Öyle görünüyor ki bu Ortaçağcı vurguncular iktidarı, vaka sayısı ve ölümler konusunda en öne geçirecekler ülkeyi

30.03.2020
A+
A-

Ey AKP’giller adlı hainler haini iktidar!

Bu Covid-19 belasında hasta sayısı ve ölümler konusunda İtalya’nın önüne geçirdiniz Türkiye’yi.

Kaldı ki İtalya; “İşin ciddiyetini kavramakta, dolayısıyla da gereken önlemleri almakta geç kaldık”, dedi.

Sizse; “Olay Çin-Wuhan’da ortaya çıkar çıkmaz her türlü tedbiri aldık, ona göre hazırlığımızı yaptık”, diyorsunuz.

Her zaman ve her konuda olduğu gibi yine halkımızı kandırıyorsunuz. Aldığınız hemen hiçbir tedbir yokmuş be!..

Zaten sınır diye bir şey bırakmadınız. Suriye, İran, Irak’la aramızda sınır bırakmadınız. Yolgeçen Hanı oldu, o sınırların her bir bölümü.

İşte hâlâ İran sınırından insanlar geliyor, gruplar halinde Türkiye’ye. Pakistan, Afganistan, Irak, İran gibi ülkelerden gelenler serbestçe, hiçbir engelle karşılaşmadan giriş yapıyor ülkemize. Zaten Türkiye’de altı milyon civarında Suriyelinin varlığı herkesçe biliniyor.

Havayolunu da açık tuttun. Salgının en etkili olduğu Avrupa ülkelerinden biri olan İngiltere’yle bile havayolu ulaşımını daha 16 Mart’ta durdurdun.

İtalya’yla İzmir arasında RoRo seferlerinin hâlâ devam ettiği sosyal medyaya yansımaktadır.

Hastaneler ve sağlık emekçileri konusunda da hiçbir hazırlığınızın olmadığı açık bir şekilde ortaya çıkıverdi.

Sağlık emekçilerinin bu salgınla mücadele ederken ihtiyaç duyacağı tıbbi ekipmanları tedarik etmediğiniz de oportadadır.

Yeterli “Test Kiti” bile yok yahu… Onu bile tedarik etmemişsiniz.

Bir de yalan söylüyorsunuz; “Amerika’ya 500.000 test kiti ihraç ettik”, diye.

Amerika’da çalışan Türk doktor, Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doktor Ergin Koçyıldırım araştırıyor konuyu ve görüyor ki, oraya Türkiye’den gelen hiçbir “Test Kiti” yokmuş.

Niye durmadan yalan söylüyorsunuz, diye sormayacağız… Bu, sizin sınıf karakterinizden kaynaklanır. Siz, insanlık düşmanı, kamu malı aşırıcısı Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcilerisiniz. Yalan, dümen, riya, iftira ve kamu malı hırsızlığı; halk düşmanlığı ve vatan millet tanımamanız, sizin en belirleyici sınıf karakteristiğinizdir.

Tabiî emperyalizm çağında da siz, Batı Emperyalizminin (ABD ve AB Emperyalistlerinin) en sadık ve heveskâr piyonlarısınız. Çünkü iktidara gelmenizi ve orada kalmanızı, o emperyalist haydutlar sağlamaktadır.

Halk sizin hiç umurunuzda değildir. Halkın ölmesi kalması sizi hiç etkilemez.

Sizlerin şefi Kaçak Saraylı Tayyip ve avanesi, İdlib’de bir günde 36 şehit verildiğinde bile birbirlerine yavan espriler yapıp kahkahalarla gülüşüyordu. Halkın evlatlarının Rus uçaklarının bombaları altında parçalanarak can vermesi sizi zerre miktarda olsun üzmemişti.

Size birkaç gün önceki yazımızda, hiç değilse gerçekleri gizlemeyin, yani felaketin boyutunu sansürlemeyin ki yoksul halkımız kendi başının çaresine bakmanın yollarını arasın, araştırsın, demiştik. Fakat huylu huyundan vazgeçer mi? Siz yalanlarınıza olanca hızıyla devam ettiniz.

Bakın, Bursa’da görev yapan bir kadın doktor nasıl net bir şekilde anlatıyor, Koronaya karşı bir önlem almadığınızı; “Salgın açık açık geldi. Yani geliyorum diyordu. Fakat ona karşı hiçbir önlem alınmadı.”, diyor.

İşte acı gerçek budur.

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Pandemi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yusuf Savran da, Tayyipgiller tarafından Türkiye Halkının içine düşürüldüğü felaketin boyutunu açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Böyle giderse hastalığın yaygınlığı ve can kayıpları konusunda Çin ve Amerika’nın bile önüne geçebiliriz. Hatırlanacağı gibi ABD, Çin’i geride bırakmıştı.

Yani felaket tablosunun en ağır olduğu ülke durumuna gelebiliriz.

