Türkiye’de Üretilmiş Muhalefet ve Kutsal Sınırları (1)
Orhan Sur
Kuvayimilliyeci Kahramanlarımız ve Mustafa Kemal önderliğindeki Birinci Ulusal Kurtuluşçuların yüz binlerce şehit vererek kurup bizlere emanet ettikleri Laik Cumhuriyet’imiz, tarihinin en karanlık günlerini yaşıyor. Ülkemiz, ABD-AB Emperyalist Haydutlarının emir eri olan AKP’giller iktidarı eliyle siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan tam anlamıyla bir çöküşün eşiğine getirilmiş durumda.
ABD Emperyalist Haydutlarının Türkiye’yi Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde en az üç parçaya bölme planı günbegün yaşama geçiriliyor. Kaçak Saray’ın kaset tutsağı, insan sefaleti Bahçeli’nin 1 Ekim’de Tayyip’in emriyle başlattığı, adına “Terörsüz Türkiye” dedikleri ihanet açılımı, bu sürecin ilk somut adımı olmuştur. Türkiye artık güneyde ABD Emperyalistlerinin her türlü ağır savaş araç gereçleriyle donattığı 100 bin kişilik bir ordu ve bazı kaynaklara göre sayısı 30-40 bini bulan bir polis teşkilatına sahip Pekekistan’la yani aslında bizzat ABD Emperyalistleri ve Siyonist İsrail’le komşu olmuştur.
Yavru Vatan Kıbrıs ve Mavi Vatan göz göre göre elden gitmektedir. AKP’giller tarafından peşkeş çekilen 20 Adamız ve 2 Kayalığımızı kendi topraklarına katmakla yetinmeyen Yunanistan Devleti, Ege’deki saldırılarına ve ilhak girişimlerine hız vermiştir. Bilindiği gibi Yunanistan, Avrupa Birliği’ne sunmak üzere Ege Denizi’nin yüzde 70’ini kendi karasuları olarak gösterdiği bir harita bile hazırlamıştır.
Öte yandan halk düşmanı AKP’giller, ABD-AB Emperyalistlerinin emriyle sayısı 13 ila 15 milyon arasında değişen işgalciyi memleketin bağrına bir hançer gibi saplayarak Türkiye’nin demografik yapısını altüst etmiştir. Kimi illerimizin bazı ilçelerinde başta Suriye olmak üzere birçok ülkeden gelerek Türkiye’ye yerleştirilen bu Ortaçağcı işgalciler nüfus çoğunluğunu ele geçirmişlerdir.
Ekonomik alanda ise tam bir felaket yaşanmaktadır. Alınteriyle geçinmek için binbir eziyete katlanmak zorunda kalan, ay sonunu getiremeyen, çocuğunun beslenme çantasına koyacak bir şey bulamayan çilekeş halkımız, Asgari olmaktan çıkıp Ortalama Ücret haline gelen 22 bin 104 liraya mahkûm edilmiştir. Yine 14 bin 469 liralık Sefalet Ücretine mahkûm milyonlarca emekliye adeta “ölün” demektedir, Amerikan devşirmesi AKP’giller iktidarı.
Bu koşullar doğal olarak toplumsal çürümeyi de beraberinde getirmiş, suç oranı ve intihar vakaları artmış, toplum ahlâkı şimdiye kadar görülmemiş derecede dejenere olmuştur.
Kısacası Türkiye Cumhuriyeti, Mütareke Günlerinden bile daha ağır koşullar altındadır ve tarihinin en büyük trajedisini yaşamaktadır.
Elbette ki bu trajedinin baş mimarı, başta 23 yıllık zulüm iktidarını sürdüren AKP’giller olmak üzere şimdiye kadar emperyalist haydutlar tarafından Türkiye’nin başına bela edilmiş olan tüm Parababaları iktidarlarıdır.
