En önemli ilk ders…

01.02.2017
A+
A-

HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut, ısrarla bir kavrama: “Kritik eşik” kavramına vurgu yapıyor. İnsanın ruhi şekillenmesinin; insan sevgisi, vicdan, ahlâk vb. insan kişiliğini oluşturan değerlerin çocuklara 3-12 yaşına kadar yüklenebildiğini, sonradan yüklenemeyeceğini bilimsel olarak dile getiriyor. Biliminsanlarının bu konuda çok net olduğunun altını çiziyor konuşmalarında, yazılarında.

Ve başta AKP’giller gelmek üzere Meclisteki Dörtlü Çetenin üyelerinde bu kritik eşik sürecinin heba edilmiş olduğunu anlatıyor, olayların somut diliyle.

Meclisteki milletvekilleri, ceylan derisi koltuklarda geyik çeviriyorlar. İçi boş laf etme yarışı içine giriyorlar. Ve birbirlerine Meclis kürsüsünden olmadık hakaretleri yapıyorlar. Eleştiri diyemiyoruz çünkü kullandıkları sözcüklere, kurdukları cümlelere bakarsanız alenen, açıkça hakaret ediyorlar. Hatta küfrediyorlar birbirlerine hem de kişicil olarak. Kişiliklerine, ahlâklarına, namuslarına, eşlerine, çocuklarına vb. varana kadar hakaretler ediyorlar, küfürler savuruyorlar. Hatta bazen Meclis Genel Kurul Salonunda birbirlerine fiili şiddet uygulamaya kalkışıyorlar. Bunlar; bu davranışlar, bu sözler televizyonlarda gördüğümüz sıradan görüntüler halinde.

Siz de o zaman sanıyorsunuz ki, ya da öyle olması gerekir diye düşünüyorsunuz çok doğal olarak, artık bunlar birbirleriyle asla konuşmazlar, yüz yüze bakmazlar. En azından zorunlu insani ilişkiler dışında bir ilişki kurmazlar, diye. Ancak bir bakıyorsunuz, birbirlerine olmadık hakaretleri, küfürleri savuran bu beyefendiler, Meclis kulislerinde el ele, kol kola, hatta halkımızın, “enseye tokat, … parmak” dediği davranışlar sergiliyorlar.

Ve siz şaşırıyorsunuz. Gerçekten şaşırıyorsunuz, böyle bir şey nasıl olur? diye. Böyle bir kişilik olur mu? diye…

Ama oluyor. Hem de sık sık oluyor…

Buna birkaç örnek vermek istiyoruz.

Birinci örneğimiz, biraz eski olmakla birlikte, AKP’nin en utanmaz, en yüzsüz, en insan sefaleti milletvekillerinden biri olan Burhan Kuzu’yla HDP Milletvekili sinemacı Sırrı Süreyya Önder arasında, bundan tam iki yıl önce (20 Ocak 2015’te) geçmişti.

“Sırrı Süreyya Önder’in tartışma yaratan fotoğrafı

“HDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 4 eski Bakan hakkındaki gensoruların oylanması sırasında AKP’li milletvekilleriyle görüntüleyen fotoğraflara sosyal medyada yorum yağdı.

“TBMM Genel Kurulu’nda dört eski Bakan hakkında ‘Yüce Divan’ oylaması yapıldı. Oylama devam ederken, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, HDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve bazı milletvekilleri ile sohbet etti. Bu karelerin göründüğü fotoğraflar kısa sürede sosyal medyada yayıldı. 

“Sırrı Süreyya Önder, sosyal medyada dolaşan fotoğrafların arasında AKP milletvekili Burhan Kuzu ile birlikte görüldüğü eski bir fotoğrafın da eklenmesi üzerine Twitter hesabından açıklama yaptı. Önder, Burhan Kuzu’yla birlikte olan fotoğrafı yalanlarken Bekir Bozdağ ve diğer AKP milletvekilleriyle görüntülendiği fotoğrafların doğru ve gülmesinin de doğal olduğunu yazdı.”

Nerede yazdı bunu sinemacı?

