Üniversitelerimizin durumu: acı gerçeklikler mi, boş hayaller mi?

09.05.2021
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

Basınımızda belli dönemlerde, “Dünyanın en iyi ilk 500 üniversitesi açıklandı” haber manşetlerini görürüz. Altında, çeşitli ülkelerden üniversitelerin yer aldığı bir liste çıkar karşımıza. Tabiî gözlerimiz de bu listede ister istemez Türkiye’den üniversitelerin adlarını arar.

Bu yıl, Mart ayı içinde sosyal medyada yer alan haberlerde, Türkiye’den bu sıralamaya girebilen üniversitelerin sayısının düştüğünü ve sıralamada yer alabilen üniversitelerin adları açıklanmaktaydı.

Çok ayrıntıya girmeden bu sıralamanın genel olarak hangi ölçütlere dayanarak yapıldığını okurlarımızla paylaşalım: Üniversitelerdeki öğretim elemanlarının etki değeri yüksek bilimsel dergilerde yaptığı yayınların sayısı ve bu yayınlara yapılan atıf sayısı. Daha açık belirtecek olursak dünya sıralamalarında “makale sayısı, atıf sayısı, en fazla atıf alan ilk % 1’lik ve ilk % 10’luk dilimdeki makale sayısı ve yayın başına düşen atıf sayısı gibi göstergeler etkili” olmaktadır. (https://newtr.urapcenter.org/cdn/storage/PDFs/eHr9gtE5sxc2X3K5R/original/eHr9gtE5sxc2X3K5R.pdf)

Tabiî tüm bu hesaplamalar belli metodolojiler kullanılarak yapılmakta.

Dünya genelinde üniversite sıralamalarını yapan yetkili çeşitli kurumlar var. Bu dünya ölçeğinde kabul gören yetkili sıralama sistemlerinden bir tanesi de ODTÜ bünyesinde yer alan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Enformatik Enstitüsü (University Ranking by Academic Performance), kısa adıyla URAP’tır. URAP  “2020 Yılında Üniversitelerimizin 11 Dünya Genel Sıralamasındaki Durumu 2 Mart 2021” başlıklı bir rapor yayımladı (https://newtr.urapcenter.org/cdn/storage/PDFs/eHr9gtE5sxc2X3K5R/original/eHr9gtE5sxc2X3K5R.pdf).

Yayımlanan raporda, URAP Laboratuvarının, 2010’dan bu yana her yıl Türkiye ve Dünya üniversite sıralamaları yapmakta olduğu, sıralamalar yapılırken, veri tabanlarındaki gelişmeler ve üniversitelerimizden gelen önerilerin değerlendirildiği ve gerektiğinde bazı yeniliklere yer verildiği belirtilmekte.

Raporda, Türkiye’deki 203 üniversitenin 2020 yılında 11 dünya sıralama sistemindeki durumları verilmekte.  Bunun yanı sıra, ülkemizdeki 11 araştırma üniversitesi ve 5 aday araştırma üniversitesinin 2013-2020 yılları arasında dünya sıralamalarındaki durumları da değerlendirilmekte.

Rapor, Türkiye’deki üniversitelerin dünya sıralamalarındaki yerlerinin, 2020-2021 dünya sıralamalarında da arzu edilen düzeye ulaşamadıklarını belirtirken, bunun temel nedenini etki değeri yüksek dergilerde yeterli sayıda bilimsel makalemizin olmayışına bağlamaktadır.

URAP raporunda yer alan Tablo 1, 2020 yılı dünya sıralamalarında ilk 500’e giren 9 Türk üniversitesini göstermektedir. Tablo ile ilgili olarak yer alan açıklamalar şöyledir:

Tablo 1’de görüleceği gibi 2020 yılı dünya genel sıralamalarından en az birinde ilk 500’e girebilen 9 üniversitemiz vardır. 

“Bu üniversitelerden Hacettepe Üniversitesi 3 sıralamada (URAP: 500, LEIDEN: 455 ve RUR: 378) ilk 500’de yer almıştır. 

“ODTÜ 3 sıralamada (RUR: 454, US NEWS: 453 ve WEBOMETRICS: 416) ilk 500’de yer almıştır. 

“Koç Üniversitesi 3 sıralamada (QS: 465, RUR: 448 ve THE: 450) ilk 500’de yer almıştır. 

