Ekonominin sorumlusu Tayyip’miş(!)

13.05.2019
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Ekonominin sorumlusu Tayyip’miş(!)

Tayyip; “Türkiye’nin ekonomisinin sorumlusu benim”, diyor, 29 Mart 2019 tarihinde.

Üstelik de “Ben de bir ekonomistim”, diyerek icabında biliminsanı olduğunu söylüyor(!)

Okumuş yani, anlarmış bu işlerden. Hani “İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi” sahte diplomasına sahip ya(!..)

Yahu sen ekonomist olsan ne yazar, ekonomist olmasan ne yazar… Türkiye’nin ekonomik durumu ortada… Allah’ım sen bizi böyle “ekonomist”lerden ve böyle “ekonomi sorumlu”larından koru…

Sen zaten Türkiye’de neyin sorumlusu değilsin ki ayrıca?..

Türk Ordusu’nu itibarsızlaştırma, çökertme, yok etmek üzere tezgâhlanan CIA operasyonu olan “Ergenekon” Davalarının Savcısı sendin, “Ben bu davanın Savcısıyım” dedin bizzat;

Gezi İsyanı’nında gepegenç insanları öldürme emrini polislere sen verdin, bunu da yine bizzat kendin; “Emri ben verdim.”, diyerek böbürlenerek söyledin.

Ayrıca da; “Türkiye’nin en büyük balıkçısı”ymışsın da haberimiz yokmuş. Onu da tesadüfen öğrendik. Bakın ne diyor Tarım ve Ormancılık Bakanı Bekir Pakdemirli:

“Bakanlık ile Ankara Üniversitesi Su Ürünleri Araştırma ve Uygulama Merkezi (ASAUM) tarafından Ziraat Fakültesi’nde ‘Balık Ankara’da da Yenir’ temalı festival düzenlendi.

“Konuşmasına “Size en büyük balıkçının selamını getirdim. O da Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan” sözleriyle başlayan Pakdemirli, şunları söyledi” (https://tr.sputniknews.com/turkiye/201811131036128141-bekir-pakdemirli-turkiye-protein-uretimi/)

Vb. vb…

 

Somut rakamlarla ekonomide durumlar…

Türkiye ekonomisi: Dünyanın en sefil ekonomilerinin Dördüncüsü

Ne sen sor, ne ben söyleyeyim durumunda “Dünyanın en büyük 17’nci ekonomisi”(!)

Böyle diyorlar. Ama gerçeklik ne?

Tayyip’in “sorumlusu” olduğu Türkiye ekonomisi, “Dünyanın en sefil ekonomileri” sıralamasında 4’üncü durumda:

 “Bloomberg ajansının hazırladığı ‘2019 Dünyanın En Sefil Ekonomileri’ listesinin zirvesinde, önceki 4 yıl olduğu gibi yine Venezuela yer alırken bu ülkeyi sırasıyla Arjantin, Güney Afrika, Türkiye, Yunanistan ve Ukrayna takip etti.” (https://odatv.com/turkiyeyi-sefil-ekonomi-sinifa-soktular-18041949.html)

İşte “sorumlu”nun yönettiği ekonomi bu durumda!

Döviz almış başını gidiyor. Dolar yılbaşına göre yüzde 12-13 artmış durumda. Avro hakeza öyle…

“Dünyanın en kırılgan 5 ekonomisi”nden “en kırılganı” Türkiye ekonomisi. Rakamlarla sabit bu gerçeklik. Enflasyon tutulamıyor. Dolayısıyla Pahalılık halkımızın hayatını Cehenneme çeviriyor, ikizkardeşi İşsizlik almış başını gidiyor. Yüzde bilmem kaç olmuş. Daha artıyor ve artacak…

Sen ondan sonra kalk; “Ben de bir ekonomistim”, de! “Türkiye’nin ekonomisinin sorumlusu benim”, de!

Olmaz olaydın be!

Yahu, bari susmasını bil. Bir utan Türkiye’yi ekonomik olarak getirdiğin/düşürdüğün durumdan. Ama nerede?..

