Görev belli görevliler de… Ne istediler de vermediler?

02.02.2016
A+
A-

 

Yo, yoo. Hemen aklınıza, Tayyip’in “Paralel”ciler(!) için söylediği “ne istediler de vermedik” sözü gelmesin. Bu, başka bir “ne istediler de vermedik” vakası…

Kim istedi, kim verdi?

Parababaları istedi, AKP Hükümeti verdi.

Hem de sorgusuz sualsiz, hem de bol keseden verdi. Nasılsa kendi cebinden çıkmıyor verdikleri, bizlerin, halkımızın cebinden çıkıyordu…

Konu şu: Gazetemizin 3 Kasım 2015 tarihli 93’üncü sayısında yayımladığımız “Ertele babam ertele…” başlıklı yazımızda da dile getirdiğimiz gibi, AKP Hükümeti, ortaya çıkan olaylar sonucu kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine kimi konulara ilişkin yasalarda değişiklikler yaparak, işverenlerin aşırı sömürü ve zulümlerini kısmen de olsa engelleyecek yasalar, yönetmelikler hazırlıyor. Ama aradan geçen zaman içinde de (kamuoyunun ilgisi buradan uzaklaşınca) bu yasa ya da yönetmelikleri tekrar tekrar erteliyor. Yani işverenlere alır göründüklerini, hem de fazlasıyla geri veriyor…

Gazetemizin o yazısında buna ilişkin 3 örnek aktarmıştık. Aradan geçen birkaç aylık süre içinde hükümet, yeni yeni ertelemelerde bulundu aldığı kararlarla. Bunların hepsi de Parababalarını korumaya yönelik ertelemeler oldu. Şimdi fikri takip gereği bunları da göstermek, AKP Hükümetinin, İşçi düşmanı, halk düşmanı Parababaları hükümeti olduğunu bir kez daha göstermek istiyoruz.

 

Tükürdüğünü yalatmak diye buna derler

22 Aralık tarihli Hürriyet Gazetesi’nin ekonomi sayfasının tam ortasında:

“TAVUK MU YEMDEN YEM Mİ TAVUKTAN TARTIŞMASI BİTİYOR

“1 OCAK’TA O YEM YASAK” başlığıyla Burak Coşan imzalı bir haber yayımlandı.

Rendering yem de denilen ve “ET üretimi sırasında ortaya çıkan ve insan gıdası olarak bir değer taşımayan atıklar, rendering tesislerinde işlenerek et-kemik unu ve hayvansal yağa dönüştürülüyor. Yem üretiminde hayvansal protein kaynağı olarak yeniden kullanılabilir hale getiriliyor.”

Yani tavuklar tavuk atıklarıyla, balıklar balık atıklarıyla besleniyorlar. Ve bu yem önce hayvan, sonra da insan sağlığına zararlı. Çünkü atıklardan oluşuyor ve içine GDO’lu maddeler de katılıyor.

Habere göre:

“Tavuk sakatatından elde edilen yem 1 Ocak’tan itibaren tavuklara yedirilemeyecek…

“YILBAŞI ile birlikte tavuk sakatatından elde edilen tavuk yeminin yağ ve un olarak tekrar tavuklara yedirilmesi resmen yasaklanıyor. Aralık 2011’de yayınlanan bir yönetmelikle geçiş için 5 yıl süre tanındığına dikkat çeken Tarım Bakanlığı yetkilileri firmaların ‘hazırlanamadık” gerekçesiyle engelleme çabalarını ‘beyhude’ olarak değerlendiriyor. 

“Tavuk yetiştiricileri 1 milyon tonluk tavuk sakatatının nasıl bertaraf edileceğinin belirsizliğine dikkat çekerken, Tarım Bakanlığı bu işin sorumluluğun sektördeki firmalara ait olduğunu söylüyor. Kanun ve yönetmeliklerde ne emrediliyorsa onun yapılacağını ifade eden Tarım Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, “Onlar arzularını iletiyorlar. Gayet normal. Ancak erteleme olmayacağını üstüne basarak söylüyorum. 5 yıl önce durumu bildirdik. Sektör hazırlanmalıydı. Avrupa Birliği’ne uyum için bunu yapıyoruz. Orada sakatattan un ve yağın yeme katılması yasak. Geri adım atamayız” diyor. Oluşan 1 milyon tonluk atığın nasıl bertaraf edileceğini sorduğumuz üst düzey yetkili, “Sorumluluk firmalarda. Hazırlığı yapmalıydılar” şeklinde cevap veriyor.

“DOLAYLI YOLDAN BAŞVURDUK

“Beyaz Et Sanayicileri Birliği’nin Başkanı Sait Koca’nın konu hakkındaki yorumu ise “Ne olacağını merakla bekliyoruz” şeklinde oluyor. Koca, “Dolaylı yoldan Tarım Bakanlığı ile iletişime geçtik. Yeni Bakan Faruk Çelik’ten randevu istedik. Daha geri dönüş alamadık” diyor. Türkiye’de oluşan 1 milyon ton tavuk sakatatından 300 bin ton tavuk yemi elde edildiği bilgisini veren Koca, “Atığın bertaraf edilmesini sektör olarak kaldıramayız. Zaten ayakta zor duruyoruz. Bir de bertaraf tesisleri yapmak için para harcayamayız. Bunu yapmasak bile oluşan yem açığını kapatmak için 450 bin tonluk soya yemi ithal etmek zorunda kalacağız. Bu yemin tonu 1100 TL” ifadelerini kullanıyor.

“Yok etmek bizim işimiz değil

“TÜRKİYE’de yatırım yapmanın çok zor olduğunu söyleyen Sait Koca, “4 yıl önce tavuk gübresinden enerji elde edebilmek için Bolu’da bir firma ile harekete geçtik. Ancak yasal süreçleri ve bürokrasiyi bir türlü aşamadık. Oluşan atıklar da enerjiye çevrilebilir. Ancak bu da çok maliyetli. Ayrıca bizim işimiz de değil. Biz tavukçuyuz. Eğer bu tesisler yapılacaksa devlet desteği olmadan olmaz” diyor.

 “(…)

“Tavukçulara ‘kazanç’ eleştirisi

“HÜRRİYET’in daha önce gündeme getirdiği haberde tavukçuluk sektörü temsilcileri ‘tavuk yan ürünlerinden elde edilen yemleri kullanmazsak daha fazla GDO’lu yem getirmek zorunda kalırız’ açıklaması üzerine Tarım Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, açıklamanın ‘saçma’ olduğunu söylemişti. “Zaten GDO’lu yem kullanıyorlar. Bu yemi kullanmayınca daha çok GDO’lu yem getirmek zorunda kalırız diyerek, GDO’lu yemlerin kötü olduğunu göstermeye çalışıyorlar” diyen üst düzey yetkili, “GDO’lu yemler Bio Güvenlik Kurulu tarafından denetleniyor ve dünya bu yemleri kullanıyor. Madem kötü neden şimdi kullanıyorsunuz. O zaman hiç kullanmayın. Tek dertleri daha fazla kazanmak. Çünkü tavuk yan ürünlerinden elde edilen yemin maliyeti düşük” ifadelerini kullanmıştı.” (http://www.hurriyet.com.tr/1-ocakta-o-yem-yasak-40029992)

Görüyor musunuz “Tarım Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili”, insanı şaşırtacak bir şekilde nasıl somut gerçekleri dile getiriyor.  Ve işverenlerin vurgunlarını anlatıyor. Ve nasıl da kesin konuşuyor “Geri adım atamayız” diyerek.

Ama “Tarım Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili”nin bu söylediklerinin tam tersi gerçekleşti ne yazık ki. 21 Aralık’ta yapılan bu açıklamadan sadece15 gün sonra, 6 Ocak tarihinde yine Hürriyet Gazetesi’nde bu kez Aysel Alp’in aynı konuyla ilgili haberi şöyle:

“Tavuklar tavuk balıklar balık eti yemeye devam edecek

“Tavukların, tavuk parçalarından; balıkların balık parçalarından elde edilen işlenmiş hayvan proteinleriyle beslenme yasağı yine yürürlüğe giremedi. 5 yıl önce getirilen yasak, 1 Ocak 2016 tarihi itibariyle yürürlüğe girecek olmasına karşın, bugün yeni bir erteleme geldi. Böylece 1 Ocak 2017’ye kadar tavuklar tavuk etini, balıklar balık etini yemeye devam edecek.

“(…)

‘ŞİMDİLİK’ 1 YIL ERTELENDİ

“Kanatlı sektörünün bastırmasıyla Bakanlık, bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle ‘yasağı’ 1 Ocak 2017 tarihine erteledi.” (http://www.hurriyet.com.tr/tavuklar-tavuk-baliklar-balik-eti-yemeye-devam-edecek-40036760)

Bu haberde dikkatimizi çeken sadece bir nokta var. Aysel Alp, anlaşılan akıllı bir gazeteci. Haberinde, erteleme tarihiyle ilgili kesin konuşmuyor.

Ne diyor?

“Şimdilik’ 1 yıl ertelendi.”

Yani daha da ertelenebilir bu tarih…

Onun ötesinde söylenecek bir söz kalıyor mu?

Hayır. Sadece “Tarım Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili”nin düştüğü-düşürüldüğü durum insanı üzüyor.

Bir kez daha netçe görüyoruz ki, hükümet insan ve hayvan sağlığıyla ilgili çok hayati bir konuda bile, üstelik AB istemesine rağmen işverenlerin isteklerini emir kabul ediyor ve yasağı erteliyor. Bakın ne diyordu 22 Aralık’ta “Tarım Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili”: “(…) Avrupa Birliği’ne uyum için bunu yapıyoruz. Orada sakatattan un ve yağın yeme katılması yasak. Geri adım atamayız”.

Ee ne oldu şimdi (Bakan mı, Müsteşar mı, Genel Müdür mü? Kimse artık…) “Tarım Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili”nin durumu? Hani geri adım atamazdınız?..

İşte Parababaları böyledir, insana söylediklerini böyle yalatıp yuttururlar. Yeter ki çıkarları onu gerektirsin…

 

Ver Allah’ım ver…

Hürriyet Gazetesi’nden Nuray Babacan’ın 2 Aralık tarihli haberine göre hükümet, menkul kıymetlerden yani havadan para kazanan Parababalarına yönelik olarak yeni bir muafiyet (ayrı tutulma, kendisine uygulanmama, bağışıklık) getirdi. Bu muafiyetle yerli yabancı Parababaları havadan kârlarına kâr katmaya devam edecekler:

Stopajda vergi muafiyeti sürecek

“YENİ HÜKÜMET, geçici bütçeyi yasalaştırmanın ardından ilk iş olarak (bakın, ülkenin onca sorunu varken, hükümet hem de ilk iş olarak. – Kurtuluş Yolu), 31 Aralık’ta süreleri dolan muafiyetleri uzatmak için yasa tasarısını Meclis’e getirecek. Hazırlıkları devam eden 8 maddelik tasarı, tahvil, bono ve hisse senetlerine uygulanan stopaj vergisi muafiyetlerini uzatacak.”mış.

Böylece 2006’dan bu yana devam eden muafiyetler, yani havadan, açıktan para kazanmalar, 2016’dan sonra da devam edecekmiş.

Ve Parababalarına güvence veriyor Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı İngiliz Mehmet:

“ENDİŞE EDİLMESİN

“(…) Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de sermaye piyasalarının gelişimine önemli katkılarının bulunduğu hususu gözönüne alınarak başta stopaj uygulaması olmak üzere vergi istisnalarının 31 Aralık 2015 tarihini izleyen dönemlerde de devam ettirilmesinin uygun olacağının değerlendirildiğini vurguladı. Şimşek, AA’ya yaptığı açıklamada “Gerekli yasal değişikliklerin yapılması için hazırlıklar yapılıyor, yatırımcılarımızın endişe etmesine gerek yok” dedi.”

Yani gönül rahatlığıyla vurgunlarınıza devam edin demiş İngiliz Mehmet. Der, niye demesin? İktidara getirenlere başka ne denir? Ya da başka bir şey deme şansları var mıdır?

Hayır, yoktur. Onu dedikleri, yerli yabancı Parababalarının isteklerini daha doğrusu emirlerini yerine getirmedikleri anda getirdikleri gibi de götürürler adamı ya da hükümeti. İngiliz Mehmet bilmez mi bunu?..

Bilir. O yüzden de güvenceler verir Parababalarına.

 

***

AKP Hükümetinin yerli yabancı Parababalarına bir başka kıyağını daha aktaralım şimdi. Haberimiz yine Hürriyet Gazetesi’nden. 29 Aralık 2015. Başlık şu:

“HÜKÜMETİN asgari ücret artışına yönelik desteklemeleri bekleyen işverenlere, 2016 yılı için ilk teşvik geldi.