“İki sıralamada ilk 500’e giren 4 üniversitemiz; İTÜ (RUR: 449 ve USNEWS: 486), 

“Boğaziçi Üniversitesi (RUR: 425 ve US NEWS: 197), 

“İstanbul Üniversitesi (ARWU: 450, LEIDEN: 355) olmuştur. 

“Bir sıralamada ilk 500’e giren 2 üniversitemiz; Sabancı Üniversitesi (RUR: 344) ve Çankaya Üniversitesi (THE: 450) olmuştur.”

 

 “Üniversitelerimiz, 10 yıl önce 2011 yılı dünya sıralamalarında oldukça başarılıydı ve ilk 500’e 10 üniversitemiz girebilmişti. Son 10 yılda üniversitelerimizin sıralamalarda yükselebilmek için gösterdiği yoğun çabalara rağmen geçtiğimiz yıl ilk 500’e girebilenlerin sayısı 8’e düşmüştü.  Bu yıl sayı 9’a yükseldi. 

“1. İstanbul Ü. 2011’de 4 sıralamada ilk 500’deydi (URAP: 383; CWTS: 497; SciMago: 395; ARWU: 301-400). 2020’de ise 2 sıralamada ilk 500’e girebildi. URAP ve SciMago’da ilk 500’deki yerlerini de kaybetti. 

“2. ODTÜ 2011’de 4 sıralamada ilk 500’deydi (URAP: 495; LEIDEN: 375; THE: 276-300; Webometrics: 493). 2020’de ise 3 sıralamada ilk 500’e girebildi. URAP, LEIDEN ve SciMago’da ilk 500’deki yerlerini de kaybetti. 

“3. Hacettepe Ü. 2011’de 3 sıralamada ilk 500’deydi (URAP: 400; LEIDEN: 489; SciMago: 398). 2020’de yine 3 sıralamada ilk 500’e girebildi. Ancak SciMago’da ilk 500’deki yerini kaybetti.

“4. İ. D. Bilkent Ü. 2011’de 2 sıralamada ilk 500’deydi (THE: 201-225; QS: 401-450). 2020’de yine 2 sıralamada ilk 500’e girdi. Ancak THE ve QS sıralamalarında ilk 500’deki yerlerini kaybetti. 

“5. İTÜ 2011’de 1 sıralamada ilk 500’deydi (THE: 276-300). 2020’de 2 sıralamada ilk 500’e girme başarısını gösterdi. Ancak THE sıralamasında ilk 500’deki yerini kaybetti.

“6. Boğaziçi Ü. 2011’de 1 sıralamada ilk 500’deydi (THE: 301-350). 2020’de 2 sıralamada ilk 500’e girme başarısını gösterdi ve US News sıralamasında 197’inci olarak en yüksek sıraya çıktı.  Ancak THE sıralamasında ilk 500’deki yerini kaybetti. 

“7. Sabancı Ü. 2011’de 1 sıralamada ilk 500’deydi (QS: 451-500). 2020’de yine 1 sıralamada ilk 500’e girdi. Ancak QS sıralamasında ilk 500’deki yerini kaybetti.

“8. Ankara Ü. 2011’de 3 sıralamada ilk 500’deydi (URAP: 464; LEIDEN: 496; SciMago: 465). 2020’de ise hiçbir sıralamada ilk 500’e giremedi.

“9. Gazi Ü. 2011’de 2 sıralamada ilk 500’deydi (LEIDEN 493; SciMago: 488). 2020’de ise hiçbir sıralamada ilk 500’e giremedi.

“10. Ege Ü. 2011’de 2 sıralamada ilk 500’deydi (URAP: 486; SciMago: 467). 2020’de ise hiçbir sıralamada ilk 500’e giremedi.” 

Rapor ayrıca, 2013-2020 yılları arasında 11 dünya sıralamasında Türkiye’deki üniversitelerin durumlarını da incelemektedir. Raporda yer alan Tablo 8 URAP verilerini içermektedir:

 

Tablo yorumlanırken, Hacettepe Üniversitesi, 2013-2020 döneminde URAP sıralamasında konumunu en iyi koruyan üniversite olarak belirlenmekte,  diğer araştırma ve aday araştırma üniversitelerinin 2013’ten itibaren sürekli gerilediği dile getirilmektedir. Durumun URAP dışındaki diğer 10 dünya sıralamasında da farklılık göstermediği, Türkiye’deki araştırma ve aday araştırma üniversitelerinin birkaç üniversite dışında genellikle gerilediği raporda yer alan grafiklerle ortaya konmaktadır. Merak eden okurlarımız, söz konusu 10 sıralama için ilgili raporu inceleyebilirler.