Ancak bu trajedinin tek mimarı siyasi iktidarlar değildir. Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı ve Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Efe Ankut’un net bir şekilde tespit ettiği gibi Türkiye’yi Türkiye yönetmemektedir. Türkiye, 1950, hatta 1946 yılından bu yana ABD Emperyalist Haydudunun yarısömürgesi konumundadır. Dolayısıyla ABD Emperyalistleri, o yıllardan beri sadece Türkiye’deki iktidarları değil, aynı zamanda muhalefeti de (kısa süreli 27 Mayıs ve Bülent Ecevit iktidarlarını hariç tutmak kaydıyla) belirlemekte, kontrol altında tutmaktadır.
Bu yazı dizimizde, ülkemizin ve halkımızın bugün yaşadığı trajedinin suç ortağı Sahte Muhalefete, “Üretilmiş Muhalefet”e odaklanacağız. Dilimiz döndüğünce Üretilmiş Muhalefet kavramını açıklamaya, emperyalist haydutların bu aracı kullanarak gerçek muhalefeti nasıl pasifize ettiğine, kabaran toplumsal dalgaların nasıl sönümlendirildiğine değineceğiz. Ayrıca Türkiye’deki Üretilmiş Muhalefetin “kutsal” bellediği ve aşmayı aklından bile geçirmediği, emperyalist haydutlar tarafından belirlenmiş sınırlarını ortaya koymaya çalışacağız.
Konu bize göre önemlidir çünkü bugünün Türkiye’sinde Türk Ceza Kanununda neredeyse işlenmedik suç bırakmayan, halkımızı kuru ekmeğe, kuru soğana muhtaç hale getiren çıkar amaçlı suç örgütü AKP’giller’in hâlâ iktidarda olmasının bir nedeni, ABD-AB Emperyalist Haydutları tarafından desteklenmesi ise diğer nedeni de kesinlikle toplumdaki muhalif öfkeyi, birikimi, patlamayı engelleyen, ileriki bölümlerde değineceğimiz gibi “emniyet supabı” işlevi gören Üretilmiş Muhalefettir.
Rıza Üretmek
Muhalefet Üretmek
Kanadalı Ekonomist ve yazar Michel Chossudovsky, 2010 yılında Center for Research on Globalisation (Global Research) yani “Küreselleşme Araştırmaları Merkezi” adlı internet sitesi için önemli bir makale kaleme almıştır. Bu internet sitesi 2001 yılında kurulmuştur ve kurucuları sitenin işlevini; “Medya dezenformasyonu çağında asıl odaklandığımız şey, ‘söylenmeyen gerçekler’dir” şeklinde ifade etmektedir. (https://www.globalresearch.ca/about-2)
Söz konusu internet sitesi bir başka kaynakta şu şekilde tanımlanmaktadır:
“Küreselleşme Araştırmaları Merkezi (CRG), küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni’ni eleştiren ilerici yazarlardan, akademisyenlerden ve aktivistlerden oluşan, Montreal merkezli bağımsız bir araştırma ve medya grubudur. Onlara göre küreselleşme ile savaş birbiriyle bağlantılıdır ve özel [kişisel] servetin yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Bu site, küresel bankaların, finansal kuruluşların ve çok uluslu şirketlerin faaliyetlerini ifşa etmektedir.” (https://resources.ials.sas.ac.uk/eagle-i/centre-research-globalisation-crg)
Michel Chossudovsky’nin işte bu sitede yayımlanan makalesinin başlığı, “Muhalefet Üretmek: Küreselleşme Karşıtı Hareketler Sermaye Elitleri Tarafından Fonlanıyor” şeklindedir. Chossudovsky; Amerikalı Ekonomist Edward Samuel Herman ve meşhur Dilbilimci Noam Chomsky’nin ortaya koyduğu “Rıza Üretmek” ya da “Üretilmiş Rıza” (Manifactured Consent) kavramından yola çıkarak “Üretilmiş Muhalefet” (Manifactured Dissent) kavramını geliştirir. Makalesinin başlarında öncelikle “Rıza Üretimi” kavramı üzerinde durur:
‘“Rıza Üretimi’ terimi ilk olarak Edward S. Herman ve Noam Chomsky tarafından ortaya atılmıştır.
