İdlib’de ve Suriye’de; Aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünüyor…

08.02.2020
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

 

Ha şunu bileydin!

Kaç yıldan sonra gelen büyük itirafa bakın:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan: İdlib’deki gelişmeler ne yazık ki sıkıntı verici”

Böyle diyor Kaçak Saray’ın Reisi 17 Ocak günü. Evet, gelişmeler sıkıntı verici. Hem de ne büyük sıkıntı verici sizin için, değil mi?..

Oysa daha ayın 10’unda, yani daha bir hafta önce, Putin ve Kaçak Saraylı İstanbul’da bir araya gelmişler, İdlib’i konuşmuşlar ve yapılan ortak açıklamada: “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde sükûnetin, İdlib’le ilgili bütün anlaşmaların tüm unsurlarıyla hayata geçirilmesiyle sağlanması gerekliliği”, vurgulanmıştı.

Akabinde de, 10 Ocak günü, 12 Ocak gece yarısından başlamak üzere İdlib’de ateşkes ilan edildiği açıklanmıştı, Rusya Savunma Bakanlığından Tümgeneral Yuri Borenko tarafından.

Ancak açıklamanın daha mürekkebi kurumadan Rus ve Suriye savaş uçakları ve Suriye Ordusu kara birlikleri tarafından İdlib’de saldırılar tekrar başladı. Ve Suriye Ordusu, vatan topraklarının bir kısmını daha Ortaçağcı cihatçılardan kurtardı:

“Ortalık sakinleşti zannedilirken, çarşamba sabahından itibaren Rus Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş uçakları yeniden İdlib semalarında boy gösterdi. Suriye savaş uçaklarının da katıldığı hava harekâtlarında İdlib vilayetinin güneyinde M-5 karayolu üzerindeki Maarat el Numan şehri, civarındaki yerleşimler ve ayrıca kuzeydeki İdlib şehir merkezini hedef alan yoğun bombardıman dün de devam etti.

“Bunu Esad ordusunun yine Maarat el Numan hedefine dönük olarak doğudan batıya doğru başlattığı kara harekâtı izledi. Dün akşam saatlerine doğru rejimin İdlib’in güneydoğusunda kontrolü altına aldığı alan batıya doğru biraz daha genişlemiş, Esad ordusu bazı noktalarda M-5 karayoluna doğudan biraz daha yaklaşmıştı.”

(http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/hulusi-akar-idlib-icin-guvenli-bolgeden-soz-ediyor 41421702)

M5 karayolunu ele geçirmek için, şimdi güçlerini stratejik öneme sahip Serakib’de yoğunlaştırmış durumda Suriye Ordusu. Ve kısa sürede burayı kurtarmak istiyor çetecilerden.

Dolayısıyla İdlib’den Türkiye’ye doğru göç hızlandı. İdlib’de yaşayan on binlerce insan Türkiye sınırına doğru hareket etti. Bunun üzerin Tayyip, 17 Ocak Cuma günü gazetecilerin İdlib’deki gelişmelerle ilgili sorularına şu karşılığı verdi:

“Berlin’de Sayın Putin’le bu konuları etraflıca ele almayı düşünüyorum. Aksi takdirde şu anda İdlib’deki gelişmeler ne yazık ki sıkıntı verici. İdlib’deki son gelişmelerde 20’ye yakın sivil vatandaş öldürüldü. Bahane her zaman hazır. Ne diyorlar? Teröristler şunu yapıyor, bunu yapıyor. Hepsi yalan. 3,5 yaşında çocuklar, öbür tarafta annelerden evlatlarının yanında terörist mi olurmuş? Bunlar sivil. Tüm bu olaylar karşısında şahsen Berlin süreci ağırlıklı Libya gibi görünse de ben tabiî orada İdlib konusunu da etraflıca gündeme getirmeyi düşünüyorum. İkili görüşmelerde de yine İdlib üzerinde durmayı düşünüyorum.” (https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-51152021)

Yani Tarzan, konu Libya olsa da benim önceliğim İdlib, diyor. Çünkü dardayım, diyor… “Sayın Putin”den bana yardımcı olmasını isteyeceğim, diyor.

Nasıl önceliğin olmasın, değil mi Tayyip?

Türk Ordusu’nun İdlib’deki 2 Gözlem Noktası şu anda kuşatılmış, bir anlamda esir alınmış durumda Suriye Ordusu tarafından. Buradaki askerler ne yer, ne içerler? Malzemelerini nasıl sağlarlar? Kuşatmadan nasıl kurtulacaklar?

Bir operasyon, bir harekât söz konusu olamayacağına göre, kuşatmadan kim kurtaracak 2 Gözlem Noktasındaki asker ve subayları?

Tabiî ki “Sayın Putin” ve “Esed” değil mi?

