Böyle yola getirirler adamı Tayyip!

09.08.2020
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Evet, tutacaksın. Elin mahkûm tutacaksın! Bugün ya da yarın ama mutlaka tutacaksın!..Tutmazsan, tutturacaklar sana!

1 Temmuz günü Rusya lideri Putin ve İran lideri Ruhani’yle, Astana Süreci kapsamında video konferans yoluyla bir toplantı gerçekleştirdiniz.

Gerçi bu toplantı medyamızda yer almadı. Ya da çok az yer aldı. Zaten yandaş medya yazmazdı, diğerleri de yazmadı.

Toplantı sonucunda da ortak bir bildiri yayımladınız. Bu bildiride, bir kez daha aynen şunları duyurdunuz dünya kamuoyuna:

“Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumu istişare ederek bu bölgede istikrar ve güvenliğin yalnızca Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi temelinde sağlanabileceğinin altını çizdik ve bu amaç doğrultusunda çabalarımızı birleştirme kararı aldık.

“Suriye’ye ait olması gereken petrol gelirlerine hukuka aykırı şekilde el konmasını kınayarak bundan duyduğumuz rahatsızlığı ifade ettik.

“İdlib gerilimi azaltma bölgesindeki durumu detaylı şekilde ele aldık ve İdlib’le ilgili tüm anlaşmaların eksiksiz olarak uygulanması yoluyla sahada sükûnetin korunması gerektiğinin altını çizdik.

“IŞİD’in, El Nusra’nın, El Kaide ve IŞİD’le bağlantılı tüm kişi, grup, kurum ve kuruluşların ve BM Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak tanınan diğer tüm örgütlerin nihai olarak imha edilmesi amacıyla işbirliğine devam etme kararlılığımızı teyit ettik.”

Bunun dışında da; göçmenlerin durumundan insani durumlara, sağlık sorunlarına, Suriye Anayasa Komitesinin toplanmasından İsrail’in Suriye’ye saldırılarına yönelik açıklamada bulundunuz. Bu konulardaki ortaklığınızı, aynı düşüncede olduğunuzu da “teyit etti”niz. (https://sptnkne.ws/CSf4)

Gördüğümüz gibi, neyi “teyit” ediyor Tayyip?

“Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumu istişare ederek bu bölgede istikrar ve güvenliğin yalnızca Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi temelinde sağlanabileceğinin altını çiz”meyi.

Bildiğimiz gibi Suriye’nin kuzeydoğusundaki durum; ABD’nin ve Amerikancı Kürt Hareketi PKK-PYD-YPG’nin elinde tuttuğu, özellikle Suriye petrollerinin çıktığı yer de olan bölgedeki durum demektir.

Aynı bölge Türkiye için “Fırat’ın doğusu” demektir. Yani yine PKK-PYD-YPG sorunu demektir.

Ki, Suriye diğer sınırlarını (sadece güneyde Irak, Suriye-Ürdün sınırında yer alan El-Tenf üssünün bulunduğu küçük bir bölüm hariç) zaten artık kendisi korumaktadır.

Dolayısıyla bu sorun da çözüldüğünde “Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü” sağlanmış olacaktır.

Bu ne demektir?

Suriye’deki, Rus ve İran askerleri hariç (çünkü bu ülkelerle Suriye’nin antlaşmaları vardır. Ve bu antlaşmalar çerçevesinde bulunmaktadırlar Suriye’de) Türk Ordusu’nun ve ABD ve diğer Batılı Emperyalistlerin askerlerinin Suriye’den çıkması/çıkarılması demektir.

Peki o zaman siz niye yığınak yapıp duruyorsunuz İdlib bölgesinde?

Niye sürekli savaş araç gereçleri ve Mehmetçik gönderiyorsunuz?

Madem “Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne” saygı gösteriyorsunuz, bundan yanasınız, bunu niye hemen şimdi yapmıyorsunuz?

Üstelik bunu yaptığınız anda; “Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü”, çok daha çabuk sağlanır. ABD’nin bölgede askeri olarak kaldığı süre çok daha kısa olur. Buna bağlı olarak da Amerikancı Kürt Hareketi Suriye yönetimiyle işbirliğine gider. Kardeşçe çözüm yolları aranır. Ve nihayetinde de bulunur çözüm yolları. Bu, bizim Kürt Sorunumuzun çözümü için de olumlu etkide bulunur. ABD’nin etkisi azalır Kürt Hareketi üzerinde…

AB-D Emperyalistleri tarafından kardeş Suriye Halkıyla aramıza sokulan kan davası, nifak bir anda olmasa bile çözülme yoluna girer.

