Ömrün Laik Cumhuriyet’le savaşla geçti

13.05.2019
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Ömrün Laik Cumhuriyet’le savaşla geçti

Bütün ömrün boyunca Cumhuriyet’le savaş halinde oldun. Çünkü öyle yetiştirildin, öyle eğitildin çocukluktan itibaren. Ataların bildiğin ve benimsediğin Hilafet ve Saltanat sahiplerinin savunucusu oldun. Onların izinden gittin. Onların, dahi komutan Mustafa Kemal Önderliğindeki Birinci Kuvayimilliyecilerle Tarih sahnesinden silinmesini bir türlü içine sindiremedin Batılı Büyük Emperyalist Devletler gibi… O yüzden de Cumhuriyet’e ve onu kuranlara düşman kesildin. Böyle yetiştirildin ve böyle yetiştirmek istedin yeni nesilleri. “Dindar ve kindar” bir neslin savunucusu ve koruyucusu oldun. FETÖ’cüler “Altın nesil” diyorlardı, tencereyle kapak gibi uyuştun onlarla. Birlikte yıkmaya çalıştınız Cumhuriyet’i. Yıktık sandığınız anda da Ganimet Paylaşım Savaşına giriştiniz. Sen yeme ben yiyeyim Cumhuriyet’in kazanımlarını, diye.

Ama görünüşte sen ve tayfan kazanmış olsa da aslında sen de yenildin o savaşta. Nihayetinde de bugün kaybetmiş, yenilmiş durumdasın. Bu yenilgi yüzünün bütün hatlarına yansıyor fotoğraflarda…

Her yaptığın işte, her yaptığın şeyde biricik ölçün, biricik bakış açın;

1- Vurgun ve talan oldu. Küp doldurmak oldu,

2- Makam ve koltuğunu korumak oldu,

3- Cumhuriyet’le ve onun kazanımlarıyla savaş oldu.

Bunu bazen farkında olarak, bazen dil sürçmesi biçiminde ifade de ettin.

Örneğin; İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’ni yıktıktan sonra yenisinin temelini atarken aynen şunları söyledin:

“İstanbul Atatürk Kültür Merkezi milletin değerleriyle, inancıyla, insanımızın tarihi ve kültürüyle kavgalı jakoben zihniyete karşı dikilmiş bir zafer anıtı olacaktır.”

Yani açıkça söylediğin gibi, Cumhuriyet’e karşı savaşlar içindesin ve zaferler peşindesin.

Yoksa derdin yeni Kültür Merkezi filan inşa etmek değil senin.

Sen o konuda da, yani sanat konusunda da ahkâm kestin; sanatçılara “sanatçı müsveddeleri” dedin, eserlerine “Ucube” dedin, tarihi eserlere “üç beş çanak çömlek parçası” dedin, geçtin gittin bir uzman “ekonomist” olarak…

Yani Türkiye’deki sanat konusunda da sorumlu sendin. Ama başaramadın. Bunu da şöyle ifade ettin:

“Erdoğan, “Bir milletin eğer estetik zevki yoksa o ülkedeki diğer çalışmaların arzu edilen neticelere ulaşması da mümkün değildir” dedi.

“Kültür ve sanata önem veren devletler, tarihin sayfalarında kadim bir medeniyet olarak kaydediliyorlar. Hangi sanat dalında olursa olsun, devletimize düşen bunları desteklemektir” diyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“(…)

“- Milletler için bazen diplomasi, askeri güç, ekonomik güçle kazanılamayacak başarılar, bir müzik, edebiyat, sinema eseriyle kazanılmaktadır.  Geçtiğimiz 16 yıla baktığımda kültür sanat alanında yeteri kadar mesafe kat edememiş olmamızdan dolayı hep hayıflanırım, iç geçiririm.” (https://tr.sputniknews.com/turkiye/201901101037028669-cumhurbaskani-erdogan-kultur-turizm-odulleri/)

Hayıflanırsın, iç geçirirsin çünkü sende ve sizde o kültür, o bilinç, o ruh, o heyecan, o inanmışlık yok. Yeniyi arama, yeni şeyler yaratma konusu size ve sizin “sanatçılarınıza” zor geliyor. Çünkü sınıf olarak eskiyi temsil ediyorsunuz. Geri ve Gerici bir sınıfın temsilcilerisiniz artık. O yüzden ruhen de gerisiniz, gericisiniz. Yaratıcılığınız bitmiş sizin.

Atatürk ibareli bütün stadyumların, okulların, hastanelerin vb.lerinin ya adını değiştirdin ya da yıkarak yenisini yaptığında yeni adlar koydun. Yani ana amacın Atatürk ibaresini kaldırmak oldu yaptığın işlerinle. Kamu kurumlarından TC ibaresini kaldırdın.

