AKP’giller’in uzaktan öğretimi, 2020-2021 Güz Yarıyılında da İşçi-Emekçi Halkımızın çocuklarına uzak kaldı

29.01.2021
A+
A-

Kovid-19 salgınında, emperyalist-kapitalist sistemin aşağılık sömürü düzeninin hüküm sürdüğü toplumlarda Parababaları, halklara insan yüreğinin dayanamayacağı acılar yaşattılar. Sınıflı toplum düzeninin gözünü kâr hırsı bürümüş muktedirleri, salgın sürecinde işçileri-emekçileri-yoksul halk kesimlerini, sağlıklarının hiçe sayıldığı çalışma koşullarına, işsizliğe, pahalılığa, açlığa ve hatta ölüme mahkûm ettiler.

Salgın süreci, bu insafsız sömürü düzeninin insanlığa felaketlerden başka bir şey getiremeyeceğinin her alanda en somut kanıtlarının gözler önüne serilmesine neden oldu aynı zamanda. Bu kanıtlardan en önemlileri de tüm toplumların en geniş kitlelerini etkileyen eğitim alanından geldi. 21 Ocak 2021’de, UNESCO’nun 24 Ocak “Uluslararası Eğitim Günü” dolayısı ile yaptığı açıklamada yer alan veriler söz konusu vahim durumu özetlemekte:

“2020’de salgın, benzeri görülmemiş bir küresel öğrenme kesintisine neden oldu ve okulların kapanması 190’dan fazla ülkede 1,6 milyardan fazla öğrenciyi etkiledi. Virüs yeniden canlanırken, yaklaşık 1 milyar öğrenci okulların ve üniversitelerin tamamen veya kısmen kapanmasından etkilenmeye devam ediyor, öğrenme kaybı, eğitimden ayrılma ve sosyal izolasyon riski artıyor” (https://en.unesco.org/news/international-day-education-unesco-promotes-learning-recovery-students-affected-Covid-19)

UNESCO Web sayfasında, Kovid-19’un neden olduğu okul kapanmalarının küresel olarak izlenmesi başlıklı bir harita da yayınladı. (https://en.unesco.org/Covid19/educationresponse)

Bu harita, ülkelerin 16.02.2020 tarihinden başlayarak günümüze kadar salgın sürecinde okullarının durumunun değişimlerini göstermekte. Bu değişimler, belirlenen tarih aralıkları için “kısmen açık”, “Kovid-19 nedeniyle kapalı”, “tamamen açık” ve “akademik tatilde” olarak sınıflandırılmış. Ülkemizin de yer aldığı bu harita, günümüz itibarı ile okul dışında kalan öğrenci sayılarını ülkeler bazında göstermesi bakımından önemlidir.

Yine UNESCO’nun Ağustos 2020’de yayınladığı raporda yer alan veriler de salgın sürecinde Sınıflı Toplumun sömürü düzeninin eğitim alanında var olan uçurumları nasıl derinleştirdiğini ortaya koymaktaydı:

Rapora göre dünyada okul çağındaki çocukların en az üçte biri, diğer bir deyişle 463 milyon çocuk, Koronavirüs salgını nedeniyle okulların kapanmasının ardından uygulanan uzaktan eğitime erişim sağlayamadı. En yoksul hanelerde ve kırsalda yaşayan okul çağındaki çocuklar, okulların kapanması nedeniyle eğitimden uzak kalma ihtimali en yüksek olan grubu oluşturmaktaydı. Dünya genelinde en yoksul hane halkına mensup okul çağındaki çocukların yüzde 72’si, canlı olarak gerçekleştirilen uzaktan eğitime erişim sağlayamamaktaydı. Üst ve orta gelirin hâkim olduğu ülkelerde en yoksul hane halkına mensup ve uzaktan eğitime erişim sağlayamayan okul çağındaki çocukların oranı yüzde 86’ya kadar çıkabilmekte ve dünya genelinde kırsal bölgelerde yaşayan okul çağındaki çocukların dörtte üçü canlı olarak sunulan uzaktan eğitim imkânlarına erişim sağlayamamaktaydı. Kovid-19 nedeniyle en az 24 milyon çocuğun okulu bırakacağı öngörülmekteyken, okulları uzun süre kapatmanın çocuklar için yıkıcı sonuçlarının olması, çocukların fiziksel ve duygusal şiddete daha fazla maruz kalmaları, zihinsel sağlıklarının etkilenmesi; çocuk işçiliğine, cinsel istismara karşı daha savunmasız kalmaları ve yoksulluk döngüsünden çıkma olasılıklarının çok düşük hale gelmesi olarak vurgulanmaktaydı (https://www.unicef.org/turkey/bas%C4%B1n-b%C3%BCltenleri/unicef-taraf%C4%B1ndan-yay%C4%B1nlanan-yeni-rapora-g%C3%B6re-d%C3%BCnyadaki-%C3%A7ocuklar%C4%B1n-en-az-%C3%BC%C3%A7te-biri)

