Ey para sen nelere kadirsin…

07.05.2015
A+
A-

 

Yurt Gazetesi, CHP Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın sahibi olduğu bir gazete. Gazete yayım hayatına başlarken Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ idi. Daha sonra Merdan Yanardağ cezaevine girdi. Çıktıktan kısa bir süre sonra da Yurt Gazetesi’yle yollarını ayırdı. Tabiî ayrıntılarını bilmiyoruz. Ama medyaya yansıdığı kadarı ile M. Yanardağ’ın, gazetenin yayın politikasına yönelik eleştirileri vardı. Bunlar çözümlenmeyince istifa etmişti.

  1. Yanardağ’ın istifasından bir müddet sonra Yurt Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliğine Derya Sazak getirildi. Şu anda da bu görevi yürütüyor Derya Sazak. Bildiğimiz gibi D. Sazak, Sevrci bir “aydın”dır.

Yurt Gazetesi, AKP iktidarına muhalif bir çizgi izlemektedir. Bu doğaldır, çünkü sahibi, yukarıda da söylediğimiz gibi, CHP Milletvekilidir.

Yurt Gazetesi, özellikle 3’üncü sayfasını çevre ve doğa haberlerine ayırmaktadır. AKP’nin doğaya ve çevreye verdiği zararları gündeme getirmekte, ülkenin birçok bölgesinden haberler vermekte, olaylar aktarmaktadır. Doğaya ve çevreye sahip çıkmaktadır. Doğa ve çevre katliamlarına ilişkin haberleri, tepkileri sayfalarına taşımaktadır. Yani bu bakımdan başarılı bir çizgisi vardır.

Ancak… Bu çevrecilik, doğaseverlik bir yere kadarmış.

Nereye kadar?

Aldığı para miktarı kadar.

Niye böyle söylüyoruz?

Çünkü geçtiğimiz günlerde (29 Mart’ta) yayımladığı tam sayfa bir ilanı görünce anladık ki, çevreciliği, doğaseverliği, hayvanseverliği sahteymiş Yurt Gazetesi’nin. Ülkemizde çevreye, doğaya, bitkilere, hayvanlara en büyük zararı veren kuruluşlardan biri olan, siyanürle altın çıkartan Kanadalı Eldorado Gold Corporation şirketinin Türkiye bölümü olan Tüprag AŞ’nin tam sayfa ilanını yayımladı Yurt Gazetesi. Hem de ne ilan…

Buna sonra geleceğiz ama şimdi kendi sayfalarından Eldorado Gold Corporation’u ve TÜPRAG’ı tanıyalım:

“Kanadalı madencilik firması olan Eldorado Gold Corporation’ın Türkiye’de 100 % katılımıyla oluşturulmuş olan uzantısının ismi Tüprag Metal Madencilik San. ve Tic. A.Ş.’dir. 

“Tüprag, Türkiye’de metalik maden aramaları ve işletmeciliği yapmak için 1986 yılında kurulmuş ve bugüne kadar  aldığı yüzlerce maden arama ruhsatında arama yapmıştır. Söz konusu arama çalışmaları sonucunda, Uşak-Kışladağ ve İzmir-Efemçukuru gibi önemli altın yataklarını bulmuş ve bu yatakları işletmektedir.

“Şirketin Genel Müdürlüğü halen Ankara’da yer almakta ve Çanakkale’de bir numune hazırlama laboratuarı bulunmaktadır.

“ 2006 yılında üretime başlayan Uşak yakınlarındaki Kışladağ Altın Madenimiz, Avrupa’nın en büyük altın madeni yatağı olmakla beraber şu anda her yıl 12,5 ton altın üreten örnek bir altın madeni olarak faaliyetine devam etmektedir. Yaklaşık 1000 kişilik  bir istihdamın söz konusu olduğu işletmemizde, 600 milyon ABD dolarını aşan bir yatırım tutarıyla, ülke ekonomisine katkı sağlayan bir maden konumundadır. 

“Bir diğer işletmemiz ise İzmir ili Menderes ilçesi Efemçukuru köyü yakınlarındaki Efemçukuru Altın Madeni’dir. Damar tipi bir cevherleşme içerisinde, yaklaşık 500 çalışanı ile birlikte her yıl 600.000 ton cevher işlenerek yılda yaklaşık 3 ton altın üreten bir maden işletmesi olarak hayatına devam etmektedir. 

