Arazi, arsa ve bir Tayyip klasiği: Çamlıca Tepesi’ne “en büyük” Türk Bayrağı, Ege Adalarımıza Yunan, Bizans Bayrağı…

09.05.2021
A+
A-

Halkımız bu yıl da AKP’giller’in pandemiyi bahane ederek yasaklamaya çalıştığı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı evlerden de olsa tüm coşkusuyla kutladı.

Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi Mustafa Kemal’in aynı zamanda çocuklara bir bayram olarak armağan ettiği 23 Nisan günü evlerin camlarına bayraklar, Mustafa Kemal posterleri asıldı, İzmir Marşları söylendi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamak üzere birçok çevrimiçi program düzenlendi. Hem Ulusal Egemenliğe hem de çocuklarımıza düşman olan AKP’giller’in türlü bahanelerle insanlarımızın bilincinden kazımak istediği 23 Nisan’ın, Halkımızın maneviyatındaki yerinin değişmediği bir kez daha gözler önüne serildi.

Değişmeyen bir şey daha vardı: AKP’giller, Mustafa Kemal ve Silah Arkadaşlarına, Kuvayimilliye’ye, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın zaferiyle kurulan Laik Cumhuriyet’e karşı kinlerini, nefretlerini kusmaktan bu yıl da geri durmadı.

Bilindiği gibi, Kaçak Saray’ın Amerikan Devşirmesi Diplomasız Reisi, Cumhurbaşkanlığı makamını işgal ettiği, daha doğrusu AB-D Emperyalistleri tarafından o makama oturtulduğu 2014 yılından bu yana 23 Nisan’larda Anıtkabir’de düzenlenen törenlere katılmıyor. Kaçak Saraylı, bu yılki 23 Nisan’da da Mustafa Kemal ve Laik Cumhuriyet’e yönelik düşmanlığını alenen sergileyerek Anıtkabir’e gitmedi.

Ne yaptı?

23 Nisan günü, “Türkiye’nin en büyük bayrağını göndere çekmek” için soluğu İstanbul’da aldı…

Tabiî Kaçak Saraylı’nın bu tutumunda bizim açımızdan şaşırtıcı bir durum söz konusu değil. Ne de olsa “Hocam” diye hitap ettiği Fesli Deli Kadir’in, “Keşke Yunan Galip Gelseydi” şeklinde dillendirdiği özlemini bir günah çocuğu gibi karnında taşıdığını dünya âlem biliyor.

Geçelim…

Kaçak Saraylı’nın milyonlarca lirayı heba ederek halkımızın gözünü boyamak için billboardlarda, köprülerde reklamını yaptırdığı, “Türkiye’nin en büyük bayrağı” dediği bayrağın da aslında Türkiye’deki en büyük bayrak olmadığı, yani Tayyip’in bu kez de halkımızın milli duygularını istismar etmek için yalan söylediği kısa sürede ortaya çıktı. Anıtkabir’e gitmemek için uydurulan “Türkiye’nin en büyük bayrağı” yalanı üzerine kurulu törende Tayyip’in bizzat kendisinin söylediğine göre:

“Çamlıca, bizzat takibini yaparak ülkemize kazandırdığımız camisiyle kulesiyle ve şimdi de 111 metrelik bayrak direği ve Türkiye’nin en büyük bayrağı, yaklaşık 1000 metrekareyi bulan bayrağıyla yepyeni bir çehreye kavuşuyor”du. (https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/cumhurbaskani-erdogan-en-buyuk-bayrak-dedi-ama-samsunda-daha-buyugu-var-6394310/)

Oysa TRT’nin resmi internet sitesine göre, hatta Kaçak Saray’ın “İletişim Başkanlığı”nın resmi internet sitesine göre Türkiye’deki en büyük bayrak Samsun’da bulunuyor:

“Türkiye’nin en büyük bayrağı Samsun’da dalgalanıyor

“Kavak ilçesindeki Türkiye’nin dalgalanan en büyük bayrağı olarak gösterilen 2 bin metrekarelik dev Türk bayrağı, 9 yıl önce yaptırıldı.” (https://www.iletisim.gov.tr/turkce/yerel_basin/detay/turkiyenin-en-buyuk-bayragi-samsunda-dalgalaniyor)

Görüldüğü gibi Samsun’daki bayrağın alanı tam 2 bin metrekare, yani Çamlıca Tepesi’ne çekilen bayrağın alanının iki katı. Asılı olduğu direğin boyu ise 116 metre. Hem direk boyu, hem de alan genişliği bakımından Samsun’daki bayrak, Kaçak Saraylı’nın şov malzemesi yaptığı bayraktan daha büyük.

Bir ulusun, bir hareketin, bir partinin bayrağının ebat bakımından elbette bir önemi yoktur. Önemli olan bir bayrağın, bir işaretin, bir simgenin, bir amblemin; o ulusta, o hareketin, o partinin mensubu olan insanlarda yarattığı çağrışımdır, duygulanımdır. Rozet olarak takılan ufacık bir bayrak da, 2 bin metrekarelik devasa bir bayrak da samimi insanlarda aynı derecede yoğun bir çağrışımı yaratma gücüne sahiptir.

Dolayısıyla Kaçak Saraylı Reis, açıkça görüldüğü gibi, bir kez daha yalana başvurarak avanesiyle birlikte yaptıkları onca kanunsuzluğun, vurgunun, soygunun, talanın, kamu malı hırsızlığının üzerini bu kez de bayrakla örtme derdindedir.

Yalan söylemek de başta Kaçak Saraylı Reis olmak üzere tüm AKP’giller tayfası için standart bir davranış kalıbı olduğuna göre, işin bu yanını da geçelim…

Gelelim işin asıl trajikomik yönüne…

Anıtkabir Törenine katılmamak için Ankara’dan topuklayıp İstanbul’a geçen Tayyip, sözde en büyük bayrağın göndere çekilmesi töreninde bir de konuşma yaptı.

Eee, Kaçak Saraylı Reis bu; şiir okumasa olur mu?

Elbette olmaz. Bir de üzerine Şair Mithat Cemal Kuntay’ın “On Beş Yılı Karşılarken” isimli şiirinden şu ünlü mısraları patlatıverdi:

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

Şiirde anlatılan güçlü duyguyu hissettiğini göstermek için bütün teatral yeteneğini sergileyen Tayyip, şiirin devamındaki konuşmasında ne dese beğenirsiniz?

“Eğer toprak, kan dökülmemişse, o zaten vatan olmaz. Ben bunları hep şuna benzetiyorum. Arsa var, arazi var. Araziyi arsaya dönüştürmek için belli bedel ödemek gerekiyor. Aksi takdirde arazinin hiçbir anlamı yok.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/o-siirin-erdoganin-aklina-getirdikleri-arsaya-donusturmek-icin-bedel-odemek-gerekiyor-1830486)

Güler misiniz, ağlar mısınız…

Kendi kurguladığı, sözde Türkiye’nin en büyük bayrağının göndere çekilmesi töreninde bile adamın aklı arsada, arazide. Yukarıda dedik ya; her bayrak, her simge, bir çağrışım; bir duygulanım yaratır, diye. Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı da Tayyip’te “arsa”, “arazi”, “bedel” (yani para) kavramlarını çağrıştırıyor. Çünkü cennet vatanımızın tüm doğal güzelliklerini yağmalanacak, yerli yabancı Parababalarına peşkeş çekilecek ganimetler olarak görüyor. Ve ABD Emperyalistleri tarafından iktidar koltuğuna oturtulduğu günden beri aralıksız bir şekilde çalıyor, el koyuyor, satıyor. Başka türlüsü elinden gelmiyor…

Adamın karakteri, ait olduğu sınıfın yapısı bu olunca da, İstanbul’un neredeyse bütününü gören Çamlıca Tepesi’nde gözü lüpleyeceği “kupon” arsalara, arazilere takılıyor ister istemez. Adamın gözü araziden, arsadan başka bir şey görmüyor… Bayrak mayrak umurunda olur mu hiç?

Hatırlanacağı gibi 2014 yılında eski TOKİ Başkanı Haluk Karabel’le yaptığı bir telefon görüşmesinde “Kupon arazileri benden habersiz satmayacaksınız”, talimatı vermiş, TOKİ Başkanını fırçalamıştı. Yani ne kadar değerli arazi, arsa varsa hepsini ben lüpleyeceğim, kimseye yedirmem, demişti. Ve dediğini de yaptı: En değerli arazileri ya kendisi lüpledi ya da yandaşlara, yerli-yabancı Parababalarına yok pahasına peşkeş çekti.

Bugün için kahredici gerçekliğimiz, ülkemizin ne yazık ki böyle bir suç şebekesi ve böyle bir şebeke lideri tarafından yönetiliyor olmasıdır.

Kaçak Saray’ın TCK’de işlenmemiş suç bırakmayan Amerikan devşirmesi Reisi, bir taraftan bayrak hamasetiyle cahil, bilinçsiz kitlelerin gözlerini boyarken, diğer taraftan uluslararası antlaşmalarla bizim olduğu şüpheye yer kalmayacak şekilde teyit edilmiş olan Ege’deki 20 Adamıza Yunan Bayrağının, hatta Bizans Bayrağının çekilmesine tık diyemiyor. Dahası, eski Büyükelçi Basat Öztürk’ün de itiraf ettiği gibi, bize ait olan adaları bizzat kendi elleriyle Yunanistan Devletinin egemenliğine terk ediyor. Dolayısıyla da Vatana İhanet suçu işliyor. İstanbul’a Türk Bayrağı çekerken Ege’deki Adalarımıza birer birer Yunan Bayrağı çekilmesine göz yumuyor.

Ancak bu böyle gitmez, gitmeyecektir…

Kaçak Saraylı Tayyip ne yaparsa yapsın, avanesiyle birlikte işlediği binbir suçun hesabını bağımsız mahkemeler karşısında vermekten asla kurtulamayacaktır. Değil bin metrekare, bir milyon metrekarelik bayraklar dahi şimdiye kadar işledikleri suçların üzerini örtemez, örtemeyecektir. Eninde sonunda halkın adaleti tecelli edecek, tepeden tırnağa suça batmış, kriminalize olmuş AKP’giller, başta Reisleri olmak üzere hak ettikleri çelik bileziklerle tanışacaklardır.