Ekonomik Krizler Vuruyor, Zürriyetimiz kuruyor!

11.07.2025
1.393
A+
A-

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu

 

Zürriyet, eski dilde soy sop anlamına geliyor. Bir ailede çocukların olmaması, soyun sürmemesi, zürriyetin kuruması anlamına geliyor.

AKP iktidarı 23 yıldır her aileye önce üç çocuk, sonra beş çocuk yapın, deyip durdu. Geldiğimiz noktada nüfus artış hızımız Avrupa ülkelerinin altına düştü. Yıllardır genç nüfusumuz ile övünür iken artık yaşlanmış bir nüfusumuz var. Yaşlılarımıza bakamıyoruz. Gençliğimize iş veremiyoruz. İşsizlik almış başını gidiyor. Başta Tarımsal üretim olmak üzere, hayatın tüm alanlarında üretim kapasitemiz düşmüş durumda. Bu da tüm halkımıza pahalılık olarak yansıyor. Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın dediği gibi; İşsizlik ve Pahalılık ikiz kardeştir.

Ülkemiz, 1945’lerden beri AB-D Emperyalistlerinin saldırısı altında. O yıllara kadar işçi devleti Sovyetler Birliği ile iyi olan ilişkilerimiz, güya Sovyetler Birliği bizden Kars, Ardahan’ı istiyor yalanıyla bozuluyor. Fakat asıl neden o değil…

Ülkemizin en büyük eğitim atılımı Köy Enstitüleri ülkemizde yıkılmayan toprak ağalığı ve Antika Tefeci-Bezirgânların ve onların ortakları olan Modern Finans-Kapitalistlerin hışmına uğruyor. İnönü, toprak reformu yapmak istiyor ama yapamıyor. Bunun üzerine Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu çıkararak beş bin dönümün üzerindeki toprakların kamulaştırılması yasal hale getiriliyor. Ama bu yasa uygulanamıyor. CHP içindeki toprak ağaları özünde partiye egemen durumdalar. Menderes ve arkadaşları “Dörtlü Takrir” diye bir bildiri yayınlayıp İnönü’ye karşı bayrak açıyorlar. Sonra da Demokrat Parti’yi kuruyorlar. CHP, kendi kurduğu Köy Enstitülerine sahip çıkamıyor. 1950’li yıllardan itibaren de AB-D Emperyalistleri ülkemiz üzerindeki etkilerini gittikçe artırıyorlar. Kore’ye asker gönderip, Amerikan askerlerini koruyoruz. 1955’te Cezayir’in bile bağımsızlığını savunmayan bir ülke haline geliyoruz.

27 Mayıs 1960 Politik Devrimi ülkemizde, kişisel hak ve özgürlüklerin önünü açıyor, Yargı bağımsızlığı, özerk üniversite hayata geçiriliyor.  İşçilere toplusözleşme ve grev hakkı veriliyor. Bu dönemden sonra ülkemizde ciddi bir kalkınma hamlesi de görülüyor. Fakat AB-D Emperyalistleri ülkemizin bağımsız bir ülke olmasına izin vermiyorlar. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Faşist Darbeleri bu amaçla yapılıyor.

AB-D Emperyalistleri 1970’lerde; “Sizin Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’ye girmenize gerek yok, siz bölgenin kasabı manavı, sütçüsü olun”, diyorlardı. Şimdi et ve süt fiyatları, AB ülkelerinde bizden daha ucuz.

Emperyalistler, bizim gibi ülkelerde sanayinin gelişmesine izin vermezler. Ülkemizde temel yatırımların pek çoğu SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) desteğiyle yapılmıştır. İskenderun Demir-Çelik, Seydişehir Alüminyum, Aliağa Petrol Rafinerisi gibi…

Üretimin değil tüketimin özendirildiği bir kapkaç ekonomisi uygulanır ülkemizde. Bunun sonuçları sürekli ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve işsizliktir.

