Şeker ve Şeker Fabrikaları hakkında

Hüseyin Ali

Hep söyleyegeldiğimiz gibi, AKP iktidarı bu ülkeyi bitirmeyi kendine hedef koymuş bir iktidar. Başkanı ise aynı zamanda BOP Eşbaşkanı olup, Türkiye’yi çökertmeye programlanmış bir robot gibi. Robotun kumandası kimde mi?

Emperyalizmin elinde.

Kısa geçmişe bakıldığında Cumhuriyet’in tüm kazanımlarının imha edildiğini görüyoruz. Sadece eğitim, sağlık, din, kültür, hukuk, tarih, kentleşme anlayışı gibi üstyapı kurumlarında değil, altyapıda da…

Ekonomide Cumhuriyet’in halkımızın dişinden tırnağından artırılan gelirlerle inşa ettiği kazanımlar ya kapatıldı (Sümerbank, Etibank, Seka vb.), ya özelleştirilerek tüketildi (Tekel içki ve sigara üretim tesisleri, telekomünikasyon kuruluşları gibi) ya da atıl bırakılarak yeni özelleştirmelere hazırlandı, hazırlanıyor.

En son şeker fabrikalarının özelleştirilmesi yani yerli-yabancı Parababalarına peşkeş çekilmesi gündemde.

Malum Kişi, bu konuda açıktan şöyle dedi:

“Bu işleri (şeker fabrikalarının peşkeşini – KY) yapacağız. Devletin sırtında yük ve zarar ediyor. Özelleştirme zararı önleyecek şekilde yapılacak. 2002’den beri gündemimizde. Doğru olan bu.” (Hürriyet, 11 Mart 2018)

Çömezi Milyar Ali ise Malum Kişi’den çok değil, bir hafta önce; “Kararlıyız, şeker fabrikaları satılacak.” (27 Şubat 2018) diyerek, ne pahasına olursa olsun, şeker fabrikalarının satılacağını ifade etmişti.

Neden böylesine kararlılar?

Nedenlerden birisini yukarıda belirttik: Türkiye’yi göçertmek! Şeker fabrikalarının satışı, bu bütünün bir parçasıdır.

Diğeri: Kamu malını cukkalamak! Böylece, kendileri de içinde, Antika-Modern kırması yandaş Parababalarının iştahını bastırmak.

Bir diğeri: Ekonomi bitişte! Bu satışlardan gelecek gelirle halkımızı bir süre daha kandırabilmek amaçlanıyor.

Pekiyi, neden alelacele sattık, satıyoruz diye yola çıktılar, kampanya başlattılar?

İki önemli gelişme oldu:

Birincisi, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson Türkiye’ye geldi. Gündem hep sadece Suriye, Afrin, Mümbiç gibi düşünüldü. Ama hep bir pazarlık söz konusudur. Malum Kişi koltuğunu sağlama alabilmek için ne vereyim, der. Emperyalizm de fırsat bu fırsat, koparabildiğini koparır. Stratejik plan Türkiye’nin çökertilmesidir nasılsa. Bu hedefe yönelik her şey isteyebilirler.

İşte şeker fabrikalarının hızla satışa hazırlanmasının bir nedeni bu. Yani ülkenin din bezirgânları tarafından önceden satışa sunulmuş olması.

Diğer gelişme ise, Cargill adlı Amerikan Gıda Tekelinin Türkiye’deki faaliyetleri…

Bunun üzerinde daha ayrıntılı durmak gerek.

Cargill ile Malum Kişi’nin ilişkisi eskilere, ta AKP iktidarının ilk yıllarına dayanır.

Cargill, Bursa Orhangazi’de, yasal engele rağmen, “birinci sınıf tarım arazisinde” mısır şurubu üreten bir işletme kurmuştu. Oysa birinci sınıf tarım arazisinde fabrika kurmak yasal değildi. Bu konuda Cargill’in kaybettiği 4 dava ve Danıştay tarafından iptal edilen izin ve ruhsat kararları vardı. Malum Kişi vatan hainliği konusunda icazet ve destek için 2004 yılı Mayıs ayında ABD’ye gittiğinde ABD Başkanı Bush, kendisine “Cargill’in önünün açılması için gerekli yasal değişikliklerin yapılması”nı emretmişti.

Emir demiri keser! Hemen yerine getirildi. Haziran ayında Meclise getirilen yasa taslağında Cargill’in hukuk dışı işgal ettiği birinci sınıf tarım alanı “özel endüstri bölgesi” yapılıverdi. Cargill böylece rahatlatıldı.

Asında Cargill ile Malum Kişi’nin ilişkisi daha da eskiydi. Cargill, pek çok alanda tatlandırıcı olarak kullanılan mısır şurubu üretiyordu (şimdilerde nişasta bazlı şeker olarak da gündemde). Cargill ile ortaklığı olan Pendik Nişasta, Ülker Grubu’nundu. Malum Kişi ise Ülker Grubu’nun bayisi… Dahası, Malum Kişi’nin mahdumu, sonradan, mısır şurubu ile tatlandırılan ve Ülker Grubu’nun ürünlerinden Cola Turka’nın dağıtımcısı oldu. Zamanın Maliye Bakanı, Cumhuriyet düşmanı Kemal Unakıtan’ın mahdumu ise Türkiye’ye düşük gümrük vergisiyle mısır sokuyordu. İlişkiler böylesine giriftti. Vatanı satmak ve cukkalamak konusunda hep bir hallı, Turhallılardı.

Gelelim sadede… İşte bu eli hem ABD’de, hem Türkiye’de uzun ABD gıda tekeli Cargill, bu yılın ocak ayında hükümete bir rapor verdi.

“Şeker Piyasası: Mevcut Durum ve Talepler” adlı rapor ile yapılmak istenen bir tür ekonomi tetikçiliği. Geleceğe yönelik, 2023’e kadar, birtakım projeksiyonlar yapılarak ve senaryolar düzülerek özetle şunlar isteniyor:

* Şu anda şeker pancarından şeker üretimi verimli değildir, pahalıdır, daha çok su ve emek ister, pancar dayanıksızdır.

* Oysa mısırdan elde edilecek şeker daha ucuz, verimlidir, ekonomik olarak çok daha üstündür, daha az su harcanır, mısır pancardan çok daha dayanıklıdır.

* Mısır üretiminde harcanan bir birim paranın “çarpan etkisi”, pancar üretimindekinin dört katı fazladır.

* Şeker şu anda çok pahalıdır, ucuzlatılması gerekir. Eğer böyle devam edilirse, 2023’te çok daha pahalı hale gelecektir (Bugünkü fiyatlarla kilogramı 3.79 TL olacaktır).

* Şeker piyasasında kayıt dışılık oranı çok yüksektir.

Bu durumun rahatlatılması için üç senaryo hazırlanmıştır. Bu üç senaryonun üçünde de şeker pancarı üretimi kısıtlanıyor, mısır üretimi ve nişasta bazlı şeker üretimi teşvik ediliyor. Ama bunlardan en başarılısı, en cazibi şöyle adlandırılıyor: “Tam Serbestlik Modeli ve Özelleştirme”.

Bu senaryoda önerilen, devletin şeker piyasasından tümüyle çekilmesi. Yani, şeker fabrikalarının kapatılması veya özelleştirilmesi. “Tam Serbestlik” denerek, tekeller döneminde “serbest rekabet” arayışından dem vuruluyor, böylece meydanın Cargill’e kalması amaçlanıyor.

Senaryoya göre, eğer bu yol seçilirse, şu “kazanımlar” söz konusu:

* Varolan durumun devam etmesine kıyasla 2023’te 32.7 milyar dolar değerinde reel büyüme etkisi yaratılacak,

* Mısır üretimi 2018’deki 28.4 milyon tondan 2023’te 39.9 milyon tona yükselecek,

* Pancar üretimi ise neredeyse yerinde sayacak, 20.2 milyon tondan 21.3 milyon tona artacak,

* Pancar bazlı şeker üretimi de neredeyse yerinde sayacak, 2018’de 2.82 milyon tondan 2023’te 3.28 milyon tona yükselecek,

* Şeker fiyatı kilogram aşına 3.3 TL’den 2.6 TL’ye gerileyecek,

* Nişasta bazlı şeker üretimi ise 0.98 milyon tondan 1.59 milyon tona tırmanacaktır (% 62 artış!)

* Böylece ihracata 4 milyar dolar katkı sağlanacak, kayıt dışı oranı % 43.2’den % 8.3’e gerileyecek, bu sayede kamuya 1.8 milyar TL ek mali kaynak aktarılacaktır.

Senaryo cazip… İkna etmek için bu gerekli. Ekonomi tetikçiliğinin esas unsuru kandırmak.

Bu kısım suyun üzerinde yer alanlar. Bir de tabiî, burada söylenemeyenler var. Şeker fabrikalarının peşkeşinden nasiplenmek gibi…

Bunlara karşılık Cargill net olarak ne istiyor?

Kendi ifadeleriyle aktaralım:

“Cargill olarak bizler kamu ile paydaşlık perspektifi dahilinde her türlü çalışmada paydaş olarak yer alma arzumuzu yineleriz.