Ki kalan diğer “Gözlem Noktaları”nın da kuşatılması, oradaki askerlerin de bir nevi esir alınması süreci uzun sürmeyecek. Çünkü Suriye Ordusu adım adım, neredeyse her gün biraz daha topraklarını kurtarıyor çetelerden.

 

“Soçi Mutabakatı”nın gereğini yerine getirmeyen kim?

Bildiğimiz gibi Türkiye, İran ve Rusya arasında 4-5 Mayıs 2017’deki Astana toplantısında alınan kararlar çerçevesinde; İdlib ve Lazkiye, Hama ve Halep’in bazı bölgeleri ile başkent Şam kırsalındaki Doğu Guta ve Suriye’nin güneyindeki Dera ve Kuneytra’da “Gerginliği Azaltma Bölgeleri” kurulmuştu.

Bu bölgelerin, İdlib hariç, tamamı meşru Suriye rejimi tarafından Rusların ve Hizbullah’ın da aktif desteğiyle kurtarıldı. Ve tekrar Vatan topraklarına katıldı. Buralardan kaçan Ortaçağcı çeteler ise İdlib’de toplandı. İşte İdlib’in önemi burada. Ortaçağcı çetecilerin son dayanak noktası, son işgal ettikleri topraklar.

İdlib’in büyük bölümünü bugün, El Nusra’dan kopan, “Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ)” kontrol etmektedir. Hatay’daki Cilvegözü sınır kapısı da HTŞ’nin egemenliğindedir ve İdlib’e giren araçları da bunlar kontrol etmektedir.

Ayrıca AKP’giller’in Suriye rejimine karşı destekledikleri “Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)” ya da şimdi AKP’giller’in adlandırmasıyla “Suriye Milli Ordusu (SMO)” ve irili ufaklı onlarca Ortaçağcı çete barınmaktadır İdlib’de.

İdlib’deki yenilgi, ki kaçınılmazdır, Suriye Halkının ve Beşşar Esad rejiminin zaferi, Tayyipgiller’in ise bozgunu olacaktır. Yolun sonuna gelinmesi demek olacaktır AKP’giller için.

Yine hatırlayacağımız gibi, 17 Eylül 2018 tarihinde imzalanan Soçi Mutabakatı’nda öngörülen ana konu neydi?

İdlib’deki Ortaçağcı çetelerin temizlenmesi ve bunu Türkiye’nin yapmasıydı.

Ancak AKP’giller bu taahhütlerini yerine getirmediler, bilerek ve isteyerek. İmzaladılar ama imzalarına sahip çıkmadılar.

Bunun üzerine de Rusya ve Suriye bu harekâtları gerçekleştiriyorlar. Türkiye’de bir iki mızıldanmanın ötesinde seyrediyor gelişmeleri…

Suriye Ordusu ve Rusya Ordusu, belirlenmiş bir askeri strateji dahilinde harekatlarını gerçekleştiriyorlar.

Önce havadan vuruyorlar sonra karadan operasyon gerçekleştirerek alanlarını genişletiyorlar. Bir süre böyle devam ediyorlar sonra duruyorlar. Sivillerin kaçmasına izin veriyorlar.

“Rusya Savunma Bakanlığı’nın dün İdlib’in güneyindeki sivil halkın rejim bölgesine geçiş yapabilmesi için açıldığını duyurduğu ‘emniyetli’ kontrol noktalarının bulundukları mevkiler bu stratejiyi teyit ediyor. Bu üç geçiş noktasından ikisi (Hader ve Abu Duhur) ilginçtir ki, Serakib’den kuzeye Halep’e doğru çıkan hattın hemen doğusundadır. Esad ordusu, bu bölgede helikopterlerden attığı bildirilerle teröristlere operasyon düzenleneceği gerekçesiyle halkın güvenliği açısından bu kapılardan rejim bölgelerine geçmesini istiyor. Yani, bu bölgenin boşaltılması hedefleniyor.” (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/2020-yili-icin-muhtemel-bir-idlib-senaryosu-41419004 )

 

İdlib’de şu ana kadar 5 kez ateşkes ilan edildi. Ama bu ateşkesler kalıcı olmuyor. Çünkü süreç devam ediyor. Belirlenmiş harekât planı uygulanıyor.

Ve her harekât sonunda, göç dalgası artıyor; kuzeye, Türkiye sınırına yaklaşıyor siviller.

Bu bölge için oluşturulan strateji, anlaşılan o ki; Halep’i Akdeniz kıyısındaki Lazkiye’ye bağlayan M-4 ve Şam’a bağlayan M-45 karayollarına bir an önce hâkim olma, kuzey sınırlarındaki bölgeler hariç Suriye topraklarının güvenliğini sağlama alma.

Başarılı oluyor mu?

Okuduğumuz gibi, gayet başarılı oluyor. Suriye toprakları kurtarılıyor çetecilerden.

Ya kuzeye gelenler ne olacak?

