Bir kez daha, ABD Başkanı Trump’tan  “umut” bekleyenlere…

M. Gürdal Çıngı

ABD Başkanlık seçimi 2016 Kasımında yapıldı ve B. Obama’nın yerine D. Trump yeni ABD Başkanı seçildi.

Yeni Başkan, “kendi” politikalarını hayata geçirmek için “kendi” kadrolarını atamaya başladı doğal olarak.

Yukarıdaki cümlede “kendi” sözcüklerini tırnak içine aldık. Çünkü, ABD’de (ya da bir başka emperyalist ülkede) hiçbir Başkan ya da Başbakanın “kendi” politikaları yoktur. “Kendi “kadro”ları yoktur. Daha doğrusu görünürde vardır. Bakanlar, danışmanlar, görevliler değişir, değişmez olur mu?.. Ama değişmeyen bir şey vardır:

Bütün Başkanlar, Başbakanlar, Bakanlar, danışmanlar, generaller vb.leri bir tek şeye hizmet ederler, bir tek politikayı hayata geçirmekle görevlendirilirler. O da şudur:

Çokuluslu şirketlerinin dünya çapındaki çıkarlarını korumak, gözetmek ve onların isteklerini (siz bunu emirleri diye de okuyunuz) yerine getirmektir. Daha da açık deyişle, kendi Parababalarının kârlarına kâr katmaktır… Başkaca da bir şey değil.

Görevliler değişir, söylemler değişir, uygulamalar değişir ama bir tek şey değişmez/değiştirilemez:

Parababalarının çıkarlarını korumak ve gözetmek. Onların emirlerini yerine getirmek. Onun dışında var yetkili görünsünler, var kadrolar atasınlar… Hiç önemi yoktur bunun.

Ama aynı zamanda atanan görevliler; bakanlar, danışmanlar, direktörler vb. uygulanacak politikaya ilişkin ve seçenin yani Başkanın kişiliği, politikaları konusunda ipuçları vermez mi?

Verirler elbette. Vermez olurlar mı?..

İşte Trump’ta da böyle oldu. Trump kendi egoist politikalarını hayata geçirecek kişileri atadı görevlere. Afganistan, Irak işgalinde görev almış ve halen de görevdeki ya da emekli askerleri, bizzat kendileri de dolar milyarderi Parababası ya da Parababası CEO’larını göreve getirdi.

Yani Trump’ın görev kriteri; ABD Halkının ve İşçi Sınıfının çıkarları değil, tam tersine Parababalarının çıkarlarını şahince savunacak kişilerdi.

İşte Trump’ın son atamaları da bunun yeni bir kanıtı oldu. Bildiğimiz gibi Trump, Dışişleri Bakanını, CIA Direktörünü ve Ulusal Güvenlik Danışmanını değiştirdi geçtiğimiz günlerde.

Gidenleri konuşmayalım artık ama yeni gelenlere bakalım. (Bu atamaları, bakanları Gazetemizin geçmiş sayılarında açıkça ve netçe yazdık. Tekrarlayarak yazıyı uzatmak istemiyoruz. Bunları merak eden okurlarımız için Kurtuluş Yolu Gazetesi’nin … sayısını okumalarını öneriyoruz.)

Yeni atanan Dışişleri Bakanı, görevdeki CIA Başkanı Mike Pompeo oldu.

CIA Başkanlığına da CIA Direktör Yardımcısı Gina Haspel atandı.

Ulusal Güvenlik Danışmanlığına da ABD’nin eski Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi John Bolton atandı.

Ziya Paşa, aynası iştir kişinin lafına bakılmaz, der bir atasözünde. İşte burada da atanan kişilerin işlerine baktığımızda somut bir gerçeklikle karşılaşırız. Atananlardan Dışişleri Bakanı hakkında küçük bir bilgi aktaralım ve görelim adamımızı:

“Cumhuriyetçi Parti’den üç dönem Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu’nda görev yapan eski bir asker olan, suikast, darbe gibi gizli operasyonları destekleyen Pompeo’nun CIA Başkanlığı’nın Senato’da onaylanmasının ardından ABD medyası ‘Yeni CIA Başkanı’nın ilk ve en acil görevinin, istihbarat teşkilatı ile Trump arasında efektif bir ilişki tesis etmek olduğu’ yorumlarını yapmıştı.

“(…)

“İŞKENCE YANLISI

“Eski ABD Başkanı Barack Obama’nın ‘terör zanlılarının’ hiçbir yasal hak tanınmadan esir alınıp işkenceden geçirilmesiyle meşhur Guantanamo Üssü’nü kapatma planına da karşı çıkan Pompeo, 2013’te cezaevini ziyaret ettikten sonra, açlık grevindeki esirler hakkında “Bana pek çoğu kilo almış gibi geldi” demişti.