Böylesine gerçeklerden kopuk, Ortaçağcı, sadece Para Tanrısı’na tapınan ve durup dinlenmeden kamu malı hırsızlayan bir hükümetin eline düşmüş bir ülkenin böyle bir duruma düşmesi hiç de şaşırtıcı olmaz.

Bu Tayyipgiller İktidarının yaptığı bir ihanet de, bilindiği gibi, 21.500 Umreciyi, Türkiye’nin dört bir yanına canlı bombalar gibi salıvermesi olmuştur. Bu Umre Hacılarının önemli bir kısmı Korona Virüsüyle enfekte olmuştur Suudi Arabistan’da.

Bu Korona Pandemisi bir kez daha göstermiştir ki; tüm dinlere mahsus hiçbir ritüel, insanları herhangi bir beladan, felaketten, kötülükten korumada herhangi bir etkiye sahip değildir.

Kaldı ki Mekke’deki Kâbe, İslamiyet öncesinin Panteonudur (Tanrılar Evidir). Orada Arabistan’ın etkin, büyük kabilelerinin Tanrı ya da Tanrıçalarını temsil eden heykeller-Putlar vardır.

Haç ritüeli de yine İslam öncesinden gelme bir ibadet biçimidir, eylemidir.

Kâbe etrafında dönerek tavaf etme de o dönemden kalmadır. İslam öncesinde kadın ve erkekler el ele tutuşup şarkılar söyleyerek dönerlermiş Kâbe etrafında…

Hz. Muhammed; kurduğu din Arap Kabilelerine çok aşırı gelmesin diye bu ritüelleri İslam’a dahil etmiştir.

Daha pek çok ritüeli dahil etmiştir İslamiyet’e Hz. Muhammed: Orucu, Salat dediği Namazı… Cuma Namazına ve hatta Cuma Hutbesine varıncaya kadar hem de…

Yine başörtüsü… Asurlulardan itibaren soylu ve kendisine kutsallık atfedilen kadınlar başörtüsü kullanmıştır.

Hz. Muhammed, başlangıçta bu örtüye itibar etmemiştir. Hz. Muhammed’in en saygı duyduğu ve sevdiği, kendisiyle en uzun süre -tam 25 yıl- evli kaldığı eşi Hz. Hatice, hiç başörtüsü bağlamamıştır başına…

Kaldı ki o zamanlarda önerilen ve uygulanan başörtüsü de ya da örtü de bugün zavallı kadınlarımızın, kızlarımızın yaptığı gibi kafayı bohçalamak biçiminde değildi. Pakistanlı ve İranlı kadınların örttüğü gibi başı örtmekti. Yani başörtüsünün saçları göstermemek gibi bir amacı yoktu. O örtüyle (Himar: Örtü ya da başörtüsüyle) amaçlanan, göğüs yırtmaçlarının üzerini örterek göğüslerin görünmesini engellemekti.

Bu da sadece Hür Kadınlara emrediliyordu. Cariyeler için böyle bir kural ya da mecburiyet yoktu. Hatta cariyelerin örtünmesi özgür Müslümanlar tarafından engelleniyordu.

Özetlersek; bu örtünme olayı da Hz. Ömer’in ısrarlı zorlamalarıyla Hz. Muhammed’in ömrünün son dört beş yılı içinde ortaya çıkmıştır.

Yani İslam’ın ilk 18 yılı içinde böyle bir emir, yasak ya da olay görülmemiştir. Ne Kur’an’da ne de uygulamada…

Konuyu dağıtmayalım. Bu Muaviye-Yezid Dincisi hükümet ve onun Mehmet Ceyhan gibi Ortaçağcı ve İngiliz Papaz Malthusçu sözde Bilim Kurulu üyelerinden halkımıza zerre miktarda olsun fayda gelmez…

Tersine, zarar gelmektedir sürekli. Yaptıkları ihanetler yetmezmiş gibi 10 Mart’tan beri de can kayıpları ve görülen vakaları gizlemektedirler.

Felaket boyutundaki gerçeği Halkımızın görüp işin ciddiyetini kavramasını ve buna uygun önlemler almasını engellemektedirler.

Bunu şu yolla yapmaktalarmış, namuslu bilim insanı doktorlarımızın açıklamasına göre:

“İstanbul’dan bir aile hekimi de korona kaynaklı ölümlerin, söylenenden çok daha fazla olduğunu savunarak; “Bunu söylemek vatan hainliği gibi, suç”, diyor, “bunu dersem biterim doktor olarak”… Hasta hayatını kaybettiği zaman, “pnömoni, solunum yetmezliği” olarak kayıtlara geçtiğini bildiren aile hekimi şunları söylüyor:

“Doğru. Solunum yetmezliğinden ölüyor ama Covid’e bağlı solunum yetmezliği demesi lazım, demiyor. Kayıtlarda geçmese de herkes biliyor korona olduğunu. Çünkü test yapılmamış fakat bulgu var, kapı gibi. Akciğer filmi var, tomografi var, bariz. Temas öyküsü bariz, mesela umreden gelmiş veya İran, İtalya bağlantısı var, teması var. Bazen de test yapılıyor ama sonuç çıkana kadar hasta ölmüş oluyor.” (https://odatv4.com/vakalar-ve-olumler-soylenenden-cok-daha-fazla-27032009_m.html)

 

Saygıdeğer Halkımız;

Hep söylediğimiz gibi bu hain iktidardan, bu ABD yapımı ve piyonu iktidardan sana bir yarar gelmez. O bakımdan, namuslu, gerçek bilim insanlarımızın yani doktorlarımızın önerileri doğrultusunda önlemlerimizi alalım.