Resmi twitter hesabından. Aynen şöyle dedi olay için:

“Diğer fotolara gelince, biz bize küfretmeyen bütün vekillerle konuşuruz. Bazen güleriz de. Kavgalarımız kadar doğaldır bu — sirrisureyyaonder (@sirsureyya) 20 Ocak 2015” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/191693/Sirri_Sureyya_Onder_in_tartisma_yaratan_fotografi.html)

Aynı olayın daha ayrıntılı bir versiyonunu da bizzat B. Kuzu anlatıyor aşağıda:

“Kuzu “Bunu Bana Hep Yapıyor”

“HDP’li Sırrı Süreyya Önder ile samimi fotoğrafları son günlerde olay olan Burhan Kuzu, “Sırrı bunu hep yapıyor bana. İlk defa yapmadı, daha önceleri de yapmıştı.” dedi.

“HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 4 eski Bakan hakkındaki gensoruların oylanması sırasında AK Partili milletvekilleriyle görüntüleyen fotoğraflara sosyal medyada yorum yağmıştı.

“Sırrı Süreyya Önder, sosyal medyada dolaşan fotoğrafların arasında AK Parti Milletvekili Burhan Kuzu ile birlikte görüldüğü eski bir fotoğrafın da eklenmesi üzerine Twitter hesabından açıklama yapmış, Kuzu’yla birlikte olan fotoğrafın eski olduğunu vurgulamıştı.

“KUZU: SIRRI BANA BUNU HEP YAPIYOR

“Bu samimi fotoğrafa bir açıklama da TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’dan geldi.

“Kuzu, Sırrı Süreyya ile TBMM’deki keyifli sohbetini şöyle anlattı:

“Sırrı bunu hep yapıyor bana. İlk defa yapmadı, daha önceleri de yapmıştı. Herhalde beni Meclis’te kendisine yakın mı buluyor, benimle sohbet etmeyi daha mı hoş buluyor bilemiyorum. Böyle zamanlarda beni arayıp buluyor bir şekilde.”

“MAKSADI BENİM OYUMUN RENGİNİ ÖĞRENMEKTİ”

“Geldi bana, ‘Hocam, sen Allah’ını peygamberini bilirsin. Ne diyorsun onu belirt; ret diyorsan ret, evet diyorsan evet’ dedi. Maksadı benim oyumun rengini öğrenmek. Ben de, ‘ben hem yetim, hem öksüzüm, benim üzerime gelme’ dedim. ‘Sana, öksüz, yetim maaşı bağlayacağım’ dedi. Neyse, ben oyumu kullandım çıkıyorum, o da bana karşıdan ‘tamam’ işareti yapıyor. Millet bize bakıyor, ‘Allah Allah, bu neyin nesi’ falan. Daha önce de böyle şeyler yapmıştı. Böyle şeyler yapılınca tansiyon biraz daha düşmüş oluyor.” 22.01.2015 (http://www.trabzonunsesi.com/kuzu-bunu-bana-hep-yapiyor-127312h.htm)

Ve bu olay için B. Kuzu’nun ifadesi 23 Ocak 2015 günlü habere göre aynen şöyle:

“Burhan Kuzu: Lan oğlum Sırrı…

“TBMM Genel Kurulu’nda dört eski Bakan hakkında ‘Yüce Divan’ oylaması sırasında HDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ve bazı milletvekilleri ile sohbet etti. Bu kare tartışma konusu olurken, Burhan Kuzu canlı yayında Sırrı Süreyya Önder’le arasında geçen diyalogu anlattı.

“Habertürk ekranlarında Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu ‘Türkiye’nin Nabzı Programı’na konuk olan Burhan Kuzu, Sırrı Süreyya Önder hakkında da çarpıcı sözler söyledi.

“Kuzu, HDP’li Önder’in şeytanlık peşinde olduğunu söylerken, oylama öncesi Önder’in yanına gelerek oyunun rengini öğrenmek istediğini belirtti.” (http://beyazgazete.com/video/webtv/siyaset-3/burhan-kuzu-lan-oglum-sirri-434886.html)

Birbirlerine hitap şekillerine bakın, aradaki ne diyelim… hadi moda deyişle seviyeye bakın, diyelim. Ve geçelim…

Peki, sinemacının bu fotoğraf yeni değil, eski bir fotoğraf konularak linç ediliyorum dediği olay neymiş?