Güç zehirlenmesi böyle bir şey işte. Her şey benden sorulur, diyorsun ama ortada elle tutulur herhangi olumlu bir şey yok ki. Aksine bütün sektörlerden bütün veriler ekonominin bayır aşağı gittiğini gösteriyor. Eşantiyon babında birkaç örnek verelim:

En güncelinden başlayalım; soğan ve patates fiyatları aldı başını gitti. 10 TL’yi buldu zaman zaman. Şimdi de ortalama 5-6 liradan aşağı düşmüyor. Soğan ve Patates ithal ettirdin bu ülkeye!

Yüzde 25.8 oranıyla patates fiyat artış hızında dünya ikincisi yaptın ülkeyi.

Halkımız sizin sayenizde kırmızı et yemeye başlamıştı ki(!), sözde ucuzluk sağlamak için ithal ettiğiniz etleriniz bile zamlandı, piyasa fiyatlarını buldu. Kırmızı et yiyemeyen halkımız, beyaz ete yöneldi uzun zamandır. Ama orada da fiyatlar uçuyor. Nisan ayı başı itibarıyla yüzde 20-28 oranında zamlandı.

Öyle ki, İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı Sedat Zincirkıran, “Zam kararı seçimden hemen sonraki bir-iki gün içinde yansıdı. Evet belli maliyet artışları olabilir. Zam oranı yüzde 20 ile 28 arasında değişiyor. Bu oranlar tek kelime ile korkunç. Yemek sanayicileri için olduğu kadar, nihai tüketici için de çok insafsız bir zam oldu” açıklaması yaptı.” (https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201904151038760273-beyaz-ete-zam-geldi/)

Nisan ayı enflasyon oranları açıklandı. Oranlar geçen aya göre çok küçük bir oranda düşmüş olsa bile yine yüksek. Yine 19.50.

İşsizlik oranları dersen artık tutulamıyor. Sizin sözde bütün çabalarına rağmen tutulamıyor. İşçilerin, İşsizlik Fonu’nu Parababalarına peşkeş çekiyorsunuz. İşe aldıkları işçilerin ücretlerini o Fon’dan karşılıyorsun. Onunla da yetinmiyorsun, Parababalarına kredi olarak kullandırıyorsun Fon’u.

İşsizlik oranları ne derseniz, 14.7 resmi rakamlara göre.  Genç işsizliği ise 26.7 yine resmi rakamlara göre…

Bu rakamlar kesinlikle gerçeği yansıtmıyor bildiğimiz gibi. İş bulamadığı için artık iş aramaktan vazgeçenler istatistiklerde işsizlik oranlarına yansımıyor.

Buna rağmen bu oranlar son 10 yılın en yüksek işsizlik oranları. Zirvesi.

İşsizlik arttığı için, iş bulamayan anne-babaların yerini artık çocuk işgücü alıyor. Çünkü onları çok daha düşük ücretlerle ve kaçak olarak çalıştırıyorsunuz. Her türlü sömürü ve istismarı uyguluyorsunuz o çocuk bedenlerinde.

İşçiler böyle de Esnaflar nasıl?

5 yılı aşkın sürede 545 bin esnaf battı. Açılan işyeri sayısı da düştü. Yani esnafımız artık işçileşemiyor da. İşsizlik batağına sürükleniyor kaçınılmaz olarak.

Sanayi kesiminde tüketilen elektrik 2019’un ocak ayında yüzde 11.7 oranında azaldı. Yani doğal olarak üretim azaldığı için böyle oldu.

Ya tarımda kullanılan elektrik oranı ne durumda derseniz orada facia var: yüzde 60 oranında kullanımı azaldı. Yani köylümüz artık ekemiyor.

Bakın buğday üretim alanları sürekli azalıyor.

Kim söylüyor bunu?

Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF)”ın Başkanı Eren Günhan Ulusoy.