Ekonomik ve sosyal düzenimiz bu şekilde giderken, Nüfus artış hızımız 2024 yılında binde 3,4 olmuş. Bu oran 2023’te binde 1,1 idi. Avrupa’da son yirmi yılda doğurganlık oranı en çok düşen ülke Türkiye olmuş. (https://tr.euronews.com/2023/03/27/avrupada-son-20-yilda-dogurganlik-hizinin-en-cok-dustugu-ulke-turkiye)

 

Son yirmi yılda ülkemizdeki doğumlar hızla azalmış. Bunun en başta gelen nedenleri; genç işsizliği, hayat pahalılığı, insanlarımızın geleceğe güven duymamaları. TÜİK rakamlarına göre; ortalama evlenme yaşı 2001 yılında Erkeklerde, 26,0; Kadınlarda 22,3 olarak bulunmuş. 2023 yılında ise Erkeklerde 28,4; Kadınlarda 25,3 olarak bulunmuş. TÜİK istatistiklerinin tartışmalı olduğu ülkemizde, doğurganlığın azaldığı çok önemli bir gerçeklik. Avrupa ülkeleri doğum oranlarını artırmak için pek çok ücret artışı yaparken ülkemizde böyle uygulamalar hayata geçirilemiyor.

Ülkemizde doğurganlık hızının azalması, hayat pahalılığı, genç işsizliği sürüp giderken, 2011 yılında AB-D Emperyalistlerinin bir proje dahilindeki saldırıları sonucunda, resmi rakamlara göre 5 milyon civarında Suriyelinin ülkemize gelmesi de ülke demografisinin değişmesine neden olmuştur. Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçası olduğu kesin olarak anlaşılan bu plan çerçevesinde, il nüfusuna göre en çok Suriyeli barındıran il Gaziantep’tir. Bu ildeki 41 Demokratik Kitle örgütü, geçen yıl bir bildiri yayınlayarak bu durumdan rahatsızlığı dile getirmişti.

Türkiye’de 2022 yılı verilerine göre doğurganlık hızı 1.62 olmuştur. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2.10’un altında kaldığını göstermektedir.  Suriye’de Suriyelilerin doğum oranı 2,7 iken Türkiye’deki Suriyelilerin doğum oranı 5,3 seviyesindedir. Önümüzdeki 20 yılın projeksiyonunu çıkardığımızda Gaziantep’in nüfusunun %50’sinin Suriyeli olacağı görülmektedir.”

(https://t24.com.tr/haber/gaziantep-te-41-stk-dan-suriye-gocu-aciklamasi-yasam-cekilmez-hale-gelmekte-halkimiz-feveran-etmektedir-20-yilda-kentin-nufusunun-yarisi-suriyeli-olacak,1170036)

 

Ülke kaynaklarının önemli bir bölümü Suriye’ye ve sığınmacılara ayrılınca, hayat pahalılığı ve işsizlik hayatımızın parçası haline gelmiştir. Açlık sınırının altında asgari ücret, gençlerimizin evlenmelerinin önündeki en önemli engellerden birisidir. Kendi barınmasını ve beslenmesini sağlayamayan insanlarımız için evlenmek gitgide zorlaşmaktadır.

Sağlık Bakanlığı doğurganlık hızının artışı için, Sezaryen Doğum yerine Normal Doğum yaptırılması için büyük uğraş veriyor. Bu durum, hekimin bağımsız karar verme hakkının engellenmesi anlamına da geliyor. Ülkemizde, zamanında sezaryen olamadığı için engelli olan çok sayıda çocuğumuzun öyküsü vardır. Gençlerimizin işsizlikten kıvrandığı, hayat pahalılığının zirve yaptığı bu dönemde, gençlerimiz zaten evlenemez iken bu konuyu sürekli gündemde tutmak, gerçekleri görmemektir.

Halk olarak ne yapmalıyız?

Ülkemizi fakirleştiren bu iktidarın yerine, gerçek bir Halk İktidarı için hayatın her alanında örgütlenmekten başka çaremiz yoktur.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.