 

ABD, PKK-PYD-YPG’yi kullanmaya devam ediyor…

Aşağıda okuyacaklarımız, ABD ile Amerikancı Kürt Hareketinin ortaklığını ve amaç birliğini somut olarak bir kez daha gösteriyor. Haber 15 Temmuz tarihli.

“CENTCOM’dan YPG ve IŞİD Değerlendirmesi

“ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General McKenzie, Amerika’nın Sesi’ne konuştu. McKenzie, Suriye’nin kuzeydoğusunda geçen hafta YPG komutanı Mazlum Kobani ile görüştüğünü doğruladı; Kobani’ye IŞİD’le mücadele kapsamında ortaklığı sürdüreceklerinin mesajını verdiğini söyledi.

“(…)

“VOA’e verdiği röportajda görüşmeyi doğrulayan General McKenzie, “Fırat Nehri Vadisi’nin doğusunu ziyaret ederken General Mazlum’la görüşme fırsatım oldu. Oradaki askerlerimizi de ziyaret ettim. General Mazlum’a kendileriyle ortaklığımızın devam ettiği mesajını verdim. Özellikle Fırat Nehri Vadisi boyunca IŞİD’e karşı yapılması gerekenler var” dedi.

“Kamplar güvenlik açısından ve insani açıdan bizi endişelendiriyor”

“Mazlum Kobani ile görüşmesinde Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye Demokratik Güçleri’nin yönetiminde bulunan kamplar ve cezaevlerindeki nüfusun da gündeme geldiğini belirten CENTCOM Komutanı, “Bu cezaevlerini ve kampları doğrudan biz yönetmiyoruz. Ancak hem güvenlik açısından hem de insani açıdan endişeliyiz. O nedenle SDG’ye, özellikle yerlerinden edilmiş halkla ilgili elimizden gelen desteği vermeye hazırız” dedi.

“(…)

 “IŞİD bölgeye özgü bir sorun olarak kalacak”

“Suriye’de IŞİD’le mücadelenin genel durumunu da değerlendiren CENTCOM Komutanı, örgütün uzun vadede geleceğinin, gelişmesini engelleyebilecek yerel güvenlik kurumları oluşturulmasına bağlı olacağını söyledi.

“Bölgede her zaman düşük düzeyde de olsa bir IŞİD sorunu olacağını belirten General McKenzie, “Bunun bölgesel kalacağını düşünüyorum. Ortadan tamamen kaybolacağı kanısında değilim. SDG ortaklarımızla birlikte kontrol edebildiğimiz bölgelerde, yerel güvenlik oluşumlarının devreye girmesini, müdahalenin yerel düzeyde olmasını ve dış desteğe ihtiyaç duyulmamasını sağlamaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

“CENTCOM Komutanı, bölgede yerel bir kolluk kuvveti benzeri birimin kurulmasının amaçlandığını, Fırat’ın doğusunda bu kapsamda eğitim vermek amacıyla SDG ile birlikte çalıştıklarını söyledi; “Süreç devam ediyor. Bu konuda iyimserim” dedi.

“Fırat’ın batısındaki durumdan kaygılıyız”

“CENTCOM Komutanı, Suriye’nin kuzeyinde Fırat Nehri’nin batısında Rusya ve Suriye’nin denetiminde bulunan bölgelerden endişe duyduğunu, buralarda istikrarın sağlanması adına bir anlayışın olmadığını belirtti. McKenzie, bölgede varlık gösteren güçlerin, askeri olarak temizlenen bir yerin nasıl yönetileceği konusunda bir fikirlerinin olmadığını; IŞİD’in ortaya çıkmasına yol açan koşulların hala bu bölgede geçerli olduğuna dikkat çekti.

“CENTCOM Komutanı, “Bu konuda endişeliyim ancak yapabileceğimiz çok fazla bir şey de yok. Çünkü orada askerimiz yok. SDG de orada faaliyet göstermiyor. Biz de kontrol edebildiğimiz bölgelere odaklanmaya gayret ediyoruz. Çok sayıda engelle karşılaşabiliyoruz ancak şunu aklımızda bulundurmamız gerekiyor. Kansız bir gelecek olmayacak. Bölgede her zaman belirli bir düzeyde direniş olacak” şeklinde konuştu.” (https://www.amerikaninsesi.com/a/centcom-komutanindan-ypg-ve-isid-degerlendirmesi/5504402.html)

Demagojiyi-demagojileri görüyor musunuz? Nereden, nasıl vuruyor? Dünya Halklarını nasıl kandırıyor…

ABD, PKK-YPG’yi neden destekliyormuş?

