ABD Başkanı Trump’ın, Ortaçağcı Golani’ye Emirleri!

02.06.2025
614
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

ABD bu! Emperyalist Kamp’ın ağababası. Dünyanın başhaydut devleti. Dünyanın efendisi. Dünyanın jandarması…

Dünyamız üzerindeki iki Sosyalist Devlet dışında, şu ya da bu şekilde devletlere hükmeden, onları ezen, soyan, sömüren, yeraltı ve yerüstü servetlerini yağmalayan devlet.

Kendi emperyalist çıkarları için; kısa, orta, uzun vadeli planlar, projeler hazırlayan, barışla ya da savaşla onları uygulayan, hayata geçiren kanlı zalim devlet.

Sosyalist Kamp’ın yıkılmasıyla, acı bir şekilde çöküşüyle birlikte köpeksiz köyde değneksiz gezen İblis devlet.

Bundan 22 yıl önce, o zamanki Ulusal Güvenlik Danışmanı, sonraki Dışişleri Bakanı Condeleazza Rice’ın ağzından yeni bir Projesini duyurdu dünya halklarına: Büyük Ortadoğu Projesi ya da Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, kısaltılmış adlarıyla BOP ve GOP olarak.

BOP’a göre (haritasını da yayımladılar daha sonra ve Roma’daki NATO Koleji’nde de ders olarak okuttular); Ortadoğu’da, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında, sınırlarını masa üzerinde cetvelle çizerek oluşturdukları Arap devletlerini, yeniden oluşturuyorlardı, İran ve Türkiye’yle birlikte.

Yani bir kısmı yapay bu 22 devleti bölüp parçalıyorlardı atomlarına kadar. Proje buydu, harita oydu…

ABD, tüm dünyanın gözü önünde bu projesini hayata geçirmeye başladı. Göstere göstere, bağıra çağıra, kan ve gözyaşıyla.

Öyle ya, bölünüp parçalanma, kansız, acısız, gözyaşısız olmazdı, olamazdı. Bir arada onlarca yıldır yaşayan halklar birbirine düşürülmeliydi, aralarına kan davaları sokulmalıydı ki proje hayata geçirilsin…

Olayların gelişimiyle, bir tek devletten 7 devlet çıkarma işini eski Sosyalist Kamp ülkesi Yugoslavya’da denediler ve başardılar.

Oluyordu. Olacaktı…

Sonra Irak’ı gözlerine kestirdiler en kolay lokma olarak. Irak lideri Saddam’ın “diktatör”lüğünden dem vurarak ve “Kitle İmha Silahları var” yalanına başvurarak, Irak’a çullandı ABD.

Ve Irak’ta, fiili işgalle gerçekleştirdi projesini. ABD Conileri fiilen savaştılar. Ve savaş sonrasında da yıllarca Irak’ta kaldılar. Kaldı ki az da olsa hâlâ askerleri, üsleri var Irak’ta ABD’nin.

Irak, mezhepsel  ve etnik olarak bölünmeye elverişliydi. Alevi-Sünni ayrılığı körüklendi, çatıştırıldı bu mezhepler birbirleriyle. Diğer yandan Araplar ve Kürtler çatıştırıldı. Ki zaten çatışıyorlardı uzun zamandır. Ve sonuçta Irak’taki meşru BAAS İktidarı yıkıldı, lideri Saddam asıldı ve Irak resmen iki (gayriresmi olarak üç) parçaya bölündü…

Bir yanda Irak Cumhuriyeti, diğer yanda Irak Kürt Federe Devleti kuruldu.

Kürt Özerk Bölgesinin Meclisi var, Hükümeti var, Başbakanı, Bakanları var, Maliyesi var ve İdari birimleri var. Yani resmen bir devlet statüsünde…

Öyle ki, bölgesinde bulunan petrol yataklarını, merkezi hükümetten bağımsız olarak, ABD şirketleriyle birlikte işletiyor. En son geçtiğimiz günlerde ABD’ye giden Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, ABD ile 110 milyar dolarlık anlaşma imzaladı.