Bağışıklık sistemimizi-vücut direncimizi güçlü tutmaya ve bu virüsle karşılaşmamaya özenle dikkat edelim.

Hastalanırsak; “Ateşlere düştüğümüzün resmidir.” Bizimle kimse ilgilenmez. Üniversiteli gencimizin babası ve nenesinin düştüğü durumlara düşeriz. Derdimizle baş başa kalırız.

***

Videonun Tapesi:

Merhaba. Ben İstanbul’da yaşayan bir vatandaşınızım. Babam Korona pozitif çıktı dün akşam yapılan testler sonucunda. Akşam hastanede yer olmadığı gerekçesi ile evine tekrar gönderildi. Şu an evde. Solunum sıkıntısı yaşıyor, nefes darlığı yaşıyor.

Aynı belirtiler 70 yaşındaki nenemde de görülmeye başladı. Ve buna rağmen uğrayan, eden Bakanlıktan veyahut da başka yerden hiç kimse yok. Zorla ambulansı arıyoruz ve onda bile zar zor getirtebiliyoruz.

Şu an ambulansı sabah aradım. Yine karantinaya alınması gerekirken yine başka bir hastaneye götürüldü. Aynı zamanda bu belirtiler 70 yaşındaki nenemde de görülmeye başlandı. Nefes darlığı, yüksek derecede ateş ve titremeler, kas ağrıları.

Korona testimizin pozitif çıkmasına rağmen kimsenin ilgilenmemesi, benim gerekli mercileri aradığım halde 184 olsun, 112 olsun… Belediyeyi bile aradım artık. Ona rağmen kimsenin dönüp bizimle ilgilenmeyişi ve bizim de can güvenliğimizin olmayışı… Çünkü şu an aynı belirtiler yine bende de çıkmaya başladı. Aynı şekilde evde astımı olan kardeşim de var. Alt katta yine kronik rahatsızlığı olan halam da var.

Ve 70 yaşındaki nenemde belirtiler çıktı. Ve şu an hastaneye götürttük zorla yine. İnşallah bu sefer yer bulabiliriz. Ve Bakanlığın mı artık o hastanenin mi, nasıl desem, Başakşehir Devlet Hastanesi’nin ciddi anlamda bir savsaklama durumu var.

Çünkü Korona pozitif olan birisini nasıl olur da eve gönderirsiniz?

Ve hani gönderdiniz eyvallah. Neden kimse gelip evi karantinaya almıyor?

Ben kendim de bir sağlıkçıyım. Ben de veteriner hekimliği 5. Sınıfta okuyan bir öğrenciyim. Biz bu tür hataları hayvanlarda bile yapmıyoruz. Bir hayvandan diğer hayvana geçmesine bile müsaade etmeden o hayvanı karantina altına alıyoruz önemli hastalıklarda.

İnsan sağlığında böyle küçük de değil aslında, hiç de küçük değil, böyle büyük hataların yapılması nasıl oluyor?

Ve aynı şekilde şu an nenem de hasta. Biz de hastayız. Ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Yine gelen de, giden de yok.

***

Sağlık emekçilerimiz hem yorgun, bıkkın, hem de “Tükenmişlik Sendromu”nun eşiğinde…

Hastanelerin ilgili üniteleri hem az hem de gerekli tıbbi ekipman açısından çok zayıf.

Sonuç olarak:

Virüsle karşılaşırsak, artık o düşmanla beden ve ruh direncimiz karşı karşıyadır. Ya biz onu yeneceğiz ya o bizi…

Bu sebeple fizik ve moral gücümüzü sağlam tutalım…

Unutmayalım; bu ölüm kalım savaşını bir başımıza vermek durumundayız. Her ne kadar sağlık emekçileri yoğun biçimde hizmet vermeye ve hastalara şifa sunmaya çalışsalar da, ne yazık ki mevcut şartlardan dolayı çok yetersiz kalınmaktadır. Hasta çok, sağlık emekçilerinin ve tıbbi ekipmanların sayısı az. Bu sebeple de gereken tıbbi yardım alma ve tedaviye kavuşma imkanımız bir anlamda şansa kalmıştır artık.

Hepimize başarılar…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

30 Mart 2020

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı