Sayıştay Raporlarının ortaya çıkardığı-ortaya serdiği gerçekler: Parababaları İktidarları, Kamu Mallarını Böyle Yeyim Ettiler Böyle Yeyim Ediyorlar…

17.01.2026
3.455
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

 

Bildiğimiz gibi Sayıştay diye bir Kamu Kurumumuz var. Divan-ı Muhasebat adı ile kuruluşu tâ Osmanlı’nın Tanzimat dönemlerine, 1840’lara kadar giden…

Nedir Sayıştay ve görevleri nelerdir?

“Cumhuriyet’in ilânının hemen ertesinde 24 Kasım 1923 tarih ve 374 sayılı ‘Divan-ı Muhasebatın Sureti İntihabına Dair Kanun’ ile Divan-ı Muhasebat yeniden kurulmuş, 1924 Anayasası ile de anayasal kimliğini korumuştur. 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun (Anayasa’nın) 100 üncü maddesinde ‘Büyük Millet Meclisine merbut ve Devletin varidat ve masarifatını kanunu mahsusuna tevfikan murakabe ile mükellef bir Divanı Muhasebat müessestir.’ hükmüne yer verilerek Divan-ı Muhasebatın Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ilişkili olduğu ve devletin bütün gelir ve giderlerini denetlemekle görevlendirildiği açıkça belirtilmiştir.

“(…)

“Devlet bütçesinin nitelik ve yapısal yönden gelişmeler göstermesi ve 2514 sayılı Kanun’un gereksinmeleri karşılayamaz olması nedeniyle Divan-ı Muhasebat, 1961 Anayasası’nın 127’nci maddesinde Sayıştay olarak yeni bir kuruluşa ve işleyişe kavuşturulmuştur.

“Söz konusu maddeyle Sayıştaya ‘genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapma’ görevi verilmiştir. Sayıştayın sözü edilen gelişmelere ve 1961 Anayasa hükmüne uyumunu sağlamak üzere de 21.02.1967 tarihinde 832 sayılı Sayıştay Kanunu çıkarılmış ve 2514 sayılı ‘Divan-ı Muhasebat Kanunu’ yürürlükten kaldırılmıştır.”

Aradan geçen on yıllar içinde Sayıştay da değişiklikler geçirmiş ve en son;

“19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6085 sayılı Sayıştay Kanunu ile kamu kaynağı kullanılan tüm faaliyetler Sayıştayın denetim kapsamına alınmış ve kamu iktisadi teşebbüslerini denetleyen Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Sayıştay bünyesine dâhil edilerek, dış denetimde ikili yapıya son verilmiştir. Bu Kanun’la Sayıştay, günümüzün koşullarına, uluslararası standartlara ve yönetim ve denetim alanındaki çağdaş gelişmelere uygun olarak yeniden konumlandırılmıştır.” (https://www.sayistay.gov.tr/pages/76-cumhuriyet-donemi)

Yani Sayıştay her yıl Devlete bağlı kamu kurumlarını denetliyor ve Denetleme Sonuçlarını da raporlar halinde yayımlıyor.

Ha, bu raporlar yayımlanıyor da gereği yerine getiriliyor mu derseniz, ne yazık ki hiçbirisi getirilmiyor. Aynı tas aynı hamam düzeni sürüp gidiyor…

Sayıştayın 2025 yılı Raporlarını haberleştiren Cumhuriyet Gazetesi’nden okuduğumuz, sadece 4 Kamu Kurumuna ilişkin faaliyet raporları, korkunç bir gerçeği ortaya seriyor. Ortaya çıkartıyor.

Nedir o korkunç durum?

Pahalı Devlet mekanizmasının varlığı;

Kamu Mallarının çok çeşitli yol ve yöntemlerle çökertilmesi-yağmalanması-yağmalatılması;

Ve bunun sonucunda Kuvayimilliye yadigârı Kamu Mallarının Özelleştirme; Yap-İşlet-Devret, vb. mekanizmalarla, alavere dalaverelerle yerli yabancı Parababalarına yeyim ettirilmesi ve zaten yarısömürge olan ülkemizin fiilen Batılı Emperyalistlerin sömürgesi haline getirilmesi…

Hatırlayacağımız gibi, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte (1923’ten 1930’lara kadar olan sürede) yabancı Parababalarının elindeki birçok üretim dalındaki önemli şirketler “Millileştirilmiş”-Kamulaştırılmıştır. Ve Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT’ler) kurulmuştur. Daha sonra adı; Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) olarak değiştirilmiştir.