Ve bunun üzerine “ABD Dışişleri Bakanlığı, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Amerikan şirketleriyle yapılan yeni anlaşmalarla Kürdistan Bölgesi ile ABD arasındaki ticari ilişkilerin genişlemesinden memnuniyet duyuyoruz’ ifadelerine yer verdi.” (https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/21052025)

ABD’li yetkililerin bu açıklamalarına karşılık Kürdistan Bölgesi Başbakanı “Mesrur Barzani, Kürdistan Bölgesi ile ABD arasındaki ilişkilerin karşılıklı güvene dayalı olduğunu ifade ederek, ‘Kürdistan Bölgesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenilir bir dostu ve stratejik müttefikidir. Ortak hedefler doğrultusunda bu ilişkilerin güçlenerek sürmesini istiyoruz’ dedi.” (https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/200520259)

ABD, öylesine önem veriyor ki Kürt Federe Devletine, dünya üzerindeki en büyük Konsolosluğunu Kürt bölgesinin başkenti Erbil’de kurdu.

İşin bu yanını geçelim…

Ancak fiili işgal demek, kanlı çatışmalar ve az sayıda da olsa ABD askerlerinin-Conilerinin de ölmesi demek oluyordu. Bu yüzden taktik değiştirdiler.

Libya’da yine mezhepleri, aşiretleri kullandılar. Kendileri uzaktan bombalamalarla yetindiler. Ve yine meşru iktidarı yıkıp, lideri Kaddafi’yi linç ettirip Libya’yı da kan ve gözyaşına boğdular. Hangi aşiret nerede güçlüyse orada bir “hükümet” kurdular. Paramparça oldu Libya…

Sonra gözlerini artık Suriye’ye çevirdiler. Ve Ortaçağcı çeteler aracılığıyla ve bölge devletlerini de kullanarak, meşru iktidara karşı karşıdevrimci bir hareket başlattılar. Bölge devletleri bu Ortaçağcı çetelere sınırlarını açtılar, ortada sınır mınır kalmadı ve Dünyanın dört bir yanından topladıkları çetelerle Esad hükümetine saldırdılar. Kendileri geride durdular. Zaman zaman Koalisyon Güçleri adıyla bombalamalar yaptılar. Tabiî ki askeri üsler kurdular; Conilerini bu üslere yerleştirdiler ama bunlar küçük birliklerdi. Kendilerinin kurup sahaya saldıkları ve sonra kontrolden çıkan IŞİD’le sözde savaşta yer aldılar bu birlikler, Amerikancı Kürt Hareketi’nin PYD-YPG-DGS’siyle birlikte…

Fiilen askeri-ekonomik-siyasi destek veren Rusya, İran ve dolaylı olarak Çin’in yardımlarıyla direndi BAAS İktidarı ve lideri Beşşar Esad. Zafer kazanmak üzereyken, askerlik biliminin gereklerini yerine getirmedikleri için geçtiğimiz Aralık ayında yenildiler. İktidarı, HTŞ önderliğindeki Ortaçağcı çete aldı binbir türlü türevleriyle birlikte…

Diğer yandan Amerikancı Kürt Hareketi de bu savaşta, ABD’nin ve Ortaçağcı HTŞ’nin yanında yer aldı. Onlarla birlikte savaştılar meşru Beşşar Esad iktidarına karşı. Ve bu süreçte de Suriye topraklarının yüzde 25’ini ellerine geçirerek, orada Rojava Özerk Yönetimi adı altında bir devletçik kurdular. Yine ABD’nin her türlü (askeri-siyasi-ekonomik) koruması, kollaması, desteklemesi sayesinde…

BOP’a göre şimdi sıra; İran ve Türkiye’de!

Ve bu iki ülke için de kum saati çalışıyor…

Devrilen, yıkılan bu ülkelere baktığımızda ne görüyoruz belirleyici özellikleri olarak?

Bir; BAAS yani Arap Sosyalist Diriliş Partisi’nin bölükleri, ayrı ayrı ülkelerdeki parçalarıydılar. Yani eksik gedik de olsa Sosyalizmi savunuyorlardı. Sosyalist Kamp’ın varlığında onlarla birlikte davranıyorlardı. Antiemperyalist bir nitelikleri vardı. Elbette bilimsel bir temelden yoksun olarak savunuyorlardı Sosyalizmi. Pratik nedenlerle, hayatın zorlamasıyla savunuyorlardı.