Öylesine kin ve nefret bürümüştü ki gözlerini Cumhuriyet’e karşı, Mustafa Kemal’in Çankaya’sında oturmamak için ve ondan daha heybetli görünmesi için Beştepe’ye, Atatürk Orman Çiftliği’nin içine Kaçak ve Haram “Saray” yaptırdın. Öylesine bir eziklik duygusu içindesin…

Mustafa Kemal’in Ankara Halkına armağan ettiği Atatürk Orman Çiftliği’ni ve içindekileri yıkmak, talan etmek için her şeyi yapıyorsun. ABD’lilere Büyükelçilik yapmaları için çok büyük bir bölümünü sattın…

Eğitim kurumlarından Laikliği kaldırdın, bitirdin. Şimdi başta İmam hatip okulları olmak üzere bütün eğitim müfredatını Muaviye-Yezid İslamı’nın argümanlarıyla doldurdun.

Türk Ordusu’nu tarumar ettin. Savaşkan bir ordu olmaktan çıkardın, site bekçisi konumuna düşürdün.

Yunanlılar Ege’de 18 adamızı ve 1 kayalığımızı işgal ve ilhak etti, ona bile sesi çıkamayacak duruma getirdin. Bitirdin. Ruhunu öldürdün…

 

Ya korkuların? Ya çaresizliklerin? Ya yalnızlıkların?

Bunları ne yapacaksın Tayyip?

Artık korkularını gizleyemiyorsun. Yandaş Memur-Sen’in Genel Kurulu’nda yaptığın konuşma neydi öyle?

Korkunun ve çaresizliğin nasıl bir dışavurumuydu?

Konuşman ve mimiklerin ruh halini nasıl yansıtıyordu öyle?..

Hani, mezarlıktan geçmek zorunda kalan birinin korkusunu yenmek için ıslık çalması gibi, nasıl ifadelendiriyordun korkunu ve nasıl itiraf ediyordun çaresizliğini?

Ne diyordun?

Aynen şunları:

Bu arada 31 Mart itibarıyla tamamlamış olduğumuz seçimlerden sonra bazı belediyelerdeki gelişmelerden rahatsızlık duyma gibi veya o bulundukları yerde mücadelelerini kararlı bir şekilde sürdüremeyenler sebebiyle Memur-Sen camiasının asla rahatsızlık duymaması gerekir.

“Şunu unutmayın, insanoğlu hem cahildir hem zalimdir ve bir yere kadar menfaatleriyle beraber hep yürür. Ben Memur-Sen camiasının bu seçimler sebebiyle ortaya çıkan tabloda bulundukları yerlerde dimdik duracaklarına inanıyorum.

“Ne yapacak? Seni makamından mı alacak?

“Alsın.

“Seni memurluktan atabilir mi?

“Atamaz. Çünkü 657 denilen bu yasa bir defa sizi güçlü bir şekilde koruma altına almıştır. Kaldı ki bu yollara tevessül edenler karşısında, arkanızda kapı gibi bir Memur-Sen camiası var.

“Yine şunu bilmeniz lazım ki bu ülkede şu anda bir hükümet var. Biz hiçbir zaman yapılacak bu zulümlere tribünden seyirci olmayız. Yapılması gereken neyse onu da yaparız. Onun için de bütün yargı ve yürütme mekanizmalarını her halükarda başta Memur-Sen olmak üzere yürütmek durumundayız. Ben yürütmenin başıyım, yasamanın başı ise şu anda yine genel başkanı olduğum partimin bir mensubu olan arkadaşım, o da yasamanın başıdır. Bütün bu imkânlarımızla eğer bir zulüm varsa bu zulmün karşısında durmak bizim için en önemli görevdir.

“Ama Memur-Sen camiası mensupları yerlerinde dimdik durmalı ve kendilerine ‘Hadi bakalım sendikanı değiştir, şuraya geç’ diyenlere karşı da o dik duruşuyla diklenmeden yerini korumalıdır.” (http://www.memursen.org.tr/cumhurbaskani-erdogan-memur-sen-turkiyenin-medari-iftiharidir)

Bu konuşma; acizliğin, çaresizliğin, korkunun ifadesidir.

Yandaşlara; “korkmayın bre yiğitlerim. Arkanızda ben varım.”, konuşmasıdır.

Ama o “yiğitler” korkuyor artık. Ne yapsan, ne söylesen boş…

Çünkü onlar yaptıkları işi biliyorlar. Arkalarını hükümete, iktidara dayayarak, senin ve sizin gücünüzle o üyelere kavuştular. O yetkilere ulaştılar. İnsanları işleriyle, ekmekleriyle tehdit ederek üye yaptılar. Güç bitince de kimseyi tutamayacaklarını biliyorlar. Çünkü gönüllü değil zorla üye yaptınız. Hem de üyelerin hiçbir ekonomik ve sosyal haklarını geliştirmediniz. Tam tersine; kontr sendikacılık yaparak emekçilerin ellerindeki haklarını da ortadan kaldıracak adımlar attınız.

Evet Tayyip…

Güçlüyken efeleniyorsun halka karşı, ama bir yenilgide de aynen yukarıdaki gibi, moralini yüksek tutmaya çalışıyorsun taraftarlarının. Çünkü biliyorsun ki, onlar sizinle çıkar birliği yaptılar. İnanç birliği değil. O yüzden sen nasıl sattıysan yol arkadaşlarını, onların da seni satacağını biliyorsun adın gibi…

Ya 31 Mart gecesi yaptığın “Balkon Konuşması”?

O nasıl bir yalnızlıktı öyle? O nasıl bir çaresizlikti? Ve nasıl yenilgiyi kabullenmişlikti öyle?..

Avaneni etrafına toplayıp nasıl höykürürdün sen geçmişte. Nasıl tepeden bakarak konuşurdun “hülooğğ”cu kitlen karşısında…

Geçti o günler cancağızım, geçti o günler…

Senin için artık korku çanları çalıyor. Artık her an iktidardan tekerlenme korkusunu yaşıyorsun. Hem de en yakınların tarafından aldatılma korkusunu yaşıyorsun.

Bir zamanlar çevrende olan hiç kimse kalmadı etrafında. Bir bak! Kim kaldı?

Sümüklü Bülent Arınç bile bıraktı seni. Kraliçenin Gül’ü de bıraktı seni, Davidson da bıraktı seni. Daha kimler bıraktı, sen bizden daha iyi bilirsin…

Şu anda Damadın var en yakınında. Görünüşte öyle. Ama o bile arkandan işler çeviriyor. ABD’ye gittiğinde manyak Başkan Trump’la tek başına görüşüyor. Allah bilsin neler söyledi, neler için söz verdi…

Yandaş medyan bile parlatıyor Damadı: “ABD Başkanıyla görüşen ilk Maliye Bakanı”, diye manşetler atıyorlar.

Yani senin için korku dağları sardı Tayyip!

Tam da atasözümüzde de söylendiği gibi, “Eden bulur”, Tayyip!

 

Sattın! Sattınız!

Önce “Hocam” dediğin, seni İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı yapan Necmettin Erbakan’ı sattın!

Hem de bir kalemde! “Milli Görüş gömleği dar geliyor”, dedin. ABD’lilerin gömleklerini giydin. Onların ekmeğini yedin, onların kılıçlarını salladın.

Hem halkımıza hem de kardeş Müslüman Bölge Halklarına salladın o kılıcı. Hem de hiç acımadan. Hem de hiç vicdan azabı çekmeden.

İktidara gelir gelmez de Halkını sattın! Halkının alın teriyle, göz nuruyla var ettiği kamu Mallarını sattın!

Sen; “Ben vatanı adeta pazarlamakla mükellefim”, dedin.

Maliye Bakanın; “Babalar gibi satarız.”, dedi.

Şehit Muammer Kaddafi’yi sattın!

“Kardeş” dediğin Beşşar Esad’ı sattın!

Milyonlarca masum Müslümanın kanlarına ellerini buladın, o hiçbir okyanusun sularının temizleyemeyeceği ellerini…

Sattın! Sattınız!

Hep söyledik:

Nereye kadar?

Bitti! Buraya kadar!

Az kaldı saltanatının bitmesine! Az kaldı çelik bilezikle tanışmana!

Seni getiren, götürecek de. Bunu sen de adın gibi biliyorsun. Ve dile getiriyorsun efeleneyim, derken.

Ne diyorsun 29 Mart’taki konuşmanda?

“Bütün bunlar Batının, başta Amerika’nın Türkiye’yi sıkıştırma operasyonlarıdır.”

Evet, sıkıştırma operasyonlarıdır. Niye sıkıştırmasın ABD?

Parası (Doları) olağanüstü değer kazanıyor senin paran karşısında. Varlıkların eriyor, yok pahasına alıyorlar ABD’li şirketler. Ondan sonra da bilmem kaç puntoyla başlık atıyor yandaş Demirören’inin gazetesi Hürriyet 16 Nisan tarihinde; “ABD’Lİ DEVLERİN TÜRKİYE İLGİSİ” diye.

İlgi duyar tabiî. Niye duymasın ABD’li?..

Ya sen ne verdin halkımıza 17 yıllık iktidarın boyunca:

Açlık, Yoksulluk, İşsizlik ve Pahalılıktan başka?

Kandan ve gözyaşından başka?..

Ama, bu böyle gitmez. Zalimler, mazlumlara her zaman üstün olmaz. Mazlumlar, uyanır bir gün, senin “hülooğğ”cuların bile olsa uyanırlar ve alt ederler seni ve iktidarını.

Yıkarlar Sarayları. Yıkarlar saltanatları…

Saraylar saltanatlar çöker

kan susar bir gün

zulüm biter.

menekşeler de açılır üstümüzde

leylaklar da güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler…