Türkiye’de Üretilmiş Muhalefet ve Kutsal Sınırları (2): NATO Seviciliği
Orhan Sur
“Sermaye Elitleri”
Finans-Kapitalistler
Söz konusu “Üretilmiş Muhalefet” ise elbette bu muhalefetin bir de üreticileri vardır. Yazı dizimizin başlangıç bölümünde belirttiğimiz gibi, Kanadalı Ekonomist ve Yazar Michel Chossudovsky, “Muhalefet Üretme” sürecinin öznelerini “Sermaye Elitleri” olarak tanımlamıştır. Biz bu özneyi Gerçek Bilimin, Marksizm-Leninizmin tanımlamasıyla ifade edelim. Chossudovsky’nin “Sermaye Elitleri” şeklinde soyut olarak tanımladığı kişiler, dünya halklarını soyup soğana çeviren Uluslararası Finans-Kapital’in temsilcilerinden başkaları değildir. Muhalefet Üretme sürecini, her türlü imkâna sahip olan, kendi aşağılık çıkarlarını korumak için dünyayı yağmalayan, talan eden; siyasi planda ise emperyalist politikalarıyla, çıkardıkları savaşlarla, yaptıkları işgallerle, soykırımlarla, katliamlarla dünya halklarına kan kusturan Finans-Kapitalistler zümresi yürütmektedir. Dolayısıyla Üretilmiş Muhalefetin kutsal bellediği sınırları da aynı zümre çizmektedir.
Türkiye özeline gelirsek; bugün Mecliste kendilerine “Cumhur İttifakı” adını veren halk düşmanlarına karşı sözüm ona muhalefet yapan tüm siyasi partiler, Finans-Kapitalin Muhalefet Üretme süreci sonucunda şekillenen politikaları savunmakta, onları hayata geçirmektedirler. Dolayısıyla her ne kadar ABD devşirmesi AKP’giller’e karşıymış gibi gözükseler de, kayıkçı kavgasının gereği olarak kürsülerden esip gürleseler de aslında can alıcı temel konularda AKP’giller’den hiçbir farkları yoktur.
Örneğin Üretilmiş Muhalefetin kırmızı çizgilerinden biri NATO’dur. Meclis içinde olsun ya da olmasın, politikalarını emperyalist haydutların izin verdiği şekilde ve ölçüde oluşturan Üretilmiş Muhalefetin kutsallarının başında, ABD-AB Emperyalistlerinin halk düşmanı savaş ve katliam örgütü NATO gelmektedir.
Bu noktada özellikle genç kuşaklar için NATO’nun gerçek işlevinin altını kısaca bir kez daha çizmekte fayda görüyoruz.
ABD-AB Emperyalistlerinin Kanlı Katliam Örgütü NATO
Bilindiği gibi “Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü” NATO, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında bütünüyle Sovyetler Birliği’ni zayıflatmak ve dünya halklarının Sosyalizme yönelmesini engellemek için kurulmuş halk düşmanı bir örgüttür. ABD-AB Emperyalist Haydutlarının tüm aparatları gibi bu kanlı örgüt de açık kaynaklarda kendisini olduğunun tam tersi biçimde tanımlamakta, halk düşmanı yüzünü gizlemeye çalışmaktadır. Örneğin Emperyalist Haydutlar, NATO’nun amaçlarını şu şekilde ifade etmektedirler:
“İNSANLARI KORUMAK
“Çoğu kez güvenli ve ekonomik açıdan istikrarlı bir ortamda rahatça yaşamanın kıymetini bilmeyiz. Güvenlik günlük hayatın her aşamasında refahın anahtarıdır.
“ORTAKLIKLARI GELİŞTİRMEK
“Diyalog ve işbirliği barışçıl ilişkiler ve daha sağlam uluslararası anlayışın gelişmesi için son derece önemlidir. NATO, ortak ve üye ülkelerin güven tesis etmek için güvenlik konularında danışmalar yapmaları, ve uzun vadede, çatışmaları önlemeleri için eşsiz bir fırsat sunmaktadır. Pratik işbirliği ve çok taraflı girişimler vasıtasıyla ülkeler yeni güvenlik tehlikelerine beraber karşı çıkmaktadırlar.
