“Deprem vergileri ne oldu demenin” şimdi sırası değilse peki ne zaman?

08.02.2020
A+
A-

Beton… Yıkım… Ölüm…

Adaletsiz Kalkınma Partisini (AKP) anlatan üç kelime. Yoksulluk ve çaresizlikle sefalete itilen halkımıza AKP’giller’in yıllardır sundukları reçete bundan ibaret. Topluma “çılgın projeler” diye anlattıkları; yol, köprü, havaalanı, kanal gibi inşaat oyunlarının arkasında yandaşlara daha çok kâr ve para kazandıran devasa rantlar yer alırken halkın payına ise bugün Elazığ Depremi’nde olduğu gibi göçük altında can vermek düştü.

24 Ocak Cumartesi günü saat 20.55’te 6,8 büyüklüğünde depremle sarsılan Elazığ’da yazının kaleme alındığı an itibarıyla can kaybı 41’e yükselirken, 1607 kişinin ise yaralandığı tespit edildi.

Deprem, yağmurun yağması kadar doğal bir olay iken can almaya devam ediyor ülkemizde. Oysa suçlu ve öldüren deprem değil elbette. Sorumlularını çok yakından hepimiz tanıyoruz. Depremin ölümlere yol açmasını hâlâ kaderle açıklamaya çalışan bugünkü iktidarın eli kanlı yöneticileri maalesef yıllardır iş başında.

Hatırlayalım, 1999 Kocaeli Depremi’nden sonra neler olmuştu. Geçici olarak çıkartılan “Özel İletişim Vergisi” AKP marifetiyle 2004 yılının başından beri sürekli hale dönüştürüldü. Bu yolla bugüne kadar 65 milyar TL toplanmasına rağmen, depremin yol açacağı kayıpları ortadan kaldıracak önlemlerin alınmadığı gün gibi ortadayken, Kaçak Saraylı ve anlı şanlı bakanları utanmadan kameralar önünde şov yapmaya devam ediyorlar.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı; “Her şeyi devletten beklemek çok da doğru olmaz. Vatandaşlarımız da hassasiyet göstererek tedbir almalı”, derken; bizlerin devletimiz adına canımız, kanımız ve malımızla yeterince teslim olmayışımızı gözümüze sokuyor, sağ olsun(!)

İçişleri Bakanı; “17 yılda toplanan vergiler nerede diye soran kişiler hakkında yasal işlem başlatılacak”, tehdidini savurarak, vatandaşların bu zor günlerde insanlık dışı(!) davranışlar göstermemeleri adına ufak bir hatırlatmada bulunuyor, eksik olmasın(!)

1150 odalı sarayda oturan Muktedir ise; “Depremi durdurma şansımız var mı?”, diye sorarken, depremin yol açtığı can ve mal kayıplarını da sorgusuz sualsiz kabullenmemizi buyuruyor!

Ve oyunun son noktasını Elazığ Valisi koydu; “Kamuoyunda algı şu anda çok iyi!”

Son açıklamayı yapan Vali durumu özetlemiş oldu aslında. Tüm yaşananlar bir bir gerçek ama devletin yüce otoriteleri el birliği ile insanların çektikleri acıların sebeplerini görmelerini engelleyecek bir sis perdesi oluşturma çabası içindeler.

Uzun zamandır sosyal, siyasi ve ekonomik sorunların yol açtığı siyasi iklimde sorumlular hesap vermek şöyle dursun halkın aklıyla alay etmeye doymuyorlar. Memleket, her şeyin güllük gülistanlık gittiğine dair yaratılan algı operasyonlarıyla yönetilir oldu.

Bu atmosfere uygun düşen vatandaş profili ise soru sormayan, tüm olumsuzlukları sorgusuz sualsiz kabul etmeye hazır muteber kişilerden oluşuyor. Kendi elleriyle yarattıkları yeni model insan tipi, AKP için vazgeçilmez derecede önem taşıyor. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada görüntüleri yayımlanan bir gencin söyledikleri tam da bu gerçeğe ışık tutuyor. Kağıt mendil satarak yaşamını sürdürmeye çalışan genç, çoğunlukla parası olmadığından sokaklarda yattığını ancak bundan şikâyetçi olmadığını şu sözlerle açıklamaya çalışıyor.

“Bu benim sınavım!”