“Mal ve hizmet üretmek üzere kurulmuş olan, mali olanaklarının yarıdan fazlası merkezi veya yerel kamu idareleri tarafından sağlanan veya işletme sonuçlarından bu idarelerin sorumlu bulunduğu ve bunlar tarafından denetlenen girişimler”di, KİT’ler.

Parababaları ve onların iktidarlarının, 1946 ve esas olarak 1950 yılından itibaren (Demokrat Parti iktidarıyla birlikte) ağızlarına pelesenk ettikleri bir şey vardı: Devlet, fabrika işletir mi? Devlet, süt üretir mi? Devlet tarım yapar mı? Devlet, kooperatif kurar mı? Bunlar Komünizm işidir, derlerdi. Devlet, gereksiz yere fazla işçi çalıştırıyor, derlerdi. Bunun propagandasını yaparak bu kuruluşları kapatmak, özelleştirmek isterlerdi, ABD’nin ve diğer Batılı Emperyalistlerin emriyle.

27 Mayıs Politik Devrimi, Demokrat Parti iktidarını devirdi. Yerine CHP öncülüğünde Koalisyon hükümetleri geldi önce. Özelleştirme bir müddet ertelendi. Sonra ABD’nin yetiştirmesi “Morrison Sülü” lakaplı Süleyman Demirel’in liderliğini yaptığı, daha doğrusu ABD tarafından liderliğine getirildiği Adalet Partisi iktidara geldi ve ondan bu yana iktidara gelen-getirilen bütün partiler, bütün hükümetler (CHP’nin, Milli Selamet Partisi’yle 1974’teki kısa süreli koalisyonu ve 1978’deki 11 Bağımsız milletvekiliyle kurduğu hükümet hariç) ABD tarafından atandı desek doğruyu söylemiş oluruz.

12 Eylül 1980’deki Amerikancı Faşist Darbeyle birlikte de, 24 Ocak Kararları’nın mimarı, Dünya Bankası görevlisi, ABD’nin has adamı Turgut Özal önce bakan olarak, sonra seçimleri “kazanarak” başbakan olarak iktidara getirildi. Böylece de Kuvayimilliye yadigârı Kamu Mallarının, KİT’lerin acımasızca tasfiye süreci başlatıldı. Özal, Çiller, Yılmaz ve Tayyip… Tayyip’in AKP’si… Ve bu acımasız, insafsız, vatan ve halk düşmanı süreç hâlâ devam ediyor… Elde kalan birkaç Kamu Malı da satış sürecinde…

Ne kaldı elde?

Arazi. Arsa. Tarla…

“AKP özelleştirmede gaza bastı: Hazine 4 ilde dev arazileri satıyor

“Resmi Gazetede yayımlanan ilana göre Hazine ve Maliye Bakanlığı 4 ilçede tam 16 futbol sahası büyüklüğünde alanı satacak. (…)

“3.01.2026

“(…)

“185 MİLYAR TL HEDEFLENMİŞTİ

“AKP 2026-2028 yıllarını kapsayan OVP’de özelleştirme gelirini artırmayı planlamıştı. 2025’te 21 milyar TL hedeflenen özelleştirme geliri 185 milyar TL’ye yükseltilmiş; 2027 ve 2028’de ise toplam 100 milyar TL gelir beklendiği belirtilmişti.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/akp-ozellestirmede-gaza-basti-hazine-4-ilde-dev-arazileri-satiyor-2466705)

Eh işte okuduğumuz gibi, artık onlar da satışta…

Yani AKP’giller iktidarı Kamu Malı hırsızlığında, satışında dur durak bilmiyor. Kuvayimilliye düşmanlığı gözünü kararttığı için, ne varsa Kuvayimilliye’yi çağrıştıran, ne varsa Mustafa Kemal-İnönü ve silah arkadaşlarını çağrıştıran, ne varsa Kamu Malı satıyor, satıyor, satıyor…

Neler mi satıldı yukarıdaki gerekçelerle?

