Site rengi

Tasarım

Siyonofaşizmin Gazze Katliamı

12.12.2023
321
A+
A-

Hüseyin Ali

Gazze’de kısa süreli ateşkes bitti. Siyonist faşizm yeniden çoluk çocuk demeden Filistin Halkının katliamına devam etti.

Gazze’de öldürülenlerin sayısı Ekim 2023 sonunda 6 bin 150’den fazlası çocuk, 4 binden fazlası kadın olmak üzere 15 bini geçti (https://www.ntv.com.tr/dunya/gazzede-olu-sayisi-15-bini-gecti,FGYoVCLfM0mr4GkbiN6j2A).

 Bu Nasıl Bir Kin?

Bu kin, Yahudiliğin kutsal kitaplarına, Tevrat ve Talmud’a kadar gidiyor. Aslında diğer kutsal kitaplar gibi, Tevrat ve Talmud da Eski Sümer efsanelerine dayanıyor. Ne Kur’an dışındaki kutsal kitaplar için, ne de bu kutsal kitapların “indirildiği” peygamberler (Musa, Davut, İsa vb.) için elle tutulur kanıt vardır. Bunlar bir tür efsanedir, mittir.

Tevrat ve Talmud’da belki de en fazla geçen fiillerden birisi öldürmek fiili. Sürekli birileri birilerini, daha çok da İsrailoğulları başkalarını öldürür, hatta kitle katliamları yapar. Kitle katliamlarını yapanlar da hep İsrailoğulları’dır.

İşte bugünkü İsrail’in gerici faşist başbakanı Netanyahu da yapılan Filistinli kıyımını teşvik etmek, daha da şiddetlendirmek ve kendince “meşru kılmak” için kutsal kitaplarına dek gidiyor. Kutsal kitaplara göre, Yahudilerin Mısır’dan çıkışlarında Arap kabilelerinden Amaleklilerle çatışmaları olur. Netanyahu savaş sırasında yaptığı bir konuşmasında, Tevrat’ın içerdiği beş kitaptan (temelde 39 kitap) birisi olan Tesniye’de bu konuda yazılanlara atıfta bulunarak şöyle diyor:

“En son dün (28 Ekim 2023) düzenlediği basın toplantısında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, 30 asır önce bir savaşta Arap Amâlika kavminin (Amalek) İsrailoğulları’na yaptıklarına atıfla ‘Tevrat bize Amalek’in sana yaptığını hatırla, der. Evet, biz de hatırlıyoruz ve savaşıyoruz’ diyerek İsrail askerlerine 3 bin yıllık Yahudi savaş geleneğinin bir parçası olduklarını ifade etti ve ‘Ölümcül düşmanı yenmek ve topraklarımızdaki varlığımızı güvence altına almak [için savaşmak] zorundayız’ şeklinde sözler sarf etti.” (https://www.indyturk.com/node/670446/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/i%CC%87srailin-ebedi-d%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1-amalek-filistinliler-ve-araplar)

Netanyahu’nun atıfta bulunduğu ve orada emredilenin aynısını yaptıklarını söylediği Tevrat Ayetinin buyruğu ise şudur:

“1.Sa.15: 3 Şimdi git, Amalekliler’e saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.”

Bu ne vahşet! Hem de bir kutsal kitapta…

İşte İsrail’in uyguladığı Siyonist Faşizm aynen bu yazılanları uyguluyor.

Yukarıdaki alıntıda belirtilen Amalek Halkı ya da Amalekliler ise bugünkü Filistin Halkından başka bir şey değil. Aşağıdaki haritada görüldüğü gibi Amalekliler’in yaşadığı topraklar, Amalika, Sina Yarımadası ile Akdeniz ve Lut Gölü arasında kalan bugünkü İsrail ve Filistin topraklarından oluşmaktadır (bkz. Harita 1).

Tevrat’ın “Çıkış” kitabında Amalekliler ile İsrailoğulları arasındaki savaş şöyle anlatılmaktadır:

Çık.17: 8 Amalekliler gelip Refidim’de İsrailliler’e savaş açtılar.

“Çık.17: 9 Musa Yeşu’ya, “Adam seç, git Amalekliler’le savaş” dedi, “Yarın ben elimde Tanrı’nın değneğiyle tepenin üzerinde duracağım.”

“Çık.17: 10 Yeşu Musa’nın buyurduğu gibi Amalekliler’le savaştı. Bu arada Musa, Harun ve Hur tepenin üzerine çıktılar.