Kendisi (emperyalist çıkarları) için bir şey istiyorsa namertmiş…

“IŞİD’le mücadele kapsamında ortaklığı sürdür”yorlarmış!

Masum kuzuya bakın siz…

Niye “yerel güvenlik kurumları oluşturu”yorlarmış?

Yine “IŞİD’le mücadele kapsamında”!

Yedik biz de öyle mi?

Özetçe: “General Mazlum’a kendileriyle ortaklığımızın devam ettiği mesajını ver”miş ABD!

Var mı bunun ötesi?

Yani ABD; ortağıma dokunan yanar! diyor.

Bu “mesaj” kime-kimlere?

Tabiî başta Türkiye’ye! Tayyipgiller’e!

Sonra Suriye’ye. Sonra Rusya ve İran’a…

Sonra tüm Dünya Halklarına.

Bu arada ne oluyormuş Fırat’ın doğusunda gördüğümüz gibi?

ABD, SDG’li ortaklarıyla birlikte kontrol edebildikleri bölgelerde, yerel güvenlik oluşumlarının devreye girmesini, müdahalenin yerel düzeyde olmasını ve dış desteğe ihtiyaç duyulmamasını sağlamaya çalışıyormuş…

Yani; devletleştiriyorlarmış YPG’yi.

Hele bir de geçtiğimiz ay Barzani’yle birleştirdiler bunları ya, artık ABD için tadından yenmez oluyor olaylar… Tam istedikleri gibi gerçekleşiyor süreç… Amerikancılar, Amerikancılarla birleşiyorlar aradaki farkları silerek. Tabiî burada değişen ve dönüşen PKK-YPG oluyor doğal olarak…

Dolayısıyla; “Süreç devam ediyor”muş, “Bu konuda iyimser”miş McKenzie. Yani ABD!

Niye olmasın ki?..

 

Amerikancı Kürt Hareketi,

ABD ve Tayyipgiller’le birlikte hırsızlığa devam ediyor

ABD’nin koruması ve komutasındaki, ABD bayrağı altında Suriye Halkıyla savaşmakta bir beis görmeyen ve bunu “yurtseverlik”, “devrimcilik” diye yutturmaya kalkan Amerikancı Kürt Hareketi, ele geçirdiği bölgelerdeki Suriye petrolünü, yine ABD’li şirketler aracılığıyla pazarlıyordu.

Şimdi de ABD sayesinde bölgede yerleşmesinin, devletleşme yolunda attığı adımların pekişmesiyle birlikte, petrol yataklarının modernizasyonu için yine ABD’li bir şirketle (Delta Crescent Energy LLC) anlaşmış geçtiğimiz günlerde. 3 Ağustos tarihli habere göre de Suriye Yönetimi bu anlaşmayı, doğal olarak, kınamış:

“Şam “Hırsız” deyip kınadı!

“Şam yönetiminden yapılan açıklamada, anlaşmanın ‘sadece çalan hırsızlarla satın alan hırsızlar arasında yapıldığı’ ifadeleri yer aldı; “Suriye’nin petrolünü çalma amaçlı anlaşmayı en sert dille kınıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

“Suriye Dışişleri Bakanlığı, Suriye Demokratik Güçleri ile Amerikan bir petrol şirketi arasında yapılan anlaşmayı kınadı. Devlet medyasından yayımlanan açıklamada, “Suriye’nin petrolünü çalma amaçlı yasadışı anlaşma” vurgusu yapıldı. Açıklamada, anlaşma için ‘tam teşekküllü nitelikli bir hırsızlık’ denilirken, “SDG ile bir Amerikan petrol şirketinin, Amerikan yönetiminin desteğiyle imzaladığı, Suriye’nin petrolünü çalma amaçlı anlaşmayı en sert dille kınıyoruz” denildi. Şam yönetimi, “Bu anlaşmanın içi boştur ve yasal bir dayanağı yoktur” ifadelerini kullandı. Anlaşmanın ‘sadece çalan hırsızlarla satın alan hırsızlar arasında bir anlaşma’ olarak tanımlanabileceği belirtilen açıklamada, SDG’den de ‘Amerikan işgalinin elinde ucuz bir kukla olmayı kabul eden işbirlikçi milisler’ diye söz edildi.