 

Ülkemizde 2020-2021 güz yarıyılında da

uzaktan öğretimde sorunlar katlanarak devam etti

Antika-Modern Sermaye kırması bir Kapitalizmin hüküm sürdüğü ülkemizde de Kovid-19 süreci eğitim alanında zaten var olan sorunların, eşitsizliklerin hepten ortalığa saçılmasına ve bunların giderek artmasına neden oldu. Ortaçağcı AKP’giller iktidarı, salgını bahane ederek saldırdığı işçi-emekçi halkımıza, uzaktan eğitim sürecinde de kambur üstüne kambur bindirdi.

18 milyon öğrenci bir anda okulsuz bırakıldı! Salgını bahane ederek okulları kapatanlar, aynı hassasiyeti AVM’lerde ya da fabrikalarda sağlıksız koşullarda çalışan işçilere göstermediler ama!

Ülkemizin AKP’giller eliyle yoksulluğa sürüklenmesi sonucunda, milyonlarca emekçinin çocuğu kendi kaderlerine terk edilerek, altyapısı hazırlanmayan “Eğitim Bilişim Ağı (EBA)” sisteminin kurbanı oldu.

Çocukların büyük çoğunluğu EBA’yı takip edemedi. Bırakalım kırsal alanları, Başkent Ankara’da bile evinde internet hatta televizyon olmayan öğrenciler mevcut. Evlerinde interneti olmadığı için pek çok öğrenci komşudan bağlanmak zorunda kaldı. Bilgisayarı ya da tableti olmadığı için canlı derslere katılamayan ama kâğıt üstünde adı okunan, öğretmenlerinin hiç ama hiç tanışamadığı o kadar çok öğrenci var ki… Kış kıyamette, internete bağlanabilecek noktalar bulabilmek için dağlara tepelere çıktılar, buz gibi havada titreyerek canlı ders izlemek için çırpınıp durdu çocuklarımız.

“Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)”nin, “Kovid-19 Salgınında Eğitim 2020” raporuna göre Türkiye, 77 ülke arasında; “Sessiz bir çalışma yeri olan öğrenciler” listesinde 49’uncu sırada yer alırken, ülkelerdeki, okul ödevleri ve eğitim için kullanabileceği bilgisayarı olan öğrencilerin sıralandığı listede 64’üncü oldu.

Milli Eğitim Bakanlığı, uzaktan eğitimde “aktif” olarak kullanılan Eğitim Bilişim Ağı (EBA)’nın, 3,1 milyar tıklanma sayısıyla Türkiye’de en çok ziyaret edilen 10. site olması ile ve 7 milyon 383 bin 213 öğrencinin EBA’yı aktif olarak kullanmasıyla övünüp durdu.

Ama gerçekte olan durum neydi?

MEB’in kendi istatistiklerine göre söz konusu dönemde okul öncesi hariç örgün eğitim sisteminde yaklaşık 18 milyon öğrenci olduğu hesaba katılacak olursa, uzaktan eğitim sürecine dahil olması gereken öğrencilerin en az % 50’sinin EBA’yı kullanamadıklarının, uzaktan eğitime uzak kaldıklarının gün gibi ortada olduğu görüldü.

Öğretmenler bile uzaktan eğitimi hayata geçirebilmek için gerekli olan cihaz ve internet bağlantısına  sahip değilken; AKP’giller’in eğitim bakanı, tüm öğrencilerin yeterli cihaz ve internet bağlantısı varmış gibi davranmaya devam etti, hem de hiç yüzü kızarmadan… Yaptıkları onca haksızlık ve insafsızlık yetmezmiş gibi dönem sonunda öğretmenleri, öğrencilerin derslere katılımı üzerinden değerlendirmeye, karne notu vermeye zorladılar.

Peki, uzaktan eğitime erişebilenler açısından durum çok mu parlaktı?

Hayır!

Ne öğrenci, ne öğretmen, ne de veli bu süreçten memnun kaldı. İlkokul çağındaki küçücük çocuklar günde 6 saat ekran başına tutsak edildiler. Bu uygulamanın sonucu olarak çocuklarımızın beden ve ruh sağlıkları bozuldu. Zihin tahribatına uğradılar. Çocuklarımızda onulmaz hasarlar bıraktı AKP’giller’in bilim ve insanlık dışı eğitim politikaları. Bu süreç öğrencilerimizi ekran/telefon/internet bağımlıları haline  dönüştürmüş oldu. Öte yandan hem öğrencilerde, hem öğretmenlerde hiç dinmeyen baş ağrıları, görme bozuklukları, uzun süre oturmaktan kaynaklı bel ve boyun ağrıları ortaya çıktı.

