Bu kadarına da pes doğrusu…

09.01.2015
A+
A-
Bu kadarına da pes doğrusu…

 

Geçen sayımızda Usta’mızın Osmanlı Tarihinin Maddesi Cilt I adlı eserinden bir aktarma yapmıştık. Orada Usta’mız, sarayların sınıflar arasındaki zıtlıkların en net göstergesi olduğunu söylüyor ve gerçekte nasıl birer mezar olduğunu anlatıyordu. Usta’mız sarayı şöyle tarif ediyor ve oralarda yaşamak isteyenler için son söz olarak şunları söylüyordu:

“Bugün bize saçma ve gülünç gelen çalım, poz, Saray heveslileri hâlâ az mıdır?”

Biz de, az olur mu? diye yazmıştık ve Tayyip’i örnek vermiştik.

 

Tayyip’in benzeri

Şimdi o “hevesliler”e yeni bir örnek vermek istiyoruz:

Asya’da Borneo Adası üzerinde küçük bir ülke olan Brunei Darussalam Sultanı Haji Hassanal Bolkiah Mu’izzaddin Waddaula Bolkiah, 22 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin ikinci kralı. “Dünyanın en büyük sarayı olan Istana Nurul Iman’da yaşıyor. 200 bin metrekarelik alan üzerine kurulu sarayda 1788 oda, 290 banyo, 1500 kişilik bir cami ve 5 yüzme havuzu bulunuyor. Kubbeleri, kapı kulpları altın kaplama olan 1.4 milyar dolarlık sarayı, 51 bin ampul aydınlatıyor. 7 bin otomobili olan Brunei Sultanı’nın garajında yer alan araçlardan bazıları şunlar: 1574 Mercedes, 604 Rolls Royce, 452 Ferrari, 382 Bentley, 209 BMW, 179 Jaguar, 134 Koenigsegg, 21 Lamborghini, 11 Aston Martin… 2007 yılında kızını 14 gün süren bir düğünle evlendiren Brunei Sultanı’nın altın kaplamalarla döşenmiş bir Boeing 747’si, 6 küçük uçağı ve 2 helikopteri de bulunuyor. ” (http://www.ensonhaber.com/dunyanin-en-zengin-2-krali-istanbulda-2012-04-07.html)

Yani var Tayyip’in benzerleri dünyada. Olmaz olur mu?..

Usta’mız da zaten onu söylüyor “çalım, poz, Saray heveslileri hâlâ az mıdır?” diyerek…

Bunların ikisi de Müslüman. Üstelik “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” diyen Hadis’in sahibi Hz. Muhammed’in diniyle dinli olduklarını söylüyorlar bir de utanmadan, arlanmadan bunlar. Siz kim Hz. Muhammed ve O’nun dini kim?..

Siz, Halklarınızı Allah’la aldatan zalimlersiniz. İblislersiniz. Şeytanlarsınız. Siz ancak CIA, Pentagon, Amerikan İslamının dindarısınız. Onların maşası, uşağısınız. Başka bir şey de değilsiniz. Zaten de olamazsınız bu yaptıklarınızla. İnsanlık bir Hz. Muhammed’e ve O’nun yaptıklarına, yaşayışına, anlayışına bakacak bir de sizinkine. Ve sizin, anlayışınızın, yaşayışınızın yüzüne tükürecek. Tarih sizi lanetle anacak. Muaviye’lerin, Yezid’lerin yanına koyacak Tarih sizi.

 

Ama başka bir örnek de var!

Dünyada bütün liderler böyle değil tabiî ki. Yine geçen sayımızda Küba’dan, Fidel’den örnekler vermiştik.

Şimdi de bir başka ülkeden, Uruguay’dan (Guarani dilindeki adıyla “Boyalı Kuşlar Ülkesi”nden) ve onun liderinden örnek vermek istiyoruz. Bu lider eski Uruguay Devlet Başkanı José Alberto Mujica Cordano ya da herkesin O’na hitap ettiği adıyla Pepe. (Eski olmasının nedeni, Uruguay Anayasasına göre ikinci kez aday olamadığı için. Seçilen yeni Başkan Tabare Vazquez de Geniş Cephe’nin adayı. Ve ikinci kez seçilmiş durumda. Yani 2005-2009 arasında da Başkan oydu.)