“NE OLMUŞTU?

“SDG’nin Delta Crescent Energy LLC isimli Amerikan petrol şirketiyle bir anlaşma imzaladığı haberi, ilk olarak Al Monitor sitesinde yayımlanmıştı. Gazeteci Amberin Zaman’ın imzasını taşıyan haberde, anlaşmanın ‘Beyaz Saray’ın bilgisi ve teşviki ile imzalandığı’, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin Türkiye’ye anlaşma hakkında bilgi verdiği ve ‘Ankara’nın olumsuz tepki göstermediği’ aktarılıyordu.” (https://abcgazetesi.com/sam-hirsiz-deyip-kinadi-353702)

Gördüğümüz gibi, hepsi bir aradalar; ABD’si, PKK-YPG-DSG’si, Tayyipgiller’i…

Şimdi biz, Tayyipgiller’in Amerikancı Kürt Hareketine karşı savaştığına inanacak mıyız yani?

Bu tutumlar, Amerikancı Kürt Hareketine özünde bir şey kazandırmaz. Sadece Suriye Arap Halkıyla arasındaki çelişkileri yoğunlaştırır. Aradaki mesafeyi açar. Kardeşleşme, bir arada yaşama yollarını tıkar. ABD’ye hizmetten başka bir sonuç da doğurmaz bu tür girişimler.

ABD, bölgeden eninde sonunda defolup gidecek. Kalmayacak. Kalamayacak. Bu matematiksel bir gerçeklik. İşte o zaman ne olacak?..

Kürt Sorununun Suriye’deki çözümü de; Türkiye, Irak ve İran’daki çözümü de Burjuva çözümle sağlanamaz. Devrimci çözümle sağlanır. Bunun yolu da; bu dört parçadaki Kürt Hareketlerinin bölgedeki devrimci hareketlerle işbirliği, kader birliği yaparak Demokratik Halk İktidarlarını kurmaktan geçer. Kürt Halkının Ulusal Kurtuluşunu devrimci çözümle sağlamaktan geçer.

Örneğin bugün için Suriye’de en gerçekçi çözüm; Federasyondur bizce.

ABD’ye karşı vatanını, ulusunu, kaderini savunan Beşşar Esad yönetimiyle, Suriye Arap Halkıyla ve diğer halklarla birlikte ABD Emperyalizmine karşı savaşmaktan geçer. Bölgemiz için en olumlu çözüm budur.

 

 

Ortaçağcı çeteler saldırılarına devam ediyorlar,

Ancak en kısa sürede “nihai olarak imha edil”ecekler…

Ya Suriye’yi kan gölüne çeviren Ortaçağcı çetelerin sonu ne olacakmış Tayyip’in de onayladığı, yukarıda sözünü ettiğimiz “teyit”e göre?

“IŞİD’in, El Nusra’nın, El Kaide ve IŞİD’le bağlantılı tüm kişi, grup, kurum ve kuruluşların ve BM Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak tanınan diğer tüm örgütlerin nihai olarak imha edilme”siyle…

Bu son ortak açıklamada, öncekilerden farklı bir durum var. Yeni bir belirleme var dikkat edersek. Eski açıklamalarda, ya da Mart ayında Tayyip’in ricası üzerine Moskova’da gerçekleştirilen görüşme sonrası imzalanan Moskova Antlaşmasına göre, bu Ortaçağcı çeteleri Türkiye kontrol altına alacaktı. Bu sözü vermişti Tayyip Putin’e. Ama, Rusların da zaman zaman açıkladığı gibi, Tayyip bu sözünü de tutmadı-tutamadı. Ortaçağcı çeteler saldırmaya devam ettiler ve Mehmetçiklerimizi şehit ettiler. Yaraladılar. Yine Rus askerlerini yaraladılar. Bu saldırıların bir kısmını, Türkmenistan İslam Partisi (TİP) çetecileri gerçekleştirdi elde edilen bilgilere göre.

