Hukuka takla attırarak siyasilere yaranmak isteyen savcılar

02.02.2016
A+
A-

 

Öyle günlerden geçiyoruz ki, bağımsız, tarafsız ve vicdani kanaatine göre karar veren yargı mensubunu artık mumla arar hale geldik.

“Aman siyasilerimiz üzülmesin” diye, onların yaptığı hukuksuzluklar ve suç fiilleri hakkında yapılan başvurular, hiçbir değerlendirme yapılmadan takipsiz bırakılmakta.

Son günlerde ise savcıların geliştirdiği yeni yöntem; “İşleme Koymama Kararları”.

Adam, işgal ettiği siyasi makamın nüfuzundan yararlanarak eşini dostunu zengin etmiş, kamu mallarını yandaşlarına peşkeş çekmiş, ülkenin vatan topraklarının yabancılar tarafından işgal edilmesine seyirci kalmış. Bütün bunları belgeleriyle birlikte savcılığın önüne getiriyorsun.

Ama ne gam…

Sanki bunlar Cumhuriyetin Savcıları değiller…

Sanki Kamu Mallarının yağmalanmasını soruşturma gibi bir görevleri yokmuş gibi…

Sanki Vatan topraklarının işgaline seyirci kalanların yargılanmaları gerekmiyormuş gibi…

Maalesef büyük çoğunluğu siyasilere yaranma peşinde.

Ayrıntıya girmeden iki örnek verelim:

Birincisi HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un Efgan Ala’nın şikâyeti üzerine yargılandığı “hakaret” davası.

Bu davanın savcısı; egemen Suriye Devleti’ne karşı savaştırılmak üzeri dünyanın dört bir yanından toplanan Ortaçağcı sapık katillere MİT TIR’larıyla silah gönderen siyasiler hakkında, Savaş Suçu işledikleri gerekçesiyle Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM)’ye başvuran HKP’nin Genel Başkanı hakkında dava açarken, iddianamesinde siyasi tartışmalara girerek, Esad’a karşı ÖSO’yu savunmuştur.

Bu iddianamede savcı, “TIR’lar ülke dışına çıkmamıştır, bu nedenle suç oluşmamıştır” derken, haklarında suç duyurusunda bulunduğumuz siyasiler ise yaptıkları açıklamalarda;

“Yahu, varsa ne olacak, yoksa ne olacak?”

“Evet, hiç çekinmeden söylüyorum. O yardımlar Bayırbucak Türkmenleri’ne gidiyordu. Dibimizde bir savaş olacak, orada da Türkmen kardeşlerimiz, Arap kardeşlerimiz, Kürt kardeşlerimiz katledilecek; biz de seyredeceğiz öyle mi?” diyerek suçlarını ikrar ediyorlardı.

Görüldüğü gibi, savcının kraldan çok kralcı olmasının hiçbir anlamı kalmadı.

Bir iddianamede hem de bir savcının böyle bir savunuya girmesi nereden kaynaklanmaktadır?

Ya da suçlarını açıkça itiraf eden bu siyasilere karşı dava açmak bir yana, bu suçu ihbar eden HKP Genel Başkanı’na neden dava açmaktadırlar?

Tabiî ki iktidara yaranma gereksiniminden…

Ama bu dava ellerinde patladı bile.

Nurullah Ankut, yargılanırken kendilerini (hem savcı hem de AKPgiller’i) yargılamaktadır.

Gelelim ikinci savcı vakasına…

Bildiğimiz gibi, Ege Denizi’nde Türkiye’ye ait 16 ada ve bir kayalık, Yunanistan tarafından fiilen işgal edilmiştir. Yunanistan; bunlardan Eşek, Bulamaç ve Nergisçik Adalarını yerleşime de açmış durumdadır.

Fakat ülkemizde iktidar koltuklarını işgal etmiş siyasiler, bir yandan kürsülerde; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” naraları atarken, bu işgali görmezden gelmekteler, o kadar ihbara ve suç duyurularına karşın sessiz kalmaktalar. Anlaşılan onlar için; Ege Kıyılarımızda bulunan, 1943 tarihli İngiliz ve 1951 tarihli Amerikan haritalarında dahi Türkiye’ye ait gösterilen bu adalar “Vatan” olarak görülmüyor.

Ama bizim için bu adalar Vatan Toprağıdır. Ve vatan topraklarının işgaline sessiz kalmak ise açıkça TCK’nin 302. maddesinde tanımlanan; “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak” suçunu oluşturmaktadır.

Böylesine önemli bir suç karşısında birileri “üç mamun”u oynasa da biz sessiz kalamazdık.

Ve 20 Mart 2015 günü Çeşme Adliyesine giderek; “Ege Adalarının işgalini engelleyebilecek siyasi konumda olmalarına karşın, Avrupa Birliği Emperyalizminin uyum politikalarına zarar gelmemesi düşüncesiyle göz yumarak vatan toprağının işgaline ortak oldukları” gerekçesiyle AKP’giller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere suç duyurusunda bulunduk.

Fakat, dilekçemizi gören Cumhuriyetin Savcıları kelimenin tam anlamıyla paniklediler. İlkin dilekçeyi almak istemediler. Israrımız üzerine; “Bu önemli bir evrak, incelemem ve sormam gerek.” diyerek baklayı ağızlarından çıkarttılar. Daha sonra da dilekçemizi Ankara’ya göndermek üzere işleme almak zorunda kaldılar.

Ankara’daki savcılar ne yaptı dersiniz?

Tam beş ay bekledikten sonra Mart’ta verdiğimiz dilekçe hakkında 03 Ağustos 2015’de “İşleme Koymama Kararı” verdiler.

Neymiş; dilekçe “soyut ve genel nitelikte” imiş, “ciddi bulgu ve belgelere dayanm”ıyormuş.

İyi de madem önünüze “işleme koyulmayacak” bir dilekçe geldi beş ay niye beklediniz?

Dilekçenin “soyut ve genel” olduğunu, “ciddi bulgu ve belgelere dayanmadığını” beş ay sonra mı anladınız?

Tabiî, bu iddiaların hiçbirisi doğru değil. Dilekçede, işgal edilen Ege Adaları ile ilgili Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Ümit Yalım’ın konuya ilişkin iddialarına, görsel ve yazılı medyada kendisiyle yapılan röportajlara yer verilmişti. Dahası, dilekçede, Rahmetli Kamer Genç tarafından verilen Meclis Araştırması Açılması Önergesi’ne de yer verilmiştir. Bütün bu somut delillere karşın, savcı hâlâ “ciddi bulgu ve belge” yok demiştir.

Bütün bunların tek bir gerekçesi var. O da “aman siyasilerimiz rahatsız olmasın”. Nasıl olsa “kara kaplı”da bir yol buluruz, bu dilekçeleri hiç olmamışa çeviririz mantığı ile hareket etmekteler. Çünkü eğer dilekçeler, işleme konulsa ve dosya açılsa, bugün verecekleri bir Takipsizlik Kararı’nın yarın yeniden ele alınmasından korkmaktalar.

Oysa Ceza Muhakemesi Kanununun 160/1. maddesi;  “Cumhuriyet savcısı, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen İŞİN GERÇEĞİNİ araştırmaya başlar.”, der. Yasanın Cumhuriyet Savcılarına yüklediği bu görevi yapmamanın, ihmal etmenin de ayrı bir suç olduğu açıktır.

Belki, bugünlerde bu keyfilikleri yapabilirsiniz ama “keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” diyen halk sözümüzdeki gibi, gün gelip hesap döndüğünde bu dosyaların yeniden açılacağını unutmayın deriz.