi bir rol üstlenmesine izin verilemez. Aynı zamanda, bu kişilerin herhangi bir otoriteye sahip olmasının, ister siyasi ister askeri bir otorite olsun, önüne geçilmeli ve bu durum sona erdirilmelidir. Bu, sadece Suriye’nin Arap toplumu için, örneğin Haseke ve Deyrezor gibi bölgelerde değil, Türkiye ile olan ilişkilerde de bir sorundur. Bu aşamadan sonra şu soruya geliyoruz; Peki, Türkiye kiminle müzakere yapmalı? Burada, Özerk Yönetimde yer alan ve Kandil bağlantılı olmayan Suriye Kürtlerinin bulunması gereklidir. Bu biraz zaman alabilir, ancak uygun kişileri bulmak mümkündür. Çünkü Özerk Yönetim oldukça geniş kapsamlıdır ve tüm üyelerin PKK ile bağlantılı olması şart değildir. Dolayısıyla bu biraz zaman alacak ve bence ABD, Özerk Yönetimi, Türkiye’ye gidip konuşacak bir heyet hazırlamaya teşvik etmeli.” (https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/syria/231220243)
Buna göre en azından başlangıçta PKK’nin Kandil kadroları, örgütlenmede açıktan yer almayıp perde gerisinde kalarak süreci yöneteceklerdir. ABD Büyükelçisi Ford’un önerdiği bütün bu önlemler gerçeği saklama çabasıdır. Gerçeği saklama çabaları yeni de değil. Örneğin Robert Ford, Suriye Demokratik Güçleri adının kullanılmasıyla ilgili de şunları söylüyor aynı söyleşide:
“SDG, Suriyeli Kürt milislerden oluşuyor. Kendilerine ‘demokratik’ diyorlar çünkü biz, yani Amerika [olarak] onlardan böyle demelerini istedik. Ciddiyim.”
Nasıl sinsi, stratejik bir “mühendislik” yapıldığını görüyoruz maalesef.
Yeni Osmanlıcılık mı?
Mehmet Ali Güller, çok iyi, çok doğru tespitler yapan, aydın bir gazeteci. Suriye’deki gelişmeler ve PKK’nin tasfiyesi ile ilgili de öyle… Durumu görüyor ama Tayyip soyu ile ilgili önemli bir eksiği var. Tayyip-Bahçeli ikilisini izlenen yolda samimi gibi görüyor. Kafalarının yeni Osmanlıcılık arayışında olduğunu belirtiyor. Şöyle yazıyor:
“Yavuz-İdris ittifakının güncel versiyonu olarak Erdoğan-Öcalan ittifakı, Türkiye’yi Kürtlerle genişletmeyi savunuyor. Bu tam olarak yeni Osmanlıcılıktır .
“Nitekim anımsayacaksınız, DEM Parti’nin İmralı heyetinin kıdemli isimlerinden Ahmet Türk de bunu şu şekilde formüle etmişti: ‘Irak Kürtleri de Suriye Kürtleri de Osmanlı’daki gibi Türklerle birlikte yaşamak istiyor’ (Nefes, 1.4.2025).
“İktidarın ‘Lozan’ı hezimet’ görmesi ama Misakı Millicilik yapması da bundandır:
“Türkiye’yi Kürtlerle genişleterek Musul, Kerkük ve Halep’i almak istiyorlar. Bahçeli’nin buralar için plaka dağıtması o nedenledir.
“İktidarın Suriye politikasının esası da budur. Erdoğan 10 kasım 2017’de, Beştepe’de muhtarlara seslenirken ‘Kurtuluş Savaşı başlarken ilan edilen Misakı Milli’ye sahip çıkılamadığından’ şikâyet etmiş ve ‘Irak ile Suriye politikalarının hedefinin Misakı Milli olduğunu’ belirtmiş, ‘İdlib’de yapılmakta olan budur, Afrin’de yapılmakta olan budur’ demişti.
“Yine Öcalan da Misakı Milli’yi bir Türk-Kürt ittifakı diye niteleyerek güncel politik ihtiyacın argümanı haline getirmişti (s.93).
“Yani Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan, Misakı Milli adı altında, Türkiye’yi Kürtlerle genişletip Musul, Kerkük ve Halep’e uzanarak yeni Osmanlı inşa etmek istemektedirler. İşte açılımla da bunu uygun bir Türk-Kürt-İslam rejimi oluşturup devleti dönüştürmeye çalışmaktadırlar.”
Ancak Tayyip-Bahçeli ikilisi bu konuda samimi değiller. M. A. Güller’in söylediği pek çok doğru söz bu yüzden boşa gitmiş oluyor. Tayyip BOP Eşbaşkanı, Bahçeli ise CIA ajanı. Bunlardan yurtsever bir hamle beklenebilir mi?
Böyle görünseler bile işin özü farklı. Halkımızı uyandırmamak için böyle görünecekler. Amaç halkı kandırmak. Geçen sayıdaki yazımızda bir yabancı karikatür kullanmıştık. Var olan durumu çok iyi gösterdiğinden bu karikatürü yeniden koyuyoruz.
Sonuç olarak Barzani Kürdistanı’nın kuruluşuna benzer bir süreç bu yaşanan. Yani Kürt Sorunu’nun emperyalist çözümü.
İyi de, emperyalizm nerede bir ulusal sorunu çözmüş? Bir tek örnek var mı?
-Tersine; “çözdük”, dedikleri coğrafyalarda kan-gözyaşı-yoksulluk almış yürümüş. Burada da öyle olacaktır.
Dolayısıyla hem Türk Halkı hem de Kürt Halkı ama daha çok da Kürt Halkı, bu kandırmacaya kapılmamalı.
Çünkü bu yolun sonu halklarımız için BOP Cehennemi!