Türkiye’ye mi girecekler yoksa orada geçici olarak oluşturulacak bir tampon bölgede mi bekleyecekler?

Bunu zaman gösterecek. Ama en nihayetinde; kuzeyi güneyi, doğusu batısıyla Suriye toprakları kurtarılacak. ABD’si de, Koalisyonu da, Ortaçağcı çeteleri de içlerinde olmak üzere işgalciler defolup gidecekler. Tabiî ki AKP’giller’in yönlendirdiği Türk Ordusu da çekilecek buralardan. Çıkacak, Vatan topraklarına dönecek.

 

Tayyip, dünya nimetleri için değer miydi halklara çektirdiğiniz bunca acı?

Ne kazanmış olacağız peki bu sürecin sonunda?

Kardeş Suriye Halkıyla aramızın açılmasından başka ne kazanacağız?

5 milyondan fazla Suriyeli mülteciden başka ne kazanacağız?

Bu 5 milyon Suriyeli göçmen için yaptığımız, 40 milyar dolardan 120 milyar dolara kadar çıkartılan harcamadan başka ne kazanacağız?

Halep’e Vali atayamayacağız!

Emevi Camii’nde namaz kılamayacak Tayyip!

O namazı geçtiğimiz günlerde, üstelik de Türkiye’ye gelmeden bir gün önce, yiğit Beşşar Esad’la birlikte söz konusu Emevi Camii’ni ziyaret ederek, Putin kıldı!

Vay anam vay! Vay babam vay!

Tayyip bütün bunları niye yaptı? Halkımızı ve Ordumuzu niye böyle rezil rüsva etti Dünya Halklarına karşı? Ne istedi Suriye Halkından ve rejiminden? Hatta “kardeşten öte” dediği Suriye lideri yiğit Beşşar Esad’dan ne istedi Tayyip?

ABD’nin emirlerini yerine getirmek için yaptı bütün bunları!

Niye peki?

Çünkü kendisini iktidara ABD Emperyalistleri getirdi. İktidarda tutan da onlar. İktidardan götürecek olan da onlar şu anda.

O yüzden ve Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının ideolojisini benimsediği ve onun siyasi plandaki temsilcisi olduğu için, yani sınıf karakteri gereği Vatan ve Millet tanımaz olduğu için bütün bu kötülükleri yaptı Tayyip ve avanesi.

ABD Emperyalistleri “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”u hayata geçirmek için iktidara getirdiler Tayyipgiller’i. Ve o amaçla da sonuna kadar kullanıyorlar.

Sadece BOP değil kullandıkları alan. Ortaya çıktı ki, “Kanal İstanbul” denen “Çılgın” Proje de ABD Emperyalistlerinin emirleri gereği gündeme getiriliyor. Montrö’yü delerek savaş gemilerini sorunsuzca Karadeniz’e çıkarabilmek ve orada da bayrak göstererek, dünya hâkimiyetlerini pekiştirmek istiyorlar. Rusya’nın gücünü sınırlamak istiyorlar böylece.

Biliyoruz; denizlere, su yollarına hâkim olan dünyaya da hâkim olur. Ve ABD Emperyalistleri şu anda sadece Karadeniz’de bayrak gösteremiyorlar. Zaman zaman, kısa süreli gösterişler dışında…

İşte Tayyip, “Kanal İstanbul” projesine karşı çıkan bizlere; isteseniz de istemeseniz de yapacağım, diye bunun için efeleniyor.

Ee bir de vurgun var tabiî “Kanal İstanbul” projesinde…

O zaman ABD’nin emirleri; Başım üstüne! oluyor.

Nerede vurgun varsa AKP’giller oradadır.

O yüzden demedi mi Tayyip: “Kupon arsalar benden habersiz satılmayacak”, diye.

O yüzden, şimdilik bilinen, 13 dönüm tarlası var Damat’ın “Kanal İstanbul” güzergâhında.

Bunların bütün dünyası vurgun, talan, yolsuzluk, Kamu Malı aşırıcılığı ve makam, koltuk içindir. Şan şöhret içindir.

Kaçak Saraylar bunun için yapılıyor; “İtibardan tasarruf olmaz” denilerek.

Ama bak ne diyor bir halk türküsü sana ve senin gibilere:

 

Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün

Dünya kadar malın olsa ne fayda

Söyleyen dillerin söylemez olur

Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

 

Bir gün seni götürürler evinden

Hakkın kelamını kesme dilinden

Kurtulmazsın Azrail’in elinden

Türlü türlü yolun olsa ne fayda

 

Sen söylersin söz içinde sözün var

Çalarsın çırparsın oğlun kızın var

Şu dünyada üç beş arşın bezin var

Tüm bedesten senin olsa ne fayda

 

Kul Himmet Üstadım gelse otursa

Hakkın kelâmını dile getirse

Dünya benim deyip zapta geçirse

Karun kadar malın olsa ne fayda

25.01.2020