“Tüprag olarak, 25 yılı aşan şirket tarihimizde, kuruluşumuzun ilk gününden beri benimsediğimiz ve asla vazgeçilmeyecek olan “önce insan ve çevre, sonra madencilik” prensibimizle, her anlamda ülkemize katkı koymayı sürdüreceğiz.”

Breh, breh, breh… Sen neymişsin be TÜPRAG!

Yüzlerce ruhsat al, buralarda doğaya kalıcı zararlar verecek araştırmalar yap ve bunlardan işlettiğin iki madende siyanürle altın çıkar; doğayı, hayvanları, çevreyi, suyu ve insanı katlet, “önce insan ve çevre, sonra madencilik” de… Bir bütün olarak doğaya ve insana verdiğin zarar da on yıllarca, yüzyıllarca sürsün üstelik…

İnsanlar suları içemez hale geliyor topraktan karışan siyanürler nedeniyle. İnsanlar dirhem dirhem, gün gün, farkında olmadan üstelik, kanser oluyor siyanür nedeniyle. Ve bu kanıtlanmış durumda tıbben. Ve TÜPRAG övüyor kendini. Neylersin…

Neyse. Biz konumuza dönersek…

Dediğimiz gibi, gazeteyi okurken sıra 3’üncü sayfaya geldi. Üstte iki büyük fotoğraf, altta çok büyük puntolarla “TÜPRAG A.Ş., yılda 15 ton altın üretebilecek kapasiteye sahiptir!” başlığı.

Allah Allah, dedik önce. Başlığa takıldık. Ama her halde altta başka şeyler yazıyordur diye düşündük. Okudukça şaşırdık, şaşırdıkça kızdık, bu ne diye. Haber diye okuduğumuz şey düpedüz ilandı. Yok, “İstihdamın yüzde 80’i yöre halkından”mış, yok TÜPRAG “15 milyon $’lık Sosyal Sorumluluk Projesi” yerine getiriyormuş,  yok Devlete kazandırdıkları paranın vergisini vermek zaten yasal bir gereklilikmiş ama onlar kazandıkları paranın bir kısmını da, yöre insanının gereksinimlerini karşılamak üzere, il yönetimi ile birlikte “Hayır işlerine” ayırıyorlarmış da… Madenlerinin olduğu Uşak ve İzmir’de şöyle hemodiyaliz merkezi kurmuşlar, köylere şu kadar içme suyu ve kanalizasyon sistemi getirmişler, Uşak Üniversitesine hizmet binası kazandırmışlar, Uşak il merkezine okul yaptırmışlar vb. vb…

Ha bu arada tabiî ki madenleri de şöyle ileri teknolojiyle donatılmış, çevreye böyle zararsızmış edebiyatı akıp gidiyor paragraflar boyu…

 

Sözün özü

Hürriyet Gazetesi New York muhabirlerinden Tolga Tanış’ın geçtiğimiz günlerde Doğan Kitap’tan “Potus&Beyefendi” adlı bir kitabı yayımlandı. T. Tanış kitabının bir yerinde, Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan bir haber üzerine, haberin yayımlanmasını istemeyen Halkbank yönetiminin anında ilanları kestiğini anlatıyor ve bu olayı anlatırken şöyle bir arabaşlık koyuyor:

“Haber giren gazeteye ilan girmez!”

Çok doğru söylüyor T. Tanış. İşte bizim yukarıda anlattığımız olay da bunun birebir örneği. Bunu, Kurtuluş Yolu Gazetemizin geçen sayısında (Nisan sayısında) Milliyet Gazetesi’yle ilgili yaptığımız köşe yazısında da somutça göstermiştik. Hatırlayacaksınız.

Yalnız biz T. Tanış’ın başlığını bu haber için şöyle değiştirmek istiyoruz: “İlan giren gazeteye haber girmez!” Ya da girerse sahiden o haberleri benimsedikleri için değil; göz boyamak için, okurlarını aldatmak, kandırmak için girer. Başka bir şey için değil…

Burjuva medyası mı? İster muhalifi, ister yandaşı, ister merkezi, ister paralelcisi… İster Milliyet’i, ister Hürriyet’i, ister Sabah’ı, ister Yeni Şafak’ı, ister Zaman’ı, ister Bugün’ü… Hiç fark etmiyor. Onların biricik değer verdikleri şey para oluyor. Kâr oluyor. Onlar bundan başka hiçbir değer, hiçbir ahlak tanımıyorlar. Varsa yoksa Para Tanrısı. Ondan başka hiçbir güç onları tatmin etmiyor.

Yazık! Yazık!