“YENİ TEHDİTLERLE SAVAŞMAK
“Tehditlerin niteliği değiştikçe barışı koruma metotları da değişecektir. NATO savunma yeteneklerini bugünkü tehditler paralelinde uyarlamaktadır. Terörizm, başarısız devletler ve kitle imha silahları gibi diğer tehditlerle başa çıkmak için kuvvetlerini uyarlamakta ve çokuluslu yaklaşımlar geliştirmektedir.
“BARIŞ VE İSTİKRARI SAĞLAMAK
“İstikrarın yararlarından birçok taraf aynı anda yararlanabilir. Gerginliklerin bir tehdit oluşturduğu bölgelerde istikrarın sağlanması son derece önemlidir. Bu nedenle NATO kriz yönetimi operasyonlarında diğer uluslararası örgütlerle işbirliği içinde faal bir rol üstlenmektedir.” (https://www.nato.int/nato_static_fl2014/assets/pdf/pdf_publications/20190925_What_is_NATO_tur_20190712_LD.pdf)
Emperyalist Haydutlar her zaman yaptıkları gibi ne kadar da masum ifadelerle kendilerini tanımlıyorlar, değil mi?..
Oysa gerçeklik bunun tam tersidir. 1949 yılında Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz’in ABD öncülüğünde bir araya gelerek Kuzey Atlantik Antlaşması’nı imzalamalarıyla kurulan ve şu anda 32 devleti bünyesinde bulunduran NATO, kurulduğu günden bu yana dünya halklarına kan ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir.
ABD-AB Emperyalistlerinin bu katliam örgütü, Sovyetler Birliği’nin varlığında dünya halklarına doğrudan saldırmaya cüret edememiştir. Ancak bu, NATO’nun o dönemde bütünüyle pasif ve barışçıl bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Bilindiği gibi NATO’nun ilk anlaşma metninde yer alan gizli bir madde, NATO’ya üye olacak her devletin kendi bünyesinde Komünizme karşı mücadele edecek bir yapılanma yaratmasını zorunlu kılmaktaydı. Her ülkede farklı isimlerle anılan bu örgütler (Süper NATO, Gladyo, Kontrgerilla vb.) büyük bir gizlilik içinde faaliyet yürütmeliydi. Aynı gizli maddeye göre NATO içinde ABD denetiminde gizli bir komite oluşturuldu ve her devletin 6 ayda bir toplanacak bu komiteye delege vermesi gerekiyordu.
1952’de ABD uşağı Bayar-Menderes çetesinin NATO’ya soktuğu ülkemizde de sayısız cinayet ve katliama imza atan Kontrgerilla yapılanmalarının inşası, “Counter Guerilla Warfare” başlıklı ve FM 31-20 kodlu talimnameye göre yapıldı. Amaç NATO’ya “dost” ülkelerde “istikrar”ı sağlamaktı. Katliam örgütünün “istikrar”dan kastı ise yine Pentagon’un FM 30-32 Ek B kodlu talimnamesinde aynen şöyle tarif ediliyordu:
“Eğer dost hükümet yeterince antikomünist değilse, muhtemel yapısal değişikliği gerektirecek durum yaratılmalıdır.
“Eğer dost ülkenin gayreti yeterli olmazsa, ABD gizli servisinin [CIA’nın – Orhan Sur] denetimindeki gruplar harekâtı başlatabilir.
“Gizli servislerin denetlediği grupların [yani Kontrgerilla’nın – O. S.] eylemi durumun doğasına uygun olmalı, gerekiyorsa şiddet içermeli, gerekmiyorsa şiddet eylemleri dışındaki yollara başvurulmalı.”