Sokaklarda yaşayan yoksul ve çaresiz bir gencin yaşadıklarını normal sayıp sineye çektiği görüntüler sosyal medyayı epey sallamıştı. “Bu benim sınavım”, diyerek tüm çektiği sıkıntıları bir anda temize çeken sihirli sözleri, iktidarın vatandaşa yaşattıklarını da görmezden gelinmesini sağlıyor bir anlamda. Her şeyi kadere bağlayan bu sözler adeta AKP için de kurtarıcı oldu. Nihayetinde soru sormayan, sorgulamayan vatandaş makbul. Şikâyetçi olup, olan bitenden hesap sormaya kalkanların akıbeti ise belli. Böylelerin sıfatı terörist, cezası ise hapis oluyor hiç kuşkusuz…

Yoksulluğunu ilahi sınav olarak gören genç, sözleriyle AKP severlerce pek değerli bulunup yerlere göklere sığdırılmadı sonuç olarak. Oysa bir de karnının yeterince niye doymadığını, akşam sıcacık bir yatakta niye yatamadığını düşünmeye başlayıp; “Ya ben sizin sınavınızsam?”, diye sorsaydı, yine de destek görür müydü AKP’giller’den acaba?

Daha çok yoksulluk için efendisine dua eden kölelerin durumundan ne farkı var bu her şeyi kabul eden gencin?

Günümüzün insan tipolojisi de kendi yoksulluğunu görmezden gelip iktidara meşruiyet zemini yaratan bu gençten farksız değil ne yazık ki.

Nasıl anlatmalı bu topluma, depremin coğrafi bir gerçek olduğunu ve deprem nedeniyle ölümlerin kader olmadığını?

Yoksulluk da öyle değil mi?

Milyonlarca işçinin sırtında yükselen sarayların yüksek tavanlı şaşalı salonları daha çok aydınlatılsın diye değil mi bir göz odada soğuktan birbirine kenetlenmiş canların sonsuz itaatkârlıkları?

Yaşarken işçinin işgücünü sömürüp onu yoksulluğa mecbur bırakan Tefeci-Bezirgân Sermayenin günümüz temsilcisi AKP Çetesi, yoksulluğu kadermiş gibi gösterip bir de inancını sömürüyor.

CIA İslam’ını yaymakla görevli misyoner kılıklı Diyanet İşleri Başkanı bu konuda hiç tereddüt etmeden; “Bu dünya imtihan dünyasıdır. Acılarınızı isyana dönüştürmeyin”, fetvası yayımlayarak, yoksulluk karşısında milyonlarca insanı sessiz kalmaya çağırıyor.

Lüks ve şatafat içinde yaşayanları korumakla görevli, milyonluk makam araçlarına binen Diyanetin Başkanı, emekçi halka kısaca isyan etmeyin çağrısında bulunurken, bir başka fetvasında TOKİ adına alınan faizin caiz olduğunu duyuruyor. Oysa aynı Diyanet geçen yıl faize ilişkin yayınladığı fetvada; “Faiz haramdır. Faizi helal kılmak kimsenin yetkisi değildir.”, diyordu.

İşte durum bu kadar açık ve net. AKP’ye uygun fetva veren yozlaşmış ve çürümüş “Yerli ve Milli Diyanet”, yoksullaştırılmış kitlelerin bir de inançlarını sömürerek her tarafından kan damlayan saraylarını korumak adına yaşatılan onca zulüm.

İntihar edenlerin cansız bedenleri üzerinden dahi nemalanan çürümüşler çetesi için kira, haciz, fatura, geçim, açlık ne anlama geliyor acaba?

Tüm bunların sorumlusu; 20 yıldır açlık ve sefalete mahkûm ettikleri halkın hayatını, inancını, ölümünü bile sömürenlerden başkası değil biliyoruz.

Kameralara yansıyan en son görüntü de, depremi siyasi şova çeviren Tayyip’in arama ve kurtarmanın yapıldığı enkaz alanına koruma ordusuyla gelip boy göstermesi oldu. Can derdine düşmüş insanların acılarını bile politik malzeme yapmaktan çekinmeyenleri bekleyen hazin son, er geç orada tanık oldukları enkazdan başkası olmayacaktır. Günü gelince, seyrettikleri enkazın izdüşümü olan kendi yarattıkları siyasi ve ekonomik enkazın altında kendileri olacak ve mutlaka, bugün sorumlusu oldukları yitip giden sayısız canlar için hesap verecekler.

Ankara’dan Bir Yoldaş