“Pompeo, ‘waterboarding’ denen işkence yönteminin de ‘hayati bilgilerin elde edilmesi için kullanılmasını’ savunmuştu.” (https://tr.sputniknews.com/abd/201803131032616737-trump-tillerson-gorevden-aldi/)

Yani işkenceci. Yani duygusuz, vicdansız, insanlık düşmanı. Küstah ve alaycı…

Daha fazla tanıtmaya, ek bilgiler vermeye gerek kaldı mı? Mal meydanda…

Ya Onun yerine CIA Direktörlüğüne atadığı Gina Haspel kim?

Al birini vur ötekine… O da şu:

“CIA’YA İLK KADIN DİREKTÖR

Pompeo’nun fantastik bir iş çıkaracağını savunan, Tillerson’a da hizmetleri için teşekkür eden ABD Başkanı, aynı zamanda CIA’nın başına Gina Haspel’i getirdiğini açıkladı. İlk kez bir kadının CIA Direktörü olacağının altını çizdi.

“‘İŞKENCECİ’ HASPEL

“Ancak ilk kadın direktör, CIA’nın işkence programının en önemli isimlerinden biri. CIA’nın yabancı ülkelerde esirlere işkence yapılan gizli merkezlerinden birini yöneten Haspel, Tayland’daki CIA hapishanesinde, suda boğulma hissi yaratan ‘waterboarding’ yöntemini sıkça uyguladığı medyaya yansıdı.

“Ancak Haspel, işkence programının kanıtlarının yok edilerek örtbas edilmesinde ve kamuoyuna açıklanmamasında önemli rol oynadı.” (https://tr.sputniknews.com/abd/201803131032616737-trump-tillerson-gorevden-aldi/)

Biraz daha tanıtalım mı bu profesyonel işkenceciyi de?

 

***

“İşkenceleriyle meşhur yeni CIA Direktörü Gina Haspel için ‘AB’de gözaltı talebi var’

“CIA’nın kara deliklerinde esirlere inanılmaz işkenceler yapıp kayıtlarını yok etmesiyle tanınan Gina Haspel, CIA Direktörülüğüne getirilen ilk kadın oldu. Haspel’in AB’ye girişi soru işareti. Zira Avrupa Anayasa ve İnsan Hakları Merkezi (ECCHR), terör zanlılarına işkence davasıyla ilgili Haspel’in gözaltına alınması için izin talep etmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, Dışişleri Bakanlığına atadığı Mike Pompeo’dan boşalan CIA Direktörlüğüne getirdiği Geri Hapsel, ‘profesyonel işkenceci’ şöhretiyle insan hakları örgütlerinin en çok tepki gösterdiği isimlerden biri.

CIA Direktörlüğüne getirilen ilk kadın olan Gina Haspel, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası ‘terör zanlılarının’ kaçırılması, ‘kara delik’ denilen merkezlerde esir alınması ve işkenceden geçirilmesi programının kilit ismi.

CIA’ya 1985 yılında katılan, geçen yıl CIA Direktör Yardımcılığına atanan Haspel, CIA’nın ABD dışındaki ilk kez 2002’de Tayland’da kurduğu ‘hapishanenin’ başına getirilmişti.

2002 yılında Tayland’daki ‘kara delikte’ terör zanlısı iki Suudi Arabistan vatandaşına işkence yaptırıp daha sonra, 2005 yılında işkencenin video kayıtlarını yok ettiği haberi medyada geniş yer bulmuştu.

Kanıtların yok edilmesi yoluyla ABD Kongresi’nin işkence programıyla ilgili kamuoyunu bilgilendirmesi de engellendi.

(…)

BİR AY İÇİNDE 83 KEZ WATERBOARDING

Geçen yıl New York Times, Ebu Zubeyde’nin bir ay içinde 83 kez waterboarding’den geçirildiğini, başından duvarlara çarpıldığını, uykusuz bırakıldığını, tabut gibi bir kutuda tutulduğunu ve daha sonra işe yarar bir bilgiye sahip olmadığına hükmedildiğini yazdı.

İşkence yanlısı Pompeo’nun CIA’nın bir numarası, Haspel’in de CIA’nın iki numarası olması, adeta Trump’ın yasadışı işkencelere geri dönme işaretiydi.

