Kadınların saçları ancak İşçi Sınıfı’nın iktidarında özgürce dalgalanır!

16.10.2022
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

Bugün, Masha Amini’nin katledilmesinin ardından gelişen olayları anlayabilmek için başta İran olmak üzere Ortadoğu coğrafyasında 1950’lerden bu yana olagelenleri biraz anımsamak gerek. Bu nedenle, söz konusu süreci çok açık biçimde değerlendiren ve Devrimci Mücadele dergimizin 1990, Mart-Nisan sayısında yayımlanan “Azerbaycan Olayları: Dünü ve Bugünü” başlıklı yazıdan bazı bölümleri aktararak, okurlarımızın dikkatine sunmak istiyorum:

Emperyalizmin “Sovyet İmparatorluğu”nu dağıtma yollarından biri de dini, özellikle de İslamlığı bir araç olarak kullanmaktır. Bu amaçla Sovyetler’in yumuşak karnına yeşil bir İslam kuşağı dolamak niyetindedir öteden beri. Nitekim, 1974-1977 yılları arasında Türkiye’de CIA İstasyon Şefliği yapmış bir CIA Generali olan ve daha sonra da Milli Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumluluğuna atanan Paul Henze, birkaç yıl önce “Sovyet İmparatorluğu”nun güneyinde 2000 yılından önce bağımsız İslam devletleri kurulacak, diye bir müneccimlik yapmıştı. Şimdilerde Henze’nin yediği bu Herze, ABD üniversitelerinde Amerikan tarihçileri tarafından teorileştirilmekte. Alabama Üniversitesi tarihçisi Hugh Ragsdale, ‘Sovyet çöküşü’ sonucunda Avrasya’nın “Balkanlaşacağı” ve “bölgedeki Din adamları ve dervişler arasından düzinelerce Humeyni’nin fırlayacağı” teorisini ortaya atıyor.

İşte İran Devrimi ne kadar anti-Amerikancı ve antiemperyalist görünürse görünsün, bir de bu açıdan değerlendirilmelidir.

Emperyalizm hiçbir zaman tek ata oynamaz. Sürekli el altında başka alternatifler bulundurur. Böylece istemediği sosyal patlamaların ortaya çıkışını önler. Yakın zamanda Filipinler ve Panama’da kendi elceğiziyle yer1eştirdiği Marcos ve Noriega gibi diktatörleri, gene kendi eliyle, kanlı çatışmalar sonucunda indirmiştir. İran’daki İslam Devrimi de bu tür bir iktidar değişikliğini çağrıştırıyor. İran petrolünü kamulaştırarak ABD ve İngiliz emperyalistlerinin çıkarlarına dokunan Başbakan Musaddık, 1953 yılında Entelijans Servis ve CIA’in tezgâhladığı bir darbeyle alaşağı edilerek yerine Şah Diktatörlüğü kurulur. Şah, acımasız yönetimi ile halkı ezerek 1970’lerin sonlarına kadar emperyalistlerin malı götürmesine aracılık eder. Ama tüm baskıya rağmen toplumsal muhalefetin büyümesine engel olamaz. Şah artık gidicidir. Yerine yenisini koymak gerekir. Bu iş için mollalar yönetimi idealdir. Böylece yüzde yüz emperyalizmin denetiminde olmasa da, onun için zararsız, hatta yalnızca İran’da değil tüm Ortadoğu’da dinle kafaları tütsüleyerek sosyal devrimleri önleyebilecek potansiyele sahip olduğundan, yararlı bir yönetim Şah Diktatörlüğü’nün yerine konur. Bu İslamcı yönetim, Sovyetler’in Azerbaycan, Özbekistan, Tacikistan, Türkistan, Kırgızistan gibi Müslüman ağırlıklı cumhuriyetlerindeki Müslüman kökenli insanların kafalarını tütsüleyemez miydi? Sosyalizm yoluna girmiş bir Afganistan’da karşı devrimi üstün getiremez miydi? Kuşkusuz emperyalizm, mollalar yönetiminin sağlayacağı bu yararları görmüş ve ona göre davranmıştır.