Yeni işçi alan işverenlere uygulanan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim teşviğinin süresi bu yılın sonunda doluyordu. Alınan ve dün Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren kararla, söz konusu teşvik 2020 yılı sonuna kadar uzatıldı.”

 

***

AKP’nin işverenlere, yerli yabancı Parababalarına verdikleri bitmiyor. Verdikçe veriyorlar aman lağım deliğinden süpürülmeyelim diye…

Şimdilik (ne yazık ki şimdilik diyoruz, çünkü AKP hükümetinin işverenlere vereceği teşvikler, destekler, onlar yararına ertelemeler bitmek bilmeyecektir. Her gün bunun yeni bir örneğiyle karşılaşacağızdır.) son bir örnek vererek fikri takibimizi sonuçlayalım.

Bildiğimiz gibi, geçen iki seçim sürecinde “muhalefet” partilerinin Asgari Ücreti yükselteceklerine ilişkin beyanları üzerine AKP Hükümeti de Asgari Ücreti yükselteceğine ilişkin söz verdi. Ve 1300 TL yapacağını söyledi. Seçimlerden galip çıkınca da sözünü yerine getirmiş oldu(!) ve 1300 TL yaptı Asgari Ücreti. Üstelik de geçtiğimiz yıllarda, 6’şar aylık dönemler halinde yılda iki kez (Ocak-Temmuz) artış yapılırken bu yıl sadece bir kez (Ocak’ta) zam yapılacak. Yani gerçekte artan bir şey olmadı Asgari Ücrette. Sadece görünürde rakam çokmuş gibi gösterildi…

Üstelik bu olayda da yukarıdan beri anlatageldiğimiz üzere, yine işverenler tarafını tuttu hükümet. Asgari Ücrete yapılan zammın, ki 949 TL’den 1300 TL’ye çıkmış oldu, bunun 110 TL’sini “işverenlere destek” adı altında devlet ödeyecek. Hükümet bizim paramızla işverenlere destek verdi. Başka bir şey değil. Yani devlet bir eliyle veriyor görünürken diğer eliyle de aldı.

Sonuç olarak, şu anda Mecliste işverenlere verilecek desteğin artırılması için hamle üstüne hamle yapıyor, öneri üstüne öneri getiriyor AKP hükümeti. Tabiî bunu da işverenler istiyor…

 

Günün görevi: Ajitasyon-Propaganda-Örgütlenmeyi başarmaktır

Gördüğümüz gibi bunların dünyası; “al gülüm ver gülüm” dünyası. Önce yerli-yabancı Parababaları bunlara iktidarı veriyor, iktidara getiriyor sonra da bunlar asli görevlerini yani yerli-yabancı Parababalarına hizmet görevlerini yerine getiriyorlar. Onların çıkarına olan her türlü yasa, yönetmelik vb.lerini hayata geçiriyorlar.

Haa arada olan İşçi Sınıfına, Emekçi Halklara oluyormuş ne gam… Onların “fıtrat”ında da bu var: Ezilmek, sömürülmek, soyulmak, katliamlara uğramak… Bu dünyada cehennemi yaşamak var.

Bu zulüm, bu sömürü, bu soygun düzeni nereye kadar, ne zamana kadar sürer?

Biz gerçek devrimciler, Proletarya Devrimcileri, Halkın Kurtuluş Partililer başta İşçi Sınıfımız olmak üzere halkımızı bilinçlendirip örgütleyene, onları iktidara getirene kadar.

Çok mu sürer?

Hiç belli olmaz. Bu zalimlikler dünyası her gün yeni bir Gezi İsyanı’na kapı açıyor. Öylesine maddi-manevi zulüm uyguluyor ki yerli-yabancı Parababaları ve onların hükümetleri, her an tapayı atabilir halklarımız.

Zor mudur?

Hayır. Yeter ki biz, hepimiz, günlük görevlerimizi layıkıyla yerine getirelim. Bugünün işini yarına ertelemeyelim. Yapmamız gereken görevleri günü gününe, anı anına yerine getirelim. Ve Devrim gelip kapıyı çaldığında hazır olmuş olalım.

Ajitasyon-Propaganda-Örgütlenme üçüzünü an geçirmeksizin hayata geçirelim. Günün en acil görevi budur. Ve bu görev mutlaka başarılacaktır!