SNOWDEN: İNANILMAZ

ABD’nin uluslararası çapta dinleme operasyonları ifşa etmiş olan eski CIA ve NSA çalışanı Edward Snowden da Haspel’in işkence sisteminde önemli rol oynadığını belirtti.

Snowden, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Yeni CIA Direktörü, işkence programı ve bu programın yasadışı olarak gizlenmesinde kilit rol oynadı. Adı, Kongre’nin eline geçmemesi için tüm kayıtların imha edilmesi yönündeki çok gizli emirde geçiyor. İnanılmaz” dedi.

‘AB’Yİ ZİYARET EDEMEYECEK’

Gina Haspel’in 2002 yılında iki zanlıya işkenceyi izlediği ve daha sonra Tayland’daki gizli cezaevindeki şiddet içeren sorgulamaları doğrulayan video kayıtlarının imhasında yer aldığına dair New York Times haberini yayımlayan Snowden, Haspel’in büyük ihtimalle gözaltına alınma riski yüzünden Avrupa Birliği ülkelerini ziyaret edemeyeceğini yazdı.

‘DİĞER ÜLKELERİN CASUS ŞEFLERİYLE TOPLANTIYA GİDEMEYECEK’

“Snowden, “İlginç: insanlara işkence eden yeni CIA Direktörü Gina Haspel muhtemelen Berlin’deki ECCHR’in Almanya Savcılığına şikayeti yüzünden gözaltına alınma riski nedeniyle diğer gizli servislerin başkanlarıyla görüşmek için AB’ye gidemeyecek” dedi.

Avrupa Anayasa ve İnsan Hakları Merkezi (ECCHR), haziranda terör zanlılarına işkence davasıyla ilgili olarak Haspel’in gözaltına alınması için Almanya hükümetinden izin talebinde bulunmuştu.” (https://tr.sputniknews.com/avrupa/201803131032620936-iskenceleriyle-meshur-yeni-cia-direktoru-gina-haspel-icin-ab-de-gozalti-talebi-var/)

***

 

Gördük mü yeni CIA Başkanını ya da Direktörünü?

Ya yeni Ulusal Güvenlik danışmanı John Bolton kim?

 

***

Eski OPCW Direktörü: Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton, beni çocuklarımla tehdit etti

Eski OPCW Direktörü Bustani, Bush yönetiminin saldırı hazırlığı yaptığı Irak ve Libya hükümetlerini kimyasal silah denetleme heyeti kabul etmeye iknaya çalıştığı dönemde Bolton tarafından şöyle tehdit edildiğini açıkladı: “İstifa etmezsen senden hesap sormak için birtakım yöntemlerimiz var. Çocuklarının nerede yaşadığını biliyoruz.”

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığına H. R. McMaster’ın yerine John Bolton’u getirmesi, yakın Amerikan tarihinin en karanlık sayfalarının yeniden çevrilmesine yol açtı.

Mayıs 2001-Ağustos 2005 arası ABD Dışişleri’nde üst düzey görevli, Ağustos 2005-Aralık 2006 arası ABD’nin BM Temsilcisi olan Bolton, Bush yönetiminin en şahin isimlerinden biriydi.

EN ‘KİRLİ’ KARARLARIN MİMARLARINDAN

11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ‘terör’ zanlılarının kaçırılıp esir alınması ve işkenceden geçirilmesi, bazı ülkelerin ‘şer eksenine’ alınması, önleyici saldırıyla tehdit edilmesi, kitle imha silahlarına sahip olduklarına dair yalanlar yayılması, Afganistan ve Irak’ın işgal edilmesi politikalarının mimarlarından olan Bolton, diplomasiyle çözülebilecek pek çok sorunu savaş nedeni görmesiyle tanınıyor.

Bolton’un, insanlara korku salması işini, uluslararası ilişkilerde çocuklar üzerinden tehdit etmeye kadar vardırdığı ileri sürüldü.

2002 yılında Bush yönetimi Irak işgalinin taşlarını döşemekle meşgulken bunu önlemeye çalışan bir uluslararası diplomat, Bolton’un çocuklarını tehdit ederek kendisini engellemeye çalıştığını söyledi.

THE INTERCEPT ORTAYA ÇIKARDI

The Intercept yazarı Mehdi Hasan, Bolton’u irdelediği makalesi için Nisan 2002’ye kadar BM’ye bağlı Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (KSYÖ/OPCW) Direktörü olarak görev yapan Brezilyalı diplomat Jose Bustani ile de irtibat kurdu.