 

Meslek liseleri ve uzaktan öğretim

Meslek liselerinde öğrenim gören öğrencilerimiz, en çok para tutan malzemeleri yüz yüze eğitim süreçlerinde de yine açlık sınırının altında ücretlerle çalışan anne babasından aldığı harçlıkla temin etmekteydi. Ama yine de uygulamalı derslerde, yüz yüze eğitimde devede kulak kadar bile kalsa temrinlik ödeneği ile işliklere malzeme alınmaktaydı. Uzaktan eğitimle birlikte, evde yapılan uygulama ödevlerinin masrafları da tümüyle bu yoksul ailelere yüklenmiş oldu.

 

Devlet okulları ve özel okullar arasındaki uçurum açıldı

Salgın, devlet okullarında okuyan, derslere neredeyse hiç katılamayan, yoksulluk ve hastalıkla mücadele etmeye çalışarak ayakta kalmaya çalışan çocuklarımızla, özel okullarda okuyan çocuklar arasındaki uçurumun iyice derinleşmesine neden oldu. Özel okullar, evlerinde teknolojik donanım sıkıntısı yaşamayan öğrencilerine sunduğu canlı dersler, telafi programları ve yüz yüze eğitim olanaklarıyla, salgın sürecini öğrencilerinin en az kayıpla atlatacakları olanakları sundular. MEB ise evlerinde özel dersler de alabilen, dershanelere gidebilen bu çocuklarla, devlet okullarında okuyan ve uzaktan eğitime erişme olanakları bile olmayan yoksul halk çocuklarını, uyguladığı elemeye dayalı sınav sistemleriyle adaletsiz, haksız, insafsız bir yarışa sokmaya devam ediyor.

 

Özel Eğitim alanı yok sayıldı

Ülkemizde zaten sorunlu ve ihmal edilen bir alan olan özel eğitim alanı salgın sürecinde hiç dikkate alınmadı ve eğitimlerine hiç ara verilmemesi gereken özel eğitim öğrencilerini bu süreç çok olumsuz etkiledi. Zaten sorunlu olan EBA uygulamaları bu çocuklarımız için hiç uygun değildi. Bilinçsiz ya da bilinçlendirilmemiş ebeveynler evlerde ne yapacaklarını bilemediler. Sonuç olarak, özel eğitim öğrencilerinde davranış bozuklukları ve öğrenmede gerileme had safhaya ulaştı.

 

AKP’giller-EBA-Ortaçağcı Gericilik

Din bezirgânı AKP’giller, salgın sürecinde de EBA yoluyla “dindar ve kindar” nesiller yaratma hedeflerine uygun eğitim içerik ve uygulamalarını sürdürdüler. En son, seçmeli derslerle ilgili olarak öğrencilerimizin Ortaçağ müritleri haline gelmelerini, kullaşmalarını sağlayacak dersleri seçmelerinin yolunu açacak yaptırımlara giriştiler.

 

Uzaktan öğretim sürecinde öğretmenlerimiz

Fildişi kulelerinden öğretmenlerin yoksulluk sınırı altında aldıkları maaşlarına göz dikenler, uzaktan eğitimde yaşanan tüm sorunları öğretmenin kucağına bıraktı. İktidar, öğretmenleri öğrenci ve velilerle karşı karşıya bırakarak yaşanan olumsuzlukların tüm sorumlusu ve suçlusu olarak öğretmeni hedef gösterdi. Toplum nezdinde öğretmenin mesleki saygınlığını yerle yeksan etmeye salgın sürecinde de devam etti.

Öğrencilerinin eğitimle ilgili teknik anlamda araç gereçlerini sağlayamayan iktidar; öğretmenin de bu konuda ihtiyaçlarını karşılamadı. Tıpkı öğrenciler gibi, öğretmenlerimiz de canlı dersler için internete erişebilmek amacıyla dağlara-tepelere bile tırmandılar, canlı ders uğruna canını verdi Aziz Serin Öğretmen.

Gece gündüz, hafta içi-hafta sonu demeden çalıştırıldı öğretmenlerimiz. Yüz yüze eğitim sürecinden çok daha fazla hazırlık gerektirmekte ve zaman almaktaydı uzaktan öğretim süreci. İş yükleri çok arttı öğretmenlerimizin, müthiş bir işgücü sömürüsüne uğradılar. Çoğu öğrenmende de öğrencilerde olduğu gibi başta göz ve kas-omurilik hastalıkları olmak üzere çeşitli hastalıklar başladı. Beden ve ruh sağlıkları bozuldu öğretmenlerimizin.