Her bilimsel araştırma, elde ettiği verilere göre nesnel değerlendirmeler yapar ve bir sonuca ulaşır. Çalışmada ulaşılan sonuçlar araştırmadan elde edilen verilerle tutarlı olur, onlarla çelişmez. Söz konusu sonuca yol açan nedenler üzerinde sorgulamalar yapar. Ve bu nedenleri de nesnellikler üzerine oturtur. Yine eldeki verilerin hangi koşullar altında elde edildiği gerçekliğinden hareketle, koşullar değişmediği takdirde-aynı koşullar altında gelecekte olacaklara ilişkin kestirimlerde bulunur. Verili koşullardaki ne türden değişmelerin, sonuçlarda ne gibi değişmelere yol açabileceğine ilişkin hipotezler geliştirir. Bilimsel ilkelere, gerçekliklere dayalı olarak çözüm önerileri sunar.

URAP raporunda da belli sonuçlara ulaşılmış. Bunların bizim bakımımızdan önemli olanlarını okurlarımızla paylaşacağız. Rapordaki verilere bakarak biz de belli sonuçlara ulaştık. Bunları da okurlarımızla paylaşacağız. Ancak bunları paylaşmadan önce, 2021 Türkiye’sinde üniversitelerimiz bakımından birtakım gerçeklikleri, yani söz konusu verilerin elde edildiği koşulları, bir kez daha ortaya koymakta yarar var diye düşünüyoruz:

AKP’giller’e biat etmeyen üniversite rektörü kalmış mıdır?

Kalmamıştır.

Üniversitelerimizin rektörlerini artık tek adam imzası ile AKP’giller’in Reisi mi atamaktadır?

Evet!

Akademik liyakatının olmadığı ve bilimsel etik ilkelerini ihlal ettiği ayyuka çıkan Melih Bulu Boğaziçi Üniversitesine 2 Ocak 2021 tarihinde kayyum rektör olarak mı atanmıştır? O günden bugüne üniversite öğretim elemanları ve öğrenciler protesto eylemlerini sürdürmekte midirler?

Evet!

Tıpkı ülke yönetiminde olduğu gibi üniversitelerimiz de tarikat ve cemaat bağlantılı Ortaçağcı rektörlerin “tek adam” olarak hükümranlıklarını, saltanatlarını sürdürdükleri kurumlar haline gelmiştir. Birçok üniversitede rektörlerin aynı zamanda fakülte dekanlıkları ve yüksekokul müdürlükleri gibi görevleri de yürüttükleri bilinmekte midir? (https://www.birgun.net/haber/super-guclu-rektorler-320075,http://www.krttv.com.tr/gundem/akplimilletvekilinin-kardesi-hem-rektor-hem-dekan-hem-de-mudur-h54107.html)

Evet!

En son 12-13 Mart 2021 tarihli sosyal medya haberlerinde de Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü olarak atanan Ortaçağcı cukkacı Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun, üniversitedeki 4 fakültenin dekanlığını yaptığı, toplam 8 fakültenin bulunduğu 2018 yılında kurulan üniversitede, diğer 4 dekanlığı ise yalnızca 2 ismin yürüttüğü yer almakta mıdır? (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/nihat-hatipoglu-rektoru-oldugu-universitede-4-dekan-vekilligi-gorevi-de-ustlenmis-hatipoglu-universitesi-1819991,https://tr.sputniknews.com/turkiye/202103121044013213-nihat-hatipoglu-rektoru-oldugu-universitede-4-fakultenin-dekanligini-da-vekaleten-yurutuyor/)

Evet!

 Üniversitelerimizde “Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır” diyen rektör yardımcıları var mıdır? (https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/rektor-yardimcisi-bulent-aridan-skandal-sozler-ulkeyi-ayakta-tutmak-icin-cahil-nesil-lazim-1147218/)

Evet!

Üniversitelerimizde “Hazreti Nuh’un cep telefonu olduğu”nu söyleyen öğretim elemanları da çalışmakta mıdır?