10 Temmuz’da da Ortaçağcı çeteler, Suriye Ordusu’na saldırdılar kalabalık iki grup halinde. Ancak Suriye ordu birlikleri çetecileri yenilgiye uğrattı. Ve çeteler geri çekilmek zorunda kaldılar. Akabinde Suriye Ordusu ağır topçu ateşiyle çetecileri hedef aldı…

İşte bunun sonucu olsa gerek, artık bu Ortaçağcı çeteleri “nihai olarak imha etme” görevini Rusya ve İran üstleniyor. Tabiî Tayyip’e de görev vererek…

26 Temmuz tarihli Sputnik’teki habere göre: “El Nusra militanları Lazkiye, Halep ve İdlib’deki yerleşimleri hedef al”ıyorlar ve bir günde 9 kez saldırıyorlar.

Aktardığımız gibi, sürekli olarak saldırıyorlar başta İdlib olmak üzere etkin oldukları yerleşim yerlerinde. Yani bu Ortaçağcı çeteler ateşkesi ihlal ediyorlar eceli gelen itin cami duvarına işemesi gibi.

Yukarıda ortak bildiriyi aktarmıştık ve Ortaçağcı çetelerin “nihai olarak imha edilmesi” kararının bir kez daha teyit edildiğinin altını çizmiştik.

Kısacası, bu Ortaçağcı çeteler “nihai olarak imha edil”ecekler en kısa sürede. Dolayısıyla İdlib bölgesi temizlenecek bunlardan ve Tayyipgiller sap gibi ortada kalacaklar. Sonra da arkalarına baka baka dönecekler vatan topraklarına…

Yaa Tayyip!

İşte böyle imzalatırlar adama kendi elleriyle kendi kaderini…

Başka çıkar yolun yok ki Tayyip.

İmzalamak zorundasın. Öbür türlüsü, Rusya ve İran’ı karşına almak demektir ki, bu senin daha kısa sürede Suriye’den çıkarılman demektir.

 

Rusya, bir kez daha gücünü gösterdi Suriye konusunda

Hangi konuda?

Suriye’deki Ortaçağcı çetelere yapılan yardımların gönderileceği sınır kapısının belirlenmesinde.

Olay şu: Birleşmiş milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı uyarınca, 2014 yılından bu yana Suriye’deki karşıdevrimcilere, Ortaçağcı çetelere “insani yardım” adı altında yardımlar gönderiliyordu. Ve bu Suriye devletine rağmen yapılıyordu. Suriye Devletinin karşı çıkmasına rağmen yapılıyordu.

Bu yardımlar daha önce 4 sınır kapısı üzerinden; Suriye ve Ürdün arasındaki er-Remse ve Irak ile olan El-Yarubiyye, Türkiye tarafında ise; Cilvegözü ve Öncüpınar sınır kapılarından yapılıyordu.

Rusya ve Çin ise; bu bölgelere Suriye devletinin kontrolü altındaki kısımlardan da yardım taşınabileceği ve Türkiye üzerinden yardım götürülmesinin egemenlik ihlali olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyorlar ve oylamalarda veto haklarını kullanıyorlardı.

Rusya ve Çin geçen yıl Irak ve Ürdün’deki sınır kapılarını kapattırmıştı BMGK’ye. Sayı 2’ye inmişti böylece.

İşte Rusya ve Çin bu yıl bir kez daha bastırdılar ve sınır kapısını 1’e indirdiler. 12 Temmuz’da yapılan 5’inci tur oylamada Rusya ve Çin çekimser kalarak veto hakların kullanmadılar. Böylece Ortaçağcı çetelere sözde “insani yardım” artık tek kapı üzerinden, Cilvegözü karşısındaki Babülhava’dan yapılacak.

Tabiî ABD ve AB devletleri, “Uluslararası Af Örgütü”, “İnsan Hakları İçin Doktorlar” vb. gibi “yardım”(!) kuruluşları bu karara tepki gösterdiler. İnsani felaket yaşanacağını öne sürdüler vb…

“Uluslararası Af Örgütü”; “Milyonlarca Suriyeli için bu sınır kapıları, aç kalmak veya yiyecek bir şeyler bulmak arasındaki ayrım kadar önemli. Hastanelerin de hayat kurtarmak için yeterli malzemeye ulaşmaları demek. Bu sebeple Rusya ve Çin’in veto yetkisini kötüye kullanmaları hem çok tehlikeli hem de rezil bir durum.”, diyerek kime hizmet ettiğini bir kez daha gösterdi. (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53374313)

Ama sonuç olarak Rusya ve Çin istediklerini elde ettiler. Dayattılar ve kabul ettirdiler görüşlerini.