4 Temmuz 2013 tarihinde yapılan Meclis Başkanlık Seçimi sırasında yaşanmış o olay da. Yani önemli bir olay yokmuş ortada(!)

“Tokatlama şakası kulisi meraklandırdı

“Meclis Başkanlığı seçiminin 1. turunda BDP’li Sırrı Süreyya Önder ile Ak Partili Burhan Kuzu arasında esprili bir diyalog yaşandı.

“Diyalog sırasında ilginç olan ise Anayasa Profesörü olan Kuzu’nun Önder’e ‘Şaka yollu tokat’ atma girişimiydi. Ancak Önder hızlı davranarak Kuzu’nun kolunu tuttu ve ‘Tokattan sıyrıldı’. Bu görüntü ise kuliste akıllara “Acaba Burhan Kuzu Hoca, hiç öğrencilerini tokatladı mı?’ sorusunu getirdi.” (http://www.milliyet.com.tr/tokatlama-sakasi-kulisi/siyaset/detay/1731838/default.htm)

Bu haber daha eski. 30 Mart 2012 tarihine ait.

“Başbakan Erdoğan, İran dönüşü Meclis'e geçti. 4+4+4 görüşmelerinin sürdüğü Meclis'e geçen Erdoğan hoş bir sürprizle karşılaştı.

“(…)

“Başbakan Erdoğan, iktidar kulisine geldiğinde AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz, ayağa kalkarak, “hoş geldiniz, biz de arkadaşlarla müzakere ediyorduk” diyerek BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ı gösterdi.

“Önder ve Sakık, Başbakan Erdoğan’a “hoş geldiniz” diyerek elini sıktı. Bu sırada Kapusuz, “Arkadaşların tam önüne çıktınız” diye espri yaptı. Erdoğan’da, “Oturun lütfen biz ön kesmeye gelmedik” diye espriye karşılık verdi.

“BDP’li Sırrı Süreyya Önder, “AK Parti milletvekili arkadaşlar geleceğinizi duyunca çok telaşlandılar, ben de ‘telaşa mahal yok’ dedim” şeklinde espri yaptı. Önder’in esprisine Başbakan Erdoğan ve etrafındakilerin güldüğü görüldü.

“Tokalaşmadan sonra BDP’liler Erdoğan’ı çaya davet edince, Başbakan Erdoğan daha sonra Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, BDP milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder, Sırrı Sakık, Adil Kurt, CHP Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özpolat, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Salih Kapusuz ve Abdülkadir Aksu ile bir süre sohbet etti, çay içip simit yedi.” (http://www.ilkehaber.com/haber/bdpliler-erdogana-gece-yarisi-cay-ismarladi-21390.htm)

İşte böyle Meclisin halleri… Anlatılan olayların tamamı da çok önemli konular; Meclis Başkanlığı seçimi, 17-25 Aralık sonrası dört hırsız, vurguncu, Allah’la aldatıcı bakanın gensoru oylaması ve 4+4+4 Kesintili Eğitim Modeli gibi önemli, ülkenin geleceğini belirleyen olaylar süreci. Ama aradaki ilişki bu. Ne diyelim? Allah arttırsın… Artırıyor da nitekim.

Son iki örneğimiz daha yeni. Birincisi 14 gün öncesine dayanıyor. 10 Ocak tarihinde yaşandı. Mecliste, Laik Cumhuriyet’in yıkılıp yerine kurulacak Tayyibistan Din Devletine gidişin resmi yolunu açacak olan Anayasa Değişikliği görüşmeleri sırasında oldu.

“Binali Yıldırım’dan 338 yorumu: Allah bin bereket versin

“(…)

“Başbakan Yıldırım, “Anayasa değişikliğinde 330 endişemiz yok. Meclis’te görüşmelerin seyri iyi gidiyor. Hiçbir endişem yok, yarasız yere kurt düşürmeyin. Kavga ile işimiz yok, bu işler uzlaşma ile olur. Allah bin bereket versin, her şey yolunda” dedi.

“(…)

“BİNALİ YILDIRIM KILIÇDAROĞLU İLE GÖRÜŞTÜ

“10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü" dolayısıyla Parlamento Muhabirleri Derneği’ni (PMD) ziyaret eden Yıldırım, ardından muhalefet kulisine geçerek, burada muhalefet partilerinin milletvekilleriyle selamlaştı. 