“(…)

“(…) o zamanlar Tahran’daki ABD Büyükelçisi Bill Sullivan’a göre artık Şah bitmiştir, Humeyni’yi kazanmanın yolları aranmalıdır. ABD emperyalizmi ile Humeyni, daha Şah yönetimi düşmeden rezonansa gelmişlerdir. Demek ki artik Humeyniciler desteklenmelidir. Kısa zamanda bağlantı kurulur. Bağlantıyı sağlayan, İran Kurtuluş Hareketi Merkez Komitesi içinde yer alan, Humeyni’nin en yakınında bulunan ve Devrim sonrasında İran Hükümet Sözcülüğü’ne atanacak olan bir iş adamı, Amir İntizam’dır. İntizam’ın gerçekleştirmeye çalıştığı nizam, ABD- Humeyni işbirliğidir.

(…)

Şah sapına kadar Amerikancı idi. Onu deviren Humeyni Yönetimi kitleleri denetim altında tutmak için anti-Amerikancı gözükmek zorunda idi.  Bu nedenle ABD-İran i1işkileri gizli yürütülmeliydi. Öyle de oldu.

(…)

Bütün bunları neden anlattık? İran İslam Devrimi, pir-ü pak değildir, özünde antiemperyalist değildir. Tersine Ortadoğu’da emperyalizm için en yararlı rejimlerden biridir denilebilir. Emperyalizm onun yararlarını 10 yıl sonra görmüştür.” Okurlarımız, ilgili bölümün tamamını verdiğimiz bağlantıdan okuyabilirler  (https://kurtulusyolu.org/wp-content/uploads/2020/11/DM3.pdf) (Ana kaynak: Devrimci Mücadele, Sayı: 3, Mart-Nisan 1990) .

Evet, Ortadoğu coğrafyasındaki ülkelerin Ortaçağcı Din Devletlerine dönüşmesinin kendi emperyalist çıkarları için ne kadar yararlı olduğunu gördü ve görmeye de devam ediyor dünyanın Başhaydutu ABD Emperyalizmi. Bu nedenle İslam ülkelerinden devşirdiği Muaviye-Yezid Dincisi Ortaçağcı meczupları CIA-Pentagon Dincileri haline getirerek Taliban’ı, El Kaide’yi, El Nusra’yı, İŞİD’i yarattı. Bu gözü dönmüş Ortaçağcıları ilkin Afganistan’da Necibullah yönetimindeki devrimci iktidara karşı kullandı. Sonrasında ise BOP hain planları çerçevesinde, mezhep çatışmalarını da kışkırtarak kan gölüne çevirdiği Ortadoğu’da kullandı; “İnsan Soyunun Başdüşmanı” ABD Çakalı. Irak’ı, Libya’yı, Suriye’yi Ortaçağ karanlığına gömülmüş, bölünmüş-parçalanmış aşiret devletlerine dönüştürmek için kullandılar bu insanlıktan çıkarıp, birer ölüm makinesine çevirdikleri yaratıkları. Katlettiler Halkları. Tüm bu savaşlarda en büyük acıları da kadınlar ve çocuklar çektiler. En büyük zulümlere, işkencelere, taciz ve tecavüzlere onlar uğradılar.

Emperyalistler, bunları neden yaparlar? Neden hayâsızca saldırırlar halklara, gizli-açık işgaller yaparlar? Neden doymaz bir hırsla dünyanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını talanlar, vurgunlar yoluyla sonuna dek sömürmek isterler?