“Ancak kısa dönemde yürürlükte olan mer’i mevzuat gereğince 30 Haziran’a kadar belirlenmiş olması gereken kotaların Bakanlar Kurulumuzca belirlenmesi ve nişasta bazlı şeker kotası artışının aynı kararnameye dercedilmesini talep etmekteyiz.

“Bu kapsamda, yaptığımız pazar araştırmalarına paralel olarak nişasta bazlı şeker kotasının Bakanlar Kurulumuzca yapılacak yüzde 30 artışla birlikte toplamda 400 bin ton olarak belirlenmesinin gerek arz gerekse talep dengeleri açısından uygun olacağı kanaatini taşımaktayız.” (https://www.tarimdanhaber.com/haber/tarim-gida-sirketleri/bakanlara-sunulan-cargill-raporu/)

Özetle “Rabbena, hep bana!” diyor Cargill. Oysa şeker fabrikalarının satılması, hem bu fabrikalarda istihdam edilen emekçilerin işsiz kalması, hem de pancar üretiminin düşmesiyle sonuçlanacaktır. O şeker fabrikaları ki, Türkiye’nin dört bir yanında hem pancar üretiminin yapılabilmesi, hem de yöredeki halkın istihdam edilmesi için planlı bir coğrafi dağılım halindedir (Şekil 1. Türkiye’de şeker fabrikalarının dağılımı).

Ve sonra tabiî, gelsin tekel fiyatları!

Oysa bugün gerçeklere baktığımızda:

Zararda gösterilen şeker fabrikaları aslında kâr etmektedir. Çalıştırılmayan, atıl durumdaki şeker fabrikaları da istatistiklere eklenerek zararda gösterilmektedir.

Şeker fabrikaları sayesinde 300 binin üzerinde insanımıza iş imkânı sağlanmaktadır.

Şeker pancarı kültürü hem ekili alanları zenginleştirmekte, hem yapraklarından ve posasından hayvancılıkta yararlanılmaktadır (Şekil 2. Şeker pancarının faydaları, https://odatv.com/odatv-seker-meselesini-cizimle-anlatiyor-31031825.html).

Tekrar Cargill’e gelirsek… Cargill 1865’de kurulan bir Amerikan şirketi. Tarım, hayvancılık, gıda, hammadde, ilaç alanlarında yatırımları olan bir şirket. Yıllık cirosu 109.2 milyar dolar (2017), yıllık net karı 2.835 milyar dolar (2017), toplam yatırımları 56 milyar dolar civarında ve dünya üzerinde 150 binin üzerinde çalışanı var (2018).

Kirli bir tekel Cargill. Dünya üzerinde pek çok vukuatı vardır. Birkaçını sayalım:

Irak’ta 1971’de yasak olmasına rağmen mantarlara karşı metilmerküri adlı cıvalı bileşik ile muamele edilmiş tahıl satması sonucu 650 kişinin ölümüne neden olmuştur.

Brezilya’nın Amazon Ormanlarında soya işleme birimleriyle ve soya üretimini teşvik ederek ormanların tahribatına yol açmıştır (2003 – 2006 yılları).

Endonezya ve Papua Yeni Gine’de yağ palmiyesi (Elaeis guinensis) üretimiyle bu bölgelerde tropikal yağmur ormanlarının tahribatına neden olmaktadır. Endonezya bugün dünyada en hızlı orman kaybının olduğu ülkedir. Aynı zamanda dünya palmiye yağı üretiminin neredeyse yarısı, % 45’inden fazlası, Endonezya kaynaklıdır.

Dünyanın geri pek çok ülkesinde (örneğin Özbekistan, Mali, Fildişi Sahili gibi) çocuk emeğini istismar ettiği kanıtlanmıştır.

Bu vukuatları nedeniyle Cargill hakkında açılmış pek çok dava vardır.

Ne var ki gene de yoluna devam etmektedir. Çünkü emperyalizm döneminde tekeller devletlerle bütünleşirler ve devlete istediklerini kolayca yaptırırlar. Acımasızlıkları, yanlışları, hukuksuzlukları, yasaları delmeleri göz ardı edilir.

Bizdeki din bezirgânı uşaklar ise bu uluslararası tekellerin yerli ayaklarıdır. Hem tekellerin işlerini kolaylaştırırlar, kamu zenginliklerini Parababalarına peşkeş çekerler, hem de kamu değerlerini cukkalarlar.

Bugün şeker fabrikaları topun ağzında, satılıyor. Yarın sular, ormanlar, araziler…

Ama nereye kadar?

Elbet bu vatan hainliğinin hesabı sorulacak!