“Kuliste partisinin Grup Başkanvekilleri Gürsel Tekin ve Özgür Özel ile bulunan Kılıçdaroğlu’nun oturduğu bölüme gelen Yıldırım, burada oturarak bir süre sohbet etti.

“Başbakan Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile çay içti.

“Anayasa değişikliği teklifinin 1. maddesinin görüşmelerinin tamamlanması üzerine Yıldırım, buradan ayrılarak iktidar kulisine geçti.

“TEKLİFİ ÇEKSENİZ NE GÜZEL OLUR”

“CNN TÜRK'ün haberine göre Kılıçdaroğlu’nun Yıldırım’a “teklifi çekseniz ne güzel olur” dediği belirtildi.” (http://www.abcgazetesi.com/bekir-bozdagla-el-ele-oy-kullanan-levent-gokten-aciklama-40608h.htm)

Adamdaki, Kılıçdaroğlu’ndaki, çapa ya da çapsızlığa bakın! Yaptığı teklife bakın! Yaptığı ortama bakın!

Uyar mı?

Uyar! Uyar!

Niye uymasın?

Bizzat eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, bugün (24 Ocak günü) açıklamadı mı Kılıçdaroğlu’nu o makama kimin getirdiğini? Hem de belgeleriyle kanıtlamadı mı?

Kanıtladı. Bal gibi ya da zehir gibi kanıtladı. ABD istedi, dedi açıkça. Onlar getirdi o makama, dedi.

Şu ana kadar tık yok adamdan. Bakalım çıkabilecek mi?

Son örneğimiz, 19 Ocak tarihinde yaşandı:

“Bekir Bozdağ'la el ele oy kullanan Levent Gök'ten açıklama

“(…)

“Anayasa Değişiklik Teklifi’nde 2. tur görüşmeleri başladı.  Genel Kurul’da 1. madde oylamasındaki bir fotoğraf dikkat çekti. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile CHP Grup Başkanvekili Levent Gök’ün el ele ve gülüşerek oy kullanmaya giderken çekilmiş fotoğrafları Twitter’da büyük tepki topladı.  Sosyal medya hesabından birçok kullanıcı Levent Gök’e tepki gösterdi.

“FOTOĞRAFIN HİKÂYESİNİ ANLATTI

“CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, sosyal medyada olay olan, Anayasa oylamaları sırasında Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile şakalaşırken çekilmiş fotoğrafın hikayesini Sözcü’ye anlattı. Gök, “ben Sayın Bakan’ı açık oy kullanmaması konusunda uyardım. O da gelip benim elimi tuttu, ‘benim ne oy kullanacağımı bilmiyor musun” dedi” diye konuştu.

“Gök, fotoğrafın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu oy vermek üzere kabine götürdükten hemen sonra çekildiğini anlattı. Yan kabinde de Adalet Bakanı Bozdağ’ın oy kullandığını söyleyen Gök, oyları kutuya atmaya giderken, Bozdağ’ı’ “açık oy kullanmaması konusunda uyardığını” söyledi.

“Gök şöyle konuştu;

“Ben kendisine (Bekir Bozdağ) ‘sayın Bakan lütfen açık oy kullanmayın’ dedim. Kendisini ‘Açık oy kullanmak yanlış bir uygulama. Siz bir Bakan olarak böyle yaparsanız, herkes bu yanlışı yapar’ diye uyardım. Kendisi de bana dönüp, “Levent benim nasıl oy kullandığımı bilmiyor musun?’ dedi, o sırada da elimi tuttu. Tüm olay Genel Başkanımızın önünde oldu. Tam arkamda da Sayın Kılıçdaroğlu duruyordu” dedi.” (http://www.abcgazetesi.com/bekir-bozdagla-el-ele-oy-kullanan-levent-gokten-aciklama-40608h.htm)

Bozacının şahidi şıracı olunca böyle oluyor demek ki. Savunmaya bak: “Tüm olay Genel Başkanımızın önünde oldu. Tam arkamda da Sayın Kılıçdaroğlu duruyordu.”

İyi, iyi… Yakışır! Her şey yakışır size.