Sosyalist Kamp’ın yıkıldığı 1990’lı yılların başlarına kadar örtülü operasyonlarla faaliyetlerine aralıksız devam eden NATO, bu yıllardan itibaren azgın bir köpek gibi açıktan dünya halklarına saldırmaktadır. Bilindiği gibi NATO, ilk açık askeri saldırısını 1999 yılında Yugoslavya’ya karşı yapmış ve ABD-AB Emperyalistleri, bir zamanlar barış ve kardeşlik ikliminin egemen olduğu, ulusların eşit ve özgürce bir arada yaşadığı Yugoslavya’yı tam 7 parçaya bölmüşlerdir.
Bu kanlı örgüt Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra da halk düşmanı eylemlerini artırarak sürdürmüştür. ABD Emperyalist Haydudunun 11 Eylül saldırıları sonrasında Afganistan’ı işgal ederken kullandığı askeri güç NATO olmuştur. 1 milyon masum insanın kanı pahasına Irak’ın parçalanıp Saddam Hüseyin’in asılmasında NATO’nun payı vardır. Libya’nın cehenneme çevrilerek paramparça edildiği, meşru devlet başkanı Kaddafi’nin alçakça linç ettirilerek katledildiği saldırılar NATO güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir. En son Suriye’nin parçalanmasında da NATO’nun parmağı vardır. Ve hâlâ devam eden Rusya-Ukrayna savaşında, Ukrayna’nın Nazi yanlısı çetelerini Rusya’ya karşı savaşması için askeri ve ekonomik olarak destekleyen yine NATO’dur.
Kısacası NATO, halk düşmanı yüzünü teşhir etmekle, katliamlarını ise saymakla bitiremeyeceğiz ABD-AB Emperyalistlerinin ölüm makinasıdır.
Söz Konusu NATO Olduğunda İktidarla Üretilmiş Muhalefet Tam Mutabakat Halindedir
İşte bu katliam örgütü, Türkiye’deki Üretilmiş Muhalefetin en önemli kırmızı çizgilerinden biridir. Bu sahte muhalefetin bileşenleri bırakalım NATO’ya karşı olmayı, HKP Genel Başkanı Nurullah Efe Ankut’un sıkça belirttiği gibi NATO seviciliğini parti programlarına kadar sokmuşlardır. Yani söz konusu NATO’ya yönelik yaklaşım olduğunda, İktidarla Üretilmiş Muhalefet arasındaki tüm görüş farklılıkları ortadan kalkar.
Üretilmiş Muhalefetin NATO’culuğuna dair birkaç örnek verelim.
Bildiğimiz gibi şu anki CHP yani Yeni CHP; Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi Mustafa Kemal’in kurduğu CHP’den ideolojik anlamda tamamen farklılaşmıştır. Türkiye’nin NATO’ya girdiği ve ABD Emperyalist Haydudunun yarısömürgesi konumuna düşürüldüğü 1950’li yıllardan itibaren Batılı Emperyalist Haydutlara ve onların politikalarına tam olarak angaje hale gelmiş bulunan CHP’nin şu anki parti programında şöyle denmektedir:
“CHP, (…) NATO’nun da, yeni üyelerin katılımıyla uluslararası alanda güvenlik ve istikrarın sağlanmasına daha büyük katkıda bulunması gerektiğini düşünmektedir. Bu amaçla NATO üyeleri arasında tam bir uyum, dayanışma ve işbirliğinin sağlanmasının İttifakın görevini en etkili biçimde yapmasına katkı sağlayacağı görüşündedir.” (CHP Parti Programı, s. 120)
Gördüğümüz gibi Yeni CHP’ye göre ne olmalıymış?