Halkımızın temel ihtiyaçlarını; ayakkabıdan elbiseye, kumaştan, halıya, perdeye, ev eşyalarına kadar ürünleri üreten, bankacılık yaparak ucuz kredi veren Sümerbank elden çıkarıldı. Hem de ne nefretle, ne kinle dolu olarak…

Kemal Unakıtan adlı, AKP’nin Özelleştirmeden de Sorumlu Maliye Bakanı; “Sümerbank’ın adını tarihten sileceğiz. Ne banka bırakacağız ne fabrika, ne de işletme, liman da bırakmayacağız. Stratejik bölgeymiş hiç önemli değil. Babalar Gibi Satacağız”, diyerek, Kuvayimilliye’ye ve onun yadigârı Kamu Mallarına kinini kusuyordu hatırlayacağımız gibi…

Sadece Sümerbank mı?

Tekel, SEK, İletişim, Elektrik, Demir Çelik, Madenler, Demiryolları, Limanlar, Şeker Fabrikaları, Sosyal Tesisler vb. vb…

Dünyanın hangi emperyalist ülkesi “Stratejik” alanlarını özelleştirmeye tabi tutuyor?

Hiçbiri.

Batılı Emperyalistler, bizim gibi yarısömürge ülkelere dayatıyorlar Özelleştirmeyi.

Yani bizim Parababaları iktidarları, iktidara gelebilmek ve iktidara getirildiklerinde de, iktidardan gitmemek için her şeyi yapıyorlar. Vatanı satıyorlar, hainlikte sınır tanımıyorlar.

Aşağıdaki listeyi ChatGPT hazırlamış, eksikleriyle birlikte. Hatırlamak, unutmamak iyidir. Şimdi okuyalım ve görelim bakalım yaptıkları ihanetin büyüklüğünü…

 

***

Aşağıda AKP’nin iktidarda olduğu 2002 – 2025 döneminde (Kasım 2002’den itibaren) kamuya ait özelleştirme/ satış / işletme hakkı devri / hisse satışı yoluyla elden çıkarılmış başlıca devlet varlıklarının ve kurumların bir özeti yer almaktadır. Özelleştirmelerle ilgili resmi en geniş kapsamlı veriler Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) raporlarında bulunur; burada aktarılanlar hem bu raporlara hem de medya ve araştırma kaynaklarına dayalı özet bilgilerdir.

* Özelleştirme Kapsamında Elinden Çıkarılan Büyük Kurum ve Varlıklar (2002–2025)

* Büyük Sanayi ve Kuruluşlar

TÜPRAŞ – Yüzde çoğunluk hissesi (yaklaşık %51) blok satışla Koç-Shell ortaklığına satıldı (2005).

Türk Telekom – %55 civarındaki hissesi 2005’te Oger Telecom’a satıldı; kamu payı daha sonra Türkiye Varlık Fonu’na geçti.

PETKİM – %51 hissesi Socar-Turcas konsorsiyumuna satıldı (2008).

ERDEMİR (Ereğli Demir ve Çelik İşletmeleri) – Hisse satışıyla özel sektöre devredildi (2005-2006).

TEKEL – Tütün ve alkollü içki üretim bölümleri özel sektöre satıldı (2008).

* Enerji ve Elektrik

Elektrik dağıtım şirketleri – Türkiye genelinde bölgesel dağıtım şirketlerinin çoğu özel sektöre devredildi.

Termik ve HES santralleri – Birçok elektrik üretim tesisi özelleştirme kapsamına alındı ve işletme/ hisseler özel sektöre geçti.

ADÜAŞ elektrik santralleri – Bir dizi hidro-/termik santralin özelleştirilmesi listelerde yer alıyor.

* Şeker Fabrikaları ve Tarım İşletmeleri

Şeker fabrikaları – 2018’de toplam 14 şeker fabrikası satışa çıkarıldı/özelleştirildi.

Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş. – Özelleştirme kapsamına alındı.

* Ulaşım, Limanlar ve Alt Yapı

Mersin Limanı ve diğer TCDD liman varlıkları özel sektörün işletmesine verildi. ekşi sözlük

Havalimanları – Örneğin bazı havalimanı işletme hakları Yap-İşlet-Devret ve benzeri modellerle özel sektöre devredildi.