Özellikle Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı zamanında, Batılı Emperyalistlerin jandarması olan İngiltere ve Fransa tarafından 22 parçaya bölünmüş Arap Ulusunu bir tek ulus olarak birleştirmek istiyorlardı.

İki; ABD demek olan, ABD bayrağındaki görünmeyen yıldız olan ve Arap Halkının bağrına bir kama gibi saplanan Siyonist İsrail’e düşmandılar. İsrail’in bir devlet olarak varlığını kabul etmiyorlardı ve Filistin Halkının haklı, meşru davasını sonuna kadar destekliyorlardı. Savunuyorlardı. Ve onlara her türlü desteği sağlıyorlardı.

Üç; çok büyük petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahipler. Ve Batı ülkelerinin ihtiyaçlarını karşılayan petrol ve petrol boru hatları ülkelerinden geçiyordu. Yeraltı zenginlikleri çok büyük ve dünya ekonomisi için de çok önemliydi.

Dolayısıyla, bütün bunların sonucu olarak bu bölge ABD’nin çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmeli, ABD’ye bağımlı iktidarlar oluşturulmalı, Arap Ulusu 22’den çok daha fazla devlete bölünmeli ve İsrail’in kalıcı güvenliği sağlanmalıydı. Tabiî ki petrol yatakları da ele geçirilmeli, kendi şirketlerinin kasasına akmalıydı bu ülkelerin yeraltı zenginlikleri…

Bizim ülkemizden de bildiğimiz gibi, başta ABD olmak üzere İngiltere ve İsrail tarafından iktidara getirilmeden önce ve iktidara getirilmek için konulan şartlar vardı önlerine Tayyipgiller’in. Onlar da bu şartları kabul ederek iktidara geldiler. HKP Genel Başkanı Nurullah Efe Ankut, bunu somut bilgi ve belgelerle, Abdurrahim Karslı’dan, Merdan Yanardağ’dan sürekli aktardı.

ABD Emperyalistleri tarafından AKP’giller’e verilen sözler şunlardı:

“1. Biz sizi iktidara taşıyalım.

“2. Size iktidarda sorun çıkaracakları opere edelim.

“3. Size gerekli finansal destekleri getirelim.”

Karşılığında istenenler neydi?

“İsrail’in önündeki engelleri kaldıracaksınız, uluslararası kuruluşlardaki vesaire filan. İsrail’in güvenliğini artıracaksınız. Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleştirilmesinde bize yardımcı olacaksınız ve İslam’ın yeniden yorumlanması meselesinde bize yardımcı olacaksınız.”

Hepimizin yaşayarak gördüğü gibi,  karşılıklı verilen sözler tutuldu. AKP’giller 23 yıl önce iktidara getirildiler ve halen de görevlerini yerine getirmeleri, verilen görevleri tamamlamaları için iktidarda tutuluyorlar.

Peki, AKP’gilller verdikleri sözleri tuttular mı? Tutuyorlar mı?

Evet. Şu ana kadar tuttular ve bundan sonra da, iktidarda kalabilmek için tutacaklar…

Bütün bu sürecin sonunda İsrail’in güvenliği sağlandı mı?

Sağlandı yukarıda aktardığımız gibi. İsrail’in, Devlet olarak varlığını tanımayan BAAS iktidarları bir bir yıkıldı. Sıra Türkiye’ye ve İran’a geldi.

İsrail Ordusu, Suriye’nin meşru iktidarının yıkılması sonucu, şu anda adeta Suriye’nin başkenti Şam’da geziyor!

İsrail, bir kısmını işgal altında tuttuğu Golan tepelerini tümüyle ele geçirdi Ve onunla da yetinmedi, Dürzileri koruması altına aldı. Onların yaşadığı bölgeleri de artık İsrail kontrol ediyor. Ve Dürzilere dokunan, bana dokunmuş sayılır diyerek tehdit ediyor.

