Doğu Akdeniz’de ve Ege’de neler oluyor?

05.09.2020
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

İçeriden bakarsak; şöyle uçuyoruz, böyle vuruyoruz, kazanımlar elde ediyoruz…

Libya ile “Deniz Anlaşması” imzalayarak Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığımızı genişletiyoruz, “Münhasır Ekonomik Bölge”(1) ilan ediyoruz.

“Mavi Vatan” haritaları yayımlayarak Doğu Akdeniz’de ön alıyoruz. Doğu Akdeniz’de Navtex üstüne Navtex ilan ederek(2) Oruç Reis, Ataman ve Cengizhan gemileri, savaş gemileri eşliğinde sismik araştırmalar yapıyor. Son olarak da Doğu Akdeniz’de 29 Ağustos-11 Eylül arasında atış eğitimi yapılacağı duyuruldu.

Bütün bunlar; içeride kendilerinden hızla uzaklaşan seçmen kitlesini ulusalcılık oynayarak konsolide etmeye yönelik atraksiyonlar…

Oysa dışarıdan bakarsak, Akdeniz’e kıyı devletlerin tamamıyla ilişkileri bozulmuş ve yalnızlaşmış bir Türkiye var…

Libya’da İhvancı Sarraç yönetimi ile deniz yetki alanlarını belirleyen mutabakat ve askeri yardım anlaşması imzaladılar. Anlaşma gereği ilan edilen “Münhasır Ekonomik Bölge” ile Libya’ya denizden “komşu” olduk. Bunu da içeride, (hep yaptıkları gibi) birin yanına beş katarak abartılı şekilde anlattılar. Fakat muhataplarımız, gerçek anlamda egemen bir devlet temsilcisi olmadığından bu anlaşmanın ölü doğması kaçınılmazdı.

Öyle de oldu.

Başlangıçta durumu idare ettiler. Libya’da iktidar mücadelesi veren Hafter güçlerine karşı Sarraç yanında savaşa girip hava saldırı araçlarıyla Hafter’in Sirte-Cufra bölgesine çekilmesi sağlandı. Ancak, savaş stratejistlerine göre; kara gücü ile desteklenmeyen hiçbir hava saldırısının başarı ile sonuçlanamayacağı kesindir. Libya’da da Rusya’nın savaş uçaklarını ve paralı askerlerini bölgeye yerleştirmesiyle bu kural bir kez daha doğrulanmış oldu. Bu arada Mısır devreye girdi. Yunanistan’la Doğu Akdeniz’de askeri ve sismik araştırmalar yapma anlaşması imzaladılar.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bile bizim elektronik harp cihazları ve diğer hava savunma sistemimizin bulunduğu Vatiyye Üssü’nü bombaladı. Ardında da “BAE, Türkiye’ye tüm onurlu Araplar adına hak ettiği dersi verdi.”, dediler.

Sonuç olarak; (kendisi de sonradan harcanan) Amiral Cihat Yaycı’nın mimarı olduğu “Libya ile MEB” haritası çöpe gitmiş oldu.

Rusya’nın sahaya inmesiyle birlikte Libya’daki hayaller tıpkı Suriye’deki gibi suya düştü. Bu arada bizimkiler salıncak siyasetine devam ederek; “bundan sonra Libya’da ABD ile çalışacağız”, diyerek bu kez Amerika’nın kollarına atıldılar. ABD ise Libya’da çatışan taraflara ateşkes yaptırarak her iki taraftan oluşan müşterek polis gücüne stratejik Sirte-Cufra bölgesinin güvenliğini sağlama görevi verdi. Dahası BAE’nin Vatiyye saldırısını ABD’nin bilgisi olmadan yapması da mümkün değil.

Yani ABD, birbirine düşman taraflara ortak polis gücü oluşturtarak bölgenin güvenliği sağlatmakla, BAE’ye yol vermekle Türkiye’ye okkalı bir kazık atmış oldu. Yakında ABD ile Rusya, Libya’nın bölünmesinde anlaşırlarsa sürpriz olmaz.

Peki, biz ne durumdayız?

Görüldüğü gibi hem Sarraç hem de ABD tarafından satışa getirilmiş durumdayız.

Bu arada Yunanistan’la Fransa, Doğu Akdeniz’de savaş gemileriyle askeri tatbikat düzenledi.  AB’nin Yunanistan’ı destekleyen açıklamalar yapması da ardından geldi.

Yunanistan, arkasına aldığı AB desteğiyle Ege’de de 16 yıldır; 18 Adamız ve 2 kayalığı işgal ve ilhakını daha fütursuzca derinleştirmeye başladı. Hatta Ege’deki karasularını 12 mile çıkartacağı yönünde açıklamalar bile yapıyorlar. Esasen Ege’deki adalarımızı 16 yıldan beri işgal etmekle fiilen bunu da uyguluyordu Yunanistan.