* Turizm, Sosyal Tesisler ve Gayrimenkuller

Kamuya ait oteller ve sosyal tesisler (Büyük Ankara Oteli, Büyük Efes, Foça Tatil Köyü vb.) satıldı. birgun.net

Devlete ait taşınmazlar, araziler ve gayrimenkuller – 2003-2025 arasında binlerce taşınmaz özel mülkiyete devredildi.

* Genel Rakamlar ve Durum

1986’dan 2024’e kadar toplam özelleştirmeden elde edilen gelir ~71,6 milyar $ civarındadır ve bunun yaklaşık 63,4 milyar $’ı AKP döneminde gerçekleşmiştir.

2002 – 2025 döneminde 200’den fazla kamu kuruluşunda blok hisse satışları, işletme hakkı devri veya varlık satışı işlemleri yapılmıştır; bunların çoğunda kamu payı tamamen özel sektöre geçmiştir. Facebook

Özelleştirme kapsamı sadece büyük şirketleri değil elektrik şirketlerini, limanları, şeker fabrikalarını, gayrimenkulleri ve taşınmazları de içine almıştır.

* Kapsam Notları

Bu liste resmî “tam liste” yerine genel olarak özelleştirme kapsamına giren önemli kurumların ve varlık gruplarının özetidir. ÖİB’nin yıllık faaliyet raporları ve portföy listeleri daha detaylı bilgi sağlar. oib.gov.tr

Satış/özelleştirme işlemleri blok satış, hisse satışı, işletme hakkı devri veya gayrimenkul satışı gibi farklı yöntemlerle yapılmıştır.

* Özetle: 2002’den 2025’e kadar Türkiye’de AKP hükümetleri döneminde enerji üretim ve dağıtım şirketleri, büyük sanayi kuruluşları (TÜPRAŞ, Türk Telekom, PETKİM, ERDEMİR), şeker fabrikaları, liman ve ulaşım varlıkları, oteller ve çok sayıda arazi/taşınmaz kamu elinden çıkarılmıştır ve bunların büyük çoğunluğunda devlet payı özel sektöre geçmiştir. (https://chatgpt.com/s/t_6956ddce4e648191a3675190c37a91e3)

***

İşte size, tamamı bile olmayan liste… Görüyor musunuz yağmanın büyüklüğünü?.. Vatan ve Halk düşmanlığının büyüklüğünü?..

Peki, Parababaları iktidarlarının söyledikleri, propaganda ettikleri gibi Kamu Kurumları zarar ediyor muydu?  Ediyorduysa niye ediyordu? Özelleştirdikleri bu kurumlar kâr mı etmeye başladı? Ya da niye etmeye başladı? KİT’ler ekonomiye yük müydü? Yoksa halkımızı mı koruyordu yerli yabancı Tekellerin dayatmalarına karşı? Yani Devlet bunları işletmekle, halkımıza kötülük mü ediyordu?

Aşağıda aktaracağımız haber, tüm bu soruların cevaplarını ve olayın gerçekliğinin nedenlerini de ortaya koyuyor.

Örneğimiz Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) olsun. 31 Aralık 2025 tarihli haber:

 

***

“Sayıştay’dan dikkat çeken tespitler: Ata mirası ‘çiftliğe’ dönmüş!

“(…)

KİRALAR ÇOK DÜŞÜK

Taşınmaz kiraya verme işlemlerinde, mevzuat hükümlerinde öngörülen tekrar ihaleye çıkma ile kira bedellerinin güncellenmesi konularında eksiklikler tespit edildi. Rapora göre, müdürlük tarafından gerçek veya tüzel kişilere yapılan kiralamalar incelendiğinde, 21 adet yerin on yıllık kiralama süresini doldurduğu ancak bu yerler için tekrar ihaleye çıkılmadığı, kamu kurum ve kuruluşlarına kiraya verilen yerler incelendiğinde ise, 75 adet yerin 5 yıllık kira süresini doldurduğu ancak kira bedellerinin güncellenmesine yönelik herhangi bir çalışma yapılmadığı ve kira bedellerinin çok düşük tutarda kaldığı tespit edildi. Raporda, “Gerçek ve tüzel kişilere yapılan kiralamalarda, yönetmelik hükümleri çerçevesinde; kira süresi 10 yılı dolduranlar için yeniden ihaleye çıkılarak kiralama yapılmasının değerlendirilmesi, ayrıca kira süresi 5 yılı aşan durumlarda ise kiralanan yerin durumu ve varsa emsal kira bedelleri dikkate alınarak kira tespiti yapılması önerilir” denildi.

ÜRÜNLERDE ZARAR EDİLDİ

Rapora göre, 2024 yılında Süt Fabrikası’nda dondurma dışında diğer tüm ürün gruplarında zarar edildi. 2023 yılında pastörize süt ve beyaz peynir gibi kâr edilen ürün gruplarında 2024 yılında zarar meydana gelmesiyle birlikte dondurma dışında kâr edilen ürün grubu yok. Aynı şekilde Meyve Suyu ve Bal Fabrikası’nda da domates suyu dışındaki ürün gruplarında zarar edildi. 2023 yılında kâr elde edilen bal ürün grubunda 2024 yılında zarar meydana gelmesiyle birlikte domates suyu dışında kâr edilen ürün grubu da yok. Raporda, “Nitekim, 2023 yılında fabrikalarda üretilen ürünlerden 17 milyon 872 bin 892,92 TL kâr edilmiş olmasına rağmen 2024 yılında 17 milyon 896 bin 619,94 TL zarar edilmiştir” denildi.

Raporda şu değerlendirmelere yer verildi:

“Müdürlük, son yıllardaki ekonomik koşullar ve maliyet kısıtlamaları nedeniyle yeni yatırım yapmada ve mevcut makine ve ekipmanların yenilenmesinde zorluk yaşamaktadır. AOÇ Müdürlüğü ‘hilesiz ve nefis gıda maddeleri temin eylemek’ ilkesi gereği katkısız ürünler üretmeye çalışmaktadır. Ancak, bu ilke doğrultusunda üretilen ürünlerde maliyet etkinliği sağlanamamaktadır. Üretim maliyetlerinin, ürünlerin piyasa fiyatının üzerinde gerçekleşmesinden dolayı ürünlerin satışından zarar edilmektedir.”

YATIRIM YAPIN

Raporda, üretilen bazı ürünlerden zarar edilmesi ve fabrikaların kapasite kullanım oranlarındaki düşüşün birbirini etkileyen birçok nedene bağlı olduğu, bu nedenlerin hem verimlilik hem de finansal açıdan ciddi olumsuz etkiler doğurabildiğine dikkat çekildi. Bu nedenle, uygun stratejik planlama, etkin üretim yöntemleri, teknolojik yatırımlar ve nitelikli iş gücü yönetimi gibi önlemlerle kapasite kullanımının artırılması ve kârlılığın temin edilmesi gerektiğine işaret eden Sayıştay, şu öneride bulundu: “Müdürlüğün, piyasa dinamiklerine göre stratejik olarak belirleyeceği ürün grupları için optimum işletme büyüklüğünü sağlayacak şekilde gerekli üretim ve maliyet planlamasını yapması ve buna uygun teknolojik yatırımları gerçekleştirmesi önerilir.”

Raporda, AOÇ’nin 2024 yılını 35 milyon 192 bin 438,79 TL zarar ile kapattığı vurgulandı.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/sayistay-dan-dikkat-ceken-tespitler-ata-mirasi-ciftlige-donmus-2465927)

***

Yukarıda okuduğumuz gibi, bir tek haber bile, Sayıştayın bir tek kurum hakkındaki raporu bile, KİT’ler üzerinde on yıllarca üretilen yalanları, aldatmacaları, kandırmacaları netçe, somutça ortaya koyuyor.

Yapılan ve yapılmayanlar ortada. Yapılan bunca usulsüzlüklerden, yağmadan sonra nasıl kâr edebilirdi AOÇ?

Bu durumda nasıl kâr edebilirdi KİT’ler?