Karı koca öğretmen olan ailelerde -hele de çocuklar da okul çağında iseler- evde teknolojiye duyulan ihtiyaç arttı, sorunlar da arttı.

Bırakacak kimsesi olmayan küçük çocuklu öğretmenlerin, karı koca öğretmen olarak çalışanların durumu daha da vahimdi. Çok acı olaylar da yaşandı. Deniz ve Mustafa Bayram Öğretmenlerimiz, canlı dersteyken, çocukları Kumsal bebek balkondan düşerek yaşamını yitirdi.

Uzaktan eğitim sürecinin kamburlarını düzeltmek için kamburu çıktı öğretmenlerimizin. Mesleğine saygılı, özverili, insan sevgisiyle dolu, onurunu her şeyden üstün tutan ve sebebi olmadığı sorunlara yaratıcı çözümler bulmak için canhıraş biçimde çalışan öğretmenlerimiz yine de “yan gelip yatan!” öğretmen olmaktan bir türlü kurtulamadılar. Ama mükâfat olarak ek ders ücretlerine bile göz konuldu, vurguncu talancı AKP’giller iktidarı tarafından.

 

Ya üniversiteler?

Onlar da bu salgın sürecinde AKP’giller tarafından hızla, onların faşist din devletini inşa etme amaçlarına hizmet edecek kurumlar haline getirilmekteler. Bu amaçla AKP’giller’in reisi, 2021 yılının ilk haftasında, 2016 yılında yayımlanan OHAL KHK’sine dayanarak başta Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere beş üniversiteye kayyum rektörler atadı. Üniversitelerden yükselen tepkileri de faşizan dinci şiddet ile bastırmaya çalıştı AKP iktidarı. Kısacası üniversitelerimiz, bilimin, bilimsel düşüncenin esamisinin kalmadığı, AKP’giller’in faşist din devletinin fikri iktidarının üretim merkezleri olan medreseler olma yolunda hızla yol almaktalar.

 

Sonuç

Tarihin en gerici ve asalak sermaye sınıfı Tefeci-Bezirgân Sermayenin temsilcisi AKP’giller, kendi vurgun ve talan düzenlerini sürdürmek için salgını fırsata dönüştürdüler eğitim alanında da. Salgından önce de eğitim yatırımları dibe vurmuştu. Okulları kapatarak buralara kısıtlı da olsa harcanacak paraların üstüne oturdular. İşçi-Emekçi Halkımızın ödediği vergilerle oluşan bütçeden eğitime ayırmak zorunda kaldıkları o küçücük miktara bile göz diktiler.

Oysa halkın sağlığı, işçilerin-emekçilerin sağlığı Parababalarının kârından önemli görülebilseydi, salgın süreci bilime dayalı olarak yönetilebilse, gerçek bilim insanlarımızın, doktorlarımızın bulaş riskini azaltacak önlem planları dikkate alınıp uygulansaydı, okullarımız bu kadar uzun süreli kapalı kalmazdı. Ne çocuklarımız-gençlerimiz, ne öğretmenlerimiz, ne de velilerimiz içine sokuldukları uzaktan eğitim girdabının içinde kıvranıp durmazlardı. Bir ülkenin geleceği, bir nesil geri dönülmez biçimde karanlığa sürüklenmezdi.

Ama AKP’giller iktidarından bunları beklemek ölü gözünden yaş beklemeye benzer. Onların ne halkın sağlığı ne de eğitimi gibi derdi vardır. Aşılama sürecinin bile yönetilemediğini, son derece kısıtlı gelen aşıların vurulma sürecinde sağlık önceliklerinin değil, yandaş-muktedir ilişkilerinin nasıl devreye girdiğini gördük.

Bu din bezirgânları tüm eğitim kurumlarımızı Peşaver Medreselerine dönüştürmekteler. Çünkü onlar, halkı sömürüye mahkûm etmenin yolunun toplumu Ortaçağ karanlığına gömmekten geçtiğini çok iyi bilmekteler.

Ama bizim de çok iyi bildiklerimiz var elbet:

Öğrencilerimizin Laik, Bilimsel, Demokratik, Parasız Eğitim hakkı için;

Öğretmenlerimizin bilimin ışığında aşkla, şevkle ve onur duyarak çalışacakları bir eğitim sistemi için;

Tam bağımsız, sömürüsüz, mutlu bir ülke için;

Tüm bunları gerçekleştirecek Demokratik Halk İktidarı için;

Örgütlü mücadeleyi, kazanıncaya dek sürdürmek!

25 Ocak 2021

 

Halkçı Eğitim ve Bilim Emekçileri