Yanıtını Partimizin Genel Başkanı Sayın Nurullah Ankut Efe çok açık biçimde vermekte:

“Bu, onların iyi ya da kötü niyetli oluşlarından kaynaklanmaz. Bütünüyle, ulaşmış bulundukları ekonomik yoğunlaşma derecesinden kaynaklanır. Onların devasa tekelleri, hem dünya pazarlarını, hem de dünyanın hammadde kaynaklarını ele geçirmek için durup dinlenmeden mücadele etmeye mecbur ve mahkûmdur. Yoksa dünya çapındaki egemenlik yarışında geriye kalır ve tökezler. Gözü dönmüş bir hırsla o yarışı sürdürmek zorundadır bu tekeller.” (https://kurtulusyolu.org/iran-halk-ayaklanmasi-ve-emperyalist-akbabalar/)

İşte bu nedenle, başta ABD Emperyalist haini olmak üzere, AB-D Emperyalistleri için Halkları Ortaçağın karanlık dehlizlerine hapseden Ortaçağcı Din Devletleri bulunmaz bir nimettir. Başta kadınlar olmak üzere, mazlum halkları CIA-Pentagon Dini ile afyonladıkları Ortaçağcıların şeriat düzenine mahkum etmek, bu alçak emperyalistler için ülkemiz de dahil olmak üzere, Ortadoğu coğrafyasını dikensiz gül bahçesine çevirerek sömürmenin en emin yoludur.

Dini dogmaların esiri olmuş, aklını zerrece kullanamaz hale gelmiş, laikliğin esamisinin bile olmaması nedeniyle bilimsel düşünmenin ve bilimin önünün tıkandığı, sanatın, sporun, müziğin yasaklanarak insanların gerçek dünyadan ve insanlığından koparıldığı, üretimin durduğu bir ortamda, halkları emperyalist boyunduruk altında tutmak hiç de zor olmamakta. Hele bir de o şeriat yasaları yoluyla insanlığın yarısı olan kadınlar evlerine hapsoldularsa,  erkeğin kölesi, cariyesi durumuna geldilerse, kara çarşaflar, burkalar altında gün yüzü görmüyorlarsa, okumaları, çalışmaları yasaklandıysa, en temel insani haklarını kullanmak bile haram sayılıp işkence, şiddet ve ölümle cezalandırılıyorsa, sömürü düzeninin alçaklıklarını gizlemenin en kolay yolu kadın namusu üzerinden toplumsal patlangıçlar yaratmak olmuşsa, kısacası kadınlar yaşayan ölüler haline getiriliyor, yetmiyor acımasızca katlediliyorsa, alçak emperyalistlerin hain emellerine ulaşmaları çok daha kolay olmaktadır.

Peki neden Batı toplumlarında değil de Doğu toplumlarında hâlâ mümkün olabilmektedir Ortaçağcı Din Devletleri?

Çünkü insanlık, tarihte ilk kez, günümüzden yaklaşık yedi bin yıl önce bu topraklarda Medeniyete yani Sınıflı Topluma geçmiştir. İnsanlık tarihinde ilk kez, üretimle hiçbir ilgisi olmayan, en asalak sömürgen sınıf olan Tefeci-Bezirgân Sermaye, bu topraklarda ortaya çıkmıştır. Her egemen sınıfın olduğu gibi bu sermaye sınıfının da bir ideolojisi, dünya görüşü vardır. Bu Antika sermaye sınıfının ideolojisi de Dindir ve ortaya çıktığı Doğu toplumlarında bin yıllar boyunca öylesine kök salmış, öylesine diş geçirmiştir ki onun varlığı, Modern üretim yordamının Batı toplumlarında olduğu gibi gelişmesine asla izin vermemiştir.