Bildiğimiz gibi, Suriye’nin meşru yönetimi Filistin halkının samimi, içtenlikli dostuydu. O Halka her türlü desteği sağlıyordu. Ve İsrail, bu yüzden istediği gibi davranamıyordu Filistin topraklarında, Lübnan’da. Dolayısıyla ABD ve İsrail açısından Suriye yönetimi yıkılmalıydı. İsrail’e, düşman bir devlet sınırı kalmamalıydı. İşte bunu başardılar. Hem de AKP’giller’in aktif desteğiyle.

 

ABD Emperyalistleri bu arada da sadece buraya odaklanmıyordu. Aynı zamanda sözde Müslüman Arap devletlerini de yedeğine alıyordu. Yeraltı servetlerini, siyah altın petrolü zaten yağmalıyordu. Kendi ülkesine götürüp gidiyordu. Ama bu yetmiyordu ABD Emperyalistlerine. İsrail’in güvenliği kesin olarak, kalıcı olarak, sonsuza dek sağlanmalıydı. En küçük bir pürüz bile kalmamalıydı İsrail’in güvenliği açısından. Dolayısıyla kukla Arap devletlerini “İbrahim Anlaşması” adı altında İsrail’le barışmaya, İsrail’i tanımaya zorladı.

Yani ABD Emperyalistleri, İbrahim Anlaşması ile Ortadoğu ve Afrika’daki Müslüman devletleri, İsrail ile anlaşmaya-ahitleşmeye zorlamaktadır. Böylece kendisinin bu bölgelerdeki varlığını, yine bu bölgedeki jandarması İsrail ile sağlamaya, garantiye almaya çalışmaktadır.

 

 

İbrahim Anlaşması (Abraham Accord) Nedir?

İbrahim Anlaşmalarının kaynağı nedir pekiyi? Ve bu anlaşmaya neden bu ad verilmiştir?

Yahudilerin Tanrısı RAB ile Hz. İbrahim arasında yapıldığı varsayılan Ahit-Sözleşme-Anlaşma’dır.

“Yahudiliğe göre Hz. İbrahim ilk Yahudi ve kurucu ata sayılır. Bunun sebebi, Tanrı ile özel ahit yapmasıdır. Bu ahdi diğerlerinden ayırt eden özellik, onun etnik bir mahiyete sahip olmasıdır. Geleneğe göre Yahudilik her ne kadar teolojik olarak Hz. Musa ile varlık kazanmışsa da etnik olarak Hz. İbrahim ile başlamıştır. Yapılan ahit onun oğlu Hz. İshak ve torunu Hz. Yakup ile de tekrarlanmış, aradaki ilişki sağlama alınmıştır (Tekvin 26:2-5, 28:10-22). Ancak bu ahitler müstakil ahit olarak değil Hz. İbrahim’in ahdinin teyidi olarak görülmüş, İbrani kavminin teşekkülünün bu ahitlerle sağlandığı ifade edilmiştir.” (https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3687746)

Tevrat’taki anlatıma göre; Hz. İbrahim yaşadığı büyük güçlükler karşısında kabile ve topraklarını terk ederek Kenan topraklarına (Lübnan, Suriye, Ürdün ve İsrail’in Levant Bölgesi) gider. RAB, kendisi için büyük fedakârlıklar yapan Hz. İbrahim ile 4 görüşme yapar. Dördüncü görüşmede RAB ile Hz. İbrahim arasında Ahit gerçekleşir.

RAB ona, üzülmemesini, soyunu çoğaltacağını, Kenan diyarını ona ve soyuna vereceğini, onu kutsayacağını ve diğer kavimlerin de onun vasıtasıyla kutsanacağını belirtir.

Ve Hz. İbrahim’in bir oğul sahibi olup ondan türeyen zürriyetinin sayısının gökteki yıldızlar kadar çok olacağını, Nil’den Fırat’a kadar toprakların onun soyuna verileceğini vadeder. Yani böylece Tanrı (RAB), Hz. İbrahim ile ahitleşmiştir-sözleşmiştir.

İşte “İbrahim Anlaşmaları” adı buradan gelmektedir, buradan kaynaklanmaktadır. Yani bugünkü Tanrı (RAB) ABD, İsraillilerle Arapları yeniden ahitleştirmekte-sözleştirmekte-anlaştırmaktadır.

