Yine At İzini İt İzine Karıştırıyorlar

09.01.2015
A+
A-
Yine At İzini İt İzine Karıştırıyorlar

 

Geçtiğimiz günlerde Yargıdaki F Tipi savcıların dördü HSYK tarafından görevden uzaklaştırıldı. Bunların arasında en bilineni; masumiyet karinesi, savunma hakkı gibi burjuva hukukunun en temel kurallarını hiçe sayıp, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırarak yürüttükleri Ergenekon, Balyoz, OdaTv gibi operasyonların baş aktörü Zekeriya Öz. Diğerleri de bu operasyonlara farklı zamanlarda dahil olanlar…

Elbette bu savcılar bu davalarda büyük suçlar işlemişlerdir. Ancak görevden uzaklaştırma gerekçelerine baktığımızda, yukarıda belirtilen davalardaki suçlarına rastlayamıyoruz.

Örneğin, Zekeriya Öz; “çok sayıda usulsüz eylem, Ali Ağaoğlu’nun parasıyla Dubai’de tatil yapmak, 17 Aralık operasyonu sonrasında Emniyet’e gelip polisleri tehdit etmek, Twitter’da siyasi mesaj atmak, Tayyip Erdoğan’a hakaret etmek”,

Celal Kara; “17 Aralık’ta gözaltına alınanlara savunma hakkı vermemek”,

Mehmet Yüzgeç; “somut bilgi ve belge olmadan gözaltı işlemi yapmak, mal varlıklarına el koymak”,

Muammer Akkaş; “25 Aralık soruşturması sonrasında Adliye önünde bildiri dağıtmak” gibi gerekçelerle açığa alınmışlardır.

Yani savcıların açığa alınmaları kararının tamamen 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarındaki işlemleri nedeniyle alındığını görmekteyiz.

İyi de bu adamların yukarıda belirttiğimiz CIA operasyonlarındaki suçları ne olacak?

Çok kısa birkaç örnek verirsek;

Gönderecekleri bir çağrı kâğıdı ile pekala ifade vermeye gelecek olan, 70-75 yaşındaki insanları gece yarılarında evlerine baskın yaparak gözaltına aldıran, saatlerce sandalye üzerinde uykusuz bırakan bunlar değil miydi?

Türkan Saylan gibi, iyilik meleği bir biliminsanının ölümcül bir hastalıkla mücadele ettiğini bile bile evine baskın yapıp arama-tarama yapanlar bunlar değil miydi?

Operasyonların biri bitip diğerinin başladığı günlerde, daha başka kimlerin gözaltına alınacağını, gözaltına alınanlardan kimin tutuklanıp kimin serbest bırakılacağını yandaşları olan Pensilvanyalı İblisin yayın organlarına servis edenler bunlar değil miydi?

Bizzat uydurdukları sahte delillerle yürüttükleri yargılamalarda onlarca-yüzlerce insana, ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapisten tutun da onlarca yılı bulan cezaları veren/verdiren bunlar değil miydi?

Daha onlarcasını sayabileceğimiz bu suçlarından hiçbirisi soruşturma kapsamında bulunmamaktadır.

İşte tam da burada at izi it izine karıştırılmakta…

Savcıların, haklarında yürütülen soruşturma süresince görevden uzaklaştırılmaları, soruşturma sonunda idari ve adli yönden yargılanacak olmaları, Ergenekon, Balyoz, OdaTv vb. davalardaki mağdur kitlesini, hatta bazı avukatlarını memnun etmektedir.

Bu kitle içindeki İP’lileri ayrı tutmalıyız. Zira bu ekip, baştan itibaren “yolsuzluklar ikinci plandadır” diyerek 17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonuna karşı çıkmışlar, Tayyipgiller’le Pensilvanyalı İblis arasındaki post kavgasında kayıtsız şartsız Tayyipgiller’den yana tutum almışlardır.

Yayım hayatına başladığı ilk günden itibaren ve özellikle de Ergenekon operasyonları sürecinde ağzından salyalar akarak İlericilere, Demokratlara, Laiklere, Mustafa Kemalcilere saldıran Akit Gazetesi’ne demeçler vererek; “Cemaate karşı T. Erdoğan’la işbirliği yapabiliriz” diye mesaj göndermişlerdir. Nitekim Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonlarının birinci yıldönümü olan geçtiğimiz 17-25 Aralık’ta da konuyu görmeyerek, sanki Ergenekon savcılarından intikam alınıyormuş, HSYK demokrat, laik bir yapıya kavuşturulmuş gibi yayınlar yaparak her zamanki hainane görevlerini yerine getirmişlerdir.

Son yıllarda yönünü iyice Ortaçağcı şeriatçılara, cemaatlere, AB-D’nin kayıtsız şartsız uşaklarına çeviren Yeni CHP’nin Sorosçu yönetimi de Tayyipgiller’le F Tipi Cemaat arasındaki bu iktidar kavgasında, kayıtsız şartsız Pensilvanyalının yanında yer aldı. Sözde savcıları “kahraman” ilan ettiler.

Bir de bizzat bu Pensilvanyalı Ortaçağcıların yayın organları var..

Bunlar da hızlarını alamayarak, savcıları görevden uzaklaştırmanın “yeniden örgütlenmeye başlayan derin yapıların Ergenekon’un intikamını alma girişimi” olduğunu yazmaktalar.

İyi de yukarıda da belirttiğimiz gibi, savcılar hakkındaki iddiaların hiçbirinde Ergenekon sürecinde yaptıkları hukuksuzluklar, işledikleri suçlar bulunmamaktadır ki…

Tıpkı Ergenekon operasyonlarına; Veli Küçük, İbrahim Şahin gibi gerçek Kontrgerilla elemanlarını buradaki suçlarından değil de AKP’ye karşı düzenlenen bir iki toplantı ve mitinge katılmalarından dolayı dahil ederek kafa bulanıklığı yarattıkları gibi… Böylece hem bu katillerin gerçek suçlarının unutulmasını sağlamış oldular hem de bu isimleri gören birçok ilerici kesimin bu CIA Operasyonuna desteğini kazanmış oldular.

Savcılar olayında da, Tayyipgiller’le Pensilvanyalı İblis arasında kıyasıya yürütülen post kapma, iktidar nimetlerinden yararlanma, kamu mallarını aşırma savaşında, taraflar birbirine acımamaktadır.

Ergenekon sürecinde bu operasyonların planlayıcısı CIA ve uygulayıcısı Tayyipgiller’in iktidar gücünü arkalarına alarak tetikçilik yapan bu savcılar, Tayyipgiller’in hukuk bürosuna dönüştürülen yargı içinde “özel yetkiler”le donatılmış “seçkin” insanlar değil miydi?

Bu nedenle de bizzat Tayyip’in zırhlı aracını vererek ödüllendirdiği, AB-D Emperyalistleri tarafından da “orduyu etkisizleştiren, sivil siyasetin önünü açan cesur savcılar” diye sırtları sıvazlanan bunlar değil miydi?

Evet bunlardı…

Ama ortaklık bozulunca taraflar, birbirinin yıllardır bildiği kirli çamaşırlarını ortaya dökmeye ve rakibine öldürücü darbeler vurmaya başladı.

Başka bir ifade ile AKP’lilerin rüşvet ve yolsuzluk batağına saplandıkları sadece 17-25 Aralık Operasyonu ile mi ortaya çıktı? Ya da bu yolsuzlukları İblisin yargı içindeki elemanları bilmiyor muydu?

Tabiî ki biliyorlardı. Uygun zamanı kollayarak, sürekli olarak yeni yeni delil biriktirdikleri de görülmüş oldu.

Öyleyse bu savcıların; Ergenekon sürecindeki suçlarına ek olarak bir de TCK’nin 283. Maddesinde öngörülen “Suçluyu Kayırma” suçundan da “9 aydan 7,5 yıla kadar hapis cezası” istemi ile yargılanmaları gerekmektedir.

Sonuç olarak; Tayyipgiller’le Pensilvanyalı İblis arasındaki bu kavgada taraflardan birinden yana olmak bilerek ya da bilmeyerek rüşvete, yolsuzluğa, hırsızlığa, tüyü bitmemiş yetimin hakkının yenmesine yandaş olmaktır. Çünkü her iki taraf da bu suçların failleridir. Her ikisinden de hesap sorulmalıdır. Bunların birbirlerinden gerçek anlamda bir hesap sorması beklenemez. Çünkü ne Tayyipgiller “demokrasi kahramanı”dır ne de İblisin adamları “halkın, cumhuriyetin savcıları”dır…

Demokratik Halk İktidarında her ikisinden de bütün suçlarının hesabı sorulacaktır.