Bu kararın önemi nedir?

Rusya ve Çin, Suriye devletinin ve halkının yanında durmaya devam etmektedirler ve ağırlıklarını gün geçtikçe hissettirmektedirler.

Şamar oğlanına döndün be Tayyip!

Önce ABD F-35’lere el koydu, sonra Almanya silah satışını durdurdu

Gelen vuruyor, giden vuruyor…

ABD başhaydudu zaten her zaman vuruyor. Batılı Emperyalistler de hakeza öyle. İşte bunun son örnekleri.

21 Temmuz tarihli Sputnik’te yer alan habere göre:

“ABD, Türkiye için yapılan F-35’lere el koydu

“(…)

“Geçtiğimiz günlerde ABD Senato komitesi, ABD Hava Kuvvetleri’ne, Türkiye için üretilen sekiz adet F-35A uçağını modifiye etme yetkisi vermişti. Bu kapsamda Lockheed Martin tarafından Türk Hava Kuvvetleri için üretilen ancak S-400 tedariki bahanesiyle uygulanan ambargo sebebiyle Türkiye’ye gelemeyen ve 7. Ana Jet Üs Komutanlığı’na konuşlandırılamayan F-35A uçakları, boyamaları değiştirilerek ABD Hava Kuvvetleri envanterine alındı.

“Türkiye’nin adı silinmişti

“F-35 savaş uçağının ana yüklenicisi olan ABD’li Lockheed Martin şirketi, geçtiğimiz hafta tepki çekici bir karara imza atmış, F-35 savaş uçağı ile ilgili olarak açılan web sitesinde bulunan “Küresel Katılımcılar” listesinden Türkiye’nin adını silmişti.” (https://sptnkne.ws/DcU9)

Yani ABD başhaydut devleti, hep yazdığımız gibi, bundan yüz altı yıl önce, dünyanın jandarması olan İngiltere’nin yaptığını yapmış oldu: O zaman İngiltere, parasını da ödediğimiz iki gemimize, mürettebatı almak için orada bulunduğu halde el koymuş ve vermemişti.

Şimdi de ABD aynı işi yaptı. Parasını ödediğimiz ve Türkiye’ye getirmek için orada bulunan mürettebata rağmen uçakları vermedi. Ve yukarıda okuduğumuz gibi el koydu uçaklara…

Siz Batılı Emperyalistlere ram olursanız, olacağı budur!

Dünyada haydut bir tek değil tabiî. Bir de küçük haydutlar var kendi çapında. Onlar da gücünün yettiklerine haydutluk yapıyorlar. Örneğin Almanya…

Ne yapıyor 27 Temmuz tarihli habere göre?

Almanya Dışişleri Bakanı: Artık Türkiye’ye Suriye savaşında kullanabileceği silah satmıyoruz

“(…)

“Dünyanın dördüncü büyük silah ihracatçısı Almanya’nın Suriye ve Lübnan savaşlarına müdahil olan Türkiye’ye silah satışını niye tümden kesmediği sorusu üzerine Dışişleri Bakanı Maas, “Türkiye artık Almanya’dan Suriye savaşında kullanabileceği silah alamıyor. Artık sadece deniz kuvvetlerinde kullanılan silah veriyoruz” dedi.

“(…)

“Türkiye’nin Suriye’de yaptığı bizim için kabul edilmezdir. Dolayısıyla Almanya’nın silah ihraç etmesi için Türkiye’nin yaptığı çok sayıda başvuruyu artık kabul etmemekteyiz” diye devam eden Maas, “Bu bir NATO müttefikine karşı atılmış çok ileri bir adımdır” diye ekledi.” (https://sptnkne.ws/DgD8)

Yani ne yaptığını biliyor Alman emperyalisti ve bile bile yapıyor bu işi…

Üstelik sadece Suriye’yle ilgili tutum almıyor. Ayrıca Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Libya’daki eylemlere yönelik de tehdit ediyor. Hem de diğer AB ülkeleriyle birlikte:

“Daha önce Doğu Akdeniz ve Libya konusunda Türkiye’ye yönelik sert eleştiriler yöneltmiş olan Almanya Dışişleri Bakanı, AB’nin silah ambargosunu ihlal eden ülkelere yaptırım planlarıyla ilgili de konuştu.