Batı, 14. Yüzyıl’dan başlayarak modern üretim yordamına (geniş yeniden üretime) geçmiş, Burjuva Demokratik Devrimlerini gerçekleştirmiş, yani serbest rekabetçi kapitalist üretim yordamını hâkim kılmıştır. Devrimini yapan Burjuvazi, kendi dünya görüşü olan Laikliği yaşam biçiminde hâkim kılmıştır. Yukarıda dile getirdiğimiz nedenlerden dolayı, Batı toplumlarında olduğu gibi, Burjuva Demokratik Devrimlerini tamamlayamadığı için Ortaçağ’dan tamamen çıkıp kapitalizmin tam anlamıyla kurum ve kuruluşlarıyla yürüdüğü bir düzene geçememiş toplumlarda, bir diğer deyişle antika üretim yordamının egemen sınıfı olan Tefeci-Bezirgân Sermayeyi tamamen ortadan kaldıramamış yani onun ekonomik ve siyasi varlığına son verememiş toplumlarda, Ortaçağcı Din Devletlerine gidiş, Şeriat tehlikesi hep var olmuştur. Bu gerçekliği bilen emperyalist çakallar, söz konusu durumu kendi sınıf çıkarları doğrultusunda hep kullanmışlardır.

İşte İran’da, Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, başta kadınlar olmak üzere halkların başına gelenler, çekilen acılar hep bu nedenledir. Bildiğimiz gibi Kanlı Zalim ABD, Irak işgalinde sayıları milyonlara varan Irak Halkını katletmiş, ABD ordusunun paralı askerleri, Iraklı kadınlara tecavüz ederek olmadık işkenceler yapmışlardır. Şimdi de yıkıp geçtikleri ülkeyi terk ettikleri Taliban iktidarı, Afganlı kadınlara cehennem hayatı yaşatmaktadır.

Ya ülkemizde?..

BOP’un Türkiye ayağı demek olan Yeni Sevr’i hayata geçirmek için ABD Emperyalizmi tarafından bir proje partisi olarak devşirilip iktidara getirilen ve Kriminal bir suç örgütü olan AKP’giller yönetmektedir Türkiye’yi 20 yıldır. Tefeci-Bezirgân Sermayenin iktidardaki temsilcisi olan AKP’giller, bu 20 yıl boyunca Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın tüm kazanımlarını ortadan kaldırmıştır. Cumhuriyetin kuruluşu ile eksik gedik de olsa uygulanan ve en çok da kadınlar için büyük önem taşıyan Laikliğin izini tozunu bırakmamışlardır. Üniversitelerimizden okulöncesi eğitim kurumlarımıza varıncaya dek okullarımız Peşaver Medreselerinden farksız hale getirilmiş, Öğretim Birliği Yasası fiilen ortadan kaldırılmış, yaşamın her alanına fetvalar yoluyla müdahale edilir olmuştur. Bu ortamda da yine kadınlarımız hedef tahtasına oturtulmuştur Ortaçağcı gericilik tarafından. Her bakımdan saldırıya uğramaktadırlar. Hemen her gün erkekler tarafından hem de en yakınlarındaki erkekler tarafından katledilmektedirler. Bunların hepsi gözümüzün önündedir. Uzatmayalım. Kısacası özellikle de biz kadınlar için soluduğumuz hava, içtiğimiz su kadar elzem olan Laikliğe tüm sınıf hıncı ile saldırmakta ve onu yok etmektedir AKP’giller.

Bizler, Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın bizlere bıraktığı ve bugün de yolumuzu apaydınlık yapan teorik ve pratik mirası sayesinde, hem ülkemizde hem de Doğu toplumlarında, bir Şeriat tehlikesinin hep var olduğunu sınıfsal temellerini ortaya koyarak devrimci mücadelemizi sürdürdük. Mücadele hattımızı buna göre belirledik. Başta Laiklik olmak üzere Cumhuriyet Devriminin kazanımlarına tüm devrimci dürüstlüğümüzle sahip çıktık. En temel sloganlarımızdan biri de hep “Laiklik Yoksa Bilim de Demokrasi de Özgürlük de Yoktur” oldu. Düşünce ve davranışlarımızda, bu sloganın gerekleri doğrultusunda hareket ettik. Ama bugün Sevrci Soytarı Sahte Sol olarak nitelediğimiz hareketler, bu konuda da burunlarının ucunu görmekten aciz kaldılar. Mazlum Der, Özgür Der vb. Ortaçağcı örgütlerle üniversite kapılarında siyasi İslam’ın simgesi olan türban için “Başörtüsü Özgürlüğü” eylemleri yaptılar. Biz o gün de bugün de hep söyledik, söylüyoruz: “Türbana özgürlük” demek Ortaçağcı görüşe, gidişe özgürlük demektir.  “Başörtüsü Özgürlüğü” mücadelesi, ABD Emperyalistlerinin Komünizme karşı verdikleri mücadelenin bir parçasıdır. Bu emperyalist bir oyun, bir hiledir. Kadını kullanarak, sözüm ona onun özgürlüğüne sahip çıkar görünerek emperyalist talanlarının, sömürülerinin sürdürülmesini sağlamaktır.” (https://www.hkp.org.tr/soyle-bakalim-pda-denen-pervaneler-tekkesinin-bin-kalipli-seyhi-basortusu-turban-kadinin-ozgurlugunun-mu-yoksa-koleliginin-ya-da-esaretinin-mi-simgesidir-h/) Bugün o hareketlerin ya da devamcılarının eğer varsa bile “Laiklik” söylemleri o nedenle samimi değildir. Ülkemizin Ortaçağcı gidişine döşenen taşlara onlar da paylarına düşen taşları koymuş, bu suçu işlemişlerdir halkımıza karşı. Yine Afganistan’da Necibullah’ın iktidarına yönelik olarak da aynı suçu işlemişler, oradaki Ortaçağcı karşıdevrimcileri savunmuşlardır.

Biz de yazımızın sonunda soralım: Bütün bunları neden dile getirdik?

Şunu bir kez daha net olarak göstermek için: Ortadoğu halklarına başta kadınlar olmak üzere çektirilen acıların müsebbibi başta Kanlı Zalim ABD Emperyalizmi olmak üzere AB-D Emperyalistleridir. Kendi emperyalist çıkarlarına hizmet ettiği için bu modern gericilik, antika gericilikle işbirliği yapmaktan, o gericiliği kanırtıp beslemekten hiç geri durmaz. Onların özgürlük, demokrasi, insan hakları söylemleri de sadece hainliklerini gizlemek için taktıkları birer maskedir. Ve bu insanlık düşmanı emperyalist haydutlar hiçbir zaman tek ata oynamazlar. Bizim ülkemizde de, göz koydukları diğer ülkelerde de sadece iktidarı değil, muhalefeti de belirlerler. Kuklacıdır onlar. Vakti zamanı geldiğinde, kuklalar çıkarlarını yeteri kadar koruyamayıp, hizmette kusur ettiklerinde ya da iktidardaki zalimlerden bunalan halk, isyanlar, direnişler gerçekleştirmeye başladığında, kuklaların arkasındaki kuklacıları da görmeleri riskinin doğduğu durumlarda, eskilerinin yerine hemen yenilerini koyarlar. Hiç tereddüt etmezler. Sınıf çıkarlarının gereğidir bu yaptıkları.

Bu bağlamda tekrar İran’a, Masha Amini olayına dönersek, hicabın altına kapatılan İranlı kadınlar daha önce de çeşitli eylemler yapmış, başkaldırmışlardı. Bu olayla birlikte eylemler yeniden alevlendi ve kadınların güçlü bir başkaldırısına dönüştü. İranlı kadınların, Ortaçağcı gericiliğin kendilerine yıllardır uyguladığı baskı ve zulümlere karşı bu son olayla birlikte başlattıkları eylemler, hem ülkemizde hem de tüm dünyada yankı buldu ve başta kadınlar, İran’daki eylemci kadınların protestolarına sosyal medyayı da kullanarak destek verdiler.