“Türkiye’de 2000 yılında 9.4 milyon hektar olan buğday ekim alanının yüzde 23 azalarak 2018 yılında 7.3 milyon hektara gerilediği kaydeden Ulusoy, 2019’da bu alanın yüzde 5 daha azalması beklediklerini söyledi.” (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/erdal-saglam/tusaf-un-ihracatinin-artmasi-icin-rejim-degisikligi-istiyor-41197149)

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı sonunda 129,6 milyar dolar olan toplam dış borç, 2018 yılı sonu itibarıyla 444,8 milyar dolara çıkmış durumda.

Kısa vadeli dış borçlarımız da artıyor. Şubat sonu itibarıyla, 2018 yıl sonuna göre yüzde 1.6 artışla 118.2 milyar dolara yükselmiş durumda.

Bu ne demektir?

Yabancı Finans-Kapitalistlerden, borç alarak, borcu borçla kapatmaya çalışmak demektir.

Peki veriyorlar mı?

Hayır. O devir geçti. Artık Türkiye’ye kolayca kredi vermiyor kreditörler. Yatırım yapılacak güvenlilikte bulmuyorlar Türkiye’yi. Alacaklarını tahsil edemeyeceklerini düşünüyorlar içinde bulunduğu ekonomik krizden ötürü.

İşte ekonominin aynası diyebileceğimiz kimi rakamlar. Bu ekonominin neresi büyük şimdi? Büyük olsa ne yazar? Önemli olan kâğıt üstünde büyüklük değil ki… Üstelik de bu “büyük”lüğü sağlayan da yabancı Parababalarının hâkimiyetindeki sektörler. Yoksa dünya çapında bilinen yerli bir markamız bile yok. Montaj sanayisinden başka bir şey yok ülkede. Var olanlar da her geçen gün yabancı Parababalarının eline geçiyor. Satıyor yerli Parababaları değişik nedenlerle. Ama sonuçta yerli bir sanayimiz kalmıyor. Bunun son örneği aşağıda:

 

Özelleştirme ve satışlar tam gaz sürüyor…

Yerli Parababalarına ait üretim tesislerinin, fabrikaların, işletmelerin, kuruluşların yabancı Parababalarına satışı tüm hızıyla sürüyor. Yabancı Parababaları ekonomik krizden dolayı değerleri düşen fabrikaları yükselen dövizleriyle yok pahasına satın alıyorlar.

İşte daha dünkü, 27 Nisan tarihli haber:

“Filli Boya, Japon Nippon’a satıldı

“(…)

“1988 yılında kurulan Betek Boya Kimya ve Sanayi AŞ, Filli Boya, Fawori, Tempo, Capatect, Alsecco ve Alligator markaları altında satışlarını gerçekleştiriyor. Türkiye’de 5 bine yakın bayiden oluşan dağıtım ağına sahip olan Betek, altı üretim tesisinde bine yakın çalışanı ile faaliyet gösteriyor.” (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/boyaci-samuray-41195653)

 

AKP’giller’in kara delikleri:

Satılmayan arabalar, geçilmeyen/geçilemeyen köprüler-tüneller,

gidilmeyen/gidilemeyen hastaneler…

Bir kez daha yazacağız arabaları. Kaçınılmaz. Zorunlu. Hani Tayyip’in gazetecilere; “Merhabalar. Nasıl gidiyor arabalar?”, diyerek kafa bulduğu konuyu…

Hürriyet Gazetesi yazarı Emre Özpeynirci 11 Şubat tarihinde yazdı ki, Hükümet 2019 yılı bütçesinin gelirler hanesine, motorlu taşıtlardan gelmesi beklenen Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) olarak 24 Milyar TL koymuş.

Peki, bu öngörü ne kadar gerçekçi?

Rakamlar ortada:

(…) Bu gelir 500 bin adetlik teşviksiz pazar üzerinden hesaplandı. Ancak mevcut koşullarda pazarın yıl sonunda teşviksiz 300 bin, teşviklerin devam etmesi halinde ise 350 bin adede ulaşması öngörülüyor. Bunun da 7.2 ile 10 milyar TL arasında bir bütçe açığına sebep olması bekleniyor.” (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/emre-ozpeynirci/satilmayan-otonun-vergisi-olmaz-41112463)

Yine bir peki; ne olmuş ilk üç ay sonunda? Somut rakamlar ne?