‘“Rıza Üretimi’, sermaye medyasının kamuoyunu etkilemek ve ‘bireyleri belirli değerler ve inançlarla donatmak’ için kullandığı bir propaganda modelini tanımlar.” (https://www.globalresearch.ca/manufacturing-dissent-the-anti-globalization-movement-is-funded-by-the-corporate-elites/21110)
Chossudovsky’nin altını çizdiği “Rıza Üretmek” kavramını ilk olarak ortaya koyan Chomsky ve Herman ise, 1988 yılında yazdıkları “Rıza Üretmek” başlıklı makalede kavramın özünü şöyle ifade ederler:
“Kitle iletişim araçları, mesajları ve simgeleri geniş halk kitlelerine ileten bir sistem olarak işlev görür. Eğlendirmek, oyalamak ve bilgilendirmek onların görevidir; aynı zamanda bireylere, onları daha geniş toplumun kurumsal yapılarıyla bütünleştirecek değerleri, inançları ve davranış kalıplarını aşılamak da bu işlevin bir parçasıdır. Servetin yoğunlaştığı ve sınıf çıkarlarının keskin biçimde çatıştığı bir dünyada, bu rolün yerine getirilebilmesi sistematik bir propagandayı zorunlu kılar.” (https://chomsky.info/consent01/)
Rıza Üretme kavramıyla ilgili Chossudovsky’nin bizzat kendi yorumu ise şu şekildedir:
‘“Rıza Üretimi’, kamuoyunun manipüle edilmesini ve şekillendirilmesini ifade eder. Otoriteye ve toplumsal hiyerarşiye uyum ve rıza oluşturur. Hedefi, kitlelerin müesses nizama itaat etmesidir. ‘Rıza Üretimi’, kamuoyunun sermaye medyasının söylemine, onun yalanlarına ve uydurmalarına boyun eğmesi anlamına gelir.” (agy)
Chomsky ve Herman’ın açıkça ortaya koyduğu gibi “Rıza Üretimi”, kamuoyunun kolayca kabul etmeyeceği, rıza göstermeyeceği olguları kabul ettirmek için dünyanın dört bir köşesindeki Parababaları Medyasının (günümüz Türkiye’sinde Havuz Medyasının) çeşitli yöntemlerle kitleleri manipüle etmesidir.
İşte bu kavramdan yola çıkan Chossudovsky, sözünü ettiğimiz makalesinin başlarında egemen sınıfların tıpkı Rıza Üretimi yaptıkları gibi Muhalefet Üretimi de yaptıkları saptamasından hareketle şu ifadeleri kullanır:
“Bu makalede, egemen sınıfın çıkarlarına hizmet etmede belirleyici bir rol oynayan ilgili bir kavrama, yani ‘Rıza Üretimi’nden ziyade ‘Muhalefet üretimi’ sürecine odaklanıyoruz.” (agy)
Chossudovsky’nin makalesinde Muhalefet Üretme sürecinin en net şekilde tanımlandığı bölüm ise aşağıdaki paragraflardır:
“Günümüzün kapitalizm koşulları altında, demokrasi illüzyonunun egemen olması gerekir. Sermaye elitlerinin çıkarına olan; muhalefeti ve protestoyu –mevcut toplumsal düzeni tehdit etmediği sürece– sistemin bir özelliği olarak kabul etmektir. Amaç muhalefeti bastırmak değil, aksine protesto hareketini biçimlendirmek, şekillendirmek ve muhalefetin sınırlarını çizerek kontrol altına almaktır.
“Meşruiyetlerini sürdürebilmek için, ekonomik elitler, küresel kapitalizmin temellerini ve kurumlarını sarsabilecek radikal protesto biçimlerinin gelişmesini engellemek amacıyla sınırlı ve denetimli muhalefet biçimlerini tercih ederler. Başka bir deyişle, ‘Muhalefet Üretimi’ süreci, Yeni Dünya Düzeni’ni koruyan ve sürdüren bir ‘emniyet supabı’ işlevi görür.