Bu süreçte, başta ABD Emperyalist alçağı olmak üzere, AB Emperyalistleri de ardı arkasına bu harekete destek mesajları verirken, ABD, iktidarın protestoculara yönelik baskılarının ardından teknoloji şirketlerinin İran’da internet erişimini artırmasına izin verdiğini duyuran açıklamalar da yapmaya başladı:

ABD, günlerdir devam eden kitlesel protestoların ortasında İran hükümetini Salı günü kadınların özgürlüklerine saygı duymaya çağırdı.

“Gösteriler, İran’ın zorunlu İslami kıyafet kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla polis tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin 16 Eylül’de ölümüyle tetiklendi.

“Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Amini’nin artık hayatta olmamasının tek nedeninin ‘acımasız bir rejimin canını alması ve ne giyip giymemesi gerektiği konusunda vermesi gereken kararlar nedeniyle hayatını alması olduğunu’ söyledi.

“Hintli üst düzey diplomat Subrahmanyam Jaishankar’la birlikte düzenlediği basın toplantısında gazetecilere verdiği demeçte; ‘İran’da kadınlar istediklerini giyme hakkına sahipler. Şiddetten uzak olma hakları var. Tacizden uzak olma hakları var. Bu İran’da ve her yerde geçerli olmalı’ dedi.

“İran’ın, temel özgürlükler çerçevesinde kadınlara yönelik şiddet kullanımına son vermesi gerekiyor ve bu özel durumda, evrensel barışçıl protesto hakkını kullanan herkesin yanındayız.” (https://www.aa.com.tr/en/americas/us-calls-on-iran-to-respect-womens-freedoms-amid-mass-protests/2696255)

Biden, İran’da devam eden hükümet karşıtı protestolara da değinerek, yönetiminin ‘temel haklarını güvence altına almak için şu anda gösteri yapan cesur vatandaşları ve İran’ın cesur kadınlarının yanında olduğunu’ söyledi.” (https://www.aljazeera.com/news/2022/9/22/mahsa-amini-protests-us-sanctions-irans-morality-police)

ABD, protestoculara yönelik bir baskının ardından teknoloji şirketlerinin İran’da internet erişimini artırmasına izin veriyor

“Hazine Bakanlığı Cuma günü yaptığı açıklamada, Amerikan teknoloji firmalarının dünyanın en çok yaptırım uygulanan ülkelerinden biri olan İran’daki işlerini genişletmelerine ve İran halkının internet erişimini artırmalarına izin verdiğini söyledi.

“İran hükümeti, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin İran ahlâk polisi tarafından gözaltında öldürülmesini protesto eden göstericilere yönelik bir baskı sırasında 80 milyon vatandaşının internet erişiminin çoğunu kesti.

“Hazine Bakanlığı, Cuma günü yayınlanan güncellenmiş bir genel lisansın teknoloji şirketlerine daha fazla sosyal medya ve işbirliği platformu, video konferans ve bulut tabanlı hizmetler sunma yetkisi verdiğini söyledi. Güncellenen lisans ayrıca, Hazine’nin şirketlere iletişimin amacını doğrulama gereğini yüklediğini söylediği iletişimin ‘kişisel’ olması koşulunu da ortadan kaldırıyor

“Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo yaptığı açıklamada; ‘Cesur İranlılar Mahsa Amini’nin ölümünü protesto etmek için sokaklara çıkarken, ABD İran halkına ücretsiz bilgi akışına verdiği desteği iki katına çıkarıyor’, dedi. ‘Bu değişikliklerle, İran halkının hükümetin onları denetleme ve sansürleme çabalarına karşı koymak için daha donanımlı olmasına yardımcı oluyoruz.’