Evet!

Aynı zat; “Fen bilimini ilahiyat ile yan yana koyamayanlar bilmelidir ki fen bilimleri mutlak olarak bir yaratıcının var olduğunu ispatlamaktadır”, iddiasında bulunmuş mudur? (https://www.cnnturk.com/turkiye/hz-nuhun-cep-telefonu-vardi-diyen-yrd-doc-dr-yavuz-ornekten-yeni-aciklama)

Evet!

Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde, TÜGVA, TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti, Hayrat Vakfı ve Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı gibi cemaat ve tarikat örgütlenmelerinin desteği ile “4. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi” yapılmış mıdır?

Evet!

Kongrede; “Kuran-ı Kerim’e göre yeni embriyoloji tarihi”, “Hadid Suresi, 25. ayetin biyokimyasal tefsiri”, “Said Nursi’nin evrim düşüncesine karşı yazılmış ilk görüşleri” ve “Risale-i Nur’da insanın hayvaniyeti meselesi”, gibi bildiriler sunulmuş mudur? (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/universitede-tugva-turgev-ve-cemaatlerin-destegiyle-risale-i-nurlu-yaratilis-kongresi-1775886)

Evet!

Adının önünde Prof. Dr. unvanı bulunan Ortaçağcı Ebubekir Sofuoğlu, üniversitelere “fuhuş yuvası” karalamasını yapmış mıdır? (https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/prof-ebubekir-sofuoglundan-skandal-sozler-universiteler-fuhus-evi-6170522/)

Evet!

Üniversiteler,  türedi doçent ve profesörlerden geçilmez olmuş mudur? Bunların nasıl ortaya çıktıkları aşikâr mıdır?

Evet!

AKP’giller iktidarında YÖK’ün atama–yükseltme kriterleri, bilimsel rekabet diye diye palazlandırdığı “bilimsel pazarlama şirketleri” tarafından düzenlenen “doçentlik ölçütlerine uygun uluslararası” kongrelerde, bas parayı bul karayı kabilinden sunulan ve basılan “bilimsel” bildiriler; yine birkaç yurt dışı üniversiteden yabancı öğretim elemanın adının yer aldığı pıtrak gibi çoğalan türedi “uluslararası bilimsel!” dergilerde seri üretim paralı basılan makaleler sayesinde mi?

Evet!

Özetlersek, verili koşullar bakımından ülkemiz AKP’giller tarafından hızla Ortaçağ karanlığına sürüklenirken, üniversitelerimiz 19 yıldır bu karanlık gidiş için hedef tahtasına oturtulan en önemli kurumlar olmuş mudur? Bilim, bilimsel üretim yerine artık üniversitelerimiz Ortaçağcı tarikat-cemaat örgütlenmelerinin cirit attığı kurumlar haline gelmiş midir? Bilimin temeli olan Laikliğe son darbeler vurulmakta mıdır? Bilim artık can çekişmekte midir?

Evet!

URAP raporunda da bu can çekişmenin yansıması görülmekte midir?

Evet!

Son 7 yılda, söz konusu sıralamalarda üniversitelerimizin (henüz birkaçı hariç) hep geriye gittiği ortaya konmaktadır.

Bu sonuçların yukarıda ortaya koyduğumuz verili koşullara bağlı olarak ortaya çıktığı gün gibi aşikârdır. Ve koşullar değişmediği takdirde sonuçların da değişmeyeceğini en basit bilimsel öngörü ortaya koyabilir.

Ama URAP raporu ne yazık ki sonuç bölümünde elindeki bilimsel verilerin tam tersi yorumlamalar yapıyor. Halkımızın tabiriyle “kör körüne parmağım gözüne” ortada olan acı gerçekliğin üstü allanıp pullanarak örtülmeye çalışılıyor. Ele alınan sıralamalardan üçünde kendisi de daha henüz ilk beş yüz dışında kalmamış olan ve bu bakımdan şanslı(!) sayılabilecek (tabiî bu şansı ne kadar devam eder bilemeyiz) ODTÜ’ye bağlı bir kurumun düştüğü-düşürüldüğü durum bu.

Bu noktada rapordaki “Sonuç” bölümünden aktarımlar yapalım:

“Ülkemizde araştırma üniversitesi kavramının kabul görmesi, üniversite yöneticilerinin ve akademisyenlerin bu konuda büyük çaba harcaması başarıya ulaşma şansımızı artırmaktadır. Ancak bu konuda başarıya ulaşmak sanıldığı kadar kolay değildir, çünkü dünyadaki 20 bin üniversite ile yarışılmaktadır. Bunlardan sadece 100 tanesi ilk 100’e girmektedir ve geriye kalan 19.900 üniversite arasından her yıl en çok çaba gösteren 1-2’sinin o listeye girme şansı olmaktadır. Bunu başarmak çok zordur ama imkânsız da değildir. Çin bunu başardıysa bizim üniversitelerimiz de bir gün elbette başaracaktır.”

“Üniversitelerimiz arzu ettikleri kadar sıralamalarda yükselemese de bazı üniversitelerimiz bu yıl da dünya sıralamalarında ilk 500’de yer alabilmiştir.”

“(…) Dünya sıralamalarında 2020 yılında, bu 9 üniversitemizin en az bir sıralamada ilk 500’e girmesi ülkemiz açısından azımsanmayacak bir başarıdır.”

Raporun sonuç bölümünde, makale sayılarındaki artışa bir olumluluk(!) olarak dikkat çekilmek isteniyor (bu artışın nasıl olduğunu yukarıda dile getirmiştik).

Ama makale sayısındaki artış ile sıralama başarısındaki artışın doğru orantılı olmadığı gerçekliği de ayan beyan ortada olunca bu durumu AKP’giller’e ve onların atadığı üniversite yöneticilerine yandan çarklı topuk selamı vererek, utangaçça dile getiriyor rapor.

Okuyalım:

“Üniversitelerimizin bilimsel makale sayısı 2010’dan bu yana sürekli arttı. Ancak bu artış sırasında, etki değeri en yüksek dergilerde çıkan makalelerin sayısı artırılamadığı için ilk 500’deki ve ilk 1.000’deki üniversitelerimizin sayısı maalesef azalmaktadır. Üniversite yöneticilerimizin öğretim üyelerini etki değeri yüksek dergilere yöneltmek için gösterdikleri çabalar çok yararlı olmaktadır. Yöneticilerin bu çabalarının etkileri zamanla hissedilecektir. URAP ekibi olarak, üniversitelerimizin bilimsel yayınlarının sayı ve kalitesini en kısa sürede artıracaklarına ve dünyanın en iyi üniversiteleri arasında yer alabileceklerine inanıyoruz.”

Ülkemizde olagelenler göstermektedir ki tek adam tarafından atanan üniversite rektörleri ve onların üniversitelerde atadıkları yönetici kadroların en önemli görevleri AKP’giller’in Ortaçağcı politikalarına üniversite cephesinden hizmet etmektir. Bu uygulamalara sessiz kalmak, üniversitelerin Peşaver Medreselerinden farksız hale getirilmesine ses çıkarmamak, bu gidişi onaylamak, ona katkı sunmak anlamına gelmektedir. Eğer koca koca tıp profesörlerinden oluşan “Bilim Kurulu”, şu salgın sürecinde, iktidarın halk sağlığını hiçe sayan, halkımızı sürü hayvanı yerine koyan uygulamalarına tek laf etme cesaretini gösteremeyip “Ne Biliim” kurulu haline dönmüşse varın gerisini siz düşünün.

Tüm bu nedenlerle, biz de inanıyoruz ki, bu koşullarda hâlâ bazı üniversitelerimiz bu sıralamalara girebiliyorlarsa; yandaş üniversite yöneticilerine, uğradıkları her türlü baskı, engel ve mobinglere karşın gerçek bilimi terk etmeyen, ömrünü makamlara-koltuklara değil, gerçeklere adayan cesur ve onurlu bilim insanlarının yüzü suyu hürmetinedir.

Kovit salgınında saklanan gerçeklere, alınmayan önlemlere karşın, sahip oldukları insan sevgisi ve bilim insanı sorumluğu ile en ön cephede, yaşamlarını hiç düşünmeden savaşıp, yakalandıkları Kovit virüsü nedeniyle yoğun bakımda son nefeslerini verirken bile; “Tüm ilaçları benim üzerimde deneyebilirsiniz”, diyecek kadar insanlığa hizmet etme aşkı ile dolu Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu gibi gerçek bilim insanlarının yüzü suyu hürmetinedir!