Var git Ağustos, Bana Gerçek Hürriyeti getir!!!

12.09.2021
A+
A-

Ağustos Şiiri

İstesek cenneti kurtarabiliriz

Ben bir ışık için tepmişim rahatımı

Bu güleç yüzlülerin, bu acı türkülerini

Bu yoksul yerleri anlayarak seviyorum

Delicesine anlayarak güzelim

Yüreğim sızlıyor, bu roman iyi bitmeyecek.

Hasan Hüseyin Korkmazgil

 

Ankara, Hiroşima, Beyrut, Havana, Berlin, Tahran… Tüm dünyayı sayacak değiliz elbet.  Hani boşluğa bakar da dalıp gider gibi değil, anbean sana bakıyorum Ağustos. Dünyayı sende okuyorum. Ne çok şey yaşatmışsın, ne çok yaş akıtmış, ne acılar yazmışsın Tarihe… Kahramanlar doğurmuş, hainler büyütmüşsün. Ateşinle kavurmuş, yakıp kül etmişsin dört bir yanı.

Az şey değil, Türklere Anadolu’nun kapıları açılmış 1071 Ağustosu’nda. “Türkler bu zaferle Anadolu’ya mührünü vurdu”, diye yazmış seni tarih kitaplarımız.

Ancak gel zaman git zaman, Osmanlı son demlerinde iken, 10 Ağustos 1920’de vatan satıcılar Sevr’i imzalamış, Anadolu karış karış işgale uğramış, kanla kazanılan topraklar, masa başında satılmıştı. Bu antlaşmaya imza atanlar vatan haini ilan edildi ama 2021 Ağustosu’nda hâlâ iş başındalardı.

5 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal’e TBMM Başkomutanlık rütbesi verince, 1919’da başlayan Milli Mücadele, daha çetin bir hale büründü. 23 Ağustos Sakarya ve ardından gelen 30 Ağustos Zaferleri ile savaşlar cephede bitiyordu ama asıl savaş şimdi başlıyordu. Dönemin koşulları içerisinde, her biri devrim niteliğinde köklü değişiklikler yapılıyor; eğitim, ekonomi, siyaset gibi alanlardaki değişikliklerle toplumumuzun alt ve üstyapıları gelişiyordu.

9 Ağustos 1928’deki Harf İnkılâbı bunlardan sadece bir tanesiydi mesela…

Türkiye’de bunlar olurken, 13 Ağustos 1926’da Güneş bir başka doğuyor, Küba Devrimi’nin öncüsü Fidel Castro dünyaya geliyordu. Faşist lider Adolf Hitler ise 1934 Ağustosu’nda Almanya’da tüm güçleri elinde toplayarak kahraman ilan ediliyor, İkinci Dünya Savaşı için sular ısınmaya başlıyordu.

1940’lı yıllar Tarihe adını İkinci Dünya Savaşı ile kazımış, ülkemiz açlık ve yoksulluk cenderesinde sıkışıp kalmıştı. 1945 yılı Ağustos ayında utanç verici, yürek yakan bir olaya şahit oldu insanlık. Zalim ABD, üç gün arayla Hiroşima ve Nagazaki’ye Atom Bombası attı, saniyeler içinde yüz bine yakın insan ölürken, yıllar içinde binlerce insan sakat doğdu, kanser oldu, o bölgelerde toprak ana hiçbir tohuma hayat vermedi, hiçbir fidan yeşermedi.

Bir ses yükseliyordu uzaklardan, Hindistan’dan:

“Onurumuzu elimizden alamazlar, eğer biz onlara teslim etmezsek!”

Mahatma Gandhi insanlık için bir açlık grevi daha başlatıyor, 15 Ağustos 1947’de 40 kilonun altına düşüyordu.

Bu haykırış güzel yurdumuzda da yankılanıyordu:

onlar ümidin düşmanıdır sevgilim,

akar suyun,

meyve çağında ağacın,

serpilip gelişen hayatın düşmanı…

dizeleri ile Nazım Hikmet barışa türkü yakıyor, işte tam da bu yüzden, dünya çarkları savaşla döndüğü için, 15 Ağustos 1951’de Bakanlar Kurulu kararıyla “Vatan Haini” ilan edilerek vatandaşlıktan çıkartılıyordu.

Geriye gidiş hız kazanmış, Laikliğe düşman şeriat yanlılarınca, 13 Ağustos 1956’da ortaokullarda da zorunlu din dersi okutulmaya başlanmıştı.

25 Ağustos 1967’de TÖS, vatan aşkını “Getir gözlerinden öpem Türkiye’m/Çakır gözlerinden öpem…” diyerek dillendiren Fakir Baykurt’u Genel Başkan olarak seçti.

Korkuyordu vatan düşmanları… Okumaktan, okuyandan, soru sorandan korkuyorlardı. 24 Ağustos 1992’de Talim Terbiye Kurulu okullara girmesi sakıncalı kitapları açıkladı: Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Haldun Taner, Gorki, Balzac, Ernest Hemingway, John Steinbeck… Yasaklanmalıydılar. Soru soran, çok okuyan 60 Kuşağı çok “belalar” açmamış mıydı başlarına? Oysa onlar, karanlığa inat, hep yaşayacaklardı…

“Benim halim, memleketimin hali.”

Böyle diyordu Can Yücel. Ne yazık ki onu da 12 Ağustos 1999’da kaybettik.

17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde on binlerce canımızı yitirdik. Yaralar sarılacakken, 25 Ağustos 1999’da bizlere reva görülen ise, mezarda emeklilik…

14 Ağustos 2001’de alnımıza kara lekemiz AKP kuruldu ve nice Ağustoslarda kendi eliyle beslediği teröristler iş başına geçti, yüzlerce vatandaşımız evinden, canından oldu. FETÖ Kumpas Davasında gerekçeli kararlar açıklandığında, aylardan Ağustostu.

Bu sene de bize gülmedin, uğur getirmedin Ağustos… Ciğerlerimiz yandı, bulutlara kavuşamadan kül oldu kuşlar. Hem yandık hem boğulduk. Bir ırmağa akacak yatak bırakmayan çevre düşmanı, doğa katilleri yüzünden, fakirin yatacağı yatak, yine mezarı oldu. Gök ağladı, analar, evlatlar ağladı…

Git Ağustos, yetti bu kadar… Var git bize ışık getir, aş getir, iş getir, umut getir!

Devrimci Halkçı Kamu Emekçileri için, işçilerimiz için sesimize ses getir! Dünyanın her yerine eşitlik, nerde bir fakir varsa, ona bir tas sıcak çorba getir. En iyi sen bilirsin; kızgın güneşin altında çalışan emekçiye, alnının teri kurumadan hakkını getir!

Ne çok ağlattın bizi, yeniden gülen gözleri getir!

“İşçi tulumuyla bu güzelim memlekete, gerçek hürriyeti getir!”

 

Bir Yoldaş