ABD’nin düzenlediği İbrahim Anlaşmaları Bildirgesi’sini merak ederek okumak isteyen okurlarımız aşağıdaki linkten buna erişebilirler: (https://www.state.gov/the-abraham-accords).

Bildiğimiz gibi Mısır, güya İsrail tarafından işgal edilmiş topraklarını geri almak için Filistin davasına desteğini kesti ve İsrail’i tanıdı. Ardından Ürdün ise güya Filistin ile İsrail arasında kapsamlı bir barışı içeren Oslo Çerçeve Anlaşması’nın olumlu atmosferinde barışı teşvik etmek için İsrail’i tanıyıp Tel Aviv ile barış anlaşması imzaladı.

Sonraki süreçte ise 15 Eylül 2020’de (Trump’ın 2016 yılında ilk kez Başkan seçildiği dönemin sonunda), ilk olarak İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında, Arap-İsrail normalleşmesine ilişkin ikili anlaşmalar imzalandı. Yani imzalanan bu anlaşmalar, “İbrahim Anlaşmaları”nın ilkiydi.

Bu anlaşmaya göre; Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, İsrail’in egemenliğini tanıdılar ve tam diplomatik ilişki kurdular.

Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn için ayrı anlaşmaların resmi uzun biçimli belge başlıkları sırasıyla şunlardı: “İbrahim Anlaşmaları Barış Anlaşması: Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail Devleti Arasında Barış Anlaşması, Diplomatik İlişkiler ve Tam Normalleşme ve İbrahim Anlaşmaları: Barış, İşbirliği ve Yapıcı Diplomatik ve Dostça İlişkiler Bildirgesi.”

Kaldı ki, ABD, tâ Mısır’ın o zamanki lideri Enver Sedat döneminden itibaren, kukla Arap devletlerini yedeğine almaya çalıştı ve belli oranda da aldı. Ancak bununla yetinmedi dediğimiz gibi. “İbrahim Anlaşması” adı altında, diğer Arap devletlerini de bu anlaşmaya katılmaya zorladı; kimisini satın aldı parayla kimisini silah gücüyle, zorla…

Örneğin 22 Aralık 2020’de İsrail-Fas Normalleşme Anlaşması imzalandı. Fas’ın, İsrail egemenliğini tanıması karşılığında ABD, Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıdı.

Sudan hükûmeti, 6 Ocak 2021’de (Ekim 2020’de imzalanan İsrail-Sudan Normalleşme Anlaşması’nın ardından), Amerikan Hazine Bakanı Steven Mnuchin’in şahitliğinde Hartum’da “İbrahim Anlaşmaları Bildirgesi”ni imzaladı.

Bunun karşılığında ise ABD, kendisinin koyduğu, Sudan’ın “Terörizmin Devlet Sponsoru” statüsünü kaldırmayı kabul etti. Ve Sudan hükûmetine 1,2 milyar dolar tutarında kredi sağladı.

Ve Abraham Anlaşması’nın Endonezya, Nijer, Moritanya ve Somali’yi de kapsayacak şekilde genişletilmesi için görüşmeler sürüyor.

2023 yılında Hamas-İsrail savaşı başlamadan önce Suudi Arabistan, Kuveyt vb. diğer Arap devletleri de İbrahim Anlaşmasının imzalamak üzerelerdi. Ancak olaylar başlayınca, şimdilik, imzadan vazgeçtiler bu devletler. Ancak onlar da en kısa sürede bu anlaşmaları resmi olarak imzalayacaklardır. Çünkü fiili olarak zaten İsrail’le birlikte davranmaktadırlar. İsrail’le ilişkilerini kesmedikleri gibi, Filistin Halkının haklı davasına da sahip çıkmamaktadırlar yaşayarak gördüğümüz gibi.

Kaldı ki, sözde İsrail’e karşı çıkan AKP’giller de sadece halkımızı kandırmak için göstermelik sözler sarf etmektedirler İsrail’e karşı. Sözde onu protesto etmektedirler ama diğer yandan İsrail’le her türlü ticari ilişkiyi sürdürmektedirler. Onlara, Filistin Halkına karşı kullandıkları her türlü malzemeyi satmakta bir beis görmemektedirler. Öyle ki, 2024 yılında İsrail’e en çok ihracat yapan 5’inci ülke Türkiye’dir!

ABD ve İsrail durmuyorlar tabiî ki. İbrahim Anlaşmasını yaygınlaştırmak için sürekli çaba sarf ediyorlar. İşte şu anda da Suriye’de yönetime getirilen Ortaçağcı Golani iktidarı, bu işe, İbrahim Anlaşması’nı imzalamaya hazır. Şu anda bunun hazırlıkları yapılıyor. Görüşmeleri yapılıyor. Daha doğrusu ABD’nin Başkanı Trump’ın emirlerini yerine getirmeye hazırlanıyor sözde Müslüman, cihatçı Golani alçağı. Okuyalım haberi:

***

Yaptırımların kaldırılmasının ardından Trump’ın Şera’dan 5 talebi ne?

15 Mayıs 2025

(…)

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman’ın daveti üzerine Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şera ile 33 dakikalık bir görüşme gerçekleştirirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da görüşmeye telefonla katıldı.

ABD ve Suriye liderleri arasında 25 yıl sonra gerçekleşen ilk görüşme, Trump’ın sürpriz bir şekilde ABD’nin Suriye’ye yönelik tüm yaptırımları kaldıracağını açıklamasının ardından gerçekleşti.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın Suriye’de barış ve refahı teşvik etmek için Suudi Arabistan’la birlikte çalışma sözü verdiğini belirtirken, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman da Trump’ın yaptırımları kaldırma kararını cesur bir karar olarak niteleyerek övdü.

Leavitt, Başkan Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a dostlukları için teşekkür ettiğini, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şera’ya ülkesinde tarihi bir şey yapmak için büyük bir fırsata sahip olduğunu söylediğini ve onu Suriye halkı için büyük bir iş yapmaya teşvik ettiğini kaydetti.

Leavitt, Trump’ın Suriye Cumhurbaşkanı’ndan beş talepte bulunduğunu açıkladı. Bunlardan ilki, İsrail ile ilişkileri normalleştirmek için İbrahim Anlaşması’nı imzalamak. İkincisi, tüm yabancı savaşçıların Suriye’yi terk etmesini istemek. Üçüncüsü, Filistinli silahlı hareketlerin unsurlarının sınır dışı edilmesi. Dördüncüsü, IŞİD’in geri dönüşünü engellemek için ABD’ye yardım etmek. Beşinci ve son talep ise IŞİD’in Suriye’nin kuzeydoğusundaki gözaltı merkezlerinin sorumluluğunu üstlenmek.

Trump, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’dan Doha’ya giderken Air Force One uçağında gazetecilere şunları söyledi: “Ona (Şera’ya), ‘Umarım işler istikrara kavuştuğunda İbrahim Anlaşması’na katılırsınız’ dedim. O da ‘Evet’ dedi. Ancak önlerinde yapacakları çok iş var.”

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şera ise Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a toplantının düzenlenmesinde gösterdikleri çabalar için teşekkür etti ve İranlıların Suriye’den çıkmasının sunduğu önemli fırsatın yanı sıra, terörle mücadele ve kimyasal silahların ortadan kaldırılması konularında ABD ve Suriye’nin ortak çıkarları olduğunu belirtti.

Şera, Suriye ile İsrail arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın geçerliliğine dikkat çekti. Suriye’nin Doğu ile Batı arasındaki ticareti kolaylaştırmada önemli bir bağlantı görevi göreceği umudunu dile getiren Şera, ABD şirketlerini Suriye petrol ve gazına yatırım yapmaya çağırdı.

Şera, ABD Başkanı ile görüşmeden önce Suriye ile ABD arasındaki ilişkileri güçlendirmek için başkent Şam’da Başkan Trump’ın adını taşıyan bir kule inşa etmek, İsrail ile açılım yapmaya açık olmak ve ABD’nin Suriye’nin petrol ve gaz rezervlerine erişimi gibi çeşitli fikirler sundu.

Basında çıkan haberlerde, Trump yanlısı bir aktivist olan Jonathan Bass’ın 30 Nisan’da Suriyeli aktivistler ve Körfez Arap ülkelerinden temsilcilerle birlikte Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şera ile dört saat süren bir görüşme yaptığına atıfta bulunuldu. Bu görüşme, Şera ile Trump arasında dün sabah Riyad’da bir toplantı yapılmasına aracılık etmeye yönelik daha geniş çaplı çabanın parçasıydı.

Trump gazetecilere yaptığı açıklamada, Suriye’yi küresel finans sisteminden izole eden ve 14 yıllık savaşın ardından ekonomik iyileşmeyi engelleyen yaptırımları kaldırarak, Suriye’ye ‘yeni bir başlangıç fırsatı’ vermek istediğini söyledi.

(…) (https://www.indyturk.com/node/758580/d%C3%BCnya/yapt%C4%B1r%C4%B1mlar%C4%B1n-kald%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1n%C4%B1n-ard%C4%B1ndan-trump%C4%B1n-%C5%9Feradan-5-talebi-ne)

***

Akan süreci gayet güzel özetleyen habere göre, gördüğümüz gibi, Trump emir veriyor Golani’ye:

İbrahim Anlaşması’nı İmzala!

İsrail’i Tanı!

Filistin Halkını sat!

İran’a düşman ol!

IŞİD’in Suriye’nin kuzeydoğusundaki gözaltı merkezlerinin sorumluluğunu üstlen!

Yani Pekekistan’ı-Rojava Özerk Yönetimini tanı ve onunla anlaş!

Golani namussuzu da her türlü yaltaklanmayı yapıyor gördüğümüz gibi:

“Suriye ile ABD arasındaki ilişkileri güçlendirmek için başkent Şam’da Başkan Trump’ın adını taşıyan bir kule inşa etmek, İsrail ile açılım yapmaya açık olmak ve ABD’nin Suriye’nin petrol ve gaz rezervlerine erişimi gibi çeşitli fikirler sundu.”

Meşru Suriye yönetimi, işte tam da bunları yerine getirmediği, direndiği için yıkıldı. Yani bu Golani ve HTŞ denen Ortaçağcı hareket boşuna, durup dururken getirilmedi Suriye’nin başına. ABD’nin bu emirlerini yerine getirmek için iktidara taşındı.

İktidara taşınan bir diğer örgüt de yine bildiğimiz gibi Rojava Özerk yönetimi daha doğrusu Pekekeistan devletçiğidir. Ve Arap Halkının bağrına yeni bir İsrail, Müslüman bir İsrail olarak yerleştirilmiştir.

İşte bu iki gerici örgüt, Suriye’nin başına bu yüzden getirildi başta ABD, sonra İsrail ve İngiltere tarafından.

ABD’nin tüm dünya için tasarladığı “1000 Devletli Bir Dünya” tasarımı, projesi, hedefi, adına ne derseniz deyin, Ortadoğu’da ve Afrika’da BOP ve GOP olarak hayata geçiriliyor.

Ve hep dediğimiz gibi, sırada Türkiye ve İran var…

Türkiye’de de bu süreç çok hızlı bir şekilde yürütülüyor ABD Emperyalistleri tarafından. Günbegün yeni gelişmeler yaşanıyor. AKP-MHP ittifakı, Amerikancı Kürt Hareketi PKK-DEM ile el ele Yeni Sevr ya da günümüzdeki adıyla BOP yolunda sürekli mesafeler kat ediyorlar…

Ama ülkemizde, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın sonucunda kurulan Laik Cumhuriyet’e sahip çıkan, onu savunan ve onun önderi Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Silah Arkadaşlarının geleneğini sahiplenen İkinci Kurtuluş Savaşçıları, Halkın kurtuluş Partililer var, HKP var.

Vereceğimiz İkinci Kurtuluş Savaşı’yla Sosyal Kurtuluşumuzu da sağlayacağız ve Demokratik Halk İktidarını kuracağız.

Kürt Halkımızla birlikte Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti’ni kuracağız. Er ya da geç… Ama mutlaka kuracağız.

Ve ABD’yi bölgemizden defedeceğiz takım taklavatlarıyla birlikte, işbirlikçi, satılmış yerli hainleriyle birlikte.

Bundan adımız gibi eminiz. Başaracağız!

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.