ABD-AB Emperyalistlerinin kanlı savaş örgütü NATO’nun, “uluslararası alanda güvenlik ve istikrarın sağlanmasına daha büyük katkı” sunması gerekiyormuş. Oysa yukarıda da altını çizdiğimiz gibi NATO’yu oluşturan emperyalist canavarlara göre “güvenlik” kendi çokuluslu şirketlerinin dünyayı yağmalarken karşılaşabileceği tüm engellerin ortadan kaldırılması, halkların sosyalizme sempati beslememesi; “istikrar” ise dünya halklarından, özellikle de sömürge ve yarısömürge ülke halklarından bu aşağılık düzene yönelik en ufak bir itiraz, bir başkaldırı yükselmemesidir. Gördüğümüz gibi Yeni CHP bırakalım NATO’nun bugünkü durumunu eleştirmeyi, NATO’dan bu emperyalist talan ve soygun düzeninin devamına “daha büyük katkı” sunmasını istemektedir. İşte bu yüzden Yeni CHP, sadece ideolojik olarak değil, pratikte de, organik olarak da NATO’ya angaje olmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır. Sadece 2023 yılına ait bir haber aktararak CHP’nin NATO’culuğu konusunu noktalayalım:
“CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yapılan NATO Parlamenter Asamblesi’nin (NATO-PA) 69. Yıllık Toplantısında, sosyalist grubun adayı olarak girdiği seçimde Asamble’nin Ekonomi ve Güvenlik Komitesi’nin başkanlığına seçildi.” (https://chp.org.tr/haberler/chp-sozcusu-oztrak-natopa-ekonomi-ve-guvenlik-komitesi-baskanligina-secildi)
Mustafa Kemal’in partisi bile bu katliam örgütünün bu denli muhibbi iken Üretilmiş Muhalefetin diğer temsilcilerinin NATO’cu olmasında şaşırılacak bir taraf yoktur tabiî ki. Onlar da NATO seviciliğini parti programlarına kadar taşımışlardır. İşte bugünlerde ABD Emperyalistlerinin “Terörsüz Türkiye” palavraları eşliğinde ve yerli uşakları eliyle BOP’un Türkiye ayağını hayata geçirmek için attığı adımlara Mecliste sözüm ona en “sert” tepkiyi gösteren İyi Parti’nin programından bir kesit:
“Türkiye, İkinci Dünya savaşından sonra kurulan dünya düzeni içinde Batı kurumları içinde yer almıştır. Ülkemizin savunma politikası da Batı güvenlik sistemine entegre olmuştur. Savunma politikasında en üst şemsiye olarak NATO bulunmaktadır. Türkiye’nin NATO şemsiyesinde olması milli politikalar ve stratejiler uygulamasına engel değildir. NATO bir siyasi yapılanma olup aynı zamanda üyelerinin savunma ihtiyaçlarını da karşılamaktadır. Türkiye’nin bu ittifaka üyeliğinin diğer ittifak ve mekanizmalardaki ülkelerle kendi milli çıkarları ve ulusal güvenliğinin gereği yapılan iş birlikleri içinde yürütülecektir.” (İyi Parti Programı, s. 37)
Yıllar boyu Tayyip’in kucağında devran süren, şimdilerde ise muhalifi oynayan Babacan’ın Deva Partisi ve “Stratejik Derinlik”çi Davutoğlu’nun Gelecek Partisi de programlarında emperyalist efendilerine yaranma çabalarından, NATO savunuculuğundan geri durmaz.
İşte Deva Partisi Programı’ndan bir paragraf:
“NATO’nun sağlamış olduğu caydırıcılığın Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından kritik önemde olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu transatlantik ittifakın, önümüzdeki dönemde de güçlenerek yoluna devam etmesini hedefleyeceğiz. Diğer yandan, NATO’nun da değişen tehdit koşul ve coğrafyasına ayak uydurmasını teşvik edeceğiz. Bu bağlamda NATO’nun ülkemiz açısından da en önde gelen tehditler arasında yer alan, terör ile mücadele, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, siber güvenlik ile hibrid ve enformasyon savaşları ile mücadele alanındaki yeteneklerini artırmasını savunacağız.” (https://devapartisi.org/temel-metinler/parti-programi)
Aşağıdaki satırlar ise Davidson Ahmet’in Gelecek Partisi Programı’ndan alınmıştır:
“Özellikle Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) içerisindeki pozisyonumuzun daha da etkin bir şekilde gelişmesi ve kuruluş gerekçesi olan kolektif savunma anlayışının tam anlamıyla yerleşmesi için çaba sarf edeceğiz.” (Gelecek Partisi Programı, s. 138)
Amerikancı Kürt Hareketi PKK’nin legal plandaki temsilcisi DEM ise zaten ABD’nin bir parçası, Türkiye’deki bir kolu haline gelmiştir ve bu durumu gizleme ihtiyacı dahi duymamaktadır. O bakımdan bu satılmışlar ve bunların yörüngesinde gezen Sevrci Soytarı Sahte Solcular her ne kadar ara sıra NATO karşıtı söylemler kullansalar da aslında tepeden tırnağa NATO’cudurlar. Bunun en somut kanıtı, NATO’nun Finlandiya’yı da içine alacak şekilde genişlemesine yönelik Mecliste yapılan oylamada bir tane bile hayır oyunun çıkmamasıdır. Oylamanın yapıldığı Meclisin bileşiminde DEM’in (o zamanki adı HDP’ydi) yanı sıra TİP, EMEP vs. gibi kendini sol, sosyalist olarak pazarlayan Amerikancı partiler de vardı bilindiği gibi.