“Pazartesi günü, Tesla CEO’su Elon Musk, uydu internet şirketi Starlink’in İran’da faaliyet göstermek için izin isteyeceğini tweetledi. Ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan, Starlink’in sonraki adımlarına karar vermenin Hazine’nin Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi’ne bağlı olduğunu söyledi.” (https://www.npr.org/2022/09/23/1124726680/us-boosts-tech-access-iran-protests-mahsa-amini)

Emperyalizm işte böyle alçak, namussuz, ikiyüzlüdür. Yıllardır Yeşil Kuşak ve BOP çerçevesinde Ortadoğu coğrafyasındaki halklara başta kadınlar olmak üzere kan kustur, onları Ortaçağcı Din Devletlerinin karanlık dünyasına hapsederek sömür, sonra da utanmadan özgürlükten bahset. Irak’ta binlerce Müslüman kadına insanlıktan çıkmış canavarların saldırsın, tecavüz etsin, katletsin; Afganistan’da kadınlar toplu tecavüze uğrasın, burkaların arkasında koyu karanlığa gömülsün, kadınlar çalışma hayatından uzaklaştırılıp ev köleleri haline getirilsin, çalışanlar öldürülsün, kadınlar köle pazarlarında satılsın, şeriat yasalarına uymadıkları gerekçesiyle kırbaçlansınlar, recm edilsinler ve sen bütün ikiyüzlülüğünle; “İran’da kadınların istediklerini giyme hakkına, şiddetten uzak olma, tacizden uzak olma haklarına”, sahip çıkar görün. Tabiî amacın açık! Nerede bir halk hareketi olursa onu bastıracak, kendi yörüngene sokarak sömürü düzenin için tehlikeli olmaktan çıkaracaksın, gerekirse de senin için tehlikeli, işe yaramaz hale gelenin yerine yenisini koyma hazırlıkları yapacaksın.

Hatırlanacağı gibi yine İran’da 2017 yılı Aralığının son günlerinde başlayıp 4 gün sürdükten sonra sönümlenen, özgücünü İşçi Sınıfının oluşturduğu bir halk ayaklanması olmuştu. İran Halkı, Mollaların hayâsız baskı ve sömürü düzenlerine tahammül edemeyip, daha iyi çalışma ve yaşam koşulları talepleriyle alanlara akmıştı. Tabii devrimci önderlikten yoksun, örgütsüz her halk hareketinde olduğu gibi, bu direniş de başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu olaylar sırasında da başta ABD Emperyalist çakalı olmak üzere, AB-D Emperyalistleri ve Siyonist İsrail de yine büyük bir ikiyüzlülükle isyanı destekler görünmek istemişlerdi. Genel Başkanımız Nurullah Ankut Efe, konu ile ilgili yazdığı makalede, bu ikiyüzlülüğün nedenini çok açık biçimde ortaya koymuştur:

“İran’daki halk isyanı, emperyalistlerin iğrenç içyüzlerinin ve sahtekârlıklarının da bir kez daha ortaya çıkmasına yol açmıştır.

“Yine tanık olduğumuz gibi, başta ABD Emperyalist Haydudunun psikopat ve bunak Başkanı Trump gelmek üzere; İngiltere Başbakanı, Avrupa Birliği Sözcüleri, Siyonist İsrail Başbakanı ve İslam Dünyasının en önde gelen yüzkaralarından olan Suudi Krallığı hemen açıklamalar yaparak, bu isyanı sahiplenmeye kalkıştı.

“Bu kaşar ve alçak halk düşmanları, İran’daki bu meşru halk isyanını hiç içtenlikle sahiplenebilirler mi?

“Buna imkân var mı?