“Ancak etkili olabilmesi için, ‘Muhalefet Üretimi’ süreci, bizzat protesto hareketinin hedefinde olanlar tarafından dikkatle düzenlenmeli ve denetlenmelidir.” (age)
Üzerinde durduğumuz Üretilmiş Muhalefet kavramının özü tam olarak işte budur. Chossudovsky’nin tanımında öne çıkan unsurlar şunlardır:
1- Tekelci aşamaya erişmiş ve burjuva demokrasisini çoktan terk etmiş kapitalizmin, dünya ölçeğinde geniş halk yığınlarını kandırmak için bir demokrasi illüzyonu (yanılsaması) yaratması gerekir.
2- Yaratılan bu illüzyonun bir gereği olarak muhalefet ve protesto gösterileri mutlaka sistemin bir parçası haline getirilmeli, asla yasaklanmamalıdır.
3- Ancak bu muhalefet, kesinlikle müesses nizamı yani Parababaları düzenini tehdit edecek bir niteliğe sahip olmamalıdır. Muhalefet Üretimi sürecinin en önemli özelliği; muhalefeti ve protesto hareketlerini bastırmak değil, şekillendirmek, sınırlarını tayin etmektir. Sınırları çizilmiş, kontrol altına alınmış bir muhalefet ise Parababaları düzeninin varlığını sürdürmesi açısından bir “emniyet supabı” işlevi görür.
4- Son olarak; muhalefet üretim sürecinin istenilen sonucu verebilmesi için bizzat iktidar sahipleri tarafından şekillendirilmesi ve sıkı bir biçimde denetlenmesi gerekir.
Temel niteliklerini bu şekilde özetleyebileceğimiz Muhalefet Üretme süreci, büyük emperyalist metropoller de dahil olmak üzere kapitalist dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde görülmektedir. Yani yöntem, geniş halk kitlelerinin gerçek muhalefet öznelerine ve biçimlerine ulaşmasını engellemek için bizzat ABD ve AB Emperyalist devletlerinde de kullanılmaktadır. Örneğin Fransa’daki son seçimlerde, Parababalarının muhalefeti yönlendirerek seçmenlere sahte bir seçenek sunduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Bu durum, seçmenlerin gerçek bir değişim umuduyla oy kullanmalarını sağlarken, aslında mevcut düzenin devamını garanti altına almıştır. (Detaylar buradan okunabilir: https://time.news/the-controlled-opposition-in-france-how-it-works/)
Chossudovsky, makalesinde Muhalefet Üretme sürecinin nasıl ve hangi araçlarla işlediğini de ayrıntılıca anlatır. Muhalefet Üretme sürecini mümkün kılan en önemli araç tabiî ki mali kaynaktır. Bu süreçte siyasiler, sözüm ona “kanaat önderleri” ya doğrudan satın alınır (bizdeki Sinan Oğlan örneğinde olduğu gibi) ya da Chossudovsky’nin altını çizdiği gibi “ilerici örgütlerde yer alan bireylerin ince yollarla sistem içine çekilmesi” sağlanır.
Konuyla ilgili olarak Chossudovsky’den son bir not aktaralım ve Muhalefet Üretme sürecine ilişkin tanımlamaya burada noktayı koyalım:
‘“Üretilmiş Muhalefet’ aynı zamanda, STK’ler [yani Sivil Örümcekler – Orhan Sur] veya doğrudan vakıflar tarafından finanse edilen ‘sermaye solunu’ ve ‘ilerici’ medyayı da kapsar.