Üstelik de AOÇ, Atatürk’ün mirası. Hiçbir şekilde böyle kullanılamaz. Ama Tayyipgiller, Atatürk’e düşman oldukları için, çocukluktan itibaren öyle yetiştirildikleri için, bile isteye ve zevkle yapıyorlar bu işi. Ve AOÇ’nin toprakları üzerine, Danıştay İdari Davalar Genel Kurulu Kararına rağmen, Kaçak Saray kondurdukları yetmiyormuş gibi, bir de ABD Büyükelçiliği dikilmesine izin verdiler. Yani öç alıyorlar Mustafa Kemal’den, Kuvayimilliye’den…

Bu sadece bir örnek. Ya başka bir örnek versek ne görürüz?

Görelim bakalım:

***

“TCDD’de 26 yıldır kullanılmayan vagonlar bulundu: Devletin malını çürütmüşler!

“(…)

Sayıştay’ın incelemesinde 1 Aralık 1992 – 31 Aralık 2024 tarihleri arasında revizyonu yapılmadığı için gayrı faal hale gelen 2 bin 263 vagonun herhangi bir işlem yapılmadan sahada bekletildiği, bir kısmının uzun süre revizyon görmemesi nedeniyle kullanılamaz hale geldiği, vagonların çürümeye terkedildiği, bu vagonlara ilişkin şirketin herhangi bir eylem planının bulunmadığı tespit edildi. Sayıştay, bazı vagonların 9 bin 500 günü aşkın süredir beklediğini belirledi. Bunun da yaklaşık 26 yıldır kullanılmayan vagonların olduğu anlamına geldiği kaydedildi. Sayıştay, atıl vaziyette bekletilen vagonlar için kapsamlı bir değerlendirme yapılarak, kullanılabilir durumda olanların öncelikli olarak bakım sürecine alınmasını önerdi.

YERLERİ DE BELLİ DEĞİL

Planlı bir bakım-onarım takvimi oluşturulması gerektiğini belirten Sayıştay, bu sürecin takibinin yapılmasını, revizyonu gerçekleştirilemeyen veya ekonomik ömrünü tamamlamış vagonların ise kullanılabilir parçalarının, yedek malzeme olarak kullanılması veya farklı amaçlar için değerlendirilmesini önerdi. Yerleri tespit edilemeyen vagonların tespiti amacıyla da vagon takip sistemi kurulması gerektiğini bildirdi.

MAKİNİSTLER NEREDE?

Yapılan incelemede aylık sayılar değişmekle birlikte ortalama 250 kadar makinistin lokomotif üzerinde görev yapmadığı, toplam makinist sayısının 3 bin 544 olduğu düşünüldüğünde geri hizmetlerde çalıştırılan makinistlerin toplam makinist sayısının yüzde 7’sine denk geldiğine işaret edildi. İdarenin zaman ve kaynak harcayarak yetiştirmiş olduğu makinistlerin bir kısmını geri hizmetlerde çalıştırıyor olmasının iş yükü dağılımında adaletin sağlanamamasına doğal olarak diğer makinistlerin lokomotif üzerinde geçirmiş oldukları sürelerin artmasına neden olduğu vurgulandı.

KAZALARA DAVETİYE

Makinistlerin lokomotif üzerinde geçirmiş oldukları sürenin artması ise kazalara davetiye çıkardı. Sayıştay’ın TCDD Taşımacılık AŞ Denetim Raporu’na göre, 2023 yılının ilk dokuz ayında kök nedeni personel kaynaklı olan 13 kaza olduğu, bu kazalardan 1 tanesinde makinist çalışma süresinin 11 saat ve üzerinde olduğu belirlendi. 2024 yılının ilk dokuz ayında kök nedeni personel kaynaklı olan 28 kaza meydana geldiği, bu kazalardan 1 tanesinde makinist çalışma süresinin 11 saat ve üzerinde olduğu tespit edildi.

YASAYA UYULMAMIŞ!

Rapora göre, yolcu taşıma platformu alım işi kapsamında yapılan ihalede kamu kaynağı kullanılmasına karşın Kamu İhale Yasası hükümlerinin uygulanmadığı, alımın gelir getirici faaliyetler gerekçe gösterilerek yönetim kurulunca çıkarılan yönerge kapsamında gerçekleştirildiği tespit edildi. Sayıştay, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından soruşturma açılmasını istedi. Ankara-Sivas Yüksek Hızlı Tren Hattı’nın güvenlik yönünden değerlendirilmesi için kiraya verilen YHT setinin kira sözleşmesinde de rayiç bedel üzerinden sigorta ettirileceğine ilişkin hüküm bulunmasına karşın daha düşük bir bedel üzerinden sigorta yapıldığı belirlendi. Zarar oluştu. Sayıştay zararda sorumluğu bulunanların belirlenmesi için de soruşturma açılmasını önerdi.

LOKOMOTİFLER ESKİ

Rapora göre, yük ve yolcu taşımacılığında kullanılan ve çeken araç filosunun yaklaşık yarısını oluşturan dizel ana hat lokomotiflerin yüzde 75’i, elektrikli ana hat lokomotiflerin yüzde 17’si, trenlerin teşkilinde kullanılan manevra lokomotiflerinin yüzde 29’u, bölgesel ve ana hat yolcu taşımacılığında kullanılan konvansiyonel dizel dizilerin yüzde 7’si, kent içi banliyö yolcu taşımacılığında kullanılan elektrikli dizel dizilerin yüzde 18’i, bölgesel ve ana hat yolcu taşımacılığında kullanılan vagonlarının yüzde 50’si ve yük taşımacılığında kullanılan vagonların yüzde 29’u 30 yaş ve üzerinde. Bunun da bakım, onarım ve yakıt giderlerinin fazla olmasına, işletmecilik maliyetlerinin yükselmesine neden olduğu belirtildi. TCDD Taşımacılık AŞ, 2024 yılını 25 milyar 79 milyon 636 bin 706,42 TL net zarar ile kapattı.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/tcdd-de-26-yildir-kullanilmayan-vagonlar-bulundu-devletin-malini-curutmusler-2466849)

***

 

İnsanın yukarıdaki raporu okuyunca kanı kuruyor. Bir Devlet, Vatana ve Halkına nasıl bu kadar ihanet içinde olabilir, diye…

Sayıştayın Türkiye Taşkömürü Kurumuna ilişkin raporunun ise sadece gazetedeki girişini ve arabaşlıklarını yazalım. Bu bile vurgunu, soygunu, verimsizliği, işçi düşmanlığını ortaya koymaya yetiyor da artıyor:

“Sayıştay, Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda bu şekilde üretime devam edilmesi riskli diyor ama: Emekçiyi düşünen yok!

“Sayıştay, yıllardır Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) işçi sayısının yeterli olmadığını, bu durumun ‘iş güvenliğini tehdit edecek boyutlara ulaştığını’ vurguluyor. Ancak bu kritik uyarıya karşın yeterli sayıda işçi alınmıyor. Kömür var ancak işçi sayısı az olduğu için yeterli miktarda çıkarılamıyor. Bölgedeki kaçak ocakların ise önüne geçilemiyor. Kaçak ocak tespit edilip kapatılıyor. Ancak bir süre sonra yine kaçak olarak açılıp, yeniden faaliyete geçiyor. Sayıştay’ın, rödövans firmalarının bu durumu ‘engellemedikleri veya engelleyemediklerine’ işaret etmesi de dikkat çekti.

“(…)

2 BİN 156 İŞÇİ EKSİK; “İŞ GÜVENLİĞİ’ UYARISI”; “VERİM ALINAMADI”; “KAÇAK ÜRETİM”; “KISIR DÖNGÜ; “KAZA, YARALI SAYISI”; “FİRMALAR BELİRLİYOR”; GÖREVLER ‘VEKÂLETEN’

“(…) 

TTK Genel Müdürlüğü, 2024 yılını 216 milyon 455 bin 753,32 lira dönem zararı ile kapattı.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/sayistay-turkiye-taskomuru-kurumu-nda-bu-sekilde-uretime-devam-edilmesi-riskli-diyor-ama-emekciyi-dusunen-yok-2466380)

Örnekler çok. Sayıştayın hangi kurum hakkındaki raporunu okusak, bunun gibi yüzlerce, binlerce usulsüzlük, vurgun, yağma, talan örneği görürüz. Bu kesin.

Bu ne demektir aynı zamanda?

Pahalı Devlet demektir.