“Tabiî ki yok…

“Fakat onların derdi başka:

“Onlar şu an ABD’nin BOP’unun önünde bir engel teşkil etme görüntüsü sergileyen İran Devletinin, Irak ve Libya’da olduğu gibi parçalanıp çökmesini, dolayısıyla da ortadan kalkmasını arzulamaktadırlar. Böylece de hem BOP’un önündeki bir engel yok edilmiş olsun, hem de Batılı Emperyalistlerin Ortadoğu’daki ileri karakolu rolünü oynayan İsrail, bir düşmanından daha kurtulmuş olsun…

“Onlar bunun hesabı içindeler…

“İran’daki halk isyanını, sözde sahiplenmeleri de tamamen bu amaca yöneliktir. Bu isyan hareketi yaygınlaşır, biz de bir şekilde müdahale eder, İran’ı da Irak ve Suriye haline getiririz, hesabı içindeler. Dertleri budur…

“Yoksa halkın çektiği acılar, sıkıntılar zerrece umurlarında olmaz bunların…” (https://kurtulusyolu.org/iran-halk-ayaklanmasi-ve-emperyalist-akbabalar/)

İranlı kadınların haklı isyanları da, devrimci bir önderlikten yoksun olan her halk hareketinde olduğu gibi ne yazık ki sönümlenecektir.

İşte değerli okurlarımız, Emperyalistlerin İran’daki kadınların başkaldırılarını sahiplenir görünmelerinin ardında yatan nedenler de yine aynıdır. Tabii onlarda oyun düzen bitmez. Bu nedenle, kadınların devrimci bir önderlik altında örgütlü mücadelesini engellemek için de ellerinden geleni yaparlar. Binbir türlü “sivil örümcek” kadın örgütü salarlar piyasaya. Bunlar sözde kadın mücadelesi veriyor görünür ama aslında üstlendikleri görev kadınların gerçek kurtuluşunu sağlayacak olan sınıf mücadelesine katılmalarının, işçi sınıfı iktidarı için örgütlü mücadele vermelerinin önünü kesmeye yöneliktir. Ne yazık ki ülkemizde de olan budur.

Masha Amini olayının ardından ülkemizde de kadınlar, İranlı kadınların eylemlerini destekleyen tepkiler ortaya koydular. Bu önemlidir ama kadınlarımız kendi ülkelerinin de hızla bir İran olma yolunda olduğunu görmelidirler. AKP’giller’in 20 yıllık iktidarları sürecinde, kendi ülkelerinin de, Mustafa Kemal önderliğinde gerçekleştirdiğimiz Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın sonucu kurulan ve kadınlarımıza çok önemli haklar sağlayan Laik Cumhuriyetimizin tek adam yönetimindeki Faşist Din Devletine dönüşmekte olduğunu görmeliler. Kendi ülkelerinin nasıl hızla Ortaçağ karanlığına yuvarlandığını, Laik yaşam biçiminden eser kalmadığını görmeliler. Ve başta kendi ülkeleri için mücadele etmeliler. “Evet, görüyoruz ve buna dur demek istiyoruz”, diyorlarsa, çözümün de kurtuluşun da Ortaçağcı gericiliğin sınıfsal temelini oluşturan Tefeci-Bezirgân Sermayenin ekonomideki ve siyasetteki varlığına son verecek bir iktidar için, Devrimci Demokratik Halk İktidarı için, ülkemizdeki biricik gerçek devrimci önderlik olan HKP saflarında örgütlü mücadeleye katılmak olduğunu da görmeliler.

Saçları kesmek, kesilen saçları savurmak, iyi niyetli ve son derece insani bir tepkidir. Ama kadının kurtuluşunu sağlayacak, sonuç almaya yönelik bir mücadele yöntemi ve aracı olmak için yeterli değildir. Ne İran’da ne de başka bir yerde.

Kadını ezen tüm sınıflı toplumlarda, kadınların saçlarını özgürce dalgalandırabilmeleri; “Kadının Kurtuluşu Devrimde, Sosyalizmde”, “Kadının Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir” şiarıyla, gerçek devrimci önderlik çatısı altında verilecek mücadeleyle mümkün olabilir ancak! Ve tüm işçi-emekçi yiğit kadınlar, örgütlü mücadeleleriyle bu özgürlüğü er ya da geç kazanacaklar!

Örgütsüz Halk Köle Halktır, Örgütlü Halk Yenilmez!