“Yabancı güçlerin (yani örneğin Türkiye’nin… M. Gürdal Çıngı) Libya’ya silah göndermesine göz yummayacaklarını söyleyen Maas, şu uyarıda bulundu:

“Almanya, Fransa ve İtalya olarak ilk aşamada Libya’ya üçüncü ülkelerin talimatıyla silah gönderen şirketlere, AB yaptırımları uygulanması konusunda mutabakata vardık. Bunun sonuç vermemesi halinde, silah ambargosunu ihlal eden devletlere karşı da yaptırım uygulamaya hazır olmak zorundayız.” (agy)

Bir yandan ABD başhaydudu yaptırım uyguluyor, daha fazla yaptırımla da tehdit ediyor. Gördüğümüz gibi AB Emperyalistleri de yaptırımlarla tehdit ediyor. Yani gelen vuruyor, giden vuruyor Tayyip’e…

 

ABD’nin yaptırım sopasında bu kez de ne var?..

Bakın ABD sizi bir de neyle tehdit ediyor?

“ABD’nin hedefinde Türk Akımı var: “Ya şimdi çıkın ya da sonuçlarına katlanın”

Evet. Bir de bu konu var: Türk Akımı ve Kuzey Akım-2 Boru Hattı Projeleri…

Kuzey Akım 2 Projesi; Rusya’nın Baltık Denizi kıyısından başlayarak deniz boyunca Almanya’ya kadar inen ve şu anda faal olan hattı ikileyerek, kapasitesini iki katına çıkarmayı amaçlıyor. Yani ABD’nin Rusya’yla böyle bir sorunu var.

Bildiğimiz gibi, Türk Akımı Projesi ise; Rusya’daki Anapa’dan çıkan doğalgaz, açık deniz boru hattı ile Karadeniz altından 930 kilometre boyunca ilerleyerek (böylece Ukrayna’yı devre dışı bırakarak), Trakya’da Kırklareli’ne bağlı Kıyıköy’de Türkiye’ye ulaşıyor ve Rusya’daki doğalgaz rezervlerini doğrudan Türkiye’nin doğalgaz dağıtım şebekesine bağlayarak Türkiye, Güney ve Güneydoğu Avrupa’ya naklini amaçlıyor.

İşte ABD, bunu da ısıtıp ısıtıp koyuyor sizin önünüze. Ondan da vazgeçmiyor. Sürekli bir tehdit unsuru olarak kullanıyor. Çünkü bu konu onun emperyalist politikalarıyla çelişiyor. Onun güç alanını-alanlarını azaltıyor.

“Konuya ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, artık Rus enerji ihracatı boru hatlarına yatırım yapanların, mali destek verenlerin, boru hatlarının döşenmesinde kullanılan gemilerin ve bununla bağlantılı her türlü mühendislik hizmetinin yaptırımların hedefi olabileceği belirtildi.

“Açıklamada, bu projelerin tamamlanması halinde “Avrupa’nın güvenliğine zarar vereceği, Rusya’nın enerji kaynaklarını Avrupalı ortakları ve müttefikleri üzerinde baskı kurmak amacıyla kullanma imkanını güçlendireceği ve Avrupa’nın enerji kaynaklarını çeşitlendirme sürecini engelleyeceği” ifade edildi.”

Olaya Rusya açısından bakarsanız, öncelikle ekonomik açıdan çok kârlı bir yatırım. Askeri sonuçları bakımından da öyle. Ayrıca da siyasi bakımdan ABD’nin etkisinin azaltılması demek Avrupa üzerinde. Yani Rusya’nın emperyalist politikalarının bir sonucu.

Ya ABD açısından?

Olumsuz tabiî ki. Kendisinin de söylediği gibi, Rusya doğalgazı yaptırım aracı olarak kullanabilir Avrupalılara karşı. NATO’nun güvenliğini zedeleyebilir.

Bir de ne var ABD’nin açıklamasında söylenmeyen?

ABD’nin elinde fazla miktarda doğalgaz rezervi var ve bu sıvılaştırılmış doğalgazı Avrupa’ya ihraç etmeye çalışıyor. İşte bunun da gerçekleşmemesi demek ABD açısından. Yani ABD bu konuda darda ve bu yüzden de Türkiye’ye ve Rusya’ya karşı yaptırım kozunu kullanmaya çalışıyor.

Hangi yasayla?

Malum: “Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele (CAATSA)” yasasıyla!