“Bu süreçteki temel amaç, muhalefeti üretmek ve ‘politik olarak doğru’ sayılacak muhalefetin sınırlarını çizmektir. Bu bağlamda birçok STK’nin içine çoğu zaman Batılı istihbarat örgütleri adına hareket eden muhbirler sızmıştır. Dahası, internetteki ilerici alternatif medya organlarının giderek daha büyük bir bölümü, kurumsal vakıflardan ve hayır kurumlarından aldığı fonlara bağımlı hale gelmiştir.” (agy)
Türkiye’de Üretilmiş Muhalefet
Türkiye Halkının yaşadığı cehennemcil felakete geri dönelim. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ABD devşirmesi AKP’giller’in ülkemizi her bakımdan çöküşe götürmesinin-götürebilmesinin en önemli nedenlerinin başında Üretilmiş Muhalefet gelmektedir. Bugün Türkiye’deki burjuva siyaset sahnesinin sözüm ona muhalif cephesinde yer alan neredeyse tüm figüranları; sağcısıyla solcusuyla, dincisiyle milliyetçisiyle, Türkçüsüyle Kürtçüsüyle, doğrudan veya dolaylı olarak işte bu Muhalefet Üretme sürecinden geçmiştir, geçmektedir. Zaten öyle olduğu için ABD-AB Emperyalist Haydutları tarafından bu sahnede boy göstermelerine izin verilmektedir. Toptancı bir yaklaşımın elbette bilim dışı olacağının farkındayız. Burjuva siyaset sahnesinde bile sayıları bir elin parmaklarını geçmese de kendi çapında dürüst, halka faydalı olmak için çaba harcayan muhalif siyasiler elbette vardır. Ancak bunlar yalnızca istisnalardır ve burjuva siyasetinin tantanası içinde sesleri, çabaları kaybolup gitmektedir.
Çilekeş Halkımız, televizyon ekranlarından, sosyal medyadan, gazetelerden, dergilerden, ipleri ABD-AB Emperyalistlerinin elinde olan iktidar ve Üretilmiş Muhalefet arasındaki kayıkçı dövüşünü izlemekte, takip etmektedir.
İhanet politikalarını doğrudan iktidar temsilcileri hayata geçirir. Üretilmiş Muhalefet ise görünüşte, yalandan, işi sulandırarak siyasal iktidara ve onun politikalarına karşıymış gibi görünür. Üretilmiş Sahte Muhalefetin temsilcileri kürsülerden, ekranlardan “sert” ifadelerle iktidara yüklenir. Ancak can alıcı, ABD-AB Emperyalistlerinin yani “Muhalefet Üreticileri”nin bam teline dokunacak konularda iktidar sahiplerinden hiçbir farklılıkları yoktur.
Ve Chossudovsky’nin belirttiği gibi Üretilmiş Muhalefetin sınırları, muhalefette nereye kadar gidebilecekleri ABD-AB’li efendileri tarafından belirlenir. Bu sınırlar Üretilmiş Muhalefetin moda deyimle “kırmızı çizgileri”dir.
Üretilmiş Muhalefetin “Helal Dairesi Keyfe Kâfi Gelir”
Ortaçağcı gericilerin Said-i Nursi haininden alıntıyla sıkça kullandığı demagojik bir “özdeyiş” vardır, bilinir. Hain der ki; “Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir, harama girmeye hiç lüzum yoktur.”
İşte Üretilmiş Muhalefetin “helal dairesi” de emperyalist efendileri tarafından çizilir. Emperyalist haydutlar, o dairenin dışına çıkmayı Üretilmiş Muhalefete “haram” kılmıştır. Bu sözde muhaliflerin de zaten bu dairenin dışına çıkmak gibi bir dertleri yoktur. Bu daire onlar açısından “keyfe kâfi gelir” ve halkın alınterinden gasp edilen değerlerle o daire içinde keyifle yaşantılarını sürdürürler.
Türkiye’deki Üretilmiş Muhalefetten kastımız elbette Ortaçağcı faşist “Cumhur İttifakı” bileşenlerine karşı sözde muhalefet yapan Meclisteki ve Meclis dışındaki tüm Amerikancı partilerdir.
Yazı dizimizin sonraki bölümlerinde, Türkiye’deki Üretilmiş Muhalefetin kutsal bellediği sınırlar ele alınacaktır.
4 Mayıs 2025