“Çık.17: 11 Musa elini kaldırdıkça İsrailliler, indirdikçe Amalekliler kazanıyordu.

“Çık.17: 12 Ne var ki, Musa’nın elleri yoruldu. Bir taş getirip altına koydular. Musa üzerine oturdu. Bir yanda Harun, öbür yanda Hur Musa’nın ellerini yukarıda tuttular. Güneş batıncaya dek Musa’nın elleri yukarıda kaldı.

“Çık.17: 13 Böylece Yeşu Amalek ordusunu yenip kılıçtan geçirdi.

“Çık.17: 14 RAB Musa’ya, “Bunu anı olarak kayda geç” dedi, “Yeşu’ya da söyle, Amalekliler’in adını yeryüzünden büsbütün sileceğim.”

Tanrıları Rab çok gaddardır. Emirleri veren zaten odur. Filistinlileri yeryüzünden silme çabasındadır. Ama bu kadarla kalmaz… Başka bir bölümde, “Samuel”de, şöyle yazılıdır:

1.Sa.15: 1 Samuel Saul’a şöyle dedi: “RAB seni kendi halkı İsrail’in Kralı olarak mesh etmek için beni gönderdi. Şimdi RAB’bin sözlerine kulak ver.

“1.Sa.15: 2 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‘İsrailliler’e yaptıkları kötülükten ötürü Amalekliler’i cezalandıracağım. Çünkü Mısır’dan çıkan İsrailliler’e karşı koydular.

“1.Sa.15: 3 Şimdi git, Amalekliler’e saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.

“1.Sa.15: 4 Bunun üzerine Saul askerlerini toplayıp Telaim Kenti’nde saydı. İki yüz bin yaya askerin yanı sıra Yahudalılar’dan da on bin kişi vardı.

“1.Sa.15: 5 Saul Amalek Kenti’ne varıp vadide pusu kurdu.

“(…)

“1.Sa.15: 7 Saul Havila’dan Mısır’ın doğusundaki Şur’a dek Amalekliler’i yenilgiye uğrattı.

“1.Sa.15: 8 Amalek Kralı Agak’ı sağ olarak yakaladı. Halkının tümünü de kılıçtan geçirdi.

“1.Sa.15: 9 Ne var ki, Saul ile adamları Agak’ı ve en iyi koyunları, sığırları, besili danaları, kuzuları -iyi olan ne varsa hepsini- esirgediler. Bunları tümüyle yok etmek istemediler. Ancak değersiz ve zayıf ne varsa hepsini yok ettiler.

“1.Sa.15: 10 RAB Samuel’e şöyle seslendi:

“1.Sa.15: 11 “Saul’u kral yaptığıma pişmanım. Beni izlemekten vazgeçti. Buyruklarımı yerine getirmedi.” Samuel öfkelendi ve bütün geceyi RAB’be yakarmakla geçirdi.”

Görüldüğü gibi Tanrıları Rab’da insaf hiç yoktur. İsrailoğullarının kralı Saul, Amalekliler’i yener ama Rabbi’nin dediğini tam yapmaz. Tüm canlıları öldür komutuna tam uymaz; iyi koyunları, besili danaları ve kuzuları katletmez (bu mallarda gözü kalmış olsa gerek.) Ne var ki, Rab’leri tüm canlıları bire dek kırmadığı için Saul’e sitem eder. Böylesine acımasız bir Tanrıları var İsrailoğulları’nın.

Üstelik bu gaddarlık sadece Filistin Halkına karşı değil, tüm çevre halklarına karşıdır. Tevrat’ın başka bölümlerinde de aynı gaddarlık görülmektedir. Örneğin “Yeşu” bölümünde (Yeşu, İsrailoğulları’nın Musa’dan sonraki lideri), Ay Kenti ile savaş anlatılır. Yeşu, Ay Kenti’nin batısında 5 bin kişilik bir orduyu gizler. Kendisi zıt yönden Ay Kenti üzerine yürür. Savaş başlayınca İsrailoğulları savaş taktiği olarak çöle doğru kaçar. Ay Kenti ordusu ve halkı da onları kovalamaya koyulur. Ancak bu sırada pusudaki beş bin kişilik ordu kente girer ve ateşe verir. Sonrasını Tevrat’tan okuyalım:

Yeşu.8: 20 Kentliler arkalarına dönüp bakınca, yanan kentten göklere yükselen dumanı gördüler. Çöle doğru kaçan İsrailliler de geri dönüp onlara saldırınca artık kaçacak hiçbir yerleri kalmadı.