Yine Emre Özpeynirci’nin 8 Nisan tarihli yazısından aktarıyoruz:

“2018 yılında 641 bin adetle kapanan otomotiv pazarından 17.4 milyar TL ÖTV tahsilatı yapılırken, tahminlerin 350-400 bin adet olduğu ÖTV teşvikli 2019 yılında ise devletin 24 milyar TL’lik tahsilatı nasıl yapacağı merak ediliyor. (…)

“2019 yılının ilk 3 ayında toplam otomobil ve hafif ticari araç satışları ÖTV ve KDV indirimlerine rağmen 2018 yılının aynı dönemine göre yüzde 44.16 azalarak 88 bin 469 adede geriledi. Hatırlatmak gerekirse 2018 yılı ilk çeyreğinde 158 bin 430 adetlik satış gerçekleşmişti. Vergi teşviklerine rağmen yüzde 44’ü aşan kayıp sadece otomotiv sektörü için değil devlet için de önemli gelir kaybı yaratıyor.”

Üstelik de sadece satış değil, üretim de düşüyor. 10 Şubat tarihli Hürriyet Gazetesi’nden okuyoruz:

Sadece “OCAKTA OTOMOTİV ÜRETİMİ YÜZDE 12 KAYIPLA 109 BİNE GERİLEDİ

“İÇ PAZAR VURDU ÜRETİM DE DÜŞTÜ”.

İşte somut rakam bu!

Ne oldu şimdi?

En az 8-10 Milyarlık bir kayıp…

Yani halkımıza bir kazık daha: Gelmeyecek vergiyi gelecekmiş gibi göstererek, bütçeyi denk göstermek… Sonra da zamlarla bu açığı kapatmak…

“Ekonominin sorumlusu” Tayyip’in “ekonomist”liği bu kadar!

Ya köprüler/tüneller?..

Oradaki facia, oradaki kazık daha da büyük. Çünkü her geçen gün Köprüleri ve Tünelleri işleten Parababalarına geçmeyen araçlar için, üstelik de dolar kuru üzerinden, ödeme yapıyoruz.

Kimin parası?

Sizin, bizim, hepimizin parasıyla. Bizden kesilen vergilerle, geçmeyen araçların parasını ödüyoruz.

Bu nasıl bir “ekomonist”liktir böyle? Bu nasıl bir İblisçe oyundur böyle!

İşte 5 Nisan tarihli rakamlar:

Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprülerinden geçmeyen araçlar için bütçeden son iki yılda müteahhit firmalara ödenen para; 4 milyar liraya yaklaşmış durumda:

 

***

“Yap-İşlet-Devret projeleri olarak hayata geçirilen Osmangazi Köprüsü, Avrasya Tüneli ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü için 2018 yılında devletin vermiş olduğu araç garanti rakamlarına ulaşılamadı. Hazine’den bu üç proje için 2 milyar liranın üzerinde ödeme yapıldı.

“Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in bu konuda ayrı ayrı verdiği soru önergelerini yanıtladı.

“Turhan, Avrasya Tüneli için 2018 yılında 25 milyon 125 milyon araç geçiş garantisi verildiğini ancak gerçekleşen geçiş sayısının 17 milyon olduğunu açıkladı. Turhan, tünel için işletmeci firmaya bu yılın şubat ayında ve 2018 yılı kapsamında Hazine’den 155 milyon 684 bin lira ödendiğini bildirdi.

“Osmangazi Köprüsü’nden ise 2018 yılında 9 milyon araç geçiş yaptı. 141 TL’lik ücret yüksek bulununca bu ücret 71 TL’ye indirildi ve aradaki farkı da devlet ödedi. Bu fark da 636 milyon lira tuttu. Geçmeyen 5 milyon 600 bin araç için ise 789 milyon lira yine Hazine tarafından işletmeci firmaya ödenecek. Sadece Osmangazi Köprüsü için 2018 yılı için milletin cebinden 1 milyar 425 milyon lira çıkmış olacak.

“Yavuz Sultan Selim Köprüsü için de 2018 yılında garanti verilen araç rakamlarına ulaşılamadı. Yıllık 49 milyon 275 bin araç garantisi verilen köprüden 2018 yılında toplam 14 milyon 923 bin araç geçişi oldu. Hazine, işletmeci firmaya 34 milyon 352 bin aracın bedeli olarak, 448 milyon lira ödemek durumunda kaldı.

“CHP Milletvekili Haydar Akar, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde de 2018’de garanti verilen araç rakamlarının üçte birine ancak ulaşıldığını söyledi. Geçen yıl geçiş ücreti 13.05 lira olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü için Hazine’nin 448 milyon lira ödemek zorunda kaldığını belirten Akar, şöyle konuştu:

“Tüm projelerde ücret dolar kuruna göre belirleniyor. Bugün dolar 5.65 lira seviyesinde ve bu araç geçiş rakamları 2018 yılına göre artış göstermiş dahi olsa 2019 yılında bu projeler için ödenecek tutar, 3 milyarın üzerinde olacaktır. 2020 yılında da dolar bu artış hızı ile devam ederse Hazine’de kara bir delik açılacak. Milletimiz bu tutarları ödemek zorunda kalacak.” (https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201904051038625950-arac-garantisi-rakamlarina-ulasilamadi-hazine-2-milyar-tl/)

***

 

Niye geçmiyor halkımız bu köprülerden?

Çünkü,

Bir; geçiş ücretleri çok pahalı. Bağlantı yollarındaki ücretler de aynı şekilde pahalı.

İki; gidilecek mesafeleri uzatıyor, Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi…

İşte Köprü ve Tünel hikâyesi böyle “Ekonomini sorumlusu” Tayyip’in. Ancak bu hikâye acıklı bir hikâye… Çünkü alın terimizden kesilen paralarla ödüyoruz bu paraları yerli yabancı Parababalarına.

Ya alay-ı vâlâyla açılan İstanbul Havalimanı? O neyin nesi?

Onda da aynı tezgâh, aynı vurgun var.

Orada da yolcu garantisi var!

Uçmayan yolcunun parası da yine bizden çıkacak…

Ve üstelik, artık uçuşlara kapatılan Atatürk Havalimanı Dış Hatlarını işleten TAV firmasının, 2021 yılına kadar sözleşmesi var ve bu para TAV’a ödenecek!

Bu kadar!

Kimin parasını kime veriyorsun demek gerekmiyor Tayyip için. Halkın parasını Parababalarına veriyor. Çünkü o; “adeta vatanı pazarlamakla mükellef” kendisinin sözleriyle…

Ya Şehir Hastaneleri?

Orada da hasta, daha doğrusu müşteri garantisi var, yapan yerli yabancı Parababalarına… Orada da tezgâh, aynı tezgâh…

Ne âlâ memleket yerli yabancı Parababaları için; geçmeyen araçtan, uçmayan yolcudan, gelmeyen hastadan havadan para kazan…

Ya buna izin verenler, onay verenler, “ekonominin sorumlusu” olanlar?

Bu hep böyle mi gidecek? Vurdukları vurgunlar yanlarına mı kalacak?

Hiç olur mu öyle şey?