Brezilyalı diplomat, Irak ve Libya hükümetleriyle OPCW heyetlerini kabul etmeleri konusunda anlaşmaya çalıştığı dönemde Washington’dan baskı gördüğünü anlattı.

‘SENDEN HESAP SORMAK İÇİN BİRTAKIM YÖNTEMLERİMİZ VAR’

O dönemde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Bolton’un Lahey’e gelerek kendisiyle görüştüğünü belirten Bustani, Bolton’un sözlerini şöyle aktardı:

“OPCW’den ayrılmak için 24 saatin var. Eğer Washington’un kararını kabul etmezsen, senden hesap sormak için birtakım yöntemlerimiz var. Çocuklarının nerede yaşadığını biliyoruz. New York’ta iki oğlun yaşıyor.”

DAMADI VE MESAİ ARKADAŞLARI DOĞRULADI

Bustani’nin açıklaması üzerine Brezilyalı diplomatın İngiliz damadı Stewart Wood ile konuştuğunu yazan Hasan, Bustani’nin Bolton’un tehditlerini daha önce çevresine anlattığını kaydetti.

Diplomatın OPCW’deki mesai arkadaşları Mihail Berdennikov ve Bob Rigg de Bolton’un Bustani’yi çocuklarıyla tehdit ettiği doğruladı.

‘BOLTON, İDEOLOJİK VE ACIMASIZ BİRİ’

Bustani, Bolton’u şu ifadelerle tanımladı: “Bu kişinin sorunu, son derece ideolojik tutum sergilemesi, acımasız olması ve diyaloğa kapalı olması. İnsanların Bolton’la nasıl çalışacağını bilmiyorum.”

‘ŞEYTANIN VÜCUT BULMUŞ HALİ’

Bolton’un ‘kötü şöhreti’ ABD’de de almış yürümüş durumda. Son olarak ABD Savunma Bakanı Mattis, Trump tarafından Ulusal Güvenlik Danışmanı atanması üzerine tanışma toplantısı düzenlediği Bolton’a “Şeytanın vücut bulmuş halisin diye duydum” diye takıldı.

Nobel Barış Ödüllü eski ABD Başkanı Jimmy Carter, Trump’ın Bolton’u Ulusal Güvenlik Danışmanı atamasını “Ülkemiz için bir felaket” diye niteledi.” (https://tr.sputniknews.com/abd/201803301032854850-eski-opcw-direktoru-trump-in-ulusal-guvenlik-danismani-bolton-beni-cocuklarimla-tehdit-etti/)

***

 

İşte Trump böylesi insanlıktan çıkmış işkencecilerle, vicdansızlarla, suçlularla çalışan, çalışacak birisi. Yani hepsi de aynı b.kun soyları… İnsanları aileleriyle, çocuklarıyla tehdit edebilecek kadar alçalmış insanlar bunlar. Bunlarda hiçbir siyasi, ahlâki değer yok gördüğümüz gibi. Bunlar amaçları için her şeyi yapabilecek nitelikte insanlar…

Düşünsenize; “Kuduz Köpek” lakaplı ABD Savunma Bakanı James Mattis bile Bolton için; Şeytanın vücut bulmuş halisin diye duydum”, diyerek halklarla dalga geçiyor.

Bolton için böyle diyen Savunma Bakanı James Mattis kim peki?

ABD Başkanı Trump, “Savunma Bakanlığı için “Kuduz köpek” lakaplı emekli General James Mattis’i seçti. (…) James Mattis, 44 yıllık görev süresi sırasında ABD’nin Afganistan ve Irak işgallerinde önemli roller üstlendi. Felluce’de 2004’teki kanlı çatışmaları yöneten Mattis, 2005 yılında San Diego’da askerlere yaptığı konuşmada “Bazı insanlara ateş etmek eğlenceli” demişti.” (https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/trumpin-kabinesinde-kim-neyi-temsil-ediyor,qJIkidXo1kenkGsDZ583VA/kL_woLBvj0yAnX381PlVGA)

Bunlar neyse ne de işin bir diğer ve çok önemli yanı ise bizi ilgilendiriyor. Ya da yakıyor, sözcüğün gerçek anlamıyla.

Şundan:

Hatırlayacaksınız, 2016 yılı sonunda yapılan Başkanlık seçimlerinden D. Trump’ın galip çıkması üzerine, seçimini kutlayan mesajlar gönderildi Trump’a dünyanın dörtbir yanından.

Bu mesajlardan birisi de PKK Önderliğinden Cemil Bayık’a aitti. Üstelik Bayık, bu mesajını yazılı olarak değil, sözlü olarak, Sterk TV’de kendisiyle yapılan bir programda iletti. Konuşmanın yazımız açısından en önemli gördüğümüz bölümünü olduğu gibi aktarıyoruz:

“Cemil Bayık, ABD’nin yeni başkanı seçilen Donald Trump’ı tebrik ederek Trump’ın kendi halkının ve insanlığın çıkarına politikalar geliştireceğini umduklarını, ABD politikalarının Kürdistan da dahil olmak üzere tüm dünyayı etkilediğini belirtti.” ve “ABD’nin Ortadoğu politikalarında Kürtleri de gözönünde bulundurmasını umuyoruz. ABD’nin Kürtlere karşı adaletsizliği, vahşeti ve soykırımcı politikaları ve Kürtlerin bu saldırganlığa karşı mücadelesini göreceğine inanıyorum”, dedi. (http://www.abcgazetesi.com/cemil-bayik-trumpi-tebrik-etti-abdnin-kurtleri-de-goz-onunde-bulunduracagini-umuyoruz-36039h.htm)

3 Aralık 2016 tarihinde böyle söylüyordu Cemil Bayık.

Yani Trump; “kendi halkının ve insanlığın çıkarına politikalar geliştirece”kti PKK’ye göre. Ve bu politikalar sonucunda “Ortadoğu politikalarında Kürtleri de gözönünde bulundurmasını umuyor”du PKK.

Trump, yukarıda saydığımız işkencecilerle, halk düşmanlarıyla, ırkçılarla, Parababaları uşaklarıyla gerçekleştirecek öyle mi “kendi halkının ve insanlığın çıkarına politikalar”ı?

Ve Mazlum Kürt Halkının çıkarlarını “gözönünde bulundur”acak öyle mi?

Böyle “umuyor”dunuz öyle mi?

Gülerler kedinin çamaşır yıkayışına…

Ama burada Trump’ın ne yaptığının bir önemi yok. O görevini yapıyor ABD Parababalarına karşı. Onun için getirildi o göreve. Dolayısıyla onun açısından siyasi ve ahlâki bir sorun yok yaptıkları için.

Ya PKK için durum ne?

Sömürge bir ulusun devrimcisi, önderi geçiniyorlar. Sadece Kürt Halkını kandırmıyorlar bu yaptıklarıyla, ne yazık ki bizim Sevrci Soytarı Sahte Solları da peşlerine takıp götürüyorlar… Dirhem dirhem, santim santim çürüyorlar ve çürütüyorlar.

ABD’nin bayrağını sallıyorlar. Onun “sahadaki ortakları”, “yerel güçleri” durumundalar. Ve onların lanetlenecek övgülerine mazhar oluyorlar ha bire…

Kime karşı mücadele ediyorlar?

Yiğit, yurtsever, antiemperyalist Beşşar Esad Yönetimine ve Suriye Halkına karşı ABD’yle birlikte savaşıyorlar.

ABD bayrağı altında “devrimci”, “yurtsever” bir mücadele yürüttüklerini iddia ederek; herkesi kör, âlemi sersem yerine koymaya çalışıyorlar.

İşte Trump’ın da yaptıkları ortada politik açıdan. İşine nasıl gelirse, çıkarına kim hizmet ederse onunla müttefik oluyor görünüyor. O, kendi BOP planını hayata geçirmek için her yolu, her aracı, her örgütü kullanmaya kalkıyor. Ne yazık ki bunda da başarılı oluyor, gördüğümüz gibi…

Dünyanın neresinde görülmüş ABD Emperyalistleriyle, onların bayrakları altında ve onların bayraklarını sallayarak devrimci mücadele yürütüldüğü?

Kime karşı savaş yürütüyoruz?

Bizzat dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı emperyalistlere ve başta onların ağababası, başhaydut ABD’ye karşı değil mi mücadelemiz, savaşımız?..

En azından Antiemperyalist olmak için hani nerede; ”Katil Amerika Ortadoğu’dan Defol!” haykırışımız?

Hani nerede Kahraman Gerilla Che’nin söylediği; ”Dünyanın başhaydut devleti ABD!” haykırışı?

Nerede, “Bizim her eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş çağrısı ve insanlığın en büyük düşmanı ABD’ye karşı halkların birliği için bir savaş narasıdır.” diyen Kahraman Gerilla Che’nin Tricontinental (Üç Kıta) Konferansı’na gönderdiği mektuptaki çağrı?..

ABD Emperyalistleriyle iş tutanların sözde gerekçelerini de bize Hikmet Kıvılcımlı söylüyor:

“Realite gözüm, realite…”

Yazık…