“Yeşu.8: 21 Pusuya yatmış olanların kenti ele geçirdiğini, kentten dumanlar yükseldiğini gören Yeşu ile yanındaki İsrailliler, geri dönüp Ay halkına saldırdılar.

“Yeşu.8: 22 Kenti ele geçirenler de çıkıp saldırıya katılınca, kent halkı iki yönden gelen İsrailliler’in ortasında kaldı. İsrailliler tek canlı bırakmadan hepsini öldürdüler.

“(…)

“Yeşu.8: 24 İsrailliler Ay Kenti’nden çıkıp kendilerini kırsal alanlarda ve çölde kovalayanların hepsini kılıçtan geçirdikten sonra kente dönüp geri kalanları da kılıçtan geçirdiler.

“Yeşu.8: 25 O gün Ay halkının tümü öldürüldü. Öldürülenlerin toplamı, kadın erkek, on iki bin kişiydi.

“Yeşu.8: 26 Yeşu kentte yaşayanların tümü yok edilinceye dek pala tutan elini indirmedi.

“Yeşu.8: 27 İsrailliler, RAB’bin Yeşu’ya verdiği buyruk uyarınca, kentin yalnız hayvanlarıyla mallarını yağmaladılar.

“Yeşu.8: 28 Ardından Yeşu Ay Kenti’ni ateşe verdi, yakıp yıkıp viraneye çevirdi. Yıkıntıları bugün de duruyor.”

Yeşu adlı katil, ele geçirdiği onlarca kentte aynı şekilde davranır, bütün kent halkını, hatta çevre köylerin halklarını da bire dek kırar. Kentleri yakar yıkar, viraneye çevirir. Ve bu gaddarlık “tanrı buyruğu”dur. Tevrat’ın aynı Yeşu bölümünde şöyle denir:

Yeşu.10: 40 Böylece Yeşu dağlık bölge, Negev, Şefela ve dağ yamaçları dahil, bütün ülkeyi ele geçirip buralardaki kralların tümünü yenilgiye uğrattı. Hiç kimseyi esirgemedi. İsrail’in Tanrısı RAB’bin buyruğu uyarınca kimseyi sağ bırakmadı, hepsini öldürdü.”

İsrailoğulları’nın “Tanrı buyruğu” bugün de geçerli…

Üstelik, “Tanrı buyruğu” nedeniyle Ortadoğu halklarına, özellikle Araplara, Türklere ve Kürtlere rahat yok. Nedeni Tevrat’ta yazılı. Tanrıları Rab, Musa ölünce yerine geçecek Yeşu’ya şunları söyler:

Yeşu.1: 1 RAB, kulu Musa’nın ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşu’ya şöyle seslendi:

“Yeşu.1: 2 “Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağı’nı geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin.

“Yeşu.1: 3 Musa’ya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum.

“Yeşu.1: 4 Sınırlarınız çölden Lübnan’a, büyük Fırat Irmağı’ndan -bütün Hitit ülkesi dahil- batıdaki Akdeniz’e kadar uzanacak.”

Demek ki, İsrail ve emperyalizm ayakta kaldığı sürece, Türk, Kürt, Arap, Ortadoğu Halklarına rahat yok!

İşte bugünkü İsrail katliamı, İsrailoğuları’nın efsane de olsa dünkü katliamlarından farklı değil. Siyonofaşist Netanyahu yönetimi, yaptığı katliamı dine, kutsal kitapları Tevrat’a dayandırıyor. Böylece hem askerlerini daha da gaddar davranmaya itiyor, hem de savaş suçları için dine dayalı bir meşruiyet sağlıyor.

Netanyahu yönetimi bununla da kalmadı. Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın, sonradan yalanlasa da, İsrailli askerlere, “Orduda tüm kurallar kaldırıldı. Savaşan askerler hiç bir şeyden sorumlu olmayacaklar. Askeri mahkeme yok”, diyerek askerleri sivil katliamına teşvik ettiği biliniyor.

Nedeni Ekonomik

Peki neden?

Neden açık: Ortadoğu’nun doğal zenginliklerinin emperyalizm tarafından sömürülmesi.

Ünlü Prusyalı general ve askeri teorisyen Carl von Clausewitz’e göre; “Savaş politikanın başka araçlarla devamıdır”.

Politikayı belirleyen ise ekonomidir.

Emperyalizm, 19. Yüzyıl’ın sonlarından başlayarak Ortadoğu’nun doğal zenginliklerine konmak için İsrail gibi ulusal temeli olmayan bir devlet yaratmaya çabaladı. Önce hem terör uygulayarak, hem para ile arazi satın alarak Yahudiler için bir köprübaşı tuttu. Birinci Emperyalist Savaş’ta Osmanlı’nın parçalanması, İkinci Emperyalist Savaş’ta Alman Nazizminin Yahudi Soykırımı, bu planı kolaylaştırdı. Emperyalizm, İkinci Emperyalist Savaş sonrasında dünyanın dört bir yanından derlediği Yahudileri bugünkü İsrail’e göndererek, terör uygulayarak Yahudi nüfusu çoğalttı; İbranice olarak bilinen, Tarihin derinliklerinde kalmış bir dili kurduğu devletin resmi dili yaptı.

Bu organizasyondan sonra da İsrail terörü hiç dinmedi. Tıpkı Tevrat’ta yazıldığı gibi, sadece Filistinlilere değil, tüm çevre halklara karşı terör uygulayageldi. Arkasında da ABD Emperyalizmi…  İsrail topraklarını genişlettikçe genişletti. Filistinlileri katlederek, dağıtarak neredeyse tüketti (Harita 3).

Şimdi Gazze’yi de terörle insansızlaştırarak amacına ulaşmak istiyor. Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre durum sanıldığından da vahim:

“İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde 12.000’den fazla hedefi bombaladığını itiraf etti; bombalar kişi başına 10 kilogramı aşan rekor bir toplama sahipti. Euro-Med Monitor, 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Ağustos 1945’te ABD’nin Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı nükleer bombaların ağırlığının yaklaşık 15 bin ton patlayıcı olarak tahmin edildiğinin altını çizdi.

“Teknolojik gelişmenin bombaların gücünü artırması nedeniyle Gazze’ye atılan patlayıcılar nükleer bombanın iki katı güce sahip olabilir. Euro-Med Monitor, Japon şehrinin alanının 900 kilometrekare, Gazze’nin alanının ise 360 kilometrekareyi aşmadığını vurgulayarak, bunun Gazze’ye atılan patlayıcıların yıkıcı gücünün Hiroşima’ya atılan bombanın yıkıcı gücünden daha fazla olduğu anlamına geldiğini belirtti.” (https://euromedmonitor.org/en/article/5908/Israel-hits-Gaza-Strip-with-the-equivalent-of-two-nuclear-bombs). (bkz. Harita 2).

Aynı örgütün bir başka raporuna göre Gazze Halkına reva görülen seçenekler ölüm, ölüm, ölümdür:

“İsrail, ekim ayında şeride tüm tedarikleri kesince, üç deniz suyu arıtma tesisi de işlevsiz hale geldi. Güneyde, çoğunluğu kaçmaya zorlanan nüfusun tamamının yaşadığı bölgede, tüm su kuyuları ve kanalizasyon pompalama istasyonları işlevini yitirdi. Gazze halkının seçeneği, ya doğrudan askeri şiddetle ölüm, ya da susuzluktan, açlıktan ve/veya hastalıktan ölüm.” (https://www.odatv4.com/dunya/savas-bahane-british-petrol-sahane-120014419)

Bugün İsrail Devleti, emperyalizmin, özellikle de ABD Emperyalizminin Ortadoğu’daki bekçi köpeğidir. Ortadoğu petrolünün, petrol boru hatlarının ve özellikle de hemen Gazze açığındaki Akdeniz doğal gazının…

Akdeniz Doğal Gazı

Bu konuda yılda dört kez yayımlanan “Red Pepper” adlı bir derginin 1 Aralıkta çıkan sonbahar sayısında önemli bilgiler yer alıyor:

“Süregiden bombardımanın başlamasından sadece üç hafta sonra İsrail hükümeti, açık denizdeki petrol ve gaz endüstrisini genişletme planlarını duyurdu. Aralarında İngiliz şirketi BP’nin de bulunduğu altı şirkete, yeni açık deniz doğalgaz sahalarının keşfedilmesi için 12 lisans verildi. İsrail Enerji Bakanı Israel Katz, ‘kazanan şirketlerin benzeri görülmemiş yatırımlara imza attıklarını’ belirtti.

“(…)  Bu müzakereler, kıyının hemen açıklarındaki bir doğal gaz sahası olan Gazze Marine ile ilgiliydi. Aslında karaya İsrail’in kontrolü altındaki diğer tüm açık deniz yataklarından daha yakın olduğundan geliştirilmesi daha ucuzdur. Net değerinin yaklaşık 4.592 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.” (https://www.redpepper.org.uk/environment-climate/environmental-justice/environmental-devastation-and-the-war-on-palestine/)

Gazze kıyısına yakın, çıkarması çok ekonomik olan Gazze doğalgazına kolayca uzanmak istiyor İsrail.

Ama dahası var. Aynı kaynaktan aktaralım:

“Eylül 2023’te Netenyahu, BM genel merkezinde Filistin’in silindiği bir ‘Yeni Ortadoğu’ haritası sunduğu bir konuşma yaptı. Hayal edilen bölgeyi şu şekilde tanımladı:

“‘Arap yarımadası ve İsrail boyunca uzanacak vizyoner bir koridor. Bu koridor, denizdeki kontrol noktalarını (veya geçiş noktalarını) atlayacak ve iki milyardan fazla insanın mal, iletişim ve enerji maliyetlerini önemli ölçüde azaltacak. Ülkem için ne kadar tarihi bir değişim!’

“Savaş ticareti

“Bu kaynakların kullanılmasıyla ilgili bir diğer faktör ise Ben Gurion Kanalı’dır. Süveyş Kanalı’na alternatif olarak önerilen bu kanal İsrail’in ve dolayısıyla ABD’nin mülkiyetinde ve kontrolünde olacak. Bu proje, Akdeniz’i Akabe Körfezi’ne bağlayan 160 millik bir kanalın kazılması için nükleer patlayıcıların kullanılmasını öneren 1960’lardaki bir fizibilite çalışmasına dayanıyor.

“Geleneksel kazı yöntemleri aşırı derecede pahalı olmasına rağmen nükleer yöntem terk edildi. Ancak önerilen kanal güzergâhının Gazze’den doğrudan geçmesi halinde maliyetler düşebilir. İsrail Gazze’yi bir ticaret yolu ve fosil yakıt rezervi olarak görmeyi planlayabilirken, iki milyondan fazla Filistinli buna engel oluyor.” (Red Pepper)

Öyle anlaşılıyor ki, emperyalizm yeni doğal kaynaklar için İsrail’i kullanacak. Kullanıyor da… Önlerindeki engel Gazze’deki 2 milyon Filistinli. Emperyalizm şimdi Akabe Körfezi’nden Akdeniz’e uzanan ve Gazze’den geçecek bir kanal peşinde. Aslan payı ABD Emperyalizminin. Yaklaşık 5 milyar dolarlık Gazze doğal gazı ise İsrail’e hediye.

Aynı yazıda belirtildiğine göre, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı, Levant Havzası’ndaki petrol ve doğalgaz yataklarının toplam değerinin 524 milyar dolardan fazla olduğunu açıklamış. “Eyi para”!

Tabiî ki uluslararası Finans-Kapitalin iştahı kabarır.

Ne var ki, İsrail’in kalıcılığı şüpheli… İsrail şu anda emperyalizmin sınırsız desteğiyle ve terörle ayakta duran bir ülke. Bir ulusal bütünlük yok. Çünkü ulus değil, ümmet. Günümüzde ümmet, ulusal bütünlüğün yerini tutamaz. Bu yüzden İsrail’in dengesizliklere maruz kalması kaçınılmaz. Bu dengesizlikleri şimdilik savaş ve terörle örtbas ediyor. Dolayısıyla İsrail Devleti’nin zamanla yok olması önlenemez.

Aslında Dünya Yahudiliğine Kıvılcımlı “gelmiş geçmiş Musa’ların en güçlüsü” Koca Marks’a yönelmelerini söylüyor ve Marks’tan şu sözleri aktarıyor:

“(…) Bırakalım şovenizmin eksi artı bütün horoz dövüşlerini. İnsanlık için Proletarya çizisinden başka çıkar yol yok… Yahudiyi ebedileştirmek değil, Yahudiliği yeryüzünden silmek için tek çıkar yol: Tefeci-Bezirgânlığı, o arada Kapitalizmi kökünden kazımaktır.” (H. Kıvılcımlı, Yol Anıları)

Yahudilik bu yolu tutarsa, hem kendi acıları hem Ortadoğu Halklarının acıları dinecektir.

Bu aşamada bize düşen siyonizme ve emperyalizme karşı çıkmak, siyonofaşist teröre dur demektir.

03.12.2023