 

Siz ki, vatan satıcılığında ustasınız. Sol gösterip sağ vurmayı da çok iyi biliyorsunuz Allah için. Mecliste kayıkçı dövüşleri yapıyorsunuz ceylan derisi kaplı koltuklarınızdan fırlayarak. Tut ki, tutabilene aşk olsun, dedirtiyorsunuz kendinize. Hastanelere gidiyorsunuz, koltuk değnekleri kullanıyorsunuz. Ama iş olayın özüne gelince, hepiniz aynı … soyu oluveriyorsunuz. O zaman ha AKP’li oluyorsunuz, ha MHP’li, ha CHP’li, ha HDP’li… Hiç fark edilmiyorsunuz. Aynı kalıptan, aynı tezgahtan çıkmaya dönüşüveriyorsunuz. Çünkü hepinizi aynı kuklacı oynatıyor. Hepinizi aynı kuklacı yönlendiriyor… Siz kuklalar da oynuyorsunuz oyununuzu huşu içinde. Vecde geliyorsunuz, şehvete kapılıyorsunuz halkı aldatma işinde…

Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Aldığınız ilk dersten…

Ne mi o ilk ders?

 

İlk ders…

Bunu da bize bir zamanların ünlü CHP’li politikacısı Turan Güneş anlatsın kendi ağzından. Dinleyelim ki, hangi kökten kaynak aldıklarını görelim acıyarak, iğrenerek…

Kitabın yazarı, CHP milletvekilliği de yapan gazeteci, Akın Simav. Kitabın adı: “Turan Güneş’in Siyasal Kavgaları”. Elimizdeki 2. Baskısı. Agora Kitaplığı’ndan çıkmış. Yayım yılı, 2009.

“Bu kitap bir otobiyografi değil. Çünkü yazarı Turan Güneş değil, Akın Simav. Ancak bu kitap tipik bir biyografi de değil. Çünkü sürekli Turan Güneş’le söyleşi ve görüşmeler yapılarak kaleme alınmış.”

Bu Önsöz’ün yazarı da yine CHP milletvekilliği de yapmış, gazeteci, prof. Hurşit Güneş. Yani Turan Güneş’in oğlu.

Okuyalım aldıkları-verdikleri ilk dersi:

“1954 yılında hiç aklımda yokken milletvekili seçildiğimde başım göğe erdi sanmıştım.

“O gün bugün tırmanıyorum, ne başımın göğe erdiği var, ne de göğün başıma değdiği.

“2 Mayıs 1954’te milletvekili seçildim. 14 Mayıs 1954’te parlamentoda yemin ettim. Boğuşmağa o gün başladım. O gün, bugün devam ediyorum.

“Gerçekten de öyleydi. 1954 seçimleri tamamlanır tamamlanmaz pek çok DP’li artık CHP’nin sırtının bir kere daha kalkmamacasına yere getirildiği sanısına kapılmıştı. Ama, ayakları suya değen bir kişi vardı, o da Adnan Menderes’ti. İşte o nedenlerle daha 2 Mayıs’tan itibaren ‘demokratik niteliği’ tartışılır kanun tekliflerini art arda Meclis’e gönderiyordu. Bunlardan birisi de, bir partiden aday yoklamasına giren kişinin, yoklamayı kaybettikten sonra diğer partiden aday olamamasına ilişkindi.

“Teklif Anayasa Komisyonu’nda görüşülürken. Komisyonun genç üyelerinden birisi öne fırlamış ve kanun tasarısını savunan Zonguldak milletvekili Sebati Ataman’a veryansın etmişiti:

“Sebati Bey, Sebati Bey. Dikkat edin, bu bize yutturmağa çalıştığınız kanun tasarısının içine siz de girersiniz.”

“Gerçekten de Sebati Ataman, 1950’de seçimden sonra ölen bir DP’li milletvekilinin yerine CHP’li olarak Meclis’e gelmişti. Ancak sonradan mazbatası iptal edilmiş ve geri dönmek zorunda kalmıştı. İşte aynı Ataman dört yıl sonra Meclis’e DP’li olarak geri geliyor ve antidemokratik bir kanunu savunmağa çalışıyordu.