Uzmanlara göre Yunanistan’ın Ege Denizi’nde karasularını 12 deniz miline çıkarması halinde, Ege Denizi’nin %40’ını oluşturan Yunan karasuları büyüklüğünü %70’e yükseltecek, açık deniz alanının büyüklüğünü ise %51’den %19’a düşürecektir. Sonuçta da Türkiye’ye Ege Denizi’nin %10’undan daha az bir alan kalmış oluyor.

Bunun karşısında ise bizimkiler başladılar mızıldanmaya…

Oysa Yunanistan’ın Ege’de bu tür girişimlerinin önüne geçmek için, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 6 milin ötesine çıkarmasının savaş sebebi sayılacağı ve hükümete askeri bakımdan gerekli olan tüm yetkilerin verileceğine dair 8 Haziran 1995 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kararı var.

AKP’giller bu karara sahip çıkıp yaşama geçireceklerine, bir yandan; “Mavi Vatan’da gerektiğinde gerekenin yapılacağı”, türünden anlamı şairin karnında saklı laflar etmeye başladılar.

Diğer yandan da; “Hakkaniyet bekliyoruz. Bu hakkaniyet çerçevesinde de Türkiye’nin geri adım atmasını kimse beklemesin. Buna saygı duyulsun diyoruz.”, türünden laflarla Yunanistan’a diyalog çağrıları yapmaya başladılar.

Sonuç olarak; bizimkiler Doğu Akdeniz’de de Ege’de de çarşafa dolanmış durumdalar. İçeriye dönük kuru kabadayılıklarının hiçbir kıymeti harbiyesinin olmadığını, başta kendileri olmak üzere Yunanlar da, Avrupalılar da, ABD’liler de çok iyi biliyor.

Çünkü Ziya Paşa’nın neredeyse atasözü olmuş deyimiyle; “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”.

Sen 16 yıldır Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki işgal ve ilhakları karşısında üç maymunu oyna, karasularını fiilen 12 mile çıkartmasına sessiz kal, şimdi de; “gerektiğinde gerekeni yapacağız”, de…

Kim inanır size?..

Kaldı ki AKP’giller; Yunan Enerji Şirketi ENERGEAN’ın Bern Mutabakatını ihlal ederek Taşoz Adası etrafında, 2009 yılında petrol arama ve sondaj çalışmaları başlatmasına seyirci kaldılar.

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Sayın Ümit Yalım’ın verdiği bilgilere göre;

Yunan ENERGEAN Şirketi, 2015’te, Prinos adlı bölgede, 31 metre derinlikte 7 petrol kuyusu açarak petrol çıkarmaya başladı. Yunan ENERGEAN Petrol Şirketi’nin ortakları arasında KEROGEN Capital adlı İsrail Şirketi de var. Bu şirket Yunan şirketi ile birlikte Taşoz Adası Türk Karasuları’nda petrol çıkartıyor.

Şirketin açtığı petrol kuyularının Taşoz Adası’na olan uzaklığı 8 km (4,3 mil), Yunanistan’ın kuzey kıyılarına olan uzaklığı ise 18 km.’dir. Taşoz Adası’nın 6 millik Türk Karasuları içinde olan petrol kuyuları Yunan karasularının tamamen dışında bulunuyor. Şirket, 2020 itibarı ile Türk karasularında bulunan 11 petrol kuyusundan günde 4.000 varil ham petrol çıkartıyor. Ham petrol, deniz tabanına döşenen petrol boru hattı ile Kavala’daki Rafineriye gönderiliyor.

Bölgede yapılan sismik araştırmalara göre Taşoz Adası Türk Karasuları’nda 111 Milyon varil petrol rezervi var. Yani Türkiye’nin bu ulusal petrolü Yunanistan ve İsrail tarafından gözümüzün içine baka baka çalınıyor.

Yunanistan ayrıca bu adalardaki Perlit-Ponza madenlerini de ülkesine taşımaktadır.

Geçmişten beri Yunanistan’ın Ege’deki hırsızlamalarına seyirci kalanların bugünkü kuru gürültüsüne kim inanır?

Bir avuç “hülooğğ”cudan başka…

30.08.2020

 

 

(1) Münhasır Ekonomik Bölge; Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca bir devletin, deniz kaynaklarının araştırılması ve kullanılmasında su ve rüzgâr enerjisi de dahil olmak üzere özel haklara sahip olduğu deniz bölgeleridir. Karasularına bitişik ve onun ötesinde 200 deniz mili mesafeye kadar uzanan münhasır ekonomik bölgede kıyı devletine, bu bölgedeki deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve bunun toprak altındaki canlı ve cansız doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi, korunması ve idaresi için egemen haklar sağlamaktadır.

(2) NAVTEX (NAVigational TEleX); Uluslararası orta frekansta; gemilere olası tehlike, emniyet ve hava raporları ve uyarılarını otomatik olarak yazılı bir şekilde veren haberleşme sistemi. NAVTEX ilanı, NAVTEX cihazı üzerinden yapılan bildirimleri ifade eder.