Jose Alberto Mujica Cordano, 20 Mayıs 1935’de Montevideo’da doğuyor. Dört yaşında yetim kalıyor. Yoksulluk içinde büyüyor. Ortaöğrenime devam edemiyor. O yüzden de yoksulluğun ve eğitimsizliğin ne olduğunu çok iyi biliyor On üç yaşından itibaren çeşitli partilerde görev yapıyor. Yirmili yaşlarında komünist dünyayı; Moskova, Pekin ve Havana’yı geziyor. Fidel Castro ve Che Guevara ile tanışıyor. 1963’te Raul Sendic ile birlikte TUPAMARO’lar diye bilinen Ulusal Kurtuluş Hareketi (Movimiento de Liberación Nacional-MLN)’nin kurucularından oluyor. (Tupamaro adı 18’inci Yüzyılda İspanyol egemenliğine karşı girişilen ayaklanmanın önderi Túpac Amaru II’den geliyor.) Yaşamının 14 yılını cezaevinde geçiriyor, vücudunda tam altı kurşun yarası var.

Cezaevinden çıktıktan sonra yeni şartlara uygun olarak, birçok bileşeni bulunan ancak en önemli bileşenlerini Sosyalist Parti, Uruguay Komünist Partisi, Uruguay Meclisi ve Hıristiyan Demokratların oluşturduğu Geniş Cephe (Frente Amplio-FA)’nın kurucularından oluyorlar Tupamaro’lar olarak. Ve Pepe, Geniş Cephe’nin adayı olarak girdiği seçimleri kazanarak Devlet Başkanı oluyor.

Pepe, Devlet Başkanıyken yaptığı bir açıklamada şöyle diyor:

“Ben insanların geceleri yatacak saçak altı bile bulamadıkları bir dünyada, başkalarının 500 metrekarelik malikânelerde yaşamasını anlamıyorum. Evsizler için ev, suyu olmayanlar için su lazım, ekmek lazım. Sen böyle bir dünyada ‘özel uçağım olsun, oraya buraya gideyim’ diyorsun. Eğer herkes daha fazlasını isterse, bir gün kimseye bir şey kalmayacak.”

Ve José Alberto Mujica Cordano, gerçekten söylediği gibi yaşayan birisi. Devlet başkanı seçildikten sonra da yaşadığı evi bırakmıyor, birkaç dönümlük bahçesindeki, ekinleriyle, köpeği Manuela, tavukları, horozlarıyla yaşıyor. Bahçesinde çiçekler, sebzeler yetiştiriyor. Suyunu kuyudan çekiyor, çamaşırlarını bahçede kurutuyor. Ve halkla iç içe yaşıyor. Göreve giderken 1987 model Volkswagen’i bizzat kendisi kullanıyor. Arabasına binmezse toplu taşıma araçlarıyla gidiyor görevine.  Şoförleri, etrafında koruma orduları yok. Evinin kapısında sadece iki polis var. Misafirlerini evinde ağırlıyor. Günlük giysileri buruşuk bir pantolon ve fermuarlı bir mont. Resmi görüşmelerinde de kravat takmıyor. Protokol kurallarına aldırış etmiyor. Biçime boş veriyor. Öze bakıyor. Devlet Başkanı olmadan önce nasıl yaşıyorsa yine öyle yaşıyor. Başkanlık konukevini ise Suriyeli yetim çocuklara açıyor. Üstelik devletin kendisine verdiği 12 bin dolarlık maaşının yüzde 90’ını yoksullara bağışlıyor. Mujica’ya göre, senatör olan eşinin geliri kendilerine yetiyor.

Ve kendisine fakir denmesini kabul etmiyor:

“Bana fakir denmesi yanlış, ben, tutumlu bir insanım. Gerçek fakirler, sürekli yaşamdan talepleri olan ve elde ettikleri ile yetinmeyen insanlardır. Ben elimde hafif bir bavulla dolaşıyorum. Bu, bana, istediğim yaşamı sürdürmek için yeterli zamanı veriyor. Asıl özgürlük, yaşamak için kazandığın zamandır.” diyor.

Ve bunları gösteriş olsun diye yapmıyor. Düşüncesiyle, inancıyla, yaşamıyla ve gerçekleştirdikleriyle bunu her açıdan kanıtlıyor. Uruguay bugün yaşam standartları ve halka verdiği özgürlüklerle dünyada örnek ülkelerden biri.

Peki neler kazandırmış halkına Pepe ve onun lideri olduğu Geniş Cephe?

(Aşağıdaki bilgiler Yurt Gazetesi’nde Yunus Emre’nin araştırmasından, Birgün Gazetesi’ndeki bilgilerden ve internetteki haber portallarından derlenmiştir.)

Geniş cephe iktidara geldiğinde Uruguay’da Kişi Başı Milli Gelir 4.000 dolar civarında. 2013’te ise 16 bin doları aşmış. Uruguay’da bütçe açığı milli gelirin yaklaşık yüzde 3,3’üne denk geliyor. Bu rakamlarla birlikte Uruguay artık yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil.

