Obezite’nin de Kaynağı Parababaları Düzeni ve AKP’giller İktidarıdır!

12.05.2025
652
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Obezite tehdidi büyüyor:

Türkiye, Avrupa’nın en kilolu ülkesi, dünyada ise ikinci sırada

 Sputnik internet sitesinin 4 Mart tarihli haberine göre; Dünyada “Obezite tehdidi büyüyor”muş ve “Türkiye, Avrupa’nın en kilolu ülkesi, dünyada ise ikinci sırada”ymış.

Eh, bir birincilik, bir de ikincilik almışız, diyemiyoruz ne yazık ki…

 

Obezite nedir?

Türk Dil kurumu sözlüğüne göre: “Aşırı kiloluluk, hastalık ölçüsüne varan şişmanlık”tır.

Sağlık Bakanlığının tanımına göre; “Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır.”

Ve Obezite; kalp-damar hastalıkları, diyabet, yüksek tansiyon, bazı kanser türleri, osteoartrit, uyku apnesi, felç, karaciğer yağlanması ve metabolik sendrom gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açan bir hastalıktır.

Yani şişmanlık, sadece görünüm olarak şişmanlık, kilolu görünmek değil, hastalıktır aynı zamanda. Hastalıkların zemin kaynağıdır.

Obezitenin Nedeni Nedir? Obezite Neden Kaynaklanır?

Pekiyi insanlar, Kadın-Erkek, Büyük-Küçük fark etmeden niye obez olurlar?

Obezitenin; aşırı ve yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği, genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik, biyokimyasal, sosyo-kültürel ve psikolojik, sigara-alkol kullanma, kullanılan bazı ilaçlar (antideprasanlar vb.), doğum sayısı ve doğumlar arası süre gibi birçok nedeni vardır. Dolayısıyla Obeziteyi bir tek nedene indirgemek mümkün değildir.

Ancak esas olarak; Sınıflı Toplum Düzeni buna yol açmaktadır, başka birçok hastalığa yol açtığı gibi…

İnsanlar, maddi şartlarından ötürü ve maddi şartlarının sonucu; hem ruhsal, hem bedensel-fiziksel ve hem de toplumsal olarak sürekli baskı altında kalmaktadırlar.

Yine maddi durumlarından ötürü de Yeterli ve Dengeli beslenmedikleri-beslenemedikleri için, Obeziteye yakalanmaktadırlar. Yani Yeterli ve Dengeli Beslenmeye yetecek kadar geçim sağlayamadıkları, vücudun ihtiyacı olan besinleri; proteinleri, yağları, vitaminleri vd.lerini yeterince alamadıkları için obeziteye yakalanıyorlar.

Obezitenin de; Hafif Obezite, Orta Derecede Obezite ve Aşırı Obezite (Morbid Obezite) olarak adlandırılan değişik seviyeleri vardır. Ve doğal olarak en tehlikeli obezite sınıfı; Aşırı Obezitedir.

TÜİK 2022 verilerine göre ülkemizde kadınların yüzde 23,6’sı obez, yüzde 30,9’u fazla kilolu. Erkeklerin yüzde 16,8’i obez, yüzde 40,4’ü fazla kilolu. 15 yaş ve üzeri çocuklarda ise obezite oranı yüzde 20,2.

Dünya Obezite Federasyonu’nun 2023 yılı raporuna göre ise, 2035 yılında Türkiye’nin yetişkin nüfusunun yarısından fazlası obez olabilir. 2020 yılından 2035’e kadar Türkiye’deki obezite oranının kadınlarda yüzde 47’den yüzde 60’a, erkeklerde yüzde 32’den yüzde 49’a, çocuklarda ise yüzde 17’den yüzde 37’lere kadar çıkacağı öngörülmektedir. Bu hesaplamaya göre ülkemizde her yıl ortalama %2,3 oranında obezite artışı olacaktır.

İşte bu rakamlar sonucu da Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Avrupa Bölgesi Obezite Raporu verilerine göre Türkiye, Avrupa’da obezite oranı en yüksek ülke ve yine bu rapora göre Türkiye obezitede dünya ikincisi!

Çocuk Obezitesi konusunda Dünyaya baktığımızda; 2020 yılında her 11 çocuktan 1’i obez.

Bu oranlar aynı şekilde devam ederse, obez çocukların sayısının 2035 yılında 400 milyon çocuğa ulaşacağı öngörülmektedir.

Bunlar korkunç rakamlar, oranlar.

Sadece obez olan kişiler açısından değil, toplumlar ve devletler açısından da korkunç rakamlar.

Çünkü çocuklardan başlayarak yaşlılara kadar olan obezite sonucu ortaya çıkacak hastalıklar ve bu hastalıkların tedavisi için harcanacak rakamlar çok çok büyük olacaktır.

Kaldı ki bu işin sadece maddi-parasal yanıdır. Bir de kişicil ve toplumcul yanı olacaktır. Obez kişilerin hayat kaliteleri kaçınılmazca düşecektir. Bu da her açıdan sağlıksız toplumlar demektir. Sağlıksız nesiller yetişmesi demektir uzun vadede de…

Obezite artık dünya çapında bir “Pandemi” yani “Salgın” olarak adlandırılmaktadır. Eğer gerekli önlemler zamanında alınmazsa, alınamazsa toplumları çok büyük sorunlar bekliyor demektir bu da.

Peki vücutta yağlar neden birikir?

– Sağlıklı, doğal gıdaların daha maliyetli olması nedeniyle erişilememesi,

– Beslenme tercihlerinde, ucuzluğu nedeniyle doğal beslenmenin yerini işlenmiş gıdalarla beslenmenin alması,

– Mevsiminde üretilmiş besinlere erişimin fiyatlarının yüksekliği nedeniyle erişilememesi,

– Gittikçe daha fazla yüksek kalorili yiyeceklerin yenilmesi,

– “Fast food” denilen ve Türkçeye çabuk/ivedi yemek, hazır yemek ya da ayaküstü yemek, kısa sürede hazırlanan yiyecek olarak çevrilebilecek yemek alışkanlıklarının gittikçe yaygınlaşması,

– Fruktoz, glikoz ve laktoz gibi doğal şekerler yerine, sükroz, fruktoz ve glikoz şurupları ve yapay tatlandırıcılarla yani doğal olmayan, işlenmiş şekerlerle üretilen yiyeceklerin tüketiminin artması

– Bilgisayar, tablet, telefon, televizyon vb. yeni nesil teknolojik aletlere olan ilginin artması sonucu ekran önünde geçirilen sürenin artması ve bunun sonucu ortaya çıkan hareketsizlik,

– Çalışma şartlarından ya da yine yukarıdaki teknolojik aletlere olan bağımlılık yüzünden düzensiz beslenme,

– İş ve ev ortamlarında stresin artmasına neden olan sorunlar, obezitenin artmasının nedenleri diyebiliriz.

Buraya kadar olan bölümler genel olarak obezite hakkında genel bilgilerdi. Şimdi, Türkiye neden Avrupa’da birinci, Dünyada ikinci, buna bakalım.

Ülkemizde Obezitenin Nedenleri ve Sonuçları

Bildiğimiz gibi, ülkemiz yarısömürge bir ülke. Başta ABD Emperyalistleri olmak üzere AB Emperyalistlerine bağımlı bir ülke. Bunun yanında İngiltere, Japonya vb. diğer emperyalist devletler tarafından da sömürülüyor. Yani Emperyalist metropoller ülkemizin yeraltı ve yerüstü servetlerini sömürüyorlar. Çok yoğun bir biçimde artıdeğer sömürüsü yapıyor bu devletlerin emperyalist tekelleri.

Bunun yanında yerli Modern Finans-Kapitalist Zümresi + Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı da çok yoğun bir sömürü uyguluyorlar. Başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere tüm halk tabakalarını sömürüyorlar, eziyorlar.

Buna bir de ABD, İngiltere, İsrail tarafından bir Proje Partisi olarak iktidara getirilen AKP hükümetlerinin zulümlerini, soygunlarını, vurgunlarını, talanlarını eklediğinizde ortaya korkunç bir görüntü çıkmaktadır.

İşçi Sınıfımız, Asgari Ücret adı altında Açlık Ücretine tabi tutulmaktadır. Bugün yani 2025 yılının tümü için belirlenen Asgari Ücret 22 bin 104 liradır.

Emeklilerimizin çok büyük çoğunluğu da yine Açlık Sınırının bile altında kalan 14 bin 500 lira maaş almaktadır.

Kamu Çalışanlarımız, Yoksulluk Sınırında ücret almaktadırlar.

Köylümüz, binlerce liralık borcun altına girerek ürettiği ürünlerini yok pahasına, maliyetini bile karşılamayan fiyatlarla satmak zorunda kalmaktadırlar. Çoğu zaman da onca borçlarına rağmen, işçilik ücretlerini bile karşılamadığı için ürünlerini toplamamaktadırlar bile…

En sıradan ev kirası bile 15-20 bin liradan aşağı değil ülkemizde. Hangi şehre giderseniz gidin bunların altında fiyata ev bulmak mümkün değildir.

Zorunlu gider olan elektrik, su, ısınma, iletişim giderleri insanları kara kara düşündürmektedir.

Zorunlu ihtiyaç olan giysi giderleri de ateş pahasıdır.

Ve yine zorunlu olan beslenme giderlerini bir düşünün. Üstelik de bu konumuzu direkt ilgilendirmektedir.

Bu kadar düşük ücret, maaş alan insanlarımız ne yiyip ne içecekler, hangi parayla karşılayacaklar beslenme ihtiyaçlarını?

Bırakalım doğal besinleri, organik besinleri almayı, mevsiminde sebze-meyve almaları bile yukarıda zikrettiğimiz Sefalet Ücretleriyle mümkün değildir.

Bakliyat ürünleri olan mercimek, fasulye, nohut, bulgur almak artık neredeyse olanaksız hale gelmiştir.

Makarnanın kilo fiyatı bile 40-50 liradır.

Mevsim sebzesi olan ıspanak, pırasa, karnabahar, marul vb.lerinin kilosu 40-50 liradan aşağı düşmemektedir. Yeşillik olarak alınması zorunlu ihtiyaç olan maydanoz, roka, soğan vb.lerinin yanına yaklaşılamamaktadır.

Patates-soğanın kilosu 20-30 liradan aşağı düşmemektedir.

Aydın Gençliğimize layık görülen Kredi miktarları komik olmanın ötesindedir. 2025 yılı için;

Lisans öğrencileri için 2 bin TL’den 3 bin TL’ye,

Yüksek lisans öğrencileri için 4 bin TL’den 6 bin TL’ye,

Doktora öğrencileri için 6 bin TL’den 9 bin TL’ye çıkarılmıştır.

KYK yurtları için bile sadece yurt ücretleri 517 TL’den başlayıp 855 TL’ye kadar çıkmaktadır. (Koç Üniversitesinde iki dönemlik en ucuz yurt ücreti Rumeli Feneri Kampüs S Binası Beş Kişilik Ranzalı (A Tipi) 94.050 TL yani aylık 94.500/8=11.812,5 TL’dir.)

Ya üç öğün yemekleri ya ders kitapları ya ulaşım giderleri ya çay paraları?..

Hangi birine yetişir bu rakamlar?

İşte tüm gerçeklikler ışığında baktığımızda insanlarımızın hem ruhsal sağlıkları hem de bedensel sağlıkları bozulmaktadır.

Her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği, her türlü süt ürünün bolca üretildiği cennet ülkemizde, ne yazık ki bunlara erişememektedir halkımız.

Sadece karnını doyurmaya çalışmaktadır. Sadece varlığını, soyunu sürdürmeye çalışmaktadır.

Ve genellikle, patates, makarna, ekmek gibi bir ya da birkaç ürün türü tüketebilmektedir.

Protein kaynağı olan et ürünlerini alamamaktadır. Ona ancak uzaktan bakabilmektedir.

Yumurta deseniz, aldı başını gidiyor fiyatları.

Beyaz et denilen tavuk ve hindi etine de ulaşamıyor halkımız.

Süt ve süt ürünlerini ancak reklamlarda görebiliyoruz. En kötü peynirin bile kilosu yüzlerce lira.

Yani Yeterli ve Dengeli Beslenemiyor Halkımız.

E, doğal olarak çocuklarımız da… Böyle olunca da anne karnından başlayarak Yetersiz ve Dengesiz Beslenme sonucu sağlıklı nesiller yetişmiyor.

Bir de reklamların etkisiyle kızartılmış ürünler, patatesler, cipsler vb.lerini bolca tüketiyor çocuklarımız.

Parkları yok, oyun alanları yok. Eve bağımlı bir halde, hareketsiz bir yaşam sürüyor çocuklarımız. Ve genel olarak insanlarımız.

Dolayısıyla da Obez insanlarımızın sayısı, yukarıdaki rakamlarda gördüğümüz gibi artıyor, artmaya da devam ediyor. Ve edecek.