“Güneş iyice bindirmişti Ataman’a. Bu kadar hücumdan sonra artık nasıl bakacaktı Ataman’ın yüzüne? Komisyon dağıldıktan sonra başı önde odadan çıkarken (dikkat edin, henüz utanma, ahlâk duygusunu yitirmemiş durumda. -Kurtuluş Yolu) birisinin koluna girdiğini fark etti. Sebati Ataman’dı bu. Utancından ne yapacağını bilemedi. Ataman, Güneş’in kulağına eğildi:

“Hadi Turancım, gel de bir çay içelim. Sen sakın içeride olanları dikkate alma, içeride olanlar bizim işimizin cilvesidir.”

“Böylece siyasette en önemli ilk dersi (dikkat ediyor musunuz, “siyasette en önemli ilk ders! – KY) Ataman’dan alıyordu Turan Güneş. Köylüler parlamentodaki bu manzarayı bir keresinde şöyle anlatmışlardı:

“Biz bilmeye muyuz sizin neler yaptığınızı? İçi boş çantaları birbirinize atıp yalancıktan kavga ediyorsunuz.”

Öğrenilen “en önemli ilk dersin” Turan Güneş tarafından uygulanışı ya da ar namus ahlâk duygusunun yitirilişi:

“İlk dersi Ataman’dan aldıktan sonra ilk uygulamayı Emin Kalafat’a yaptım. Kalafat devlet bakanıydı. Sudan bir sebepten kızmıştım. Çıktım kürsüye. Verdim veriştirdim. Bu arada ağzımdan bir de –bücür- kelimesi kaçtı. Aslında, bu kelimeyi onun için kullanmamıştım ama, alınmıştı besbelli.

“Oturum bittikten sonra hemen dışarı fırladım ve Emin Bey’in koluna girip, “Emin Bey, benimle bir çay içmez misin?” diye teklifte bulundum. O da kabul edince, ilk sınavı başarıyla vermiş oldum.” (agy, s. 1-2)

Gördünüz mü şimdiki milletvekillerinin ağababalarını?.. Onlar da kim bilir kimlerden, hangi aynı yolun yolcusu milletvekillerinden öğrenmişlerdi bu yöntemi? El veriyorlar birbirlerine. Kesintisiz bir şekilde sürdürüyorlar geleneği demek ki…

 

İşçi Sınıfı ve Halkımız için Meclisi en etkili şekilde kullanmalıyız

Peki bütün bunlardan çıkartacağımız sonuç ne olmalı? Meclisi bu Dörtlü Çeteye mi bırakacağız? Madem böyle, sayımız suyumuz yok mu diyeceğiz Meclisle?

Bu kutsal dava, bu insanlık, bu halk ve hak davası, bir avuç vurguncu ve soyguncu Parababasına ve onların Meclisteki kuklalarına bırakılabilir mi?

Hiç öyle şey olur mu?

Bunun cevabını bize uzaklardan Usta’mız versin. Bir kez daha yol göstersin, aydınlatsın önümüzü. O kan ve gözyaşıyla üretilmiş mücadelenin emekleri, bir kez daha ışık olsun bize. Rehber olsun…

Usta’mız, Sosyalist Gazetesi’nin 8 Aralık 1970 tarihli Başyazısı’nda şöyle öğütlüyordu bu konuyu bize:

“Sosyalistlerin Birinci Görevi

“Suyun başı parlamentoda kesilmiyor mu?

“Evet.

“Öyleyse parlamentoyu, seçimleri vb. efendi-ağalara bırakıp mı gideceğiz?

“Hayır.

“Elbet ülke çapında söyleneni herkesin işitebileceği en yüksek minare parlamentodur. Orada yalnız finans beyleri ile tefeci ağaların istedikleri ezanı okumalarına, birbirleriyle kayıkçı dövüşü yapmalarına seyirci kalamayız. Seçim kampanyalarında halkın bilgisizliğini ve bilinçsizliğini alabildiklerine sömürmelerine kaygısız abdalca bakamayız. Ancak, parlamento dışındaki halk, yani tüm millet uyarılmadıkça, Meclis kürsülerinde, -o da bırakırlarsa!- bin yıl çekilecek en parlak söylevlerin halka maval okumak gibi geleceğini, halkın her şeyden önce ”oy davarı” olmaktan kurtarılması gerektiğini bir salise, bir an bile unutmamalıdır. Ve an geçirmeksizin proletarya partisini, hem halk, hem Meclisler içinde savaştırmalıdır.”