“Konuya ilişkin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, artık Rus enerji ihracatı boru hatlarına yatırım yapanların, mali destek verenlerin, boru hatlarının döşenmesinde kullanılan gemilerin ve bununla bağlantılı her türlü mühendislik hizmetinin yaptırımların hedefi olabileceği belirtildi.

“(…)

“Her iki projeye yatırım yapan şirketleri uyaran Pompeo, ‘‘Ya projelerden şimdi çıkın ya da sonuçlarına katlanın’’ sözleriyle mesaj verdi.” (https://odatv4.com/abdnin-hedefinde-turk-akimi-var-16072053.html)

ABD, bu olayda yaptırım sopasını sadece size değil Rusya ve Avrupa ülkelerine karşı da sallıyor tabiî ki …

Hani ABD için; “Haydut Devlet” diyoruz ya. Bakın ne yaptılar geçtiğimiz ay, 24 Temmuz’da bir İran yolcu uçağına:

“İran’a ait yolcu uçağı Şam semalarında iki savaş uçağı tarafından taciz edildi

“(…)

“İran devlet televizyonunun haberine göre, ABD’ye ait iki savaş uçağı, Tahran-Beyrut seferini yapan Mahan Havayolları’na ait bir yolcu uçağına Şam üzerinde yakınlaşarak taciz etti. Olay sırasında uçağın düşme tehlikesi geçirdiği ve bu esnada yolculardan bazılarının yaralandığı belirtildi. Uçağın Lübnan’daki Beyrut Uluslararası Refik Hariri Havalimanı’na zorunlu iniş yaptığı aktarıldı.” (https://sptnkne.ws/Dfmh)

Hayduda bak!

Nerede Uluslararası Hukuk burada?..

Hukuk, Uluslararası Hukuk dediğiniz, güçlülerin, egemenlerin hukukudur. Yönetenlerin hukukudur.

Bakın ne diyor ABD’li Finans-Kapitalist Elon Musk Bolivya olayları için?

“Sosyal medyada Tesla’nın ürettiği elektrikli araçlarda kullanılan lityum iyon pilinin ham maddesinin tedarik edildiği Bolivya’daki ‘Lityum darbesiyle’ bağlantısının sorgulanması üzerine Musk iddiaları teyit eden bir yanıt verdi.

“ABD’de koronavirüs nedeniyle yeni bir ekonomik destek paketi hazırlanmasıyla ilgili Twitter’dan “Bir başka hükümet teşvik paketi halkın çıkarına değil” ifadelerini kullanan Musk’a bir kullanıcı şu yanıtı gönderdi:

“Halkın çıkarına olmayan neydi biliyor musun? ABD yönetiminin sen lityum alabilesin diye Bolivya’da Evo Morales’e darbeyi organize etmesi.”

“Musk ise “Kime istiyorsak darbe yaparız. Aş bunları” karşılığını verdi.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/elon-musk-kime-istiyorsak-darbe-yapariz-1754192)

Bunlar böyle pervasız işte. Köpeksiz köyde değneksiz geziyorlar. Ya da şimdilik öyle sanıyorlar…

Ancak mutlaka bir gün, başta kendi halkı olmak üzere, halklar ayağa kalkacaklar ve devirecekler bu başhaydudu ve onun Parababalarını tüm dünyadaki yerli ortakları, işbirlikçileriyle birlikte…

 

Suriye’de, Suriye Halkının iradesi geçerli olacaktır!

İşte Suriye’de son durumlar böyle.

Bütün veriler, bütün gelişmeler, bütün olaylar, bütün kararlar hep neyi gösteriyor?

Herkes; “Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göster”ecek!

Suriye, İkinci Kurtuluş Savaşı’ndan da zaferle çıkacak. Bir zamanlar Fransız Emperyalistlerini nasıl yendiyse, ABD Emperyalistlerini de yenecek! Ortaçağcı çeteleriyle birlikte, ülkesinden kovacak.

ABD’nin yerli işbirlikçileri, taşeronları da yenilecek. Buna Tayyipgiller de dahil tabiî ki.

O yüzden Tayyipgiller istedikleri kadar süreci uzatmaya, kıvırmaya, dönmeye çalışsınlar bunlar boşuna çabalardır. Attıkları imzaları yalayıp yutmaları olası değildir. O imzaların gereği yerine gelecektir, getirtilecektir. Bundan kaçışları yoktur Tayyipgiller’in.