Oysa Obezitenin neden olduğu-olacağı hastalıklara, sağlık giderlerine ayrılacak para halkımızın yeterli ve dengeli besin almasını sağlayacak yatırımlara yöneltilse çok daha sağlıklı bir toplum oluruz. Köylümüz üretir, Mühendislerimiz, Veterinerlerimiz iş bulur, üretken olur. Onca eğitim çabasının karşılığını alır. Mutlu olur, huzurlu olur.

Üstelik bu huzur ve mutluluk tüm toplumu kapsar. Dolayısıyla “Mutlu, Huzurlu, Sağlıklı Toplum” içinde yaşarız.

Ancak içinde yaşadığımız bu sınıflı toplumda, bu vurguncu, talancı, yağmacı AKP iktidarında bunları bulabilmek mümkün değildir.

Bunların; Modern-Antika yerli Parababalarının ve onların iktidarlarının, halkımızın başına gelmiş-getirilmiş Yüzyılın Felaketi AKP’giller İktidarının, obeziteyi önlemek, sağlıklı nesiller yetiştirmek, sağlıklı bir toplum yaratmak gibi bir çabası olmadı, olmuyor ve asla da olmayacak. Onlar sadece Kuvayimilliye yadigârı Kamu Mallarını yerli yabancı Parababalarına peşkeş çekmek, var olan üretimi de bitirmek, yok etmek; böylece Batılı Emperyalistlere yem etmek istiyorlar halkımızı.

Bir zamanların, “Tarımda Dünyanın kendine yeten 7 ülke”sinden biri olan ülkemizi, otundan samanına, nohudundan pirincine, mercimeğine Batılı Emperyalist Tekellere bağımlı hale getirdiler.

Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerle halkımızın, gelecek nesillerimizin (çocuklarımızın) genleriyle oynuyorlar, genlerini bozuyorlar. Onları Obez yapıyorlar…

Halkımız ve geleceğimiz olan Aydın Gençliğimiz son günlerde meydanlara çıkmasının bir nedeni de bu gidişe karşı isyan etmesidir.

Halkımız da Aydın Gençliğimiz de haksız, hukuksuz bir uygulamaya karşı yüz binlerle alanlara çıktı. Kürt İlleri hariç Türkiye’nin her yerinde alanları doldurdu, haykırdı zalimlere karşı öfkesini.

Ve özellikle Aydın Gençliğimiz düzene isyanını binlerle, on binlerle dile getirdi. Öfkesini haykırdı bu zalim iktidara ve zalim düzene karşı.

Şimdi de ne yapıyor Tayyipgiller?

Aydın Gençliğimizi sindirmek, korkutmak, Halkını ve Vatanını savunmaktan geri durdurmak için evlerini, okullarını, yurtlarını basarak, işkence ederek gözaltına alıyor, tutukluyor, olmadı Adli Kontrollerle baskı altında tutmak istiyorlar.

Ama boşuna çaba. Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı’nın da 1971 Şubat’ında dediği gibi:

“10- Gençlik Sömürü İstemiyor

“Gençlik, yaşamak istiyor. Kendi toprağında yaşamak, ama ne yerli, ne yabancı bir avuç vurguncu ve soyguncuya kul köle (hırsız uğursuz) olmaksızın yaşamak istiyor. 500 yerli Finans-Kapitalle 2500 Tefeci-Bezirgâna 35 milyon Türkiye insanını rahatça sömürtmek için bekçi köpekliği etmektense, Türkiye’de sömürüyü kaldırıp, herkese insanca yaşama hakkını, görevini ve olanağını bileğinin hakkıyla vermek istiyor.”

Dolayısıyla da:

“11- Genç Türk: Cahil Köylü Değil, Proletarya Müttefikidir

“(…) Bursla satın alınamayan, kendi alınyazısının, Türkiye Halkının alınyazısıyla bir olduğuna inanan gençliği, önce sokak ortasında, Üniversite binasında ‘Toplum Polisi’ne coplatıyor. Karakolda, Müdüriyette en ağır küfürlerle işkenceye uğratıyor. O da yetmedi mi kurşunlatıyor!

“Yanılıyor. Aydın genç Antika çağın ezik, cahil köylüsü değildir. Aydın genç, hiçbir zulmün sindiremeyeceği Modern İşçi Sınıfı gibi bir yenilmez devrimci özgücün müttefikidir. Üstelik, gençliğimizin tükenmez “Genç Türkler” Devrimci Geleneği vardır. Yıldırılamaz gençlik!”

 

Zalim, hain Parababaları ve AKP’giller kaybedecek!

Halkımız ve Aydın Gençliğimiz kazanacak!

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.