Ve bu oylamanın yapıldığı 30 Mart 2023 tarihinde, bugünlerde Milliyetçiliği, Atatürkçülüğü söylem bazında kimseye bırakmayan Ümit Özdağ da milletvekiliydi. Ve o da tıpkı Erkan Baş gibi oylama sırasında arazi olarak ABD Emperyalist Hayduduna yandan çarklı desteğini sunmuştu.
Peki bu bir tesadüf müdür?
Değildir. Çünkü Özdağ’ın partisi olan Zafer Partisi’nin programında da NATO güzellemesi yapılır:
“ABD ile ikili ilişkilerimizin yanında NATO çerçevesinde de yakın ilişkilerimiz vardır. Birimize yapılmış saldırı hepimize yapılmış anlayışını temel alan NATO bünyesindeki ilişkilerin Türkiye’nin savunma-güvenlik ve dolayısıyla dış politikasını etkileyen bir unsur olduğunu, bunun Türk-Amerikan ilişkilerine olumlu katkı yapması gerektiğini düşünmekteyiz.” (Zafer Partisi Programı, s. 237)
HKP İktidarında NATO Ülkemizden Kovulacaktır
Sözün özü; iş NATO’yla ilgili tartışmalara geldiğinde, NATO bünyesinde atılacak adımlara geldiğinde iktidarla Üretilmiş Muhalefet arasında hiçbir görüş ayrılığı meydana gelmemektedir. Çünkü Üretilmiş Muhalefete Finans-Kapital tarafından tahsis edilmiş ve sınırları çizilmiş olan siyaset yapma alanında NATO karşıtlığına kesinlikle yer yoktur. Bu nedenle NATO, Üretilmiş Muhalefetin kutsal sınırlarından biridir.
Gazetemizin bir sonraki sayısında devam edeceğimiz yazı dizimizin bu bölümünü, Devrimci Demokratik Halk İktidarını kurduğunda NATO’yu ülkemizden kovmayı öncelikli görevlerden biri sayan Halkın Kurtuluş Partisi’nin bu emperyalist katliam örgütüne yönelik tutumunu aktararak sonlandıralım:
“Öyleyse yapılması gereken, Birinci Kuvayimilliye’de bayraklaştırılan Tam Bağımsızlık prensibini acilen hayata geçirmektir. Emperyalistlerin NATO’larını da, IMF’lerini de, Dünya Bankalarını da kovmaktır. ABD üslerini, “İkili Anlaşmalar”ı ortadan kaldırmaktır. Onlar, dost değil, tam tersine her yönden varlığımıza kasteden düşmanlardır. Türkiye’nin güçlenmesi değil, Sevr’de yapmak istedikleri şekilde parçalanması ve İç Anadolu’ya hapsedilmesi onların işine gelir. Çıkarlarına uygun olur.
“Kurtuluş Partisi, Halkımızla beraber ABD ve AB Emperyalistlerinin ‘Bu Hayâsızca Akın’ını durduracak, kuşatmayı yaracak, ülkemizi bağımsızlığa, halkımızı mutluluğa ulaştıracaktır.” (Halkın Kurtuluş Partisi Programı, s. 67)
1 Haziran 2025