2002’de yüzde 17 olan İşsizlik 2014’te 6,2’ye düşmüş. 2004’te yüzde 39,9 olan yoksulların tüm nüfusa oranı 2013’te yüzde 11,5’e düşmüş. 2004’te iktidara geldiklerinde “Toplumsal Acil Ulusal Yardım Programı”, daha sonra 2007’de “Adalet Planı” adı verilen uygulamalarla yüz binlerce insanın yaşam şartları iyileştiriliyor. 12 yaşına kadar olan çocuklar için çocuk başına aile yardımı 11,30 dolardan 30 dolara, 13-18 yaş grubundaki çocuklar için ise yine 11,30 dolardan 43 dolara çıkarılıyor Adalet Planı’yla. Ve yoksul aileler çocuklarının okula devam etmesi koşuluyla bu yardımı alabiliyorlar. Bir milyondan fazla Uruguaylı bu yardımdan faydalanıyor. Ki Uruguay’ın nüfusu 3,4 milyon. Yani nüfusun 3’te 1’i bu yardımı alıyor.

 “Bu ekonomik gelişmenin sırrı gelişme anlayışının değişmesinde yatıyor. Bütün dünyanın kemer sıkma politikaları uyguladığı bir dönemde Uruguay diet yapmak yerine beslenme alışkanlıklarını değiştirdi. Mujica’nın başkanlığında Frente Amplio hükümeti alternatif bir kalkınma modelini hayata geçirmeye çalışıyor ve kamu hizmetlerinin uygulanmasında “kapsayıcı yaklaşım” izliyor. Mujica hükümeti, sosyal politikanın yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele aracı olduğunu vurguluyor. Eğitim, sağlık, barınma ve çalışmanın herkes için temel bir hak olduğunu savunuyor. Sosyal hizmetlerin teoriden pratiğe dönüşmesi için elbette maddi kaynak gerekiyor. Bu kaynağın sağlanması için vergi sisteminde köklü değişiklikler yapıldı. Artan oranlı vergilendirme uygulanıyor yani zenginler daha fazla vergi ödüyor.” (http://www.adilmedya.com/biri-musluman-biri-ateist-h39364.haber)

Uruguay İşçi Sınıfı da bu gelişmeden her yönüyle payını alıyor. Reel (Gerçek) Ücretler yüzde 25 artıyor. Sendika sayısı ve sendikalı işçi sayısında büyük artış oluyor. Bu oran Geniş Cephe (FA) döneminde 2 kat artıyor.

Uruguay’da “eğitime ayrılan bütçe savunma bütçesinin 20 katı. Eğitim parasız ve laik. Öğrencilere bilgisayar dağıtılıyor. Hedef ülke genelinde bedava internet yayını… Sağlık parasız, sağlık merkezleri yaygın… Müzeler, parklar ve plajlar ücretsiz. Festivaller, bayramlar ve kutlamalar birbirini izliyor. Askerlik zorunlu değil, komşu ülkeler Arjantin ve Brezilya ile hiçbir sorun yaşanmıyor.”

İşte Pepe’nin yukarıdaki açıklamasını okuduktan, Uruguay’ın geldiği son durumu öğrendikten sonra davamıza olan inancımız bir kez daha güçlendi. Bir kez daha gördük ki, davamız, haklı bir dava ve halkın davası gerçekten. Ve enternasyonal bir dava. Çünkü, bu sözlerin, bu anlayışın, bu uygulamaların sahibi José Alberto Mujica Cordano-Pepe, bizim gibi bir devrimci. Bir yurtsever. Bir halksever. Bir antiemperyalist.

Ülkesinin zenginliğini, itibarını saraylarda aramıyor. Halkının mutluluğunda, sağlığa, eğitime parasız ve kolayca erişiminde arıyor. Kişi Başı Milli Gelirin oranına bakarak arıyor…

 

Mazlumlar, zalimlerden hesap sorar bir gün…

Hatırlayacağımız gibi, Tayyip, Saray daha inşaat halindeyken, yapılan eleştiriler karşısında 3 Mart’ta şöyle konuşmuştu (Ancak o zaman adı “bina”ydı. Henüz saray olarak adlandırılmamıştı.):

“(…) Yeni başbakanlık binasının yapımı ile ilgili sıkıntı söz konusu değil, inşallah nisan, mayıs gibi beraber açılışını yapacağız. Hukuksuz olarak yaptığımız hiçbir şey yok. Güçleri yetiyorsa yıksınlar. Yürütmeyi durdurdular, bu binayı durduramayacaklar. Açılışını da yapacağım, içine de girip oturacağım” demişti.

Allah için oturdu da. Doğruya doğru. Ama neyin karşılığında?

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, “Bilgi Edinme Kanunu”na istinaden Sarayı yapan TOKİ’ye, Sarayın maliyetini soruyor. TOKİ’nin verdiği cevap: “Maliyet açıklanırsa ekonomi sarsılır” oluyor. Yani maliyet o denli yüksek, o denli fazla…

Bütün bu gerçekler karşısında Tayyip, “Eğilme”di, “dik dur”du(!) ve 3 Aralık’ta şöyle efelendi:

“İşte şu anda çatısı altında bulunduğumuz Beştepe Cumhurbaşkanlığı Sarayı. Biliyorsunuz neler söylediler, neler söylüyorlar, neler söylemeye devam edecekler. Varsın söylesinler. Hiç umurumuzda değil. Biz, büyük bir devlet olmanın gayreti içerisindeyiz ve bu gayretimizi de sürdüreceğiz.  (…)

“MİLLETİN SARAYI: Burası Tayyip Erdoğan’ın sarayı değil. Burası Türk milletinin sarayıdır. Bu saray sadece Türk milletinin kendi imkanlarıyla inşa edilmiş olan bir saraydır.”

Orada efelenmesiyle kalmadı, 6 Aralık günü yine şöyle kükredi:

“(…) Bin odalı değil. Bin 150 küsur odası var. Bunu da bilin.”

Şimdi bütün bunlar neyin göstergesi?

Suçluluğun!

Efeleniyor, celalleniyor, suçluların telaşıyla suçunu bastırmaya, örtbas etmeye çalışıyor. Böylelikle karşısındakileri susturmak istiyor.

Türk Dil Kurumu (TDK) Sözlüğü pişkinlik için şöyle diyor: “3. Saygısızca davranarak işini yürüten. 4. Yüzsüz.” Yüzsüz için ise: “1.  Yüzü olmayan. Utanmaz, sıkılmaz, çekinmez, arsız.”

Tayyip, sarayına karşı yapılan eleştiriler karşısında işte tam bu sıfatların kapsamına giren tutum ve davranışlar takınıyor, sergiliyor. Ama bütün bunlar; efelenmeler, pişkinlikler, yüzsüzlükler, arsızlıklar, sıkılmazlıklar gerçeği gizlemeye, yalanı, yanlışı, hırsızlığı, kamu malı aşırıcılığını saklamaya yetmiyor. Yetmez.

Elbet bir gün mazlumlar bunlar gibi zalimlerden yaptıklarının hesabını sorar. Çaldıkları, yedikleri onların burnundan fitil fitil getirilir. Halkın adaleti mahşere kalmaz! Hırsızlıklarının, yolsuzluklarının, kamu malı aşırıcılıklarının hesabını halk önünde, İşçi Sınıfı adaleti önünde verirler. Buna inancımız tam!

 

Aradaki fark neden?

Şundan: Tayyip ve benzeri-benzerleri, insanın insanı ezdiği, soyduğu, sömürdüğü, zulmettiği Sınıflı Toplum savunucusu insanlardır. Tayyip, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcisidir. Ve kişiliğini şekillendiren dünya görüşünü bu sınıf temeli belirler. O da özetçe şudur: Ezeni-ezileni, soyanı-sömürüleni, zulmedeni-zulme uğratılanı meşru gören, kabul eden, insanlar arasında eşitsizlikleri sürdüren bir anlayıştır. Halkı sevmezler, onları, kendi çıkarları için kullanılacak bir eşya, bir mal olarak görürler. O yüzden de onlarla aralarına Saraylar gibi, maddi eşitsizlikler gibi eşitsizlikler koyarlar. Yurtsever değillerdir. Hep kendi ve kendileri gibi olanların çıkarlarını düşünürler. Ona uygun davranırlar. Tayyip de bu yüzden böyle davranıyor.

José Alberto Mujica Cordano-Pepe ve benzeri-benzerleri; insanın içinde yaşadığı kahredici adaletsizlikleri doğru bulmayan, insanlığının hakkını vermeye çalışan, eşitsizliğe, haksızlığa, adaletsizliğe, sömürüye, zulme karşı çıkan insanlardır. Halksever, yurtsever, namuslu insanlardır. Sadece kendilerinin değil tüm toplumun çıkarlarını gözetirler, ona uygun davranırlar. O ve onlar bu yüzden böyle davranıyorlar. Herkes kendi inancına, ideolojisine uygun davranıyor, yukarıda da somut örneklerini gördüğümüz gibi.

Hz. Muhammed bir Hadisinde ne diyordu:

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.”

Tayyip ve benzerleri, halkı (şimdilik) ne kadar Allah’la aldatırlarsa aldatsınlar, Hz. Muhammed ehlinden değildirler. Çünkü onlar; Hz. Muhammed’in Elçisi olduğu Kur’an’ın, söylediği durumdadırlar:

“Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.” (Kur’an, Bakara Suresi 18’inci Ayet, Yaşar Nuri Öztürk Meali)

Tayyip ve Tayyipgiller için ne söylesek boş yaşayarak gördüğümüz gibi. O yüzden de Kur’an’ın sözünün üstüne söz söylemeyelim artık!