Bir kez daha AKP’giller Yargısının “Siyasi Askerleri” üzerine

07.11.2021
A+
A-

Son demlerini yaşayan her diktatörlükte görüldüğü gibi, AKP’giller’in, AB-D Emperyalistlerinin hamiliğinde tesis ettiği ve 19 yıldır sürdürdüğü dikta rejimi son zamanlarda kendisini daha bariz şekilde dayatmaya başlamıştır. İnsanlarımızın temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanması, hatta yok edilmesi, en ufak bir hak arama mücadelesinin çoğunlukla şiddet yoluyla bastırılması, sosyal medya kullanımının dahi “milli güvenlik sorunu” ilan edilmesi ve AKP’giller’in attığı daha nice gerici, halk düşmanı adımlar, bu gerçekliği bir kez daha göze batırmaktadır.

AKP’giller’in Laik Cumhuriyet’i kerte kerte aşındırıp yok ederek kurduğu ve halkımızın üzerine bir karabasan gibi çökmekte olan diktatörlüğün, HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un çok yerinde ifadesiyle; “Ortaçağcı Faşist Din Devleti”nin en açık şekilde tezahür ettiği alanların başında ise bildiğimiz gibi Türkiye’deki Yargı Sistemi gelmektedir.

AKP’giller’in hukuk bürolarına dönüşmüş olan Yargı Sistemi, özellikle siyasi konularda ve AKP’giller’in vurgunları, soygunları, kamu malı hırsızlıklarıyla ilgili konularda adalet değil, tam anlamıyla adaletsizlik dağıtmaktadır. AKP’giller’in gerizleri her gün birer birer patlamakta, bunlara kayıtsız kalmaması gereken savcılar tam bir ölüm sessizliğine bürünmektedir. Halkçı Hukukçular’ımız neredeyse her gün AKP’giller’in hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, usulsüzlüklerini somut kanıtlarıyla birlikte yargıya taşımakta, bunlarla ilgili suç duyurusunda bulunmakta fakat AKP’giller Yargısı bu başvuruları bazen sümen altı etmekte, bazen de bu başvurularla ilgili bir çırpıda “Soruşturmaya Yer Olmadığına”, “Kovuşturmaya Yer Olmadığına” dair kararlar vermektedir.

Gazetemizin daha önceki sayılarında, şu andaki Yargı Sisteminin bileşenlerinden olan savcı ve hâkimlerin büyük çoğunluğunun ya bile isteye AKP’giller’le suç ortaklığı ettiklerini ya da duydukları korkudan ötürü Kaçak Saray’ın emir erleri haline geldiklerini, bu tutumlarıyla AKP’giller’in işlediği suçlarda birer “masabaşı faili” olarak görev yaptıklarını; AKP’giller Yargısının ise Nazi Yargısına öykündüğünü dile getirmiştik.

Evet, gerçekten de bugünün Türkiye’sinde yürürlükte olan AKP’giller Yargısı, birçok yönüyle Nazi Almanyası’nın Yargısını andırmaktadır. Bu gerçekliği Nazi Almanyası’ndaki sayısız “cüppeli katil”den belki de en ünlüsü olan Roland Freisler örneğiyle bir kez daha vurgulayalım.

Bilindiği gibi, Mart 1933’te Hitler’in iktidara gelişinden Almanya’nın İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda teslim olduğu 7 Mayıs 1945 tarihine kadar işleyen Nazi Yargı Sisteminde hukuksuzluk adeta bir norm haline getirilmişti. Weimar Cumhuriyeti’nden “Üçüncü Reich”a geçiş süreciyle birlikte yargı bağımsızlığı ve güçler ayrımı son bulmuş, hukuk alanında da tüm yetkiler süreç içerisinde “Führer”in yani Adolf Hitler’in elinde toplanmıştı. Wehrmacht’ın (Alman Silahlı Kuvvetlerinin) başkomutanı, hükümet başkanı, yürütme yetkisinin biricik sahibi olan ve açık diktatörlüğünü ilan eden Hitler, aynı zamanda baş yasa koyucu konumundaydı.

Hitler, “Adaletin Saptırılması” işini elbette tek başına yapmamıştı. Weimar Cumhuriyeti’nden kalma burjuva hukukun bir baskı, terör ve tedhiş aracına dönüştürülmesinde aynı zamanda sözde hukukçu cüppeli katillere de ihtiyacı vardı.

İşte Nazi Almanyası’nda hukukun katledilmesinde görev alan en ünlü cüppeli katillerden biri Roland Freisler’dir. Hitler iktidara gelmeden önce avukatlık yapan Freisler, 1925 yılında Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’ne üye olur. Hitler’e derin bir bağlılık duyan Freisler, faşizm ideolojisinin özellikle ceza hukukuna nasıl egemen olacağına kafa yorar. Zaten o dönemlerde Naziler de ceza hukukunun kendi insanlık dışı rejimlerine hizmet edecek şekilde yeniden yapılandırılmasına özel bir önem atfetmektedir. Freisler’in karanlık ruh ve düşünce dünyasıyla Hitler öncülüğündeki Nazilerin uyguladığı açık faşizm bir araya gelir ve Nazilerin bizzat kendi komploları olan Reicshtag Yangını Davası’nın sonuçsuz kalması bahanesiyle “Halk Adalet Divanı” (Volksgerichtshof) adında özel bir mahkeme kurulur. Mahkemenin en ünlü başkanı ise tabiî ki Roland Freisler’dir.

Nazi Almanyası’nda özellikle Halk Adalet Divanı’nın kurulmasıyla birlikte artık hukukun en temel prensiplerinden dahi kopulmuştur. Alman yazar Helmut Ortner’den dinleyelim:

“Nasyonal Sosyalistler, adaleti tamamen siyasi hedeflerine tabi kılmışlardı. Adım adım hâlâ geçerliliğini koruyan Medeni Kanun’un temel yapısı değiştirilmiş ve muhtevasının kökeni gasp edilmişti. Özellikle de ceza hukuku, halkın ve devletin çıkarlarını korumak adı altında, Nasyonal Sosyalist savaşın hukukuna dönüştürülmüştü.” (Helmut Ortner, Acımasızca Alman-Hitler Diktatörlüğünde Failler ve Kurbanlar, Çev: Emrah Cilasun, Tekin Yayınevi, s. 78)

İşte hukukun böylesine iğdiş edildiği bir dönemde, artık savcılar da hâkimler de mahkemelerde görev yapan birer “Siyasi Asker” haline gelmişlerdi. Bunu, Halk Adalet Divanı Başkanı sıfatıyla günde ortalama 10 idam kararına hükmeden Freisler’in bizzat kendisi ifade etmektedir:

“Dr. Roland Freisler kendisini bir ‘siyasi asker’ olarak görüyordu. Halk Adalet Divanı başkanı olarak sahneye çıktığı gün, 15 Ekim 1942’de Hitler’e yolladığı bir mektupta kendisini böyle tanımlamıştı.” (age, s. 79)

Peki, Halk Adalet Divanı adı verilen bu tedhiş aracı kararlarını hangi kriterlere göre alıyordu?

Bu sorunun çarpıcı cevabını, Freisler’in yine Hitler’e yazdığı bir başka mektupta görüyoruz. Freisler, mektubunda aynen şu ifadelere yer vermişti:

“Führerim, Halk Adalet Divanı her zaman sanki siz karar veriyormuşsunuz gibi karar almaya çalışacaktır.” (age, s. 74)

İşte Nazi Almanyası’nda hukukun getirildiği durumun en somut, dolaysız göstergesi, Freisler’in bu sözleriydi. Ve gerçekten de Halk Adalet Divanı tam da; “Sanki Führer karar veriyormuş gibi” kararlar verdi: Mahkemelerde yargılanan, Nazilerin deyimiyle “Halk Haşereleri”, ki çoğunlukla masum olan bu kişilerin sayısı binlerle ifade ediliyordu, kimi zaman hapis cezası bile gerektirmeyecek kadar hafif suçlardan idama mahkûm edildi, katledildi. Komünistlerin, Sosyal Demokratların, Hitler muhaliflerinin ortadan kaldırılması işinin hukuki kılıfını sağlayan merci de Halk Adalet Divanı oldu.

Yine HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un altını çizdiği gibi, günümüzde tüm muhalif kesimlere karşı bir operasyon silahı olarak kullanılan AKP’giller Yargısının da işleyiş ve iç mantık bakımından Nazi Almanyası’ndaki Halk Adalet Divanı’ndan bir farkı kalmamıştır.

Evet, AKP’giller Naziler gibi açık bir faşizm uygulayamamaktadır. Evet, günümüzdeki mahkemelerden idam kararları çıkmamaktadır. Nazi Almanyası’nda olduğu gibi muhaliflerin başları resmi kararnamelerle giyotin kullanılarak gövdelerinden ayrılmamaktadır.

Fakat ne yazık ki günümüzün hâkim ve savcılarının büyük çoğunluğu da tıpkı Freisler’in Hitler’e yazdığı mektupta dile getirdiği şekilde görev yapmaktadır. AKP’giller Yargısının savcılarının büyük çoğunluğu iddianameler hazırlarken, hâkimlerinin büyük çoğunluğu özellikle siyasi içerikli davalarda kararlar verirken tıpkı Freisler’in ifade ettiği şekilde; “Sanki Reis karar veriyormuş gibi”, davranmaktadırlar. Yani ne yazık ki tarumar edilmiş Laik Cumhuriyet’in savcılarının, hâkimlerinin büyük çoğunluğu, AKP’giller’in ve hukuk dışı düzenlerinin “Siyasi Askerleri”ne dönüşmüş durumdadır. Bu tutum hukukun temel ilkeleriyle, vicdanla, hakkaniyetle ve insani değerlerle bağdaşmadığı gibi aynı zamanda alenen suç teşkil etmektedir.

Şu ya da bu nedenden ötürü AKP’giller’in mahkemelerdeki Siyasi Askerliğine soyunan sözde hukukçuların da çok iyi bildikleri gibi, her suçun bir cezası vardır. Suçlular da eninde sonunda hak ettikleri cezayı çekerler. Bugün AKP Yargısının Siyasi Askerleri, bizzat AKP’nin hazırladığı Anayasayı dahi ihlal etmektedirler. Bırakalım 21’inci Yüzyıl’ın egemen Burjuva Hukukunu, 13’üncü Yüzyıl’da imzalanan Magna Carta Libertatum-Büyük Özgürlükler Sözleşmesi’ne dahi aykırı şekilde görev yapmaktadırlar.

Magna Carta’nın 40’ıncı maddesi şöyledir:

“Kimseye hakkı ya da adaleti satmayacağız, kimseyi haktan ya da adaletten men etmeyeceğiz, kimse için hakkı ya da adaleti geciktirmeyeceğiz.”

Bugün AKP’giller’in mahkemelerdeki Siyasi Askerleri, hakkı ve adaleti Kaçak Saray’a, hem de büyük oranda bedelsiz şekilde satmakta; AKP muhaliflerini haktan ve adaletten men etmekte, geniş halk yığınları için adaleti geciktirmektedir. Eğer bu tutumlarından vazgeçmezlerse hak ettikleri cezalarla kesin surette yüz yüze gelecekler, halkın adalet terazisinde tartılacaklardır. Ve yine çok iyi bildikleri gibi “Hükm-ü avam istinafsızdır.”