Kısacası siz, ekonomik kanunları hiçe sayarsanız, kendi çıkarlarınız için ekonomi alanını kurt dalamış sürüye çevirirseniz, çevirttirirseniz, KİT’lerin vb. kamu kurumlarının zarar etmeleri de ekonomiye yük olmaları da kaçınılmaz olur. Ama Parababaları iktidarları, Kuvayimilliye yadigârı Kamu kurumlarının için boşaltmak, işlemez hale getirmek için ellerinden gelen gelmeyen her şeyi yaptılar. Her türlü kötülüğü yaptılar Kamu Mallarına. Ve onları, sanki yükmüş, satmak kurtuluşmuş gibi, sattılar yok pahasına. Sattılar üç kuruşa…

Böylece de ekonomimiz, ithal ürünlerin hâkimiyeti altına girdi. Üretmez olduk. Satın alır olduk.

Örnek mi? Somut kanıt mı?

Buyurun:

“İthalatta yeni rekor! Ekonomide dışa bağımlılık artıyor…

“Son yıllarda Türkiye’nin tüketim malları ithalatının hızla arttığı ortaya çıktı. Bu artışın ithalat bağımlılığını körükleyip ekonomik sürdürülebilirliği tehdit etmesi dikkat çekti.

“7.01.2026

“Son iki yıldır uygulanan döviz kuru baskısı ve yüksek enflasyon karşısında Türkiye’nin dış ticaret dengesi giderek bozuluyor. Döviz kuru üzerinde oluşturulan baskılar, Türk firmalarının ihracat alanındaki fiyat rekabetçiliğini zayıflatırken, bu durum ülkeyi ‘ithalatçı cenneti’ olma riskiyle karşı karşıya bırakıyor. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin ihracatı yüzde 4,5 artarken, ithalatı ise yüzde 6,3 oranında bir artış gösterdi. İthalatın hızla artmaya devam etmesi, özellikle tüketim malları ithalatındaki patlama, ekonominin sürdürülebilirliğini ciddi şekilde tehdit ediyor. 2022 yılında 30,5 milyar dolar olan tüketim malları ithalatı, 3 yıl içinde neredeyse iki katına çıkarak 2025 yılı sonunda 59,2 milyar dolara ulaşması, ithalat bağımlılığının ne denli arttığını gözler önüne seriyor.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/ithalatta-yeni-rekor-ekonomide-disa-bagimlilik-artiyor-2467814)

İktidarda, Yüzyılın Felaketi AKP’giller var. Vatana ve Halka ihanette sınır tanımayan AKP’giller var. Bunlardan Vatan ve Halk için olumlu bir şey beklemek, ölü gözünden yaş ummak gibi bir şey…

Ama bunca yağmaya, talana, vurguna, ihanete rağmen bu kurumlar halkımızın bilincinde ve gönlünde yaşamaya devam ediyor.

Ve bizim iktidarımızda, Halkın Kurtuluş Partisi iktidarında, Sayıştay raporlarında da söylendiği gibi; “uygun stratejik planlama, etkin üretim yöntemleri, teknolojik yatırımlar ve nitelikli işgücü yönetimi gibi önlemlerle kapasite kullanımının artırılması ve kârlılığın temin edilmesi” sağlanacaktır. Bu sayede Üniversite mezunu gençlerimiz iş bulacak, geçim sağlayacak, halkımız güvenli, sağlıklı, teknolojik ürünlere kavuşacak. Yerli yabancı Tekellerin soygun ve sömürüsünden kurtulacağız.

Böylece Parti Programı’mızda söylendiği gibi bir ülke kuracağız:

“(…) Bilimin son sözüyle (verileriyle) üretilmiş tekniği-teknolojiyi çok iyi kullanabilen insanların her basamağında çalıştırıldığı bir ekonomi, dünyanın en kaliteli mallarını en bol miktarda ve en ucuza üretebilir. O zaman dünya pazarlarında herkes, sizin ürünlerinizi arar-ister-alır, tüketir. Bu, sizin ekonomik ve siyasi sisteminize de güven ve saygı duyurur ya da doğurur. Ülke içindeyse insanlarınız rahat ve mutlu yaşar.”

Kuracağız bu iktidarı. Er ya da geç ama mutlaka kuracağız.

Sözümüzdür!

10 Ocak 2026

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.