Er ya da geç yaptıkları vurgunların, talanların, verdikleri zararların hepsi ödetilecek onlara. Hem de kuruşuna kadar…

Damat istediği kadar; “Piyasalarda ciddi bir toparlanma görüyorum”, desin;

İstediği kadar; “Tek haneli enflasyon hedefimize beklenenden daha kısa sürede ulaşacağız”, desin; bunlar boş. Halkımızı kandırmaya, aldatmaya yönelik sözler. Yalancılık…

Bütün bu ekonomik ve politik uygulamaların sonuçlarını yapılan araştırmalarda gösteriyor tabiî ki. 25 Nisan tarihli haberde şunlar yazıyor:

“ABD merkezli Gallup araştırma şirketinin yaptığı, 2019 yılı Küresel Memnuniyet Araştırması’nda, Afganistan, vatandaşları “en az olumlu deneyim yaşayan” ülke oldu. Türkiye ise “Olumlu Deneyim Endeksi” listesinde 50 puanla sondan dördüncü sırada yer aldı.” (https://odatv.com/turkiye-sondan-dorduncu-oldu-25041922.html)

17 yıldır iktidardasın. Bak ne hale getirdin ülkeyi…

Sadece ekonomiyi değil, doğayı, doğal yaşamı, insan sağlığını da mahvettin sen ve avanen. Ona ilişkin de bir örnek verelim:

“Dünya Sağlık Örgütü’nün (WH0) verileri, Avrupa’da havası en kirli 10 kentten 8’inin Türkiye’de olduğunu ortaya koydu.

“İngiliz Guardian gazetesinin WHO’nun çapı 2.5 mikron ve altında olan partikül madde hesabına dayanarak hazırladığı habere göre, Avrupa’da havası en kirli olan şehir Makedonya’daki Tetevo, ikinci sırada Bartın ve üçüncü sırada Hakkâri yer alıyor. Bu şehirleri Gaziantep, Siirt, Afyon, Karaman, Iğdır ve Isparta izliyor. Listenin 10’uncu sırasında Bosna Hersek’e bağlı Tuzla var.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/avrupanin-en-kirli-10-sehrinden-8i-turkiyede-40366066)

Son dönemde tutturdun bir “Yatay Mimari” diye. Onu da Seçim için yaptın zaten.

17 yıldır iktidarda olan sensin ve senin Belediye Başkanların başta Büyükşehirler olmak üzere. Dikey Mimariyi siz yaptırdınız. Siz izin verdiniz kaçak katlara aldığınız komisyonlar karşılığı…

Memlekette “Yatay Mimari” planı uygulanacak arazi mi bıraktınız? Hepsini AVM’lere dönüştürdünüz.

 

S 400’lerde son durum

“S400’lerin çivisi bile girer ise harekete geçeriz”

Kim söylüyor bunu?

ABD Yönetimi.

Kime?

Tayyipgiller’e!

Kim aktarıyor?

Saray Gülü Hande Fırat Hanım, 26 Nisan tarihli köşe yazısında!

İşte son durum bu diyebiliriz.

Yani?

CAATSA denilen “Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası” uyarınca yaptırımlar masada, kimileri de uygulamada… Yaptırımlar ucundan kıyısından başladı bile.

Etkileri?

İşte yukarıda somut örnekleriyle gösterdiğimiz gibi: Ekonomik Kriz!

Doların yükselmesi. Dolayısıyla Dış Borçların çığ gibi artması. İthal ürünlerin fiyatlarının çığ gibi artması. Ürünlerimizin ihracından elde ettiğimiz gelirlerin düşmesi… Vb. Vb…

Üstelik de; “Ben de bir ekonomistim”, “Türkiye’nin ekonomisinin sorumlusu benim”, diyen senin döneminde! Şu anda!

Yani bir kez daha: Allah için sen, “Türkiye’nin ekonomik sorumlusu” olma, “Ekonomist” olma!

Çünkü senin genetik kodların vurguna, talana, alıp satmaya programlanmış. Ve böyle eğitilmişsin. Çünkü sen, vurguncu ve talancı Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcisisin. O yüzden de Tarihsel köklerinden dolayı başka türlü davranamazsın. Elvermez sınıfsal ve kişisel konumun.

Bu ekonomik durum ortadayken, sen iktidarını sürdürebilir misin?

Asla!

Yıkılacaksın! Avanenle birlikte yıkılacaksın!

Ve yaptığın/yaptırdığın akçeli vungunların hesabını vereceksin hukuka ve vicdana uygun karar veren mahkemeler